Kışlalı; “Kılıçdaroğlu, belgeleri doğrulatmalı!..”

1.12.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye içte ve dışta zor ve sıkıntılı günler yaşıyor. Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, “bu sıkıntılı gündemle ilgili sorularını” cevapladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM – CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun CHP grup toplantısında “Cumhurbaşkanı’nın akraba ve yakınlarının uluslararası para trafikleri” konusunda yaptığı açıklamalar için görüşünüz?

KIŞLALI – Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın 5 yakının yurtdışında bir vergi cennetinde 1 sterline kurulmuş bir şirkete çeşitli tarihlerde 15 milyon dolar gönderdiğini, elindeki makbuzları, resmi dekontları ve swift işlemlerini televizyondan göstererek açıkladı. Erdoğan bu belgeler için "Bu 5 isim o zikrettiği şirkete para göndermiş değil, tam aksine mevcut şirketlerini satmaları nedeniyle onlara para geldi. Oraya para gitmedi. Buradaki tek sorun ortada bu zatın ifade ettiği gibi yurtdışına giden tek kuruş para olmadığıdır. İddia edildiği gibi yurt dışına giden tek bir kuruş yok" diye yanıtladı. Kılıçdaroğlu da buna kapalı Parti Meclisi'nde yaptığı değerlendirmede "Para Türkiye'den dışarı gidiyorsa etik ve ahlaki değil. Ama para geldiğini kabul ediyor. Bu daha vahim. Bu durumda ya kara para aklamak, ya da daha az vergi ödemek söz konusudur. Bu kötü bir sonuç doğurur. Para aklamak varsa evrensel hukukun alanına girer" diyerek karşı yanıt verdi.

 GÖZLEM – Bu konunun sonu nereye varır?..

Kılıçdaroğlu'nun ilk yapması gereken şey şudur: Elindeki belgelerin uluslararası geçerlilikte olduğunu tasdik eden bir değerlendirmeyi, kararı, her nereden alacaksa, alması lazım. Bu ortaya çıktığı zaman para gitmiş mi yoksa gelmiş mi anlaşılmış olacaktır. Bunun dediği gibi olduğunu tespit ederse, o tespitin vesikalarını alıp basına dağıtsın. O zaman Cumhurbaşkanı söz verdiği gibi istifa eder mi, edeceğini zannetmiyorum. Eğer Kılıçdaroğlu'nun iddia ettiğinin tam aksine, yurtdışına para yollama değil, yurtdışından para gelme durumu ispatlanırsa, her ne kadar bu çok daha vahim bir duruma işaret edecek olsa da, Kılıçdaroğlu zor durumda kalır. Çünkü söylediklerinin tam tersi çıkmış olur. Özetlemek gerekirse, burada birinci safha bu paranın Türkiye'den mi gittiğini, yoksa Türkiye'ye mi geldiğini tespit etmektir. Bu da, belgeler elde olduğuna göre çok zor olmasa gerek. Ama bu ancak belgeler basınla paylaşıldıktan ya da yetkili bir bankacılık merciinden bu yönde bir tespit aldırıldıktan sonra ortaya çıkar. Bu niye bugüne kadar yapılmamıştır? CHP niye bunu yapmadı, bunu anlamakta zorlanıyorum. Eğer belgeler paranın yurtdışına çıktığını kanıtlarsa, Erdoğan'ın istifa etmesi gerekir. Öte yandan Erdoğan'ın dediği gibi Türkiye'ye para gönderildiği doğrulanırsa, o zaman da her ne kadar Kılıçdaroğlu makbuzları yanlış okutmuş ve haksız çıkmış olsa da, kendi dediği gibi işin içine bambaşka iddialar girer. Erdoğan'ın söylediği gerçekse, yurtdışından her ne sebeple olursa olsun kendi yakınlarına 15 milyon dolar gönderilmiş olması çok ciddi şüpheleri de beraberinde getirir. Henüz söz konusu meblağların Türkiye'ye dışarıdan mı geldiği, Türkiye'den dışarıya mı gittiği tartışılmaz bir şekilde belirlenmeden bu tartışma sona ermez. Ayrıca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı ve CHP lideri KIlıçdaroğlu’ndan belgeleri istedi. Savcılık soruşturması da olayın aydınlanmasını sağlayabilir.

 GÖZLEM – “81 bin kişilik” Birleşik Krallığı’na bağlı, “vergi ve kara para cenneti ve adı “Man’ olan bir ‘Ada’ devletçiliğinde ‘1 sterlin sermaye ile kurulan’ bir şirkete 20 gün içinde art arda dünür, enişte, damat, eski özel kalem müdürü tarafından gönderildiği” iddia edilen 15 milyon doların dekontlarının gündeme oturduğu gün, “bu devletle temmuz ayında ‘vergi değişimi anlaşması’ yapıldığının ortaya çıkması” nasıl yorumlanabilir; görüşünüz?..

KIŞLALI – Anlaşılan, bu anlaşmadan önce yapılmış para transferleri ve işlemler; vergi kaçakçılığı ve kara para aklama konuları açısından incelenemiyor. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu'nun açıkladığı belgeler ile ilgili bu adanın herhangi bir bilgi verme, belge paylaşma, işbirliği yapma zorunluluğu yok.

 GÖZLEM – Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından sonra, Erdoğan’ın avukatı “yalan ve sahte” açıklaması yaparken, AKP Grup Başkan vekilinin “Bütün iddiaları yalan. Açıkladığı belgeler ticaret kaynaklı. İddialar çöktü, resmi işlemi belge diye sundu” demesindeki çelişki nasıl yorumlanabilir?..

KIŞLALI – Avukatın, belgelerin 'yalan ve sahte' olduğunu, belgeleri görmeden nereden ve nasıl tespit ettiği merak konusu. AKP Grup Başkanvekili ise 'Belgeler ticaret kaynaklı' dedi. Nereden biliyor? Belgeleri görmedi ki! Burada esas anlaşılmayan konu şu: Kılıçdaroğlu'nun belgeleri ve makbuzları sadece elinden ve uzaktan göstererek yaptığı suçlamalar ve iddialara, AKP yönetiminin, belgelerin kendilerini veya en azından fotokopilerini, görmeyi talep etmeden, panikle yanıt vermiş olmalarıdır. Normalde bir taraf bir iddiayı ortaya koyuyorsa, bununla ilgili belgeyi de karşı taraf ve kamuoyuyla paylaşmalıdır. AKP'nin de bu belgeleri görmeyi istemesi son derece haklı bir taleptir. Ama AKP yönetiminin belgeleri görmeyi istemeden, panikle, çelişkili savunmalara girmesi durumu ilginç kılıyor, Erdoğan'ı da 'suçlu' gösteriyor. Öte yandan, esas olan dürüstlüğüyle ve hesap uzmanı kimliğiyle bilinen Kılıçdaroğlu'nun bu iddiaları ortaya koyduğu anda, belgeleri de açık seçik göstererek paylaşmasıydı. Bir iddia koyuyorsanız, belgesini de ortaya koymak zorundasınız. Bunu koymadan yaptığınız her iddia en fazla iddia olarak kalır, en kötüsü de iftira olarak algılanabilir. Bunu da en başta belgelerle girdiği çeşitli tartışmalarda AKP'ye milletvekilliği döneminden itibaren büyük darbeler vuran, Melih Gökçek'e karşı, Şaban Dişli'ye karşı galip çıktığı tartışmalarla ve basında kaynak olarak yer aldığı çok sayıda yolsuzluk haberleriyle tanınan Kılıçdaroğlu'nun bilmesi gerekir.  

 GÖZLEM – Kılıçdaroğlu, “sahte belgelere dayanan iftiralar ve yalanlar” denilen iddiaları konusunda, Erdoğan ve iddiada adı geçen yakınları tarafından “dava edileceğine”, AKP cephesi, neden, “Elindekileri savcılığa versin, suç duyurusunda bulunsun” açıklamaları yaptılar, görüşünüz?..

KIŞLALI – Öncelikle bildiğim kadarıyla Erdoğan, Kılıçdaroğlu'na bu konu nedeniyle 1,5 milyon liralık bir tazminat davası açtı. Öte yandan AKP'lilerin Kılıçdaroğlu'nun belgelerle savcılığa başvurmasını istemeleri hem belgelere ulaşmak, hem de savcılıktan bu belgelerin bir suç unsuru yaratmayacağını düşündükleri için bir an önce Erdoğan cephesini temize çıkaracak kararları çıkartmak açısından olabilir. Buna karşın CHP cephesi de, baştan beri bu belgelerin bir suça işaret etmediğini, konuyla ilgili "yasal bir suçlama" yapmadıklarını, Cumhurbaşkanı'nın daima yurttaşları birikimlerini TL'de tutmaya teşvik etmesinden ötürü durumun sadece "etik ve ahlaka aykırı olduğunu" söyledikleri için savcılığa başvurma yöntemini seçmeyeceklerini açıkladı.

GÖZLEM – Vatandaşlardan “yastık altıdaki altınlarını, dolarlarını çıkarmaları” istenirken, Başbakan’dan sonra, Cumhurbaşkanı’nın yakın akrabalarının “Malta ve Man gibi Ada devletlerine onca milyon dolarları gönderdiklerine dair” iddialar ayyuka çıkarken, AKP “neden bir Meclis Soruşturması açılmasını” kabul etmiyor ve “Hayır” diyor, görüşünüz?..

KIŞLALI – AKP kamuoyunu zaten kendisi hem hükümet yetkililerinin açıklamaları hem de neredeyse bütün basın aracılığıyla istediği gibi etkileyip yönlendiriyor. Dolayısıyla bu konunun gündemde kalmasını ve Meclis'te tartışılmasını istemiyor.

 GÖZLEM – Bu bilgilerin ve belgelerin CHP Genel Başkanı’nın eline ulaşmasında, “yabancı kaynakların rolü” olabilir mi?

KIŞLALI – Kim bilir? Önemli olan belgelerin gerçek olup olmadıkları.

 GÖZLEM – Kılıçdaroğlu, CHP grubunda “daha açıklamaları yapmadan ve ‘belge’ dediği banka dekontlarını göstermeden” iktidar yanlısı bir TV kanalı “Asılsız” diye yayın yaptı. Her salı günü partilerin grup toplantılarını canlı yayınlayan TRT ise, Salı günkü AKP ve MHP gruplarının toplantılarının tamamını “gene” yayınladığı halde, CHP grup toplantısında yayını, tam CHP Lideri Kılıçdaroğlu ‘Şimdi kutuyu açıyorum’ diyerek ‘Man belgeleri ile konuşmasına başlayacakken” kesti, sansürledi; ne diyorsunuz?

KIŞLALI – Her şey ortada. Burada bütün medya, başta resmen hükümetin kontrolünde olanlar ile diğer büyük sermaye sahiplerinin kuruluşları iktidarı kızdıracak konulara çok daha az yer veriyorlar veya hiç yer vermiyorlar.

 GÖZLEM –  Reza Zarrab olayının geldiği son nokta konusunda görüşleriniz? Sizce bu gelişmeler, Türkiye’yi dünya önünde, AKP iktidarını ve Erdoğan’ı Türkiye halkı önünde zor durumda bırakabilir mi? Daha düne kadar “iyi insan, bu ülkenin hayırlı evladı, ekonomimizin dar boğazlardan çıkmasına büyük yardımı oldu” denilen Zarrab’ın “anlaşmalı tanık olarak sanıklıktan kurtulurken” “hain” ilan edilmesindeki değişimi nasıl yorumluyorsunuz?

KIŞLALI – Amerikan yargısında itibar görecek kaynakların, yargılama sürecinin içine sokulmuş olduğunu düşünüyorum. Ama bu sürecin Erdoğan'a ulaşacağına inanmıyorum. Erdoğan da önlemini alır, Türkiye – Amerika ilişkileri de oraya gelmeden rayına oturur.

 GÖZLEM –  “Zarrab savcılarla anlaşma yapınca” davada “tek sanık” olarak kalan Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın avukatı ise mahkemede  “Müvekkilim sadece memur olarak görev yapıyordu, rüşvetle ilgim yoktu, ayakkabı kutularında rüşvet yollayan Reza Zarrab’tı, alan da o zamanki genel müdür Süleyman Aslan’dı” dedi. Ne düşünüyorsunuz, “bir çorap yumağı görüntüsü” mü ortaya çıkıyor?..

KIŞLALI – Bilakis her şey ortada. Tartışılacak şey mi kaldı? Bugüne kadar Türkiye'de bu konularda bir şey yapılmamışsa, bundan sonra da fazla bir şey yapılabileceğini düşünmüyorum.

 GÖZLEM – Zarrab olayında Türkiye, “haklı olarak” savcıların “itirafçı olan” sanıklarla pazarlıklarında “anlaşma yolu ile onları kendi istekleri doğrultusunda yönlendirdiklerini, itiraflar aldıklarını, bunların iftira olduğunu” öne sürüyor. “Benzer durum”, Türkiye’de gazetecilerin, siyasetçilerin yargılandığı davalarda, sanık olanlar ve avukatları tarafından öne sürülmüyor mu? “Hukuksal anlamda” bir çelişki ortaya çıkmıyor mu?

KIŞLALI – Sadece bu son bahsettikleriniz değil, esas bu yöntemler Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davalarında FETÖ tarafından uygulanmış ve o dönemde işlerine geliyor diye hükümet tarafından da görmezden gelinmişti. Ancak tehlikeyi anlayan Erdoğan, 17/25 Aralık iddianamelerinden sonra FETÖ'ye karşı bir savaş açtı. Ancak Amerika şimdi, FETÖ'yü ve yöntemlerini Türkiye'ye karşı kullanır görünümünde. Amerika Rusya'ya, İran'a yaklaşan, Batı'dan uzaklaşan Türkiye'yi eski dengesine getirmeye ve Suriye ile Türkiye arasında bir Kürt devleti kurmaya yönelik politikasına itiraz etmeyen bir konuma sokmaya çalışıyor.

 GÖZLEM – Suriye görüşmelerinde Türkiye “Esad konusundaki kırmızıçizgisini yumuşatmış” görünüyor, ama “PYD / YPG konusundaki kırmızıçizgi” ortada duruyor. Ne var ki, PYD / YPG konusunda da “olaya Rusya ve ABD kendi pencerelerinden bakarak”, Türk görüşüne “ters düşen” bir vaziyet almaya devam ediyorlar. Ne olacak bu işin sonu?

KIŞLALI – Bu gözleminize tamamen katılıyorum. Ama Türkiye'nin özellikle Rusya ilişkilerini belli bir düzeyde tutması ile bu kritik durumda mümkün olabilecek dengeyi sağlayabileceğini zannediyorum.

GÖZLEM – İşte, Pentagon, Türk tarafının en yetkili ağızlarından “ABD artık YPG’ye silah vermeyecek” açıklamalarına tamamen ters bir açıklama yaptı “YPG / PYD ile askeri iş birliğimiz sürecek” dedi, Yorumunuz?

KIŞLALI – Çünkü bu yeni bir Amerikan politikası değil ki. Eğer hakikaten öyle ifade ettiyse, belki Trump'ın haberi bile yok Amerika'nın bu politikasından. Amerika orada Kürt ordusu ve devleti kurmaktan vazgeçer mi? Binlerce TIR silah / malzeme yığmış. Bundan vazgeçer mi?

 GÖZLEM – Milli Güvenlik Kurulu toplantısında “İdlip müdahalesi gibi, bir Afrin müdahalesine yeşil ışık yakan” bir tavsiye kararı çıktı. “ABD’ye rağmen” Afrin müdahalesi yapılabilir mi?

KIŞLALI – Sadece ABD değil, Rusya'nın da görüşü Kuzey Suriye'de artık askeri değil siyasi çözüme odaklanılması olduğuna göre, Türkiye bu iki ülkenin görüşlerine aykırı bir müdahalede bulunamaz.

 GÖZLEM – Mısır’da önceki hafta “Türkiye için casusluk yaptıkları iddiası” ile, içlerinde avukatların, doktorların, mühendislerin, iş adamlarının, emekli askerlerin de bulunduğu 29 kişi göz altına alındı. Mısır Basını “Türkiye Mısır’ı gözlüyor, Müslüman Kardeşlerle iş birliği içinde. İktidarı devirmek istiyorlar” haberleriyle dolu. “2013’ten beri Türk ajanları içimizde. Kanıtları var” deniyor. Türk basını “doğrudan Türkiye’yi ilgilendiren” bu konuyu “neredeyse” gündemine bile almıyor; görüşünüz?..

KIŞLALİ – Bu konuda doğrusu bilgim yok ama umarım Türkiye'de Müslüman Kardeşler görüşü ve çizgisinde olan kişiler kendi başlarına bölgede söz sahibi olacak bir politika macerası uygulamasına kalkmış olmasınlar.

 GÖZLEM – Yıllarca Türkiye muhabirliğini yaptığınız dünyanın en ünlü ve itibarlı dergilerinin başında gelen Time, People, Sports Illustrated ve Fortune dergileriyle beraber sahipleri olan Time Inc. tarafından, ABD’li Meredith Corp. medya şirketine 2.8 milyar dolara satıldı. Şirketin, “satış rakamının içinde olan” 1 milyar dolara yakın borcunu “yeni sahibi” ödeyecek. Bu haber konusundaki görüşünüz?

KIŞLALI – Yazık oldu. Korkarım internetten haberlere kolay ulaşma alışkanlığı özellikle yazılı basının aleyhine olmuş olmalı. Her şey anında televizyonda, internette. Buna alışma sürecinde de yazılı basın en azından eski karlılığında olmadığından böyle bir yola başvurmuş olacaklar.

 GÖZLEM – Bu evlilik ile, Meredith ve Time markaları 135 milyonluk bir okuyucu kitlesine ve yaklaşık 60 milyonluk bir tiraja sahip olacak ve Meredith Corp. ABD’de dijital medyada 170 milyon aylık tekil kullanıcıya ve yıllık 10 milyar video görüntüleme rakamına ulaşacak. Bizde ise, nüfusun 80 milyona yükselmesine ve okuma yazma oranının her geçen yıl artmasına rağmen, 25 – 30 yıl öncesinin tiraj rakamlarının da altına düşen bir Türk basını var ortada. “Neden” sorusuna cevabınız ne olabilir?

KIŞLALI – Tirajlar her yerde düşüyordur da, Türkiye'de 'okumaya' alışmış kitlenin yeni nesil ile beraber azaldığını düşünüyorum.

 GÖZLEM – Gündemimizde bunca iç ve dış olay varken, gazetelerin birkaçında “küçük” bir haber yer aldı. 1963 – 67 yılları arasında “Kanada hükümetinde ‘savunma bakanı’ olarak yer alan” Hellyer “1960’lı yıllarda başka gezegenlerden, muhtemelen Andromeda veya Saturn’un bir uydusunda uzaylılar geldi, Dünyayı ziyarete geldi” açıklamasını yaptı. “Bizi ‘dünyanın gidişatı üzerine’ uyarmak istediler. Biz ise askeri komutan paniğe kapıldı ve onları tehdit olarak görerek ateşle mukabele etti. Rusya’dan Avrupa’ya doğru inmeye başlayan 50 UFO vardı. Ateş sonrası dünyayı terk ettiler. Soruşturma açıldı ve 3 yıl sürdü. Sonunda 4 ayrı uzaylı türünün gelmiş olduğu ortaya çıktı” dedi. Ne diyorsunuz?

KIŞLALI – Düş gücüm bu hikayeye bir yer bulamıyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...