Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kitap fuarında

20.4.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

  1. TÜYAP Kitap fuarı hoş geldi, sefalar getirdi. 470 yayınevinin katıldığı fuarda holler hafta içinde bile kitapseverlerle dolup taştı. TÜYAP Kültür Fuarları Genel Koordinatörü Deniz Kavukçuoğlu geçen yıl 444 bini bulan katılımın, bu yıl daha da artacağını düşünüyor.

Türkiye ilginç bir ülke. Kitap okunmadığından yakınırken, yeni kitap basımı bakımından dünya sıralamasında 11. sırada olduğumuzu öğreniyoruz. 2017 yılında ders kitapları dışında 407 milyon kitap üretilmiş. Bu, kişi başına 7.76 kitap düştüğü anlamına geliyor.

2017 sonu itibariyle perakende kitap satışlarında, eğitim yayınlarının payı % 39, edebiyat, inceleme-araştırma, inanç, çocuk içeren kültür yayınlarının payı  % 51 olmuş. Gerisi akademik ve ithal yayınlar. Dikkat çekici sayılar bunlar.

Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, “kitap okumayan çocukların normal bir cümleyi 45 saniyede anlayabildiğini, bu sürenin kitap okuma kültürü edinmiş çocuklarda 13 saniyeye kadar düştüğünü” belirtiyor.

Kitap fuarlarının, ülkemizde okuma alışkanlığının gelişmesinde çok ciddi bir yeri var. Bu yadsınamaz bir gerçek.

Ayaküstü İzmir

Fuarda yayınevlerinin sergi alanlarını gezer, kitaplara göz atarken, her yıl bir kitap diğerlerinden daha fazla öne çıkar. İyi ki kitap fuarı var da bu kitap ile tanıştım dedirtir insana…

Nejat Yentürk’ün yazdığı “Ayaküstü İzmir” kitabı bu yılki favorim oldu. Kendisi bir tıp doktoru ama tıp fakültelerinden doktorun yanısıra çok sayıda sanatçı çıkar diye düşünenleri haklı çıkartıyor. Oğlak Yayınlarının bastığı kitabın ön sözünde belirtildiği üzere, Dr. Yentürk, mesleğinin yanısıra, yeme-içme kültürü ile ilgili gastronomi tarihi, deri estetiği ile ilgili her türlü tıbbi ve kozmetik işlemleri içeren bilim dalı olan kozmetoloji tarihi ve hepsinin ötesinde İzmir kentinin tarihi üzerine koleksiyoncu olmanın getirdiği titizlikle “kültür arkeolog”u gibi çalışıyor.

 “Ayaküstü İzmir” kitabının sayfaları arasında gezininceye kadar, seyyar satıcıların, bir kentin kültürünün parçası olabileceğini düşünmemiştim pek. Bir bölüm başlığı bunu çok güzel özetliyor:  “Bir liman kentinin mutfağı sokakta vücut bulur”. Doğru söze ne denir?

Ayaküstü Mutfak

Yazar, İzmir’de ayaküstü mutfağın merkezleri olarak rıhtım, kemeraltı ve basmane’yi belirlemiş. Buralarda ünlenen seyyar satıcıları ve ürettikleri tatları, kitabının merkezine almış.

Neler yok neler… Kokoreç, sulu atom, uykuluk, kelle söğüş, döner kebap, çöp şiş, kelle paça, nohutlu pilav, melemen, midye dolma, kidonya, mumlu balık yumurtası, turşu suyu, buzlu badem, irmik helvası, şambali, macun, sübye, tatlı maya ekmek, peksimet, kumru, boyoz, çarşı börekleri, katmer vb.

Ağzınız sulandı değil mi? Kemeraltı’nın kendine özgü güzelim sokaklarında gezinirken, birçoklarının farkına varmadan yanlarından geçtikleri seyyar satıcıların, ne müthiş tatlar içerdiğini vurguluyor Nejat Yentürk.

İçinde kimyasal katkı olmayan, temiz ve adil ürünlerin tüketilmesini savunan “Slow food” hareketinin kurucusu Carlo Petrini İzmir’e geldiğinde, kendisini dostumuz Nedim Atilla gezdirmişti Kemeraltı’nda. Bu geziden sonra Petrini, tarih kokan sokakların arasındaki yeme-içme kültürüne hayran kaldığını anlatmıştı bana. Bu hayranlığın temelinde seyyar satıcıların, ürünlerini şevkle satan insanların payı büyüktü.

Midye Dolması

Midye dolması, İzmirlilerin daha çok seyyar satıcılarda tükettiği yiyeceklerin başında gelir. Kordon’dan plajlara kadar bu böyledir.

Yazarın tespitlerine göre, midye dolmasının “mucit”leri Ermeni ve Rum vatandaşlar. Ben bunun, İzmir’de Eşrefpaşa, Yapıcıoğlu gibi mahallelere yerleşmiş Girit mübadillerinden geldiğini düşünürdüm; ama öyle değilmiş. Çünkü böyle bir tat Girit’te yok. Demek ki, Girit’ten gelenlerin, deniz mahsullerinden hoşlandıklarından, midye tava ve midye dolma yapmayı Ermeni ve Rumlardan öğrendiklerini düşünmek en doğrusu.

Peki, Mardinliler işin içine nasıl girdi? Onu da Mardinli İbrahim Elmas şöyle anlatıyor: “O devirlerde bizim Mardinliler midye satmazdı. Biz geldiğimizde Giritliler vardı. O yıllarda midyeyi çıkaran bizdik, dolmayı yapan Giritlilerdi. Biz Giritlilere veriyorduk midyeleri… Sonra Mardinliler işe el atmaya başladı.”

Kitap çok zengin ve özgün bilgilerle dolu. Örneğin gevrek üzerine 15, boyoz üzerine 80 sayfa fotoğraflı bilgi var. Eksikler de var elbet. Örneğin, Değirmendağ’ına, Eşrefpaşa’ya yerleşmiş tatar Türklerinin oralardan getirdiği “Çi Börek” üzerine de bilgi sahibi olabilseydik keşke.

Bitirmeden bir şeyi anımsatayım: İzmir’e veda ettiği belirtilen nohut mayalı simitler artık Ödemiş, Bozdağ ve Gölcük’te bulunabiliyor. Tavada değil de fırında pişirilen katmer de öyle.

Afiyet bal olsun!

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Website Security Test