Kur artışları ve Merkez Bankası müdahalesi

10.11.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Kur artışlarının Ekim ayında hız kesmeden devam ettiğini ve bir ay içinde % 10’a varan bir yükselişle karşılaştığımızı görüyoruz. Bu durumun, toplamı 213 milyar dolara varan döviz borçlularını, parite farkı nedeniyle rahatsız edeceği ve birçok şirketi zor duruma düşüreceği açıktır. Ayrıca bu artışlar sanayi faaliyetlerini yavaşlatacak ve iç talebi yavaşlatacaktır. İhracatçı kur oynaklığı yüzünden fiyatlamada zorluk çekecektir. İhracatı ithalata bağlı sektörlerde maliyet artışına yol açacaktır.

Kurlardaki yükselişin iç ve dış çeşitli sebepleri vardır. Bunların başında enflasyon düzeyi ve faiz hadleri gelmektedir. Genel kanı, enflasyonun bu kadar yüksek çıktığı bir noktada faiz hadlerinin düşük kaldığıdır. Ancak bugünkü ortamda Merkez Bankası faizleri yükseltememektedir. Bilindiği gibi, enflasyon ölçümünde en güvenilir endeks olarak kabul edilen çekirdek enflasyon (gıda ve enerji bu tür endekste dikkate alınmamaktadır) son 9 yılın en yüksek Ekim ayı seviyesi olan % 11,82’ye ulaşmıştır. Üretici fiyatları endeksi de % 17,28 ve bu endeksin temel unsuru olan imalat fiyat artışı çok yüksek düzeyde  % 18,86 olmuştur. Merkez Bankası’nın bu yıl için hedeflediği % 9,8 lik enflasyon oranı ile karşılaştırıldığında gerçekleşen rakamların yüksekliği daha iyi anlaşılacaktır. Merkez Bankası’nın söz konusu hedefi belirlerken geçen yıl verilen Hazine destekli KGF kredilerinin ve diğer teşviklerin normale döneceği varsayımından hareket ettiği düşünülmektedir. Oysa bu desteklerin kalıcı olacağı açıklanmıştır.

Kurları etkileyen diğer faktörler arasında, petrol fiyatlarının yükselme eğiliminde olması, ABD Başkanı Trump’ın vergi düzenlemelerinin Kongre’den geçmesi halinde ABD faizlerinin yükselme ihtimali, ABD’de görülmeye başlanılacak, ülkemiz bankalarını da ilgilendirebileceği söylenen davalar, AB ve ABD ile ilişkiler ile bölgemizdeki gerginlikler sayılabilir.

İşte böyle bir ortamda Merkez Bankası piyasaya müdahale etme gereğini duymuş ve rezerv opsiyonu mekanizması kapsamında döviz imkan oranı üst sınırını yüzde 60'tan yüzde 55'e düşürmüş, tüm dilim aralıkları da 5'er puan aşağı çekmiştir. Söz konusu değişiklik ile yaklaşık 5,3 milyar TL likiditesi piyasadan çekilecek ve yaklaşık 1,4 milyar dolar tutarında döviz bankaların kullanımına geçecektir.

 TCMB aynı zamanda 1 Şubat 2018’e kadar vadesi dolacak olan ihracat ve döviz kazandırıcı reeskont kredilerinin USD/TL için 3,70, EURO/TL için 4,30 ve Sterlin/TL için 4,80 kurundan TL bazında ödenmesine olanak tanımıştır.

Dolaylı kur müdahalesinin vereceği olumlu sonuçların çok sınırlı kalacağı ve etkisinin geçici olacağı görüşü yaygındır. Nitekim, bu müdahale ile birlikte gelen ABD ile vize sorununun yumuşadığı haberlerine rağmen, dolar değerinde gerileme sınırlı kalmıştır. Piyasa, sorunun faiz hadlerinde yapılacak değişikle çözüleceğine inanmaktadır. İhracatçılara verilen kur garantisi ise örneğin doların 3 aylık taban fiyatının 3,70 TL olacağının ilanıdır. Sonuçlarının ne olacağını bekleyerek göreceğiz.

 

Küçük şirketlere dövizle borçlanma yasağı

 

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, İhracatçı olmayan küçük işletmelere dövizle borçlanmayı yasaklayacaklarını, büyük şirketlerin ise eğer ihracatçı değillerse, mutlaka finansal korumaya zorlanacaklarını açıklamıştır. Bakan, 25 bin firmanın açık döviz pozisyonu olduğunu, 2 bin firmanın açık pozisyonun % 83 üne ve geri kalan 23 bin firmanın açık pozisyonun % 17 sine sahip olduğunu açıklamıştır.

Bu açık döviz pozisyonunun, dış kaynağın bol ve ucuz olduğu dönemlerden kaynaklandığı bilinmektedir. Döviz değerinin yükselmesi en çok bu kesimi etkilemekte ancak ülkenin kredi riskini de yukarı çekmektedir. Bu itibarla karar doğrudur. Ayrıca Merkez Bankası’nın, daha önce olmayan, şirketlerin döviz borçlarını izleme yetkisine sahip olması da yerinde bir düzenlemedir.

 

KDF desteğinin kalıcı hale gelmesi

Geçen yıl başlatılan Hazine destekli KGF kaynaklı kredilerin bu yılın birinci ve ikinci çeyreğinde gerçekleşen büyüme oranına önemli katkılarda bulunduğu açıktır. Aynı etkinin üçüncü çeyrekte de süreceği bellidir. Genel beklenti, kredilerin normale döneceği, ilave teşviklerin ortadan kalkacağı, ertelenen sosyal güvenlik ödemelerinin başlayacağı şeklinde iken, KGF kredilerinin önümüzdeki dönemde de sürdürüleceği açıklanmıştır. Bu kararın, Ekim ayında görülen göreli durgunluğa ve iç talebin düşmeye başlamasına karşı bir önlem olduğu düşünülmektedir.

Kararın ekonomik canlılığı arttırıcı bir etki yapması beklenebilir. Ancak kararın, enflasyon baskısını arttırması, faiz hadlerin etkilemesi ve Merkez Bankası’nın açıklamasında yer aldığı gibi ‘son dönemde piyasalarda ekonomik temellerle uyumlu olmayan sağlıksız fiyat oluşumları gözlenirken’ alınması dikkat çekicidir. Sonuç itibariyle ekonomi bir tercihler meselesidir. Büyüme ve istihdama öncelik verildiği, enflasyon sorununun daha sonra ele alınacağı anlaşılmaktadır.

Teknoloji üreten KOBİ’lere  %70’i geri ödemesiz destek verilmesi

 

Teknoloji üretimi ve ihraç maddelerinin yapısındaki ileri teknoloji içeriğinin arttırılması ülkemizin ana sorunlarından biridir. Bu itibarla bu alana destek verilmesi son derece önemlidir. Girişimcilik, innovasyon ve AR-GE çalışmaları bu yolla teşvik edilecektir.

Yüksek teknoloji tanımının iyi yapılması, desteği verecek kurumun doğru seçilmesi, denetimin etkinliği, ürünün gelecekteki rekabet üstünlüğü gibi hususlar, desteğin amacına uygun olarak kullanılması için gereklidir.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...