Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

ABD’ye Rağmen Terörist Cephede Çözülmeler Başladı

26.1.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin Afrin’de icra ettiği Zeytin Dalı Harekatı’nın oldukça zor arazi ve hava koşullarında başarıyla sürdürüldüğünü hep birlikte izliyoruz. Harekatın devam ettiği Afrin bölgesi, 90’lı yıllardan bu yana PKK tarafından kullanılan bir bölgedir. PKK sık sık bu bölgeden Amanos Dağlarına sızarak eylemler yapmış, Amanos Dağlarında üslenebilmek için yoğun çaba harcamıştır. Afrin bölgesinin kontrol altına alınması; Hatay’ın güvenliğini sağlarken, ABD tarafından Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan PKK / PYD – YPG kontrolündeki Kürt yapılanmasının Akdeniz’e açılma hedefine de önemli bir darbe vuracaktır.

 

Harekat TSK açısından planlandığı gibi icra edilmekte, Mehmetçiğimiz her zaman olduğu gibi bugün de kendisine verilen görevi beklendiği gibi yerine getirmektedir. Ben, katıldığım operasyonlardan elde ettiğim tecrübelerle, ilk direnişin kırılmasını takip eden süreçte harekatın daha hızlı gelişeceğini tahmin ediyorum.

Terörist unsurlar ise; “asimetrik savaş” taktik ve yöntemlerinin yerine “mevzi savunması” denilen düzenli ordu savunmasının taktik ve yöntemlerini uygulamaktadır. Yani mevzi (siper) kazarak savunma yaptıkları, bunun yanında füze, roket, havan gibi destek silahlarıyla hedef gözetmeksizin, yerleşim merkezlerine (Kilis ve Reyhanlı) sivil halkın üzerine ateş ettikleri görülmektedir. Bu durum; terör örgütünün arkasında büyük bir lojistik (silah ve mühimmat) destek olduğunun ve bu silahlarla sivil halkın TSK’ya desteğini zayıflatmayı amaçladığının göstergesidir. Savaşta sivil halkın hedef alınması, yıldırma taktiğidir. Bu şekilde TSK’ya sivil desteğin zayıflatılması hedeflenmektedir. Ancak bu taktiğin Türk Halkı üzerinde bugüne kadar etkili olmadığı, aksine halkımızı daha da bilediği ve kenetlediği tecrübelerle sabittir.

PYD / YPG’nin omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ne bakıldığında; kağıt üzerinde toplam 13 unsurdan oluşan ama ortada PYD / YPG’den başka kimsenin görünmediği bu yapılanmada çözülmelerin başladığı, Ceyş-ul Tuvar (Devrim Ordusu) isimli göstermelik örgütün SDG’den ayrılarak Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) tarafına geçtiği haberleri gelmektedir. Zaman içinde bu tür çözülmelerin daha da artması mümkündür. Çünkü bu tür göstermelik örgütler – ki, zaten her biri 3-5 kişiden oluşmaktadırlar- kendilerini kurtarmak için kolaylıkla taraf değiştirirler. Ayrılmaların artması; SDG’nin iç yüzünü ve ABD ile PKK’nın ortaklığını bütün çıplaklığıyla ortaya koyacaktır. Türkmen, Arap Kabileler ve Aşiretler Koalisyonu’nun bir bildiri yayınlayarak Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekatını desteklediklerini açıklamaları da önemli bir gelişmedir.

 

Diğer taraftan TSK, harekat alanının doğusundaki Azez bölgesinden de girerek YPG’yi doğudan kıskaca almak için harekete geçmiştir. Bence, harekatın doğu, batı ve kuzeyden geliştirilmesi başarılı bir sonuç için en uygun hareket tarzıdır. Ancak Güneyde kaçış yolları halen mevcuttur. El-Bab ve Halep arasındaki bölgede de “tıkama harekatı” icra edilmesine ihtiyaç vardır. Tıkama harekatı Esad yönetimi tarafından kolaylıkla yapılabilir. Ama Esad yönetiminin, “düşmanı olan ABD’nin desteklediği YPG’ye karşı icra edilen” bu harekata neden destek vermediğini anlamak zordur. Her şeye rağmen ben, bugüne kadar oluşturulan siyasi ortamın buna müsait olmadığı, Esad yönetiminin varlığını sürdürebilmek için Suriye’nin kuzeyini feda etmiş olabileceği kanaatindeyim. Bu tablo, bölgedeki ortak tehdide karşı bölge ülkelerinin müşterek hareket etmemelerinin bütün bölgeyi nasıl etkilediğini ortaya koymaktadır. Bu harekat icra edilirken dikkat çeken bir konu da, YPG’nin harekatın ikinci gününde PYD’den talep ettiği destektir. PYD’nin Münbiç’ten veya Fırat’ın doğusundan Afrin’e kuvvet kaydırarak destek vermesi mümkün değildir. Bu desteği vermesinin tek yolu TSK’nin dikkatini başka yönlere çekmektir. Bu da Fırat’ın doğusunda yeni bir cephe açmasıyla mümkün olur. PYD’nin Fırat’ın doğusundan tacizlerde bulunması muhtemeldir ve geçtiğimiz günlerde Ceylanpınar’da karakolumuza ateş açılması bu maksada hizmet etmek için olabilir. Bu noktada sanırım ABD’nin dikkate almadığı bir konu vardır ki; PKK / PYD – YPG, kendisini kurtarmak, zaman kazanmak, çıkar sağlamak için; güçlendikçe, kendisini yaratan bütün güçler de dahil olmak üzere herkese her zaman ihanet edebilir. Nitekim “açılım sürecinde Türkiye’yi kandırmaları” buna örnektir. Böyle bakıldığında; PYD’nin, ABD’nin kontrolü dışında girişeceği bir eylem, bölgede ABD ile Türkiye’yi karşı karşıya getirebilir. Zorda kaldıklarında bunu yapmaktan çekinmeyeceklerdir. Sanırım ABD’nin Türkiye’ye itidal çağrısı ve YPG’yi “Kuzey doğudan Afrin’e yardım gönderilirse bütün desteği çekerim” şeklinde uyarması bu riske karşılıktır.

 

Afrin harekatının ardından Münbiç’e de el atılması beklenmelidir. Zaten bu konu Türkiye tarafından açıkça ifade edilmiştir. ABD’nin PYD / YPG’ye desteğini gösterdiği ilk günlerden bu yana Türkiye’nin talebi, PYD’nin Fırat’ın batısına geçmemesi olmuştur. Ama sorun PYD / YPG’nin Fırat’ın doğusuna atılmasıyla bitmemektedir. Fırat’ın doğusunun kontrol altına alınmaması büyük bir eksiklik olacaktır. Gelişmeleri bu açıdan değerlendirirsek asıl tablo ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki; ABD, Fırat’ın doğusunda bir Kürt yapılanmasını desteklemeyi, korumayı ve büyütmeyi sürdürürse asıl amacı olan Deyrizor petrol bölgesinin kontrolünü elinde tutmaya devam edecektir. Türkiye açısından, Fırat’ın batısında güvenli bir bölge oluşturulması ve Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmelerinin sağlanması, PKK’ya büyük bir darbe vuracak ve yaklaşan seçimlerde hükümete önemli bir avantaj sağlayacaktır. Buna karşılık, PKK / PYD – YPG’nin, Fırat’ın doğusunda da olsa, ABD’nin bölgedeki jandarmalığına devam etmesine izin verilirse, bölgede önemli bir güç olmasının, gelecekte Türkiye için ciddi bir tehdit oluşturmasının önüne geçmek zor olacaktır. Nitekim Irak’ta KDP’ye verilen desteğin sonucu açıktır. Geçmişte Irak’ta düştüğümüz hataya Suriye’de de düşer ve Fırat’ın doğusunda yaklaşık 600 kilometrelik sınırımızda PKK’yı etkin kılacak bir yapılanmaya izin verirsek, gelecekte Irak’takinden daha büyük bir tehditle karşı karşıya kalacağımız açıktır. Ancak şimdilik “ABD şemsiyesi yüzünden” Fırat’ın doğusuna müdahale etmemizin mümkün olmadığı kanaatindeyim. Kahraman Mehmetçiğimiz; geçmişte ve bugün olduğu gibi, zamanı geldiğinde kendisine verilecek diğer görevleri de en mükemmel şekilde yerine getirecektir. Bundan kimse kuşku duymasın. Yeter ki arkasında, milli hedefler doğrultusunda “doğru kararlar alan” siyasi iradenin ve halkımızın desteği sürekli olsun…

 

Etiketler : abd, terörist

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test