İç ve dış siyasette dil konusu

10.11.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Siyasette devletlerin ve milletlerin yönetimlerinde kullanılan dilin önemi, çok önde gelen bir husustur. Ne yazık ki gerek ülkemizde, gerekse dünya arenasında milletler arasında bu iş biraz şirazesinden çıkmış durumda.

Öncelikle Türkiye olarak 1950’den itibaren Cumhuriyetimizin iktidar değişikliği ile demokrasiye geçiş dönemi başlamış bulunmaktadır.

Ancak yabancılıktan mıdır nedir; birdenbire demokrasiden aşırı serbesti ve “Ne istersem onu konuşurum veya itham ederim, kimse karışamaz” düzensizliği, düşünce ve konuştuğumuz dilin ahengini kaybetmemiz gibi bir sonuç doğurdu.

“Memlekette demokrasi var, ben ne istersem yaparım ve söylerim” modası, Demokrat Partili ve Cumhuriyet Halk Partililer arasında revaçtaydı.

Nihayet bu günlere geldik.

Şahtık, şahbaz olduk.

Halk arasında konuşmalar ve siyasetin “yeni” lisanı taraftarlar arasında rağbet bulunca hakaretlere varan seviyelere gelindi ve biraz da iktidar olmanın cesareti ile iş çığırından çıktı.

Halbuki bu yanlıştı.

Demokrasi, adalet ve refah içinde yaşam tarzının gelişmesi gerekirken aklın yerine hırslar ortaya döküldü.

Bir yandan da iktidar hırsı ile gelen siyaset arenamızın bazı lider ve mensupları, işi çığırından çıkarmak için elinden geleni yapmakta gecikmediler.

Burada isimlerden ve liderlerden bahsetmek istemiyorum.

Demokrasi serbest rejim olması gerekirken onun “dilinin” maalesef yanlış kullanılmasından doğan ve milletleri ve mensuplarını birbirine düşman eden seviyesizliğinin zararları anlatmak istiyorum.

Oysa serbest ve laik düzende demokrasinin faziletlerinin imrenilecek sonuçlar doğurması gerekir. Bu olmadı ve siyaset bizi kamplara ayıran bir ayraç haline dönüştü, birbirimize yabancılaştırdı.

Gelelim siyaset ve diplomasi diline...

Evet, iç siyasette ve dış siyasette devletlerin ve milletlerin arasındaki konuşmaların farklı nüans ve şekillerde yapılması gerekirken, bundaki dikkatsizlikler maalesef toplumu ve milletlerarası ilişkileri zararlı hale sokmaktadır.

İç dünyamızda, yani ülkemizin iktidar ve muhalefetinde zaman zaman görülen ve bazen hakaretlere varan hitapların ve söylemlerin faydası yok, zararı vardır.

Ayrıca demokrasi içinde insanlarımızın ve siyasilerimizin birbirlerine hakaret etme yetkisi yoktur ve bu bir suçtur.

Özellikle Devlet adamlarımıza ve belirli mevkileri işgal eden temsilcilerimize bu yöntem uygulanamadığı gibi karşılıklı da yapılmamalıdır.

Bu ise ülkemize, insanlarımıza, milletimize itibar getirmez, bilakis itibar kaybını yaratır.

Gelelim uluslararası diplomatik hitaplara... Her şeyin bir veya birkaç şekilde söylenmesi mümkündür. Bu hakaret veya ılımlı hatırlatmalar şeklinde olabilir.

Ancak milletler arasında konuşulan dilin adı ise, “diplomatik hitap tarzı ve üslubudur”. 

Bu ise ayrı bir zarafet ve maharet isteyen bir tarzın mecburiyetini de beraberinde getirir.

Peki, “Ben istediğim gibi hitap ederim, kimse karışamaz” derseniz? Sonucuna katlanmak zorunda kalırsınız.

İş bununla da kalmaz. Sizi cevapsızlıklarla, gizli davranışlarla, ayrımlarla, ustaca zora ve itibarsızlığa sistematik bir şekilde sokarlar.

Uluslararası arenada “yalnızlıklarla” yaşam tarzınızı hazırlarsınız. 

Diplomaside her şeyi söyleyebilirsiniz, dil kelimeleri çoktur. 

Ancak zarafet ve kuralların gerektirdiği gibi olmak kayıt ve şartı ile.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...