Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Mustafa Sabri’nin Adamlarına mesaj!..

17.11.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İnsanda, hele bakansa, müsteşarsa, genel müdürse, daire başkanıysa, müdürse ve de “bir okula isim verme yetkisine sahipse” ya da “verebiliyorsa”, biraz utanma, arlanma olur ve de “bunun gereğini” de yerine getirir!..

“Mustafa Sabri” denilen “Türkiye Cumhuriyeti’ne yapmadığını, söylemediğini bırakmayan” ve de “Kurtuluş Savaşı’nın baş komutanı Atatürk için ölüm fetvasını çıkaran” Padişah ve İngiliz Kuklası şeyhülislamın adını “Tokat’ta bir liseye verenler” için söylüyorum, bu sözleri…

Damat Ferit haininin Şeyhülislamı olan bu adam, “İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin de üyesi olacak” ve “Sevr Anlaşması’nın kabulünü isteyecek” kadar “mandacı ve zavallı” bir kişidir!..

Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Eğitim Bakanlığı’nda “bu adamın adını bir okulumuza verecek insanların bulunması”, tüyler ürpertici bir durumdur!..

Utanmadan, sıkılmadan bir de, “Sehven oldu” diyerek, okulun adını, “gazetelerde haber olur olmaz değiştiren” yetkililere söylüyorum; hiç Türk Dil Kurumu’nun güncel sözlüğünde “Sehven” kelimesinin karşılığına baktınız mı, ne yazıyor: “Dalgınlık veya unutkanlık sonucunda oluşan yanlışlıkla.”

Biraz insafı, biraz vicdanı, biraz izanı olan bir kişi, “Milli Mücadeleden sonra Yunanistan’a kaçmış olan” Mustafa Sabri’nin adını bir okula dalgınlıkla vermez”, veremez!..

Biraz insafı, biraz vicdanı, biraz izanı olan bir yetkili, “Yunanistan’dan Mısır’a geçen ve orada ölen” Mustafa Sabri’nin adını bir okula unutkanlıkla vermez”, veremez!..

Vermişse, yapacağı, “her onurlu insan gibi” gereğini yerine getirmek ve “emekliliğini isteyerek” o koltuğu boşaltmaktır!..

Hele hele “Sehven verdim” diyor, diyebiliyorsa, hem de hemen “O koltuktan, bir daha dönmemek üzere kalkmak olmalıdır, yapacağı iş, her onurlu insan gibi!.. 

Ne diyor, Ziya Paşa: “En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun / Sen herkesi kör âlemi sersem mi sanırsın?”

(En ummadığın senin içyüzünü keşfeder / Sen herkesi kör, halkı sersem mi sanıyorsun?)

Ve devam ediyor; “Bir gün gelecek sen de perîşân olacaksın / Ey gonca bu cem’iyyeti her dem mi sanırsın?”

(Bir gün gelecek sen de perişan olacaksın / Ey gonca bu topluluk böyle (yanında) olacak mı sanırsın?)

Bilmem ki, sizler, Recep Tayyip Erdoğan’ın “Atatürk’e sahip çıkmaya başlamasının altına bomba koyduğunuzun” ve ona “Hadi canım sende” dediğinizin farkında mısınız?.. 

 

Ay'ına kavuştu!..

                                    

                                   

 

 

Urlalı filozof, dünyanın ilk astronomi bilgini Anaksagoras’ın, 2500 yıl sonra “yeniden kavuştuğu” Urlasında, başına gelmedik kalmamıştı. Önce “birileri” heykelinin yapılmasına karşı çıkmışlar, birileri yapılan ve Urla Meydanı’na konulan heykeli “karalamak için” ellerinden geleni artlarına koymamışlardı.

Bu engellemelere rağmen, heykeli yapılmış ve sıcak bir törenle açılmıştı. Ne var ki daha o gece “elindeki Ay’ı çalınmıştı.”

Sonra “yeri değişmiş” ve orada da gece ziyaretçileri tarafından “eline domatesler, elmalar” ve nihayet “Cumhuriyet Bayramı’nda Türk Bayrağı” konulmuştu.

Ve… Geçen hafta “bir gece, çalınan Ay, yeniden Anaksagoras’ın eline bırakıldı”; onun elinden “Ay’ını alan meçhul kişi”, nihayet hidayete ermiş ve gönlü “Urlalı Filozofun Ay’sız kalmasına” razı olmamıştı!..

Anaksagoras “şimdi çok daha mutlu oturuyor” Urla Meydan Parkındaki taştan koltuğunda. İnşallah o Ay, bundan sonra hep orada, “olması gereken elin içinde” kalır.

Anaksagoras, bizden biri; “Ön Asya’nın, insanlık tarihinin ve Urla’nın en ünlü kişilerinden biri”; neden ona, tıpkı “Atinalıların 2500 yıl önce çektirdiği gibi”, azap çektiriyoruz ki?

 

 

Sözün Özü

Şimdi de, sözüm ona bir müdür, kalkmış okulunda kızları ayrı, erkekleri ayrı sınıflara koyarak, Anayasa’ya da Tedrisat Kanunu’na da aykırı bir “Haremlik / Selamlık düzeni” getirmiş, okuluna! Kuzum “bunların aklı fikri” hep “apış aralarında” mı ve de her kararlarını “oraya göre mi” alıyorlar, Allah aşkına?..

 

 

Haftanın Adamı

Devlet Bahçeli!..

 

MHP Genel Başkanı, şimdiden “kendisini ve partisini”, 2019’daki “Milletvekili ve Başkanlık Seçimleri için” hem de “gönüllü” olarak ve de tek taraflı “Erdoğan’ın kaptanlığındaki AKP gemisine bağladığını” ilan etti!..

Ortaya da “garip bir durum” çıktı; zira Bahçeli’nin açıkladığı bu senaryoya “AKP’li olmayanlar” hiç şaşırmadı; zira ortada “aşılması çok zor görünen bir baraj vardı” ve de MHP’nin geleceği iyice grileşmişti!..

AKP’liler ise, “az şaşkınlık”, çokça “Ne yapacağız şimdi” sorusunun getirdiği sorun ve sorumlulukla “kararsızlık” içinde kaldılar ve de ne diyeceklerini, “neyi, nasıl söyleyeceklerini” şaşırdılar!..

“Baraj hesapları ve seçim kanununda yapacakları değişiklikler için” bugüne kadar yaptıkları çalışmaları çöpe attılar ve “Sil baştan” dediler!..”

Neyse ki günler sonra Erdoğan, “MHP ile birlikteliğe varız” açıklamasını yapınca AKP cephesi ferahlayıverdi. 

Bahçeli, kendisini ve partisini “böylece emniyete alıyordu” ama, “bu adımın Erdoğan’a cumhurbaşkanlığını, AKP’ye Meclis’te çoğunluğu getirip getirmeyeceği” meçhuldü ve de “çözüm” adeta “Rus Ruleti” gibi olacaktı!..

Soruya herkes cevap arıyor; “Ne olacak şimdi?..”

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test