Enflasyon, kur ve faiz

24.11.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bugünlerde ekonomik alanda en çok tartışılan konu enflasyon, kur ve faizlerdir. İlginç olan şey bu üç parametrenin de birlikte hareket etmesi ve pek rastlanmayan bir şekilde birlikte yükselmesidir. Enflasyonun faizin sebebi mi, yoksa sonucu mu olduğu tartışması da uzun süredir gündemdeki yerini korumaktadır

Bizce en önemli sorun enflasyondur. Zaten Merkez Bankası’nın ana görevi de fiyat istikrarını sağlamak ve devam ettirmektir. Elbette Banka’nın bu görevini yerine getirebilmesi için, bağımsız hareket edebilmesi ve kararlarında sadece iç ve dış ekonomik gelişmeleri gerekçe olarak kullanabilmesidir. Göründüğü kadarıyla Merkez Bankası bu konuda fazla rahat değildir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi enflasyon mevcut sorunlar içinde en önemlisi gibi görünmektedir. Ekim ayı itibariyle TÜFE de yıllık enflasyon % 11,90 olarak gerçekleşmiştir. Bu seviye 2008 yılından beri kaydedilen en yüksek orandır. Enerji ve gıda maddeleri gibi değişken, mevsimlik kalemler dışarıda bırakılarak hesap edilen çekirdek enflasyon ise TÜFE’ye çok yakın çıkmıştır. Bu durum, gerekli ekonomik tedbirler alınmadığı takdirde enflasyonun bir süre daha yüksek hızını sürdürebileceği anlamına gelmektedir.

Enflasyonun ana sebepleri ise bellidir.

 

Kurlar iç ve dış etkenlerle hızla yükselmiştir. Kur yüksekliği bir ölçüde turizm sektörünü olumlu olarak etkilemiş olabilir. Ancak ihracat ve üretimde dışa yani ithalata bağımlı olunduğu için maliyetler hızla artmıştır. Bu da iç piyasada fiyat artışlarına sebep olmuştur. Türk Lirası değer kaybedince, enerji ve ulaşım başta olmak üzere birçok ürün ve hizmete zam yapma gereği ortaya çıkmış ve fiyatların yükselmesine neden olmuştur. İthalata bağımlı olmayan sektörler bile, beklentiler olumsuz olunca fiyatlarını arttırmışlardır. İhracatçıların teorik olarak kur artışlarından memnun olmaları beklenebilir ama onlar da kur oynaklığından şikayet etmektedir. Dahası alıcılar TL’nin devalüasyonundan pay istemekte ve ihracat fiyatlarının düşürülmesini talep etmektedir. Böyle bir durum geçmiş yıllar devalüasyonlarında da sıkça görülmüştür.

Yüksek enflasyonun bir diğer ana sebebi, geçtiğimiz yıl başlayan Hazine destekli, KGF kaynaklı 200 milyar liralık bir kaynağın çok kısa bir süre içinde piyasaya verilmesidir. Bu düzenleme küçük ve orta ölçekli firmalar için çok faydalı olmuş, ekonomi canlanmış ve büyüme hızı yükselmiştir. Ancak yaratılan talep enflasyona yol açmış, bütçe açıkları artmış ve mali disiplinin bir ölçüde bozulmasına yol açmıştır. Enflasyon artınca, işletmeler de fazla kaynağa ihtiyaç duymuş, bankalar içeride mevduat arayışına girmiş, kredi mevduat oranı % 140’a çıkmış, işletmeler yurt dışı kaynaklara yönelmiş ancak FED’in faiz arttırma ihtimali, ABD’de vergi reform paketinin geçmesi ile faizlerde yükselme beklentisi ve ülkemizin AB ve ABD olan dış politika gerginlikleri dış kaynak bulmakta zorlanmaya başlamıştır. Türkiye’nin toplam 432 milyar dolarlık dış borcunun yaklaşık 300 milyar dolarlık bölümü reel sektöre aittir ve bu kesim kur artışlarından en fazla rahatsız olan sektördür. Bir kısmı yılsonu itibariyle kar realizasyonu olsa da yurt dışına kaynak çıkışı başlamıştır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz.

Faiz, girdi maliyetlerinden sadece biridir ve sektörlere göre maliyetteki ağırlığı farklıdır. Enflasyonu düşürmeden faizleri düşürmek gerçekçi değildir. Çünkü böyle bir durum, tasarruf sahibinin satın alma gücünün düşürülmesi anlamındadır. Tasarruf hacmi zaten düşük olan ülkede bunu yapmak zordur. Üstelik büyümesini ve artan cari açığını kapatmasını dış kaynaklara bağlayan ülkelerde bu daha da zordur. Piyasaya para arzında enflasyonist baskının da dikkate alınması, harcamaların verimli alanlara yönlendirilmesi, mali disiplinden ayrılmaması ve Merkez Bankası’nın ekonomik açıdan ne gerekiyorsa onu yapması daha gerçekçi bir yaklaşımdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...