Büyüme mi, enflasyon mu?

12.1.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ekonominin geleceği konusunda yeni gündemimiz; büyümeye mi, enflasyonun düşürülmesine mi? öncelik vermemiz gerektirdiğidir. Bu tür sorular doğrudur. Çünkü sonuçta ekonomi bir tercihler rejimidir. Önce hedefinizi belirlersiniz sonra bunlara uygun önlemleri alırsınız ancak har tercihte ortaya çıkacak olumlu sonuçlar yanında, olumsuzluklara da katlanırsınız.

Ekonomi yönetimi, biraz da yaklaşan seçimleri dikkate alarak, dünyada ekonomik büyüme ve küresel ticaretin arttığını dolayısıyla ihracatımızın artacağını, kapasite kullanımının üst sınıra dayandığını yeni yatırımlar yapılacağını, KGF desteğinin devam edeceğini, bu durumda iç talebin yükseleceğini, alt yapı ve yapısal reformların gerçekleştirileceğini ve büyüme hızlanırken, enflasyonun da tek haneli rakama indirileceğini söylemektedir. Yani ikisini birden başarabileceklerini ifade etmektedir. Hem hızlı büyüme devam edecek hem de enflasyon hadleri geriye çekilecektir.

Karşı görüşe geçmeden önce, ülkemizde enflasyonun ana nedenlerini gözden geçirmekte ve ne gibi önlemler alınması gerektiğini belirtmekte yarar vardır.

Türkiye; ihracatında, tarımında, enerjisinde, sanayi sektöründe ve diğer bir çok alanda ithalata muhtaçtır. İthalat dövizle yapılmaktadır. Dövizin fiyatları artınca, ithalat ta daha pahalı hale gelmekte ve bu fiyat artışı doğal olarak iç piyasa fiyatlarına yansımaktadır yani enflasyonu yükseltmektedir. Çare döviz fiyatlarının geriletilmesi ve oynaklığının giderilmesidir. Yapılacak şey ya ihracat ve hizmet gelirlerini arttırmak, ya ithal ihtiyacını azaltmak ya da ülkeye döviz girişini yükseltmektir.

Döviz değerleri son birkaç yıldır yükselmektedir. Hem ithalat pahalılaşmakta ve hem de döviz borçlusu işletmeler parite farkından zarar görmektedir. Döviz değerini düşürmek için faiz hadlerini gereken düzeylere çekmek gereklidir. İhracatta katma değeri yüksek, teknoloji içeren kalemlerin sayısını arttırmak lazımdır. Sıcak para ile büyüme stratejisinden vazgeçmek ve giderek azalan doğrudan yabancı yatırımları teşvik etmek gereklidir. Türkiye ithalatında yaklaşık olarak üçte ikilik bir orana sahip ara mallarının, rekabetçi bir nitelikte miktarda ülke içinde üretimine öncelik verilmelidir. Bütün bunlar için de güvenli, istikrarlı, karlı, hukuk ve eğitim reformları tamamlanmış, normalleşmiş, ekonomik gerekçelerle karar alabilen bağımsız kuruluşlara sahip bir yatırım ortamını tesis etmek son derecede önemlidir.

Amerika ve AB ülkeleri başta olmak üzere gelişmiş ülkeler, 2008 krizi sırasında girdikleri ekonomik durgunluktan çıkmaya başlamıştır. Bizim aksimize enflasyon hadlerini yükseltmeye çalışmaktadırlar. Bu durumda bir yandan dış kaynak ihtiyacımızı karşılamak için aldığımız dövizlerin faizlerinin yükselmesi öte yandan da ithal ettiğimiz ürünlerin fiyatlarının artması muhtemeldir. Bir şekilde dışarıdan enflasyon baskısı altına kalmamız söz konusu olabilecektir.

Böyle bir ortamda, yukarıda da değindiğimiz gibi, iç talebi arttırıcı önlemlere başvurmak, büyümeyi reel sektör yerine iç talep artışına dayandırmak, enflasyonu ve buna bağlı olarak faiz hadlerini yukarıya çekecektir. Büyümenin finansmanını da zora sokacaktır. Maliyetler yükselecektir.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz; Ekonomik büyüme her kesim tarafından tercih edilecek bir olgudur. Refah yaratır, işsizliği azaltır, huzur ortamına sebep olur. Ancak, makul bir büyüme hızı tercih edilmelidir. Büyüme istikrarlı, kalıcı ve sürdürülebilir olmalıdır. Kısa vadeli ve geçici büyüme

 

politikaları, her ülkeye giderilmesi uzun süre alacak sorunlar yaratabilir. Fiyat istikrarı her şeyden önemlidir. Bu istikrar sağlanmadan ekonominin her hangi bir sektöründe kalıcı bir istikrar ve büyüme söz konusu olamayacaktır.

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...