Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kışlalı: “Korku / Bahçeli ve Erken seçim…”

20.4.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in “Erken seçim kararı” başta Türkiye’yi ilgilendiren iç ve dış olaylarla ilgili sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM – Erken Seçim için görüşünüz, Erken seçimin Erdoğan / AKP ile muhalefet partileri için avantaj ve dezavantajları ne olabilir?..

Bu baskın seçim kararı, Bahçeli’nin eseri. 2002’de de ortaklarına aynı oyunu oynamıştı. MHP dahil tüm koalisyon partileri Meclis dışı kalmıştı. Elinden gelse Erdoğan’a da oyun oynayabilir. Bahçeli’nin 2002’den beri oyunlarını da hepimiz biliyoruz. Bu kararın Erdoğan’ın istediği bir karar olmadığı muhakkak. Kaç kere söyledi. Bahçeli bir yerde emrivaki yaptı. Bir yerde de iknaya çalıştı. Bahçeli, İyi Parti’den çok korkuyordu, bu kararın oluşumasının asıl sebebi budur. Erdoğan’ı da ikna etti, muhalefet partileri açısından ise, ittifakı zor gerçekleştirecekleri için bu karar olumsuz bir etki yaratacaktır.

GÖZLEM –  Geçen seçimlerde yüzde 0.7 oy alan, birkaç ay önce yapılan kamuoyu araştırmalarında “oyunun yüzde 2.5’lere yükseldiği” görülen Saadet Partisi’nin oy oranı, son yapılan anketlerde “yüzde 5’i bulmuş” durumda. Liderler arasında da, SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu “yüzde 10’luk bir oy oranına ulaşmış” durumda. Tablo, “Necmettin Erbakan / Milli görüş tabanının AKP’den SP’ye kaymaya başladığını” gösteriyor. Saadet Partisi, Genel Başkanı Karamollaoğlu ve “oy artışı” konusunda görüşünüz?..

Karamollaoğlu son dönemde, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ittifakta yer almadıktan sonra, çok makul, ılımlı ama etkili bir muhalefet politikası izliyor. Hedef kitlesi olarak da AKP'ye oy veren dini tabanı hedefliyor. Ekonomik durumdaki bozulma, adalette yaşanan hukuksuzluklar ve diğer temel konuları, üstelik de Erdoğan'ın sahip olduğu dini söylem ve görünüş özelliklerine daha da çok sahip olduğu için, bu özellikleri de kullanarak çok isabetli şekilde kullanıyor. Erdoğan'ın politikalarından hırpalanan, ama inanç algısı ve siyasi görüşleri nedeniyle Erdoğan'dan başka birisine oy vermeyecek seçmenleri kendi partisi çatısı altında birleştirmesi mümkün.

GÖZLEM –Karamollaoğlu, “OHAL’in kaldırılmaması konusunda ‘Biz bundan vazgeçemeyiz, korkuyoruz ikinci bir ayaklanma olabilir’ deniyor. Eğer siz böyle gider baskıyı arttırırsanız hiç tereddüdünüz olmasın Allah muhafaza etsin ama bir kalkışma meydana gelir müsebbibi de siz olursunuz. Çünkü kalkışmalar baskı neticesinde, kalkışma bazen bir menfaati temin etmek için yapılır, bazen de baskıdan nefes alamayanlar isyan ederler. Bu memleketi siz isyana zorluyorsunuz. Zorlamayın, hata ediyorsunuz. Adalet olan yerde hata yapılır ama adalet mekanizması kendi hatasını düzeltir. Ama yöneticiler adalet üzerinde baskı kurarsa adalet tedavi edilemez” diyor. Yorumunuz?..

Çok doğru söylüyor. Ancak bu dediklerinden ziyade bence Erdoğan'a karşı esas olumsuz işleyen husus ekonomideki sıkıntılar. Adalet evet çok önemli ama Türkiye'de adaletsizliğin, hukuksuzluğun etki ettiği kesimin, sayısal olarak, ekonomik sıkıntıların büyük güçlükler yaşamasına neden olduğu kesim kadar büyük olmadığını düşünüyorum.

GÖZLEM – Dünya basınının “en ciddi” TV ve gazetelerinin bile “Dünya Savaşı çıkacak mı” sorusu ile verdikleri son gelişmeler konusunda görüşünüz; sizce, “gerçekten” Dünya Savaşı çıkabilir miydi, “bundan sonra benzer böyle bir gelişmede” çıkma ihtimali var mı?..

Şimdi bütün bu olup bitenleri mümkün olduğu kadar izledikten sonra, böyle bahsettiğiniz türde bir dünya savaşının böyle kolayca çıkmayacağı, bir takım manevraların ve oyunların ortaya konacağı intibaını edindim. İki taraf da temkinli de davrandı bir taraftan. ABD saldırmadan Rusya'yı bilgilendirdi, Rusya da görece ılımlı davrandı. Sen ABD olarak evet dünyanın en büyük gücü olabilirsin ama Rusya da sana yakın. Güçleri belli. Bir de bütün bu gücü karşı karşıya kullanacak olsalar bundan bir tarafın kazançlı çıkacağı da şüpheli. Çünkü hepsinin elinde öyle silahlar var ki, üç bombadan biri bir yere düşse artık büyük bir çatışmanın önü alınamaz. Bu yüzden, tüm konuşmalar, hamleler izlendiğinde, konunun uzmanlarının tartışmaları ve diğer unsurlar kolay kolay dünya savaşı boyutunda bir çatışma çıkamayacağını gösteriyor. Öte yandan bu olaylar evet bir dünya savaşına yol açmadı ama konunun ne kadar karmaşık olduğunu her gün açıklayacak, çeşitli tarafların davranışlarından kaynaklanan ciddi yorumlara yol açtı. Dünya savaşına yol açmadı ama konunun önemi hâlâ ortada.

GÖZLEM – “Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu kararı” olmadan ABD’nin ve “sonradan ABD’ye eklenen” İngiltere ve Fransa’nın beraberce giriştikleri “füze operasyonu” konusundaki görüşünüz; haklılar mı ve de hakları var mı?..

Aynı üçlü 2003'de de yine "kimyasal silah kullandığı" gerekçesiyle Irak'a saldırmışlardı. Daha sonra Irak'ta yapılan aramalarda kimyasal silah yapımına ilişkin verilere rastlanmamıştı. Saldırıya uğrayanlar da böyle bir saldırının BM Güvenlik Kararı olmadan yapılmasına ilişkin büyük bir yaygara koparmadılar. Demek ki iki taraf da böyle bir saldırının olacağına hazırlıklıydı ve derhal sonuçların olumsuz etkilerini azaltmak üzere bir çaba içine girdiler.

GÖZLEM – Doğu Guta’da “Duma” adlı bir kasabacık kalmış, gerisi Rejim askerlerinin eline geçmiş bir bölge ve de “tahliyeler başlamış”, rejime muhalif grupların biri hariç, ötekiler bölgeden ayrılmış. O grupla da “görüşmeler olumlu olarak bitmek üzere”. Esad’ın “oraya kimyasal saldırı yapmasının” bir anlamı var mı? Esad, “Böyle bir saldırının dünyada yapacağı çok olumsuz etkiyi, ABD başta düşmanlarının eline nasıl bir koz vereceğini ve de daha önce olduğu gibi füze saldırılarına uğrayacağını” bilmez mi? Esad ve arkasındakiler, yanındakiler “bu kadar” aptal mı; yorumunuz?..

Dediğiniz gibi bu Suriye'nin, eğer elinde varsa, kimyasal silah kullanması bu aşamada gayet mantıksız. Zaten Washington Post ve Israil gazetesi Haaretz de bu konudaki verilerin belirsiz olduğunu yazdı. Eğer kullanılmışsa bu başka güçler tarafından bir provokasyon da olabilir.

GÖZLEM – İrlandalı Spirit Radio'nun haber şefi Aine Carvill, Duma'ya giden ve sosyal medyadan yayılan görüntülerin çekildiği hastaneyi ziyaret eden İngiliz Independent gazetesinin tanınmış yazarı ve Ortadoğu uzmanı Robert Fisk’ın yapılan röportajda “kimyasal bir saldırı olmadığını” belirttiğini açıkladı. Fisk, “ağlayan, yıkanan çocukların görüntülerinin gerçekten bu hastanede çekildiğini, konuştuğu doktorların ‘o gün hastaneye getirilen çocukların öksürdüğünü ve tükürük saçtığını, hastaların bölgedeki topçu ateşinden ve tozdan etkilendikleri için hastaneye getirilmiş olduklarını söylediğini” nakletmiş. Fisk , doktorların anlattıklarına göre, “Klor gazı saldırısı olmadığını”, bir kişinin “Gaz, gaz” diye bağırarak panik yarattığını, bu yüzden doktorların ‘kimyasal silah saldırılarında izledikleri prosedürü uygulamış ve hastaları yıkamaya başlamış’ olduğunu söylemiş. Yorumunuz?...

Anlaşılan şey şu: Burada kimyasal silah kullanılmamış. Ancak bu görüntüler bir gerekçe olarak kullanılmış. Ama planları gereği böyle bir saldırının gerçekleşmesini bekleme lüksüne sahip olmayan, elinde silahları bulunan ve bunları denemek için hazır tutan ABD ve müttefikleri bu gerekçeyi kullanarak bu füzeleri yolluyorlar. Böylece bir psydo yani sözde dünya savaşı çıkıyor.

 

GÖZLEM – Trump “önce” çıkıp dedi ki; “Suriye’den askerlerimizi çekeceğiz.” Pentagon’dan ve de Münbiç’teki askeri yetkiliden ‘tepki’ sayılacak açıklamalar geldi. Münbiç’e takviye ABD askerleri gönderildi. ABD Dışişleri Bakanlığı “Hemen değil” derken, birdenbire “Doğu Guta’da kimyasal saldırı olayı” gerçekleşti. ABD’nin ve CIA’nın “Irak dahil birçok yerdeki gizli / açık algı operasyonları ve uygulamaları” yaşandığı için, “Esad’a tepkilerle beraber” Dünya’da “ABD konusunda” çok konuşulan “Acaba” sorusu da tartışmaya açıldı. Görüşünüz?..

Trump oradan askerlerini çekeceğini açıkladı ama ABD'nin yıllardır bu bölgede bir Kürt devleti oluşturma isteği ortada. Trump bir anda bu politikayı değiştirmek istese ve asker çekecek olsa bile, ABD hükümeti içindeki özellikle silah ve petrol sektörleri destekli çeşitli çıkar oluşumları bunu engellemek için ellerinden geleni yapacaklardır. “Çekilmeyip, kalma senaryoları”, işte bu “Acaba” sorularını getirdi.

GÖZLEM – Suriye’de yaygın askeri üsleri olan Rusya, “Esad / Kimyasal saldırı ilişkisini kesinlikle reddetti” ve de “BM’nin yetkili birimi gelsin, araştırsın. Bu ABD oyunudur. Şimdi ‘gerçeğin ortaya çıkmaması için’ Suriye’ye saldıracaklar” açıklamalarını yaptı. Buna rağmen Suriye’nin birçok kentine ve tesisine füze yağdı, görüşünüz?..

Rusya'nın Esad'ın kimyasal silah kullanmadığını açıklamasında şaşılacak bir nokta yok. Çünkü sonuçta Rusya Suriye'nin en büyük müttefiki. Başka türlü bir açıklama yapması beklenemez. Ancak esas önemli olan burada, Rusya'nın kimyasal silah üretimi olup olmadığına ilişkin BM'in kontrolü için yaptığı açık davetine karşın, ABD ve müttefiklerinin bu üretimlerin yapıldığını iddia ettikleri tesisleri bombalayarak varsa bütün delilleri ortadan kaldırmış olmaları. Bunun da ötesinde bu tesislerdeki patlamalardan kimyasal bir sızıntı yaşanmamış olması da ayrıca ilginç bir nokta.

GÖZLEM – Rusya, “Saldırı olursa, bedeli ağır olur, ABD iyi düşünmeli. Füzeler gelirse, bizim de savunma füzelerimiz onları düşürürüz” şeklinde özetlenecek açıklamalar da yaptı. Nitekim “füzelerin önemli bir bölümünün imha edildiği” haberlerini ABD ve iki ortağı yalanlamadı. Karşılıklı “füze deneme gösterisi” mi, yapıldı, acaba?..

Ona hiç şüphe yok. Sonuçta bölgede gerçekleşen bütün bu hamleler, bu bölgedeki karşılıklı güçlerin birbirlerini denemesine dönük bir oyunun parçası gibi gözüküyor. Bu deneme de çok boyutlu olabilir. Cesaret denemesi ve bir sürü ayrı tür deneme var. Ama en önemlisi bu silahların denemesidir. 100 küsur füze için 240 milyon dolarlık bir deneme oldu.

GÖZLEM – Ortada gerçekten “garip” ve hatta “komik” bir durum var. “Füzeler geliyor, gelecek” açıklamaları üzerinden günler geçti, Suriye “hedef alınacak tesisleri ve havaalanlarını boşalttı”; sonra füzeler geldi ve ABD / İngiltere / Fransa koalisyonu, sonucu, “büyük başarı” diye yorumladı “zafer kazanılmış” edası ile ilan etti. “Boş havaalanlarını ve tesisleri vurmanın” dahası “onca füze gönderilerek bombalamanın insan zayiatı” sadece “3 yaralı” oldu. Bu nasıl “bir zaferdir”; yoksa ortada bir “danışıklı döğüş” gösterisi mi var, yorumunuz?..

Bir defa danışıklı döğüşten ziyade karşılıklı, önce kim korkacak esasına dayanan bir it dalaşı sürüp gitmekte. Birleşmiş Milletler dahil uluslararası kurumların da ne derece etkili ve engelleyici olabilecekleri burada denendi. Geçen yıl ABD'nin tek başına yaptığı füze saldırısından sonra, bu seferki saldırı, daha cesaret edici bir deneme olmuş oldu.

GÖZLEM – AB Dışişleri Konseyi toplantısında Suriye’deki gelişmeleri ele alan AB'ye üye 28 ülkenin dışişleri bakanları ortak bildirisinde “Türkiye'nin askeri Zeytin Dalı harekatı, insani durumu daha zor hale getirdi, yerel halkın yer değiştirmesine neden oldu. AB, başta Türk ordusunun harekatının ardından Afrin’de olmak üzere, Suriye’nin kuzeybatısındaki insani durumun kötüye gitmesinden derin endişe duyuyor ve sivil kuruluşlar için güvenli, engelsiz ve hızlı erişim sağlanmasının gerekliliğinin altını çiziyor” denildi. Türkiye’nin “sert şekilde cevap verdiği ve reddettiği” bu karar konusunda görüşünüz?..

Açıkça görülüyor ki, AB Türkiye’nin bu harekatından ve burada olmasından memnuniyetsiz. ABD de öyle. Türkiye’nin bu bölgeyi terk etmesi için çaba gösteren esas ülke ABD. Türkiye de ABD’nin niyetini anladığı için gerekli direnişi gösteriyor. Buna karşın iş Türkiye’deki 4 milyon Suriyeliye ve bunların yarattığı ve çektiği sıkıntılara ve bu sıkıntıların giderilmesine gelince ne AB, ne de ABD gerekli adımları atmıyor. Türkiye’yi oyalıyor. Suriye’deki durumun ve Türkiye’nin Suriye politikasının yarattığı sıkıntıların bu noktaya gelmesinde hiç şüphesiz Türk yönetimi kadar AB’nin de suçu var.

 

GÖZLEM –  Yunanistan, Ege’de provokasyonlara devam ediyor. Didim’in karşısında ve Türk karasularındaki bir kayalığa 3 Yunanlı “Yunan Bayrağı” dikti. Türk denizciler bayrağı söktü ve Türkiye, Başbakan’ının ağızdan “Böyle provokasyonlara girişmeyin, Türk askerinin elinden bir kaza çıkabilir” uyarısı yaptı. Yunanlıların “Ege’nin sahipleriymişçesine” giderek artan ve Uluslararası anlaşmalara aykırı bu davranışlarını nasıl yorumluyorsunuz. AB de “Yunanlılardan yana” görünüyor ve açıklamalar yapıyor?..

 

Bir defa bu son provokasyon Yunan Ordusu değil sivilleri tarafından gerçekleştirildi. Tabii bu daha sonra ordularının da işin içine girmesi için yapılmış bir ön deneme olabilir. Zaten, “Yunanlıların, Türk karasuları içinde ve Türkiye’ye’ye ait 18 ada ve kayalığı işgal edip, bazılarında askeri karakollar bile kurdukları” iddiaları yaygın hâle gelmiş ve Türk Hükümeti’nden bu konuda ses sedanın çıkmaması da Türk basını ve kamuoyunda eleştirilmişti. Yunanlıların bu provokasyonlarını arttırmaları hiç şüphesiz Türk Ordusu'nun gücünü kaybettiği ve başka bölgelerde mücadele içinde olduğu, ayrıca Türk Hükümetinin de kendileriyle uğraşma niyetinde olmadığı düşüncesinden kaynaklanıyor olabilir. AB'nin herhangi bir konuda Türkiye'ye karşı Yunanlılardan yana olması da çok garipsenecek bir durum değil.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Website Security Test