Valizi kapan İzmir'e koşuyor

10.11.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gözünü sevdiğimin demokrasisi, aklına eseni rahatça yapıyorsun bu rejimde...

Canın mı sıkıldı, bunaldın mı, psikolojin mi bozuldu, yaşadığın yerden zevk almamaya mı başladın, kalabalık yoruyor mu seni, kirli hava sağlığını tehlikeye mi düşürüyor? Kap valizini, koş İzmir'e... Son bir yılda yağmur gibi yağıyor yerli göçmenler. İstanbul'dan, Ankara'dan, Anadolu'nun her yerinden kopup gelenler, İzmir'e yerleşmek için yarışıyorlar adeta.

İzmir'in imkanları, altyapısı, elektriği ve suyu, yolları, otoparkları yeterli mi böyle bir göçe? Kimsenin aldırdığı yok. Böylesine yoğun bir göçe ne yapsanız kafi gelmez. Yollar genişliyor, metro hattı uzatılıyor, toplu taşıma araçları iyice arttırılıyor, yeni tramvay rayları döşeniyor ama yine de ihtiyaçlar karşılanamıyor.

Bu şartlarda Belediyeyi takdir etmemek mümkün değil. Ankara'dan beklediği desteği alamıyor, körfezdeki gemilerini koyacak balıkçı barınağında bile yer bulamıyor, kentin önemli bölümlerini şantiyeye çeviren yatırımlarına doğru dürüst kaynak sağlayamıyor ama geceli gündüzlü çalışıyor, mevcut imkânlarla harikalar yaratıyor. Bravo Aziz Kocaoğlu'na. Yiğidi öldür hakkını ver. Bir yandan iktidarla boğuşuyor, öte yandan partisindeki muhalifleriyle. Allahtan çok dürüst ve ahlaklı bir adam, kişiliğine ve namusuna kimse dil uzatamıyor.   

Biz başarıyı görmekte ve kabul etmekte çok hasis bir milletiz. Hele takdir duygularımız yok denecek ölçüde körleşmiş. İmkansızlıklar içinde imkan yaratma mucizesini yaratmaya çalışanlara destek olmadığımız gibi çelme takmada da üzerimize yok. Koca İzmir'de Aziz Kocaoğlu'nun lehinde konuşan,(Allah razı olsun)diyen kimseye pek rastlamadım. Herkes bir kulp takıyor, hizmetlerin iyi yürümediğini söylüyor, metro ve tramvay çalışmaları için kapatılan yollara ateş püskürüyordu. Ama iktidar para vermiyormuş, projelerini engelliyormuş, arkadan yeni başkan adaylarını parlatıyormuş. Muhaliflere göre bunların bir önemi yok. Kocaoğlu ne yapıp edip herkesi memnun etmeliymiş.

Ben İzmir'e dışarıdan bakıyorum. Bu güzel şehirde yaşamıyorum. Onun için sorunları etraflı bir şekilde göremeyebilirim. Ama uzun zamandır gelmediğim İzmir'i, çok büyümesine ve yeşili giderek azalmış bir beton tarlasına dönmesine rağmen, yine de iyi bulduğumu söylemeliyim. Evet, çarpık ve sağlıksız gelişiyor, göçü önleyemiyor ve İstanbul'un yaptığı tüm yanlışların benzerlerini başarıyla yapıyor ama bu şartlarda daha iyi yönetilemez İzmir.

Ankara'dan gerekli mali desteği alamayan tüm belediyeler, her şeye kolaylıkla ruhsat vererek, gelirlerini arttırmaya çalışıyorlar. Bunun da en başında inşaatlar geliyor. Bu çarpıcı gözleme en iyi örnek İzmir'den verilebilir. Geçmişte dağı taşı altındı İstanbul'un. Şimdi de İzmir'in dağı taşı inşaat olmuş. Yeni inşaatlarla öylesine büyümüş ki İzmir, hizmetleri üçe beşe de katlasanız, yine de yetersiz kalır. Allahtan kentsel dönüşüm burada henüz devreye girmemiş. Oysa öylesine eski binaları var ki, Allah korusun 4-5 şiddetindeki depremle çoğu büyük zararlar görür. Biliyorsunuz Ege de depremin hassas bölgelerinden biri. O nedenle dikkatli olmak lazım.

Bunca büyük göçe rağmen İzmir, İstanbul ve Ankara gibi bozulmamış, özelliğini şimdilik kaybetmemiş. İzmir'e dışarıdan gelip yerleşenler, kendi adetlerini ve alışkanlıklarını, kültürlerini şehre pek taşıyamamışlar. Aksine İzmir'in yaşamına ve yaşam usul ve kalitesine ayak uydurmaya çalışmışlar. Oysa İstanbul ve Ankara'da durum tam tersine gelişti. Müziğiyle, kebabıyla, çiğ köftesiyle, kabadayılığıyla gelenler, bu kentleri kendi kültürleri, adetleri ve yaşam tarzlarıyla esir aldılar adeta. Bu farkı görmezden gelemeyiz.

3 gündür İzmir'deyim. Bir yakınımın sağlık sorunu için hastanelerde dolaşıyorum. Üzülerek ifade etmek zorundayım ki, İzmir'de de kanserde büyük patlama var. Bu yüzden Üniversiteler ve özel hastaneler, yeni onkoloji bölümleri açıyorlar, dışarıdan yeni cihazlar getiriyorlar, büyük yatırımlar yapıyorlar. Devletin kanseri önleme konusunda, yeni onkoloji binaları yapmak dışında ciddi bir gayreti ve kampanyası yok. Oysa tarım ilaçlarına, mevsimsiz yenen ve seralarda mevsim dışı yetiştirilen gıdalara, sebzelere karşı hassas bir politika oluşturması lazım. Kışın domates, patlıcan, biber yemeye kalktınız mı, seralardaki ilaçlı mallara mahkum olursunuz. Bunlara ilaç vermezseniz, fideler büyümez, çiçek açmaz, mahsul vermez.

Bu konuda televizyonlarda bir program görebiliyor muyuz? Sağlık Bakanlığının uyarı ve ikazlarına tanık olabiliyor muyuz? Kamu spotları arasında bu önemli konuya rastlayabiliyor muyuz? En azından kışın lahana, karnabahar, Pırasa, kereviz gibi gıdaları yememizi önerebilirler, bizleri seralarda yetişen yazlık gıdaları kışın da tüketmekten caydırabilirler. Bunu yapsalar bari...

3 günlük İzmir gözlemlerimin özeti şimdilik bunlar.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...