Hedefler iyi de, araçlar belirsiz

6.10.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

2018-2020 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) ile ilgili tartışmaların daha uzun süre devam edeceği anlaşılmaktadır. Program’da öngörülen hedeflerin hemen tamamı, ekonomimizin önümüzdeki üç yıl içinde her alanda gelişeceği beklentisine dayalıdır. Büyüme önümüzde ki 3 yıl içinde her yıl  % 5,5 oranında gerçekleşecektir.  Bu yıl % 9,5 olan enflasyon 2020 yılında % 5 e gerileyecektir.  Bu yıl  % 10,8 olarak beklenen işsizlik 2020 de % 9,6 olacaktır. İhracat bu yıl 156,5 milyar dolar olacak, gelecek yıldan başlayarak 3 yıl yaklaşık her yıl  % 8 oranında artacak ve 2020 yılında 195 milyar dolara çıkacaktır. OVP’ye göre kur artışı 2018 de % 4, 2019 da % 4,8 ve 2020 de % 3,6 olacak, ortalama kur gelecek yıl 3,56 TL ve 2020 de 4,02 TL olarak gerçekleşecektir. Petrol fiyatlarının ise 55-60 dolar/varil olarak dikkate alındığı anlaşılmaktadır.

Açıklanan bu hedeflere kimsenin diyecek bir şeyi yoktur. Hepsi memnuniyet vericidir. Ancak eksik olan husus bu hedeflere varmak için hangi önlemlerin alınacağına dair ikna edici açıklamaların olmayışıdır. Hatta zaman zaman ortaya konan varsayımlar arasında çelişkilerin var oluşudur.

Temel ilke olarak, büyümenin iki ana kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan biri iç talebin arttırılması diğeri de yatırım, üretim, ihracat ve turizm gelirlerinin arttırılmasıdır.

Şimdi iç talebin arttırılması seçeneğine bakalım.  Devletimiz gelecek yıl 28 milyar lira ek vergi toplayacaktır. Bu gelir, savunma ihtiyaçları ve kamunun diğer harcamalarını karşılamak için gerekli görülmektedir. Bu başlı başına harcama hacmini daraltmaktadır. KGF aracılığı ile verilen kredilerin sonuna gelinmiştir.  Bu kredilerin geri ödemesi gündeme gelecektir. Ertelenen primlerin ödeme zamanı gelmektedir.  İç tüketimin arttırılması ithalatı da arttırıcı bir etki yapmakta ve dış ticaret açığını büyütmektedir.  Bu tür bir büyüme modeli bütçe açığını da yükseltecektir. Bu yıl zaten bütçe açığı, gayrisafi milli hasılanın % 2,1-2,2 bandındadır. Bu oranın OVP de öngörüldüğü gibi % 2’nin altına inmesi çok zordur. Büyümenin iç tüketimin arttırılması gibi bir modele dayandırılması, ekonominin durgun olduğu dönemlerde, bir canlılık yaratılması için tercih edilebilir ama kalıcı ve istikrarlı bir büyüme modeli olarak düşünülmemesi gereklidir.

Büyümenin kaynağı olarak ihracat, turizm, yerli ve doğrudan yabancı yatırımlar gibi gelir getirici faaliyetlerin tercihi daha sağlıklıdır. İhracat alanında küçük de olsa bazı gelişmeler gözlenmektedir. Kasım 2016 ayından itibaren ihracatta artışlar vardır. 2017 Eylül ayında da % 8,9’luk bir artışla 11,3 milyar dolarlık ihracat yapılmıştır. Son 12 ayda gerçekleştirilen 153,2 milyar dolarlık ihracat, 2017 yılı için öngörülen 156,5 milyar dolarlık hedefe ulaşılabileceğini göstermektedir. Ancak OVP ‘de 2020 yılı için gerçekleştirileceği hedeflenen 195 milyar dolarlık hedefe varılabileceği tartışma konusudur. İhracatın yapısında herhangi bir değişiklik yoktur. Yüksek teknoloji içeren ihracat ürünlerinin oranı % 4 civarındadır. Teşvikler genel düzeydedir, uzun vadede talebi olacak ürünlere yönelik bir teşvik sistemine geçilememiştir. İhraç ürünlerimizin dış piyasalardaki rekabet gücü sınırlıdır. Bölgemizdeki gerginlikler ve genelde dış politika uygulamalarımız ihracat pazarlarımızı sınırlamıştır. Üstelik OVP’de ortalama kur 2018 de 3,56 TL, 2019 da 3,88 ve 2020 yılında 4.02 TL olarak tahmin edilmiştir. Anlaşıldığına göre, kurun oldukça düşük olacağı ve dolayısıyla TL’nin değer kazanacağı varsayımı, dış piyasalardan kolay kaynak akışının önümüzdeki yıllarda da devam edeceği düşüncesine dayalıdır. Oysa, başkan Trump’ın 200 milyar dolarlık ekonomiyi canlandırıcı bir vergi indirimine gidecek politikalar açıklamasından sonra FED, Ekim ayından itibaren bilanço küçültmesine gideceğini, Aralık ayında bir, gelecek yıl üç defa faiz artışı yapabileceğini açıklamıştır. Bu durumda dış kaynak akışının kolay ve ucuz olmaya devam etmesi beklenmemelidir. Zaten, TL’nin değer kazanması ihracatçı için olumsuz bir gelişmedir. Buna bir de özel ve kamu harcamaları, savunma giderleri ve bütçe açıklarının artma ihtimalleri dolayısıyla yüksek kalabilecek enflasyon eklenirse, ihracat beklenen sıçramayı yapamayacaktır. Çünkü ihracatçı, hammadde tedarikinden, üretime, personel ücretlerine ve nakliyeye kadar ihracat hazırlıkları aşamasındaki harcamalarını yurt içinde yapmaktadır. Yüksek enflasyon maliyetleri arttıracak ve rekabet gücünü olumsuz yönde etkileyecektir.

Turizmde bazı olumlu gelişmeler olması sevindiricidir. Ancak henüz geçmiş yılların seviyelerine ulaşılamamıştır. Artışın, daha az para harcayan turistler kaynaklı olduğu söylenmektedir. Bu durumun, güvenlik ve negatif dış algı ile ilgili olduğu bilinmektedir.

Doğrudan yabancı yatırımlar için de benzer şeyleri ifade etmek mümkündür. Güven, karlılık, uluslararası hukuk ve eğitim düzeyi, normalleşme gibi unsurları içeren bir yatırım ortamı gereklidir. Bu yolla, teknoloji transferi, ek sermaye ve daha geniş pazar olanakları elde etmek mümkün olacaktır.

Ülkemizde daha önce de Orta Vadeli Programlar yayımlanmış ve her birinde iyimser tahminlere ve beklentilere yer verilmiştir. Ancak, Programların birçoğunda hedeflerin önemli bir bölümünde ciddi sapmalar meydana gelmiştir. Bu sapmaların bir bölümü, sermaye piyasalarındaki beklenmedik gelişmeler, gerginlikler gibi dış kaynaklıdır. Bir kısmı da, Programların çok iyimser tahminlere dayandırılarak hazırlanması ve hedeflerin nasıl ve hangi araçlarla gerçekleştirileceğinin ya hiç belirtilmemesi ya da ikna edici olmamasıdır.

Son programın sonuçlarını görmek için de beklememiz gerekecektir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...