Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İyi gün dostu

23.2.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Misafirperverlik deyip yokluğun paylaşımını kutsamayalım derim.

Yoksulluk veya neredeyse çaresizlikte insan her şeyi paylaşmaya hazırdır. Bir fikir, bir bilgi kırıntısı üzerine yaşamını değiştirmeye de. Aynı bütünlüğü varsıl misafirinden de bekleyerek!

Yoksulluğun paylaşımında yokluk esastır. Varsıllığın misafirperverliği yani paylaşımı daha zordur. Bir fikir, bir inanç veya plan gerektirir. Var olandan ayrılmak daha zordur. Ama sanki daha değerli olanıdır.

Aynı şekilde başkasının eserine, çabasına yardımcı olmak veya destek olmak da zordur. Kıskançlık bilinçaltında bir kazık gibi durur.

“Başarının babası çok olur” derler. Başarılı işten insanlar kendilerine pay çıkartmaya bakarlar. Başarılı “a” dedi ise, onu “ab” haline getirmeye ve “ab” den sonra “a” yı da unutup, unutmak bir yana, tercihan unutturup sadece “b” haline getirerek yollarına devam etmek isterler. Bu “Salieri” bozuntuları çoğu zaman da başarılı bile olurlar, genelde daha ziyade sürü halinde oldukları için. (Salieri; Mozart ile aynı yıllarda yaşayan ve rakip olan besteci. Mozart’ı zehirlettiğine inanılır.)

Belki kısmen farkında bile olmadan yaparlar yaptıklarını.

Kötü gün dostu olmak tabii ki gereklidir. Hele hele varsıl kötü gün dostu olabilmek bir erdemdir. Ama kötü gün dostu olanlar hep vardır.

Neredeyse daha zor olan iyi gün dostu olabilmektir. (Oluyormuş gibi yapanı çoktur). Başarılı olanı takdir edebilmektir. Bizim ülkemizde daha nadir görüneni de bu gerçek iyi gün dostlarıdır. İyi gün dostu zaten kötü gün dostudur da.

Bir zayıf tarafını bulup oradan vurma gayreti hep vardır başarılı olana. Bir beklenti ve tercihan bir taraftan koparıp bir parçayı kenara çekme çabası. Bunun yapılması da doğaldır da, yaparken bari avı vuranı kötülemesen. Unutmak ve daha ziyade unutturmak, yok saymak çabasına girmesen. Nasıl varsıllığın paylaşımı daha güç ise başarının paylaşımı da güçtür.

Hani anlatırlar ya “Türk cehenneminde Zabanilere gerek yok onlar birbirlerini çukurun içine çekerler zaten” diye. Biz de toplum olarak bunu öğrenme sürecindeyiz yoksulluktan varsıllığa adım atarken. Hâlbuki kültürümüzde saf tutmak esas ve bu hamur ile yoğrulmuşuz.

Birçok örnek de verebiliriz. İnsanları teşvik etmesini pek bilemiyoruz. Daha ziyade yok saymak aşikar olanı bile örtme gayretimiz ön planda.

Bu düşüncelere kaynak olan dostlarımı ilerde bir gün yazacağım ama daha basit bir şekilde herkesin bildiği tanıdığı örnekler üzerinden yazıyı bağlayayım.

İyi gün dostu olmak, kötü gün dostu olmaktan daha güçtür.   Örneğin tarihimizde Atatürk’ün yanı sıra Salieri rolünde İnönü’yü görebiliriz. Yandaşları bu güne kadar siyasi rakibi olan ve Ata’nın bir iyi gün dostu olarak O’nu takdir eden Celal Bayar’ı “ilkokul mezunu idi” falan diyerek hâlâ küçümsemeye çalışırlar. Maalesef İnönü’nün devredememe kıskançlığı tarihimizdeki birçok olumsuz gelişmeye de neden olmuştur.

Urla’da da ezber ile insanlar kutlanırlar. Varsa yoksa Tanju Okan ve Necati Cumalı. Kutlanmalarında da bir beis yoktur ama gardaş, Urla’da habire Belediye başkanlarının isimleri yollara, anayollara verilirken bir Anaksagoras’ın kutlanması epeyce bir itiş kakışa yol açmadı mı? Görgüsüz, bilgisiz, ezik insanlar sonunda Anadolu filozofunun heykelinin başörtüsüne bile laf atmaya kadar götürmediler mi işi?

Yahu Atatürk’ün isteği ile milletvekili olan sonra bakanlık yapan Ahmet Atıf İnan nerede? Deli Sabri nerede? Milli mücadelede önderlik yapan ve Yunan işgalinde iki kez hapis yatıp, hapisten kaçan? Bu isimleri kaç Urlalı biliyor?  Daha da güncele geleyim. Çeşmealtı’nda denizciliği öğrenen ve “Kayıtsız” isimli teknesi ile oradan yola çıkıp dünyayı yanına bir elektronik yer belirleyici cihaz almadan sekstant ile dolaşan denizci (1965 doğumlu) Özkan Gülkaynak nerede? Urla adaları deyince en azından dünya seyahatinin hayalini çocuk iken kurduğu Arap Adası’na bir heykeli dikilemez mi? Yola çıktığı evin önünde, Kayıtsız’ın durduğu yerde onun bu başarısını belgeleyen, yaptığı işi gençlere duyuran bir küçük plaket var mı?

Şu anda kaç kere “Türk Thor Hajerdahl’li” diye yazdığım, “ülkedeki deneysel arkeolojinin babası” dediğim 360 derece grubu ile çalışan Osman Erkurt’u yeterince kutluyor muyuz? Varsa yoksa memur (belki memır diye yazmalıyım!) titrli bilim insanlarını kutsama ezikliği. Bu “memır” lafından, bilirim,  zaten o seviyeyi aşmış bilim insanları titrleri de olsa alınmazlar, üstüne alınan da alınsın gari gardaşlar! Belki gelişmelerine bir katkım olur bu sayede.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test