Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Adaletsizliğin dayanılmaz ağırlığı

23.2.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Adalet talebi, günümüzün en yaygın taleplerinin başında geliyor. Üstelik evrensel bir soruna ve talebe dönüşerek, her geçen gün daha büyük kitlelere ulaşıyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşları, ‘adalet’ haykırışlarıyla, Ankara’dan İstanbul’a kilometrelerce yolu elbette boşuna yürümedi… Bu büyük tarihsel yürüyüşe tesadüfen ‘adalet yürüyüşü’ denmedi… Aslında bu yürüyüşle temel bir yaraya parmak basıldı. ‘Hak, hukuk, adalet’ belgisiyle, konu toplumsallaştırıldı.

Adaletsizlik, hukuk dışılık, demokrasi yoksunluğu günümüz toplumsal yaşamının en başat meselelerinden… Haksızlık, hukuksuzluk o denli yaygın ki, neredeyse günlük yaşamın olmazsa olmazı durumunda… Bu olumsuz durum; haktan, hukuktan, adaletten yana insanların yüreğinde derin sızılar oluşturuyor.

Gelir adaletsizliği

 

Hukuk ve adalet sorunlarıyla hayatın çok farklı alanlarında karşılaşıyoruz. Bu meseleden söz açılınca ilk akla gelen de insanların günlük yaşamlarında karşılaştıkları temel hukuk -daha doğrusu hukuksuzluk- sorunları oluyor.

Oysa bizce en büyük adaletsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik... Üstelik bu adaletsizlik giderek kangrenleşiyor ve küresel bir soruna dönüşüyor. Bizim ülkemizde olduğu gibi, birçok ülkede de çok geniş kitleleri doğrudan etkiliyor, ilgilendiriyor.

Dünya Eşitsizlik Raporu’na göre; 1980 ile 2016 arasında dünyanın en üst gelir grubunu oluşturan yüzde birinin geliri, alt gelir grubu olan yüzde ellisinin iki katı oranında artmış. Oxfam raporuna göre, mülkiyet konusunda da en üst gelir grubuyla, en alt gelir grupları arasında derin uçurumlar var. Elbette bu örnekler daha da çoğaltılabilir.

Ülkemizde durum

 

Aslında küresel ölçekte görülen gelir adaletsizliği sorunu, ülkemiz için de temel bir mesele oluyor. Türkiye’de geniş kitleler, işsizlikten, yoksulluktan, gelir dağılımındaki bozukluktan alabildiğine etkileniyorlar.

Yükselen işsizlik, artan enflasyon, hızla hissedilen pahalılık, dar gelirli alt gelir gruplarını tam anlamıyla kuşatıyor ve adeta canından bezdiriyor. Ulusal ve uluslararası ölçekte yapılan araştırmalar da bu gerçeği ortaya koyuyor. Ayrıca, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri de, gelir grupları arasındaki adaletsiz dağılımı doğruluyor.

Gazetemiz Gözlem’in bu hafta manşetine taşıdığı, Bloomberg’in ‘sefiller’ adıyla sürdürdüğü endeksi de, bunun somut yeni bir örneğini oluşturuyor. Bu fakirleşme endeksinde 2015’te 9’uncu sırada olan Türkiye, hızlı tırmanışını sürdürüp, bu yıl 5’inci sıraya yükseliyor. Bu durum, ülkemizdeki gelir dağılımı uçurumunu daha da derinleştiriyor. Kısacası, gelir adaletsizliği tırmanıyor.

‘Emek en yüce değerdir’

Emek kesiminin ulusal gelir pastasından aldığı pay sürekli küçülüyor. Fakirleşmenin, yoksulluğun artışı ve bu olumsuzluklardan en çok emeğiyle geçinen insanların etkilenmesi; bizcileyin ‘emek yüce değerdir’ şiarıyla yetişmişleri derinden etkiliyor, üzüyor. Yürek sızımızı, ama aynı zamanda tepkimizi de artırıyor.

Bizim kuşağımız, büyük ölçüde, yaşamın her alanında adalet, eşitlik ve demokrasi talebinin bayraktarlığını yapan kuşaktır. ‘Emek en yüce değerdir’ anlayışını yüreklere kazımıştır. Öyle ki bu kuşağın bir parçası olmakla kıvanç duyarak; sevgili eşimle birlikte, en önemli varlığımız olan sevgili kızımıza ‘Emek’ ön adını vermişizdir.

İşte bütün bu olup bitenler, bizleri ve bizim gibi düşünen insanları derinden sarsıyor; toplumsal yaşamdaki “adaletsizliğin dayanılmaz ağırlığı”nı artırıyor. Ama aynı zamanda, siyaset ve ekonomi alanlarındaki otoriter eğilimleri de güçlendiriyor. Eşitsizliklerin, adaletsizliklerin, haksızlıkların burgacında kıvranan insanları, onca çaresizlik içinde yeni arayışlara itiyor.   

İnsan odaklı ekonomi

Bütün bu arayışlar, dünyada ve ülkemizde otoriter anlayışların güçlenmesine yol açıyor. İnsanlar çareyi, çözümü yanlış yerlerde arıyorlar. Bir bakıma çeşitli algı oyunlarıyla ve propagandalarla böyle düşünmeye ve davranmaya yönlendiriliyorlar.

Oysa çözüm; eşitlikten, haktan, hukuktan, adaletten yana anlayışları öne çıkarmaktan, onları siyaset alanında daha etkili ve güçlü kılmaktan geçiyor.

Sözün özü; “adaletsizliğin dayanılmaz ağırlığı”ndan kurtulabilmek için; öncelikle ‘hak, hukuk, adalet’ taleplerinde buluşmak ve bu talepleri yükselterek ‘insan odaklı bir ekonomi’ anlayışına yönelmek gerekiyor.

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test