Büyükerşen ile hesaplaşma: “Kara Kız” heykeli ne oldu?..”

29.12.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bu gerçek ve acı hikaye, sevgili kardeşim Hıncal Uluç’un telefonu ile başladı; “Adnan Saygun’da Tankut Öktem heykel sergisi açılıyor, 1 ay sürecek. Kızı Oylum Hanım da orada. Seni gezdirir, bilgi verir. Bilirsin, Tankut Hoca, Atatürk heykeltıraşıdır. Sergiye hayran olacaksın!..”

Adını elbet duymuştum Tankut Hoca’nın ama “heykeli sevme ile aram pek olmadığından” sadece “adını duymakla” kalmıştım. Ölümünün 10’uncu yıldönümünde Adnan Saygun’da bir anma töreni ve panel de tertiplenince gittim ve bir “harika”, bir de “çok acı” iki gerçekle karşılaştım, o gün, orada!..

“Harika olanı”, Tankut Hoca’yı ve heykeli tanımamdı, “acı olanı” da, çok acı ve çok çarpıcı bir gerçeği öğrenmemdi. Dahası da vardı; Hıncal Uluç’un Sabah’taki köşesine yazdım, o sergiyi ve de öğrendiğim acı gerçeği!.. Sonrası, bu sayfada.

Başlayalım…

Tankut Hoca kimdir?..

Tankut Hoca (Prof. Dr.) Türkiye’nin eşi de veteriner olan “01 numaralı kadın veterineri” Meliha Hanım’ın oğludur. Anne, 3 yaşında iken onun resme ve heykele olan yatkınlığını” keşfeder. “Gönüllü olarak gittiği” Doğu Anadolu başta Anadolu illerinde, hem veterinerlik yapar, hem de oğlunun sanata olan yatkınlığını ilerletmesini sağlar. Küçük Tankut 13 yaşına gelene kadar “birçok sergi açmış”, dahası “oyun hamuru” ile kaplanı, keçisi başta, birçok hayvanın heykelini “adale inceliklerine kadar inerek” yapmaya başlamıştır.

İşte o “küçük” Tankut, büyüyünce, yaptığı Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşının, Cumhuriyetin, Anadolu’nun ve insanlarının heykelleri ile yurdun dört bir yanının parklarına, meydanlarına, müzelerine imza atmış ve damga vurmuştur. “Soyut heykelleri ile beraber”, Dünya’da ve Türkiye’de sayısız ödüller kazanmış, eserleri yabancı müzelerde yer almış, 1988 Kore Olimpiyatlarında “Dünyanın yaşayan en büyük 10 heykeltıraşının arasına girmiştir.”

Hacı Bektaş Veli’den, Pir Sultan Abdal’a, Yunus Emre’den, Mehmet Akif’e, Zonguldak Kömür Madeni işçilerinden, Kırkpınar Pehlivanlarına kadar heykelini yapmadığı Anadolu insanı yok gibidir, elbette Atatürk ve arkadaşlarını, Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet dönemini anlatanlar en başta.

Anma töreninden ve panelden sonra, izleyenlerle beraber seriyi gezerken, kızı “sanat yönetmeni ve heykeltıraş” Oylum Öktem İşözen (Sevgili Erhan İşözen ile evli)’in verdiği bilgiler arasında, “Eskişehir’deki ‘Özgür Kadın’ heykeli” ile ilgili iki cümle kulağıma geldi.

Gezi bittikten sonra Oylum Hanım’a “kulağıma gelen o iki cümleyi” sordum. Anlatmaya başladığı olay, iki hafta sonra “çok acı bir son” ile noktalanmış görünüyor, ama “nihai kararı” Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen karar verecek. Ve “hesaplaşma ya iyi, ya kötü bitecek…”

Çöplükteki “Özgür Kadın” Heykeli!..

Tankut Öktem, Eskişehir’e “Porsuk Çayı’nın ortasına, 8 metre yüksekliğinde bir “Özgür Kadın Heykeli” yapmıştı. Eskişehirliler bu heykeli çok sevmiş ve 0na “Kara Kız” demişlerdi.

Ne var ki, bir gece “Porsuk Çayı düzenlemeleri sırasında, gazete haberlerine göre, ‘geri geri giden’ bir kamyon Kara Kız Heykeli’ne çarpmış ve yıkmıştı!..”

Olay duyulunca, Tankut Öktem’in kızları mimar Pınar Öktem Doğan ile heykeltıraş Oylum Öktem İşözen, Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ile temasa geçmişler; “Babamızın Gemlik Küçükkumla Beldesi’ndeki atölyesi çalışıyor, heykeli ve kırılan parçaları verin, onaralım, yerine koyun” demişler ve “olumlu” cevap almışlardı.

Ne var ki, daha sonra “ses seda çıkmamış, heykel gönderilmemiş” ve ailenin aramalarına da “başkan çıkmamıştı!..”

Eskişehirlilerin sesini duyuran ve “Heykel onarılıp, yerine konacak” yayınları yapan yerel gazeteler de yanılmışlardı; “Heykel onarılmayacak ve yerine konmayacaktı!..”

Dahası, Eskişehir’de “ülkenin ilk soyut meydan heykeli” de Tankut Hoca’nındı, bir gece “o da buharlaşmıştı!..”

Sevgili Hıncal’ın köşesine yazdığım sergi yazısında “bu acı olay konusu” da yer almış ve Büyükerşen’e sormuştum; “Kara Kız Heykeli  nerede ve neden onarılıp yerine konmadı; Soyut Meydan Heykeli’ne ne oldu?..”

Eskişehir’den günlerce cevap beklendi, gelmedi. Sevgili Hıncal, üst üste iki mesaj gönderince, “antetsiz, damgasız, imzasız” bir not geldi, keşke gelmeseydi; zira bu “tam ve acı bir itiraftı!..”

Büyükerşen’in cevabı ve cevabım!..

İşte, resminde görüldüğü gibi, “kendisi de heykeltıraş olan” Yılmaz Büyükerşen’den gelen “imzasız, antetsiz, mühürsüz” ve yazıyı ben yazdığım için sevgili kardeşim tarafından bana gönderilen ve adeta “itiraf olan” cevap:

“1967 yılında Eskişehir Belediye Başkanı olan merhum Sebahattin Günday’ın o dönemde belediye binası olarak kullanılan, Köprübaşı’nda Porsuk’un meydana getirdiği göl kısmında benim de dostum olan heykeltıraş Doç. Tankut ÖKTEM’e Amerika’daki Özgürlük Heykeli’ne benzeyen ve betondan yapılmış elinde meşale tutan bir kadın heykeli diktirmişti.

2002 yılında Porsuk Çayı’nın ıslah ve yeniden düzeltilmesi sırasında yatak dibinde biriken 2,5 metre yüksekliğindeki balçık temizliği sırasında beton heykelin kaidesini kırmak zarureti olmuş ve bu işlem sırasında malzemesi çimento olan heykel ağır hasar görmüştür. Ne yazık ki kum ve beton karışımı olan heykeli yeniden tamir etmek mümkün olamamıştır. Esasen Porsuk’un Avrupa Yatırım Bankası’nca yapılan yeni düzenlemesinde suyun içinde kırılan heykele benzer bir yapıt öngörülmemesine karşılık Eskişehir’in değişim ve dönüşüm projelerinde onlarca bronz, mermer heykel yer almıştır.”

Cevabı aldıktan sonra, kızı mimar Oylum Hanım’la da temas kurdum, verdiği cevapları da değerlendirerek, soruyorum Büyükerşen’e:

  1. Prof. Dr. Tankut Öktem’den, Doç.Dr.” diye bahsetmek, “olayı küçültmek” amacını mı taşımaktadır?..
  2. “Çimento / Kum / Beton heykel” demekle “heykeli küçümsemek” amacı güdüldüğü ortada değil midir? Siz de heykeltıraşsınız, iyi bilirsiniz ki, “Çimento / Kum / Beton” malzemedir, heykeli nitelemez, öyle değil mi?..
  3. Heykeltıraş olan kızı Oylum Hanım başta olmak üzere, ailenin, “Babamızın atölyesi çalışıyor, heykeli verin, onaralım” sözü ortada iken, “Heykeli yeniden tamir etmek mümkün olmamıştır” mazereti, pardon bahanesi ne anlama gelmektedir?..
  4. “Yapılan yeni düzenlemede suyun içinde kırılan heykele benzer bir yapıt öngörülmemiştir” cümlesi, “Zaten düzenlemeye konmayacaktı, onun için yıktık” anlamına gelmiyor mu ve Eskişehir’deki “Bile bile yıkıldı” iddiaları böylece doğrulanmış olmuyor mu?..
  5. Öktem Hoca’ya ve özellikle “Özgür Kadın” heykeline reva görülen bu muameleyi “kolaylıkla” hazmetmemiz mümkün olabilir mi?..
  6. Ya “Meydandan bir gecede buharlaşan Soyut Heykel’e ne oldu?..

Sayın Başkan, şimdilik, “Yüzlerce heykel dikildi ve Tankut Hoca kıskanıldı” iddialarına inanmak istemiyorum ve de sadece “Yazıklar olsun” diyorum; daha ne söyleyeyim?..

Yılın Adamı

 

Bu hafta, “haftanın adamı” olarak “siyaset zirvelerinde üslup olarak ağzını en çok bozan kişi olan Devlet Bahçeli’yi seçecektim”, ama “yıl bitiyor”, onun için “Türkiye’de yılın adamını seçmek” durumundayım; Recep Tayyip Erdoğan!..

Sözün Özü

Bu hafta “Sözün Özü” Mahatma Gandhi’den; "Haksızlığa yönelip bütün insanların senin peşinden gelmesi yerine, adaletli olup yalnız kalmak daha iyidir.”

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...