Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Saklamakla ekonomik kriz önlenebilecek mi?

3.8.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM, “konuyu masaya yatırdı” ve Uzmanlara “Ekonomi nereye gidiyor” sorusunu sordu, işte cevaplar…

ÖZLEM YILMAZ

 

Türkiye seçimini yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeni hükümet sisteminin ilk cumhurbaşkanı oldu. Yeni sistemin kabinesi de kuruldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilk kez kullanılacak yetkilerle ilklere imza atıyor. Seçim geride kalmasına rağmen Türkiye bir türlü asıl gündemi olan ekonomiye dönemedi. Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir, "Türkiye ekonomisi öyle bir hale geldi ki işletmelerimizden çoğu Türk Ticaret Kanunu’na göre batık durumda" dedi. İç ve dış borçlar “ekonominin en büyük problemlerinden biri” haline geldi. Hanehalkı borçları 500 milyarı geçti. Ülkenin iç ve dış borç toplamı milli geliri geçerken, Türkiye kamuoyu her gün, “Adnan Hoca ve kedicikleri, CHP’deki imza toplandığı, toplanamadığı tartışmaları, Meral Akşener’in dönüp dönmeyeceği, Devlet Bahçeli – Koray Aydın polemiği, köpeklere işkenceler, üç büyük spor kulübünün transfer ve borçları” gibi basınımızın büyük çoğunluğunun “ekonominin çok önüne koyduğu” bir gündemle karşılaşıyor.

Ekonomik verilere göre Türkiye çok kritik bir eşikte bulunuyor. İşsizlik, cari açık, giderek artan dış borçlar, bütçe açığı, enflasyon, döviz kuru ve faizlerdeki artış ürkütücü boyutlara ulaştı. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Abdurrahman Kaan, "Türkiye hiç olmadığı kadar cazip bir ülke. Şu anda elinde 40 milyar doları bulunan bir grup gelse Türkiye'deki şirketlerin 4'te birini satın alabilir” açıklaması Türkiye’deki şirketlerin değer düşüşünü özetliyor.

Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, “Türkiye'deki şirketlerin çoğunun Türk Ticaret Kanunu'na göre batık durumda olduğunu” söyledi. Dünya'da yer alan habere göre, “şirketlerin varlıklarından çok borçlarının olduğuna dikkati çeken” Özdebir, "Hayatta kalabilmeleri için iş yapabilmeleri, bunun için de piyasanın hareketlenmesi lazım. Belki bu tedbirler 3-4 sene önce alınsaydı, faturası bu kadar ağır olmayabilirdi. Maliye politikaları ve KGF devreye sokuldu, 200 milyar liralık bir garanti karşılığında bankalarımız Merkez Bankası da biraz karşılıkları düşürerek, hem TL hem döviz anlamında daha fazla kredi vermelerini sağladı. Türkiye ABD ve AB gibi tek paralı bir ekonomi değil, herkesin cebinde döviz var. Uzun süre yurt dışından fazla döviz geldi, TL değerlendi, ithal mal ucuzlayınca bunlara yönelik talep arttı ve Türkiye'de bazı işler yapılamaz hale geldi” dedi.

 

Borç milli hasılayı geçti

Sözcü’den Mehtap Özcan Ertürk‘ün haberine göre 2017 yılında 3 trilyon 104.9 milyar liralık gayri safi yurtiçi hasıla elde edilirken, reel sektör borcu 2 trilyon 406.5 milyar liraya ulaştı. Reel sektörün bankalara olan kredi borçları da 1 trilyon 849.1 milyar lirayı buluyor. Aralarında büyük holdinglerin de yer aldığı çok sayıda şirketin borçlarını yeniden yapılandırmak için bankalarla masaya oturduğu biliniyor. Merkez Bankası verilerine göre, şirketlerin kısa ve uzun vadeli borçları mayıs ayı itibarıyla toplam 114 milyar 565 milyon dolara ulaştı. TL’de görülen her 1 kuruşluk değer kaybı bu borca 1.1 milyar liralık yük anlamına geliyor.

Türkiye’nin toplam borç yükü ise 3 trilyon 947,9 milyar liraya ulaşmış durumda. Toplam iç ve dış borçların milli gelire oranı ise yüzde 127. Hazine’nin iç borçları haziran ayı itibarıyla yılbaşına göre 25.8 milyar lira artarak 561.2 milyar liraya çıktı. Hazine’nin dış borçlarında 6 ayda 67.6 milyar liralık artış görüldü ve 408.6 milyar liraya ulaştı. Hanehalkı borçları ise mayıs ayı itibarıyla 509.1 milyar liraya ulaşmış durumda.

Türkiye’nin 2002’de 359.1 milyar lira olan iç ve dış borçları 2009 yılında 1 trilyon lira barajını aştı. 2002-2009 yılları arasında özellikle hanehalkı borçlarındaki yüzde 1866’ya varan artış dikkat çekiyor. 2002’de 6.6 milyar lira olan borç 2009’da 129.8 milyara ulaşıyor. Bu tarihlerde reel sektörün bankalardan kullandığı kredilerde de ciddi artış var. Bankaların reel sektöre kullandırdığı kredi tutarı yüzde 552 artarak 2009’da 268.5 milyar liraya ulaştı.

 

Dövizdeki artış her sektörü etkiledi

Türk Lirası'nın dolar karşısında ciddi boyutta değer kaybetmesi, maliyetleri artırdı, birçok ara malına yüzde 40’ı bulan zam yapıldı. Hafta içinde elektriğe ve doğalgaza büyük zam geldi. Dövizin yükselmesi her sektörü, özellikle ithalata bağımlı her sektörü derinden etkiledi. Otomotivden, inşaata, tekstilden, yayıncılığa, teknolojiden gıdaya kadar birçok sektörde maliyetler kur baskısından kaynaklı yarı yarıya yükseldi. Maliyetler artınca ürün fiyatlarına da fahiş oranlarda zamlar geldi. Türk Lirası, yılbaşından bu yana Dolar karşısında yüzde 25-27 arasında değer kaybetti. Dövizde durdurulamayan bu artış sadece cep telefonlarında tüketicilere yüzde 25 zam olarak yansıdı.

İnşaat malzemelerinde artan maliyetler sonucu 2018’in başından itibaren çimentoya yüzde 10, betona yüzde 15, demire yaklaşık yüzde 40 zam geldi. Bu durum hem müteahhitleri hem de satın alma/kiralama iştahını olumsuz etkiledi. Yüksek kurun etkisiyle fiyatı yükselen otomobil satışları da Ocak 2018’den bu yana sürekli düşüyor. 2017 Ocak-Haziran aralığında 401 bin araç satılırken, bu yılın aynı döneminde bu sayı 47 bin 810 adet azalarak 353 bine geriledi. Otomotiv pazarı da yüzde 11.92 daraldı.

 

 

“EKONOMİK SORUNA GÜVEN SORUNU DA EKLENDİ”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) – İstikrar sorunu var mı, yok mu tartışmak gerekmez. İstatistikler dışında bizzat yaşıyoruz. Kapanan şirketleri, banka borçları için yeniden yapılanma isteyen şirketleri, konkordatoya giden işletmeleri, artan kiralık ilanları görüyor ve nihayet Türk Lirası’nın ne kadar değer kaybettiğini bir sonuç olarak da enflasyonu yaşıyoruz. Eğer çözmeye niyetimiz varsa, iki hususu dikkate almak zorundayız: Birincisi, bugünkü istikrar sorunu geçmiş krizlerden farklıdır. Bugün sorun yalnızca ekonomik sorun değildir. Ayrıca siyasi ve sosyal  sorunlar oluşmuştur. 1994 ve 2001 krizlerinde, ekonomik önlemler ön plandaydı. Şimdi belki daha önemlisi siyasi güven sorunu eklendi. Hukuki altyapı sorunu oluştu. Bu alanlarda da önlem almak ve yapısal çözümler getirmek gerekir. İkincisi, iktidarın tez elden bir istikrar programı hazırlayarak, sorunu çözeceğine dair bir niyet bildirmesi, iktisadi ajanları ikna etmesi ve güven oluşturması gerekir. İlgili bakanın ''piyasalarla kavga etmeyeceğiz'' gibi beyanları istikrar için daha çok tedirginlik yaratıyor? Çözüm geliştirmek için önce istikrar sorununa doğru teşhis koymak gerekir. Sonra bu tespite göre yapısal sorunları çözmek gerekir. Elbette bu sorunlar bir günde çözülmez. Çoğu orta ve uzun dönemde ancak çözülebilir. Oysa ki AKP'nin 16 yıllık iktidarında yalnızca iki slogan duydum; Yeni nesil reformlar. Yapısal reformlar. Reform denilince de genellikle açıklama olarak mali disiplinin sürdürülmesi, parasal disiplinin sürdürülmesi gibi ilgisiz ve sloganvari beyanlar oldu.

Fitch bir açıklama yaparak, Türk bankalarının negatif görünümünün çoklu riskleri yansıttığını belirtti. Sektör performansında bu yıl bozulma beklediklerini bildirdi. Dünya bu gibi uluslararası kurumları dinliyor. Bunlara daha fazla fırsat vermeden, bir istikrar programı yapmalıyız. Eğer verilere ve realiteye bakarsak, geç bile kaldık. Hatta ekonomik istikrar sorununun piyasa dinamikleri tarafından çözülemeyeceği netleşti. Dahası kritik eşik aşıldı. Mayıs ayında yıllık cari açık, 36.2 milyar dolardan, 57.6 milyar dolara yükseldi. Millî gelirin yüzde 7'sine ulaştı. Ülkeye ve konjonktüre göre değişmesine rağmen, genel olarak cari açığın millî gelire oranında kritik sınır yüzde beş olarak kabul ediliyor. Son bir yılda dış borç stoku 54 milyar dolar arttı.  Türkiye'nin döviz kazanma potansiyeli düşüktür. Bu durum dış borç riskini artırdı. Dış borç risk primi olan Türkiye'nin CDS'i dün 321.26'ya kadar çıkmıştı. Bir karşılaştırma yapmak için; Almanya'nın 10.80, İspanya'nın 66.33 ve Rusya'nın ise 133.89 idi. Bu şartlarda dış borçları çevirme riski çok yüksek demektir. Doğrudan ve yıllık olarak yabancı yatırım sermayesi girişi geçen sene Mayıs ayında 14.2 milyar dolar iken bu sene Mayıs ayında 9.5 milyar dolara geriledi. İç tasarruflar da dışarıya gidiyor. Döviz kurları TL karşısında yüzde 25 daha değerli hale geldi. Bu durum özel sektörün borç yükünü artırdı. Bunun içindir ki özel sektörde birçok firma borçlarını yapılandırmak için çabalıyor. Çok sayıda firma konkordato için başvurdu.

 

 

“MERKEZ BANKASI DAHA NEYİ BEKLİYOR?

Ramazan Abay (Prof. Dr.) – Mayıs 2018’den bu yana her şey toz duman olmuş gidiyor. Dolar kuru hız kesmiyor. 4 liradan başladı 5 TL’yi geçti. Ve bu yazı yazıldığı saatler dolar kuru 5,0923 olmuştu. Euro kuru ise 5,9009 seviyesindeydi. Piyasalarda factoring faizlerinin yüzde 35’lere, ticari kredi faizlerinin yüzde 27’ler seviyesinde olduğu bir ortamda mevduat faizleri de yüzde 20’leri aştı. Merkez Bankası 24 Temmuz’da yaptığı toplantıda piyasanın tüm beklentilerine karşı politika faizini yüzde 17,75’te sabit tuttu. Mutlaka bir bildikleri vardır da ondan sabit tuttu yorumu daha çok piyasadan geldi. Ne var ki bu hiçte beklendiği gibi gelişmedi. Dolar hızı bir sel suyunu andırmakta önüne aldığını toparlayıp götürmekte. Sel suyunu durdurmak için bent yapmak lazım. Ekonomide bu bendin adı faizdir. Merkez Bankası politika faizi sabit tutmak yerine 200-250 baz bandında artırmış olsaydı, bugün muhtemeldir ki dolar bu düzeyde olmayacaktı. Özel sektör ve kamu dış borçlarının döndürülebilmesi için portföy yatırımcılarının ülkemize ivedilikle sermaye girişi yapması lazımdır. Bunun için de faizlerin yükseltilmesi kaçınılmazdır. Öte yandan Hazine ve Maliye Bakanlığı da ivedilikle orta vadeli programını açıklamalı ve Merkez Bankası kararlarına destek olmalıdır. Bir el hiçbir şeydir, iki el her şeydir.

Diğer taraftan ekonomik zorluklara dayanamayan birtakım kuruluşlar, bankalarla kredi yapılandırmasına giderken, siyasi irade bu konuyu 2001 yılındaki İstanbul yaklaşımına benzer bir yöntemle ticari kredilerin yeniden yapılandırılmasına yönelik kararını öncelikle almalıdır.

 

 

“YÖNETİMDE UYUMSUZLUK VAR”

Yakup Kepenek (Prof. Dr.)-Maliye ve Hazine Bakanı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında ekonomiye bakış yönünden tam bir uyum yok. Şöyle ki Ekonomi ve Hazine Bakanı Merkez Bankası’nın bağımsızlığını vurguluyor, tartışma dışı tutuyor, faiz konusunda da Erdoğan’a karşı bir laf etmiyor ama biliyoruz ki Erdoğan Merkez Bankası’nın bağımsızlığını istemiyor. Faizinde piyasa koşullarına bağlı olmadan düşünülmesini istiyor. Bence uyumsuzluk var yönetimde. Henüz ekonominin nasıl yönetileceği yine de tam olarak netleşmedi. Dolayısıyla orta vadeli program çıkmadan bir tek gösterge var. O da Merkez Bankası enflasyonla ilgili tahminini yüzde 8.6’dan 13.5’e çıkarmasıdır. Bu göstergenin dışında ekonomiye yön verebileceği bir veri yok ortada. Bütün bunlara bağlı olarak çok net olan son vergi affının süresinin uzatılmasıyla yeni dönemde de sermaye kesiminin yararına çalışılacak.”

 

 

“BİRBİRİNE BAĞLI ÇOK SORU VAR”

Uğur Civelek (Gazeteci Yazar) – Son bir hafta pek normal bir dönem değil. İnsanların kafası karışık ve de sapla saman birbirine karışabiliyor. Yani geçen hafta Merkez Bankası Para Kurulu toplanmadan önce bir bekleyiş vardı. Hükümetten orta vadeli program bekleniyordu. Bu 100 günlük eylem planı nasıl olacak diye bekleniyordu. Merkez Bankası para kurulu toplantısından sonra baktık ki Berat Albayrak bir daha bankalarla toplantı yapmadı, piyasalarla, iş dünyası hakkında yorum yapmadı. Ardından Rahip Brunson meselesi ortaya çıktı. Amerika’nın tehditleri devreye girdi. Herkes o yüz günlük eylem planını bekliyor. Bu plan 2019 yılının bütçe tasarımında etkili olacak, beklentiler birden biçimlenecek, Merkez Bankası tavrını netleştirecek. Aslında ekonomi konuşuluyor ama daha çok Cumhurbaşkanına bağlı. Kurlar nereye gider, enflasyon nereye gider, birbirine bağlı birçok soru var.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, “bu süreci” masaya yatırdı ve uzmanlara sordu; işte görüşleri…

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Merkez Yürütme Kurulu’nun (MYK) değişmesine rağmen parti içi muhalefet sürüyor.

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı, siyaset, ekonomi ve dış politika uzmanlara sordu, işte cevapları…

İki muhalefet partisindeki gelişmeleri, GÖZLEM uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

Toplumda adeta güven bunalımı yaşanıyor. Her geçen gün artan şiddet olaylarında ağır yaralananlar kadar, hayatını kaybedenler de oluyor. Ekonomik krizin zararları, ail...

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, “ABD ile gerginlik, Türkiye ve İran’a ABD yaptırımları, CHP ve İYİ Parti’deki gelişmeler” ile ilgili sorunlarını cevapladı. ...

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. Cevaplar “CHP ve Muharrem İnce yönünden” iç açıcı değil!..

Yazarlar
Website Security Test