Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İki “büyük” Adam!..

29.6.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

 

Ne diyeyim arkadaş, hani bir zamanlar ağızlara pelesenk olan “bir reklam” vardı; “Yoktur birbirimizden farkımız, biz Osmanlı Bankasıyız”; işte tam da o misal!

Meydan meydan dolaşıp yaptığı 107 mitingde “Demokrasi” diyen, “Basın özgürlüğü” diyen CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce değil miydi? Dahası “Vatandaşlarım, bütün bir gece Yüksek Seçim Kurulu’nun önünde yatacağım, oylarınızı canım pahasına koruyacağım” diyen ama ertesi gün öğle saatlerine kadar ortada görünmeyen de Muharrem İnce değil miydi? Bu tutumu yüzünden, “onun ve partisinin adına” zorunlu olarak iki defa ekranlara çıkıp sonunda fena halde mahcup olan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti sözcüsü Bülent Tezcan’ı da kayıplara karıştıran o değil miydi?

Bitmedi; TV ekranlarında seçim sonuçlarını aktaran ünlü bir gazeteciye “Adam kazandı” mesajını gönderen ve gazetecinin ekranda “bu mesajı okuması ile fena halde mahcup olan ve özür dileyen”, üstelik gazeteciye de tepki gösterince, ondan “Her gazeteci bunu yapar, mesleğin icabıdır” cevabını alarak, susup kalan da Muharrem İnce değil miydi?

Nihayet seçim ertesi gazetecilerin önüne ilk defa çıktığı basın toplantısında bir basın kuruluşunun yöneticilerinin “çirkin ve kabul edilemez” uygulamasına, “o uygulamada en ufak rolleri olmayan muhabirlerini hedef alıp” tepki göstererek, “Mitinglerimi göstermeyenin burada ne işi var” diyen ve “TRT muhabirlerini salondan çıkaran” da Muharrem İnce değil miydi?

Nerede kaldı verilen sözler, “demokrasi ve basın özgürlüğü” nutukları?

Ya, Devlet Bahçeli’nin yaptığı… Aralarında benim de olduğum büyük çoğunluğunu gazetecilerin, yazarların teşkil ettiği, az miktarda bazı anketçilerin ve akademisyenlerin de bulunduğu 70 kişilik bir liste ve “İftira / İtham/ İsnat” iddiasıyla, “MHP’yi yıkamadılar” diyerek, iki gazeteye tam sayfa verdiği “Teşekkür (!) ilanı?!.

Sen, rahmetli Alparslan Türkeş’ten aldığın MHP ve “milliyetçilik” bayrağını 2003 seçimlerinden beri “nerelere düşüreceksin”, başında olduğun partiyi 2015 ve 2018 seçimlerinde “bölücü ve hain” ilan ettiğin, “Cumhurbaşkanı adayı ve genel başkanı hapiste olan” bir partinin ardında bırakarak, Meclis’e “devletin TRT başta bütün imkanlarını kullandığın hâlde” ancak “4’üncü parti olarak” sokabileceksin, dahası “devletten tek kuruş yardım almayan ve de medyadan da TRT başta hemen hemen hiç destek bulamayan”, üstelik ancak 7 ay önce kurulmuş bir partiden “sadece 6 milletvekili fazla çıkararak” Meclis’e gireceksin, sonra da “eleştiriyorlar” diye, “bizleri”  tabanına hedef göstereceksin, olacak şey mi?

Ben “bir gazeteci” olarak “MHP’yi değil, onu bu hâllere düşüren bir genel başkanı ve yöneticilerini eleştirdim” sadece; haksız mıyım; bilmiyor musun ki; “Sizler geçicisiniz, MHP kalıcıdır!..”

Dahası, “yıllarca MHP’ye oy veren” bir TC vatandaşı olarak, “MHP’yi bu hallere düşürenlerden de hesap sormak”, eğer bu ülkede demokrasi varsa, en tabii hakkım değil midir?

Türk milliyetçiliğinin siyasi merkez kuruluşunu, “istikrarlı” olarak “HDP’nin arkasına düşürdüğünüz” için utanacağınıza, özür dileyeceğinize, ağlayacağınıza, “övünmek” ve “bu hazin sonucu başkalarına fatura etmek için” çırpınmak neyin nesi oluyor; bir düşünün bakalım, Sayın Genel Başkan; yazıklar olsun!

İki soru!

Soru bir; “Demokrasi” diyen, “Demokrasi mücadelemiz devam edecek” diyen, “Koltuk sevdasına tutulanların partimizde yeri yoktur” diyen bir genel başkanın “Demokratik ülkelerde görevinden istifa etmesi için” acaba “kaç defa üst üste seçim kaybetmesi” gerekir?

Soru iki; Art arda “8 – 9 seçimi böyle bir genel başkanın zamanında kazanan” iktidar partisi yöneticilerinin, iktidarı destekleyen gazetelerin yazarçizerlerinin “bu genel başkanın değiştirilmesi için” adeta kampanyaya başlamalarındaki “mantık” nedir?

 

Başarı mı, Meral Hanım?

Evet, Parti 7 ay önce kurulmuştu. “Devlet yardımı” alamıyordu. Bir çok ilçede “parti için kiralanan mekanların kiraları bile zar zor ödeniyordu. TRT başta medya “Cumhurbaşkanı adayının da, partinin de haberlerini vermemek için” elinden geleni ardına koymuyordu.  Rakipleri ise “devletin bütün imkanlarından” yararlanıyordu. Sonuç; yüzde 9.9 oy ve 43 milletvekili; elbette “başarı!..”

“… mı” acaba?

Mesela “teşkilatlanmayı” Koray Aydın yapmasa, mesela, İzmir’de liste başlarına Musavat Bey ile Yıldırım Ulupınar oturmasa, öteki bölgede Aytun Çıray’ın altına “nevzuhur” ve kimselerin tanımadığı bir “iş adamı” getirilmese ve “buna benzer örnekler” yurdun her tarafına yayılmasa, Yusuf Hallaçoğlu, Yılma Durak gibi “milliyetçiliğin, ülkücülüğün temel direkleri” unutulup, bir kenara itilmese, böylece gerçek “milliyetçiler ve ülkücüler” küstürülmese, “bunları yazıp çizen” bizim gibilerin uyarılar dinlense, acaba “asıl başarı” o zaman olmaz mıydı; İYİ Parti meclise “3’üncü sırada giremez mi” idi?..

Bakınız, Meral Hanım, bilmelisiniz ki; “Koray Aydın, teşkilatlanma başkan yardımcısı olarak kaldıkça”, bugün başta Siz, bütün İyi Partilileri ve de partinize oy verenleri “hayal kırıklığına uğratan” 24 Haziran seçim sonuçlarını da ararsınız; bizden uyarması. Karar sizin!..

  

Sözün Özü

Üç asır önce, “Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir” diyen Montesquieu’ye, Türkiye’den 24 Haziran 2018 cevabı; “Başarılı yönetim, kendisine layık olan toplumu yaratan ve layık olduğu şekilde yönetendir!..”

 

Haftanın Adamı

Recep Tayyip Erdoğan


Bilmem ki, “sebebini yazmaya gerek var” mı? Sadece haftanın değil, haftaların, ayların ve de “2018’in Adamı olmak” hakkı değil mi?..

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test