Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Ekonomiye öncelik verilmezse sorunların çözümü zorlaşır

23.3.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Uzunca bir süredir, ekonomide reel sektör, yerine, finans piyasalarındaki gelişmeleri, sermaye hareketlerini, enflasyonu, faiz hadlerini, cari açıkları, dış borçları, kur hareketlerini ve benzeri ekonomik faaliyetleri tartışıyoruz. İhracatı, iç ve doğrudan yabancı yatırımları, bir ölçüde gelir artışı gösterse de turizm yatırımlarını ve pazarlamasını ve hatta mali politikaları ikinci plana bırakıyoruz. Bu tartışmalar elbette reel sektörü yakından ilgilendiriyor ama uzadıkça, ekonomi dışı etkenler de devreye girmekte ve olumlu sonuçlar almak daha da güçleşmektedir.

Ekonomi yönetimi büyüme oranlarından hiçbir şekilde fedakarlık etmeyeceğini, aynı zamanda faiz hadlerini düşüreceklerini ve bu konuda gerekli çalışmaların yapılmakta olduğunu ifade etmektedir. Ekonomi uzmanlarının önemli bir bölümü ise, büyümenin iç talebe dayandığını, tüketimin artması halinde ithalatın da artacağını, dış ticaret ve buna bağlı olarak cari açığın da yükseleceğini, enflasyonun yukarı doğru hareketleneceğini ve kaçınılmaz olarak faiz hadlerinin de artacağını söylemektedir. Güvenlik endişesi ve yaklaşan seçimlerin de bu yükselişlere katkı yapacağını eklemektedirler.

Türkiye bu yıl kamu ve özel sektör birlikte yaklaşık 185 milyar dolar dış borç ödeme durumundadır. Buna bir de 50-55 milyarlık cari açık eklendiğinde toplam ödeme yükümlülüğü yaklaşık 235-240 milyar doları bulmaktadır. FED’in faiz politikası yanında, büyüme oranının yüksek tutulması halinde açık artacak, dış kaynak ihtiyacı yükselecek ve kur artışları ile birlikte, enflasyon da tırmanacaktır. Böyle bir ortamda faiz hadlerinin nasıl düşürüleceği merak konusudur.

Cari açığın finansmanında, yeni teknolojilerin ülkeye girişlerinde, yeni ve daha geniş pazar olanakları sağlanmasında çok yararlı olan doğrudan yabancı yatırım girişlerinde her geçen yıl azalma görülmektedir. 2016 yılında 3,890 milyar doları gayrimenkul alımı olmak üzere 13,340 milyar ve 2017 yılında 4,643 milyar doları gayrimenkul olarak 10,830 milyar dolar yabancı yatırım sağlanmışken bu yıl bu rakamların da altında kalınacağı anlaşılmaktadır. Buna karşılık, yerlilerin yurt dışında yaptıkları yatırımlar giderek artmaktadır. Yurdumuza gelen yabancı yatırımların değer olarak neredeyse dörtte biri kadarı yurt dışındaki yatırımlara gitmektedir. Yurt dışına giden yatırımcılar, birçok ülkede pazara daha kolay girdiklerini, dağıtım kanallarına hakim olmanın daha kolay olduğunu, bürokrasinin azlığını, daha ucuz hammadde ve işgücü bulabildiklerini ve teşviklerin daha net olduğunu söylemektedir. Bu durum elbette önemli ve olumlu bir gelişmedir. Ancak ülkemizdeki sorunlar gerekçesiyle yurt dışına giden yatırımcılar için, içeride benzer koşulların yaratılması ülkemiz için yararlı olacaktır.

Türkiye’ye dış kaynak girişindeki azalma sadece doğrudan yabancı yatırımlarda değildir. Uzun yıllar cari açığın finansmanında kullanılan kısa vadeli sermaye hareketlerinde de (sıcak para), girişler bir tarafa çıkışlar başlamıştır. Nitekim, bu yılın Ocak ayında 1,1 milyar dolarlık girişe karşılık, Şubat ayında yaklaşık ayni miktarda çıkış yaşanmış, Mart ayının ilk yarısında ise 800 milyon dolarlık tahvil ve hisse senedi yolu ile çıkış gözlenmiştir. Cari açığın artması, büyüyen dış ödeme yükümlülüğü, yüksek büyüme hızının getirebileceği ek ödeme gereği, yaklaşan seçimler dolayısıyla uygulanacak farklı politikalar ve nihayet jeopolitik gelişmeler, ülkemizi gelecek aylarda sıkıntıya sokacak niteliktedir.

Tartışmalarda ve karar alımında ekonomiye öncelik vermediğimiz takdirde sorunlarımızın giderek büyüyeceği ve çözümlerinin zorlaşacağı açıktır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test