Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kışlalı: “Erdoğan zor durumda ama ABD’ye karşı direnecektir!”

10.8.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, “ABD ile gerginlik, Türkiye ve İran’a ABD yaptırımları, CHP ve İYİ Parti’deki gelişmeler” ile ilgili sorunlarını cevapladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM – ABD – Türkiye ilişkilerini “Irak’taki çuval geçirme” olayından beri “en gergin hâle getiren” Papaz Bronson olayı ve “iki bakanımız için ABD’nin aldığı yaptırım kararı” konusundaki görüşünüz?

KIŞLALI - Türk yargısınca tutuklanıp cezaevinde bir süre kalan bir Amerikalı papazın, elektronik kelepçe ile evde nezarete alınmasını ABD yeterli bulmadı ve tamamen serbest kalmasını istiyor. ABD gerilimi tırmandırıyor. Türkiye'ye bir takım yaptırımlar uygulamaya başlandı, çıkışı zor bir yola girildi.

GÖZLEM – Türkiye de “ABD’li iki bakan hakkında yaptırım kararı” alıyor; bu adımlar problemin çözümünde etkili olabilir mi?

KIŞLALI - Böylesine radikal kararların alınması problemin çözümünde yardımcı olur mu bilmem ama aslında müzakereler çok taraflı ve gizli mahiyette, iki ülkenin bakanları arasında yapılıyor, bazısı yansıyor, bazısı yansımıyor. Böyle mal varlığı dondurarak hallolacak gibi değil. Heyet gitti, ABD’ye onlardan da bir açıklama gelmedi.

GÖZLEM – Bronson ile ilgili iddianamede, 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesi ve hatta sonrası FETÖ’nün tanınmış isimleri ve imamları ile öylesine teferruatlı ilişkiler ve olaylar anlatılıyor ki, şaşmamak elde değil. Bu Papaz, yıllardır “Papazlıktan başka” her şeyi yapıyormuş anlaşılan Türkiye’de. “PKK ile ilişkiler, FETÖ’cülerle görüşmeler, mensubu olduğu Evanjelik Tarikatı ile ilgili misyonerlik, ajanlık, casusluk” ve daha bir yığın faaliyet. Peki, Devlet “bunları görüyormuş, izliyormuş”, nasıl müsaade ediyormuş; yorumunuz?..

KIŞLALI - AKP'nin FETÖ'cülerle olan ilişkisinin neredeyse hiç bilinmeyen bir tarafı kalmadığını her geçen gün biraz daha iyi görüyoruz. AKP iktidarının başında, Fetullah Gülen’in suçlandığı askeri mahkemeden nasıl kurtulduğu ve Pensilvanya’ya gidip yerleştiği artık bütün ayrıntıları ile biliniyor. Ortaya çıkmayan neredeyse gizli bir şey de kalmadı. Erdoğan'ın "Hocam neden Türkiye'ye dönmüyorsun, birlikte çalışmamızı mümkün kılmıyorsun?" sözünü bilmeyen de yok. Bütün elde bulunan delillere rağmen, ABD Fetullah Hoca’yı Türkiye'ye vermeyeceğini sözcüklerle olmasa bile, türlü vasıtalarla Türkiye'ye anlattı. FETÖ'yü vermeden kendi papazını açık bir baskıyla istiyor ama Türkiye de bu konuyu Halk Bankası sanıkları ya da Fettulah Hoca'nın iadesi gibi konularla paralel hâle getirmeye çalışıyor. Erdoğan kolay kolay yumuşamayacağının da işaretlerini veriyor.

GÖZLEM – Dahası da var, Dışişleri Bakanı daha geçen hafta “Bizim haberimiz yoktu, Bronson’dan. ABD elçiliğinin müracaatı olmasaydı, haberimiz olmayacaktı” dedi; böyle bir tablo nasıl yorumlanabilir?..

KIŞLALI - Türk yetkililer bunu söylüyorlar da, acaba Amerikan Başkanının gelecek seçimlerde papaz Bronson'un taraftarlarının gücünü belki de lüzumundan fazla önemsediğini bilmezler mi?

GÖZLEM – ABD’de Kasım’da Senato’nun tamamını, Temsilciler Meclisi’nin 3’te birini yenileyecek seçimler var. Trump, “bu seçimlerden partisinin galibiyetle çıkmasını istiyor” ki, “kamuoyunda yükselmeye başlayan itibar grafiği yüzde 50’lerin üzerine çıksın” ve de kalan başkanlığını “daha rahat yapmak” bir yana, Başkanlık seçiminde “yeniden” aday olabilsin. Bu sebeple, Dünya’da (500 milyonu aştı) ve Amerika’da (70 milyona yaklaşıyor) sayıları büyük ölçüde artan ve artmaya devam eden” Evanjelik tarikatı mensuplarının oylarını almak için elinden geleni ardına koymayacak. Dışişlerinde bu tabloyu bilen ve analiz eden uzman yok mu, ya da Cumhurbaşkanı’nın etrafında? Papaz gerginliği “bu hâle gelmeden” bir çözüm bulunamaz mıydı, şimdi mi aklımız başımıza geldi, ABD’ye heyet gönderdik? Nitekim heyet, hemen hemen eli boş döndü.

KIŞLALI - Amerika'ya giden bu yüksek dereceli heyetin sadece bu konuyla ilgili olmadığı da rahatça düşünülebilir. İki ülke arasındaki gerginliği süren bu gidiş durdurulmazsa Türkiye'ye karşı kullanabileceği birçok vasıtaları, olanakları bulunan Amerika'nın Türkiye'yi daha çok sıkıntıya sokabilecek adımlar atabileceği de akla gelmiyor değil. Örneğin bir gün altın ve dolar paritesi ile rahatça oynama imkanına sahip Amerika, Türkiye'den almayı kararlaştırdığı birçok şeylerden vazgeçerse, Türk ekonomisinin nasıl etkileneceği de apaçık ortada. Türkiye demokratik bir ülkeyken, Erdoğan Amerika’nın yönlendirmesi ile hareket eden bir pozisyona da düşmek istemez. Ama mesele sadece Amerikan Başkanı’nın alabildiğine elindeki imkanları kullanarak baskıyı artıran kararlar alması ve buna karşılık bir şey yapılamaması da Türkiye'yi muhakkak rahatsız etmekte. Bundan dolayı da dengenin bozulmaması için ileri adımlar atarak üç çok önemli bakanlığın üst düzey yetkililerinden oluşan bir heyetin Amerika'ya gönderilmesi kararının verilmesi, Amerikan'ın yönlendirmesi ile istediğinin yapılması yerine, masaya oturulması gereği Erdoğan'ın önceliğini oluşturan bir sebep.

GÖZLEM – Cumhurbaşkanına, “Trump ile Evangelist Tarikatı insanları ve oyları arasındaki ilişkiler ve seçim öncesi beklentileri” hakkında bilgiler tam olarak verilmemiş ki, Erdoğan “Bir Evanjelist papaz için Türkiye ile ilişkiler bu kadar gerilir mi? Trump’a bunu anlatacağız” anlamında sözler sarf etti. Bu nasıl bir dış politikadır; yorumunuz?

KIŞLALI - Dışişleri bakanlığının bu Evanjelistlerin gelecek seçimlerdeki önemini takdir ettiğinden şüphe edilmeyeceğini düşünüyoruz, ancak bu konu Erdoğan'a ne kadar ikna edici biçimde sunulabilmiş, onu bilmek kolay değil. Sadece bundan ve benzeri başka unsurlardan Türk - Amerikan ilişkilerine daha ılımlı yaklaşma gereği düşünülse de, bunlarda ne kadar başarılı olunabileceği, yani dünya süper gücü olan Amerika'ya Türkiye görüşünün ne kadar kabul ettirilebileceğinin şüpheli olduğu düşünülebilir.

GÖZLEM – Türkiye, ABD’nin yaptırımları ile uğraşırken, Trump, İran’a yaptırımlar uygulamaya başladı. “Altın ve enerji / akaryakıt” konuları da yaptırımın ilk bölümüne alındı. İran geri adım atmazsa, kasımda seçim öncesi ikinci yaptırım paketi de yürürlüğe sokulacak. Bu tablodan AB ülkeleri ve Türkiye başta çok devlet etkilenecek. Trump “Yaptırımlarımıza uymayan kuruluşlar, ABD ile iş yapamayacak” dedi. Türkiye ne yapmalı, sizce?

KIŞLALI - Amerika ile çok büyük askeri, ticari ve geleneksel ilişkilerimizin ağırlığı apaçık ortada dururken, ABD Başkanı'nın dünyanın en güçlü ülkesi olduğu düşüncesi ile verdiği kararların Türkiye'yi çok hırpalamadan geçiştirilebilmesi için Türk hariciyesinin ustalık göstermesi gerekecektir.

GÖZLEM – İran’da hayat pahalılığı ve bozulan ekonomi yüzünden başlayan halk protestoları, ülkeye yayılmaya başladı. Resmi kurdan 4.200 Tümen eden dolar, serbest piyasada 11 bin Tümen’e alınıp satılıyor. AB ülkeleri, Çin, Rusya ve Türkiye başta birçok ülke, “ABD’nin İran’a yaptırımlarına karşı çıktı” ve boyun eğilmeyeceğini açıkladı ama bu açıklamalar “uygulamada ne kadar geçerli olabilecek” bilinmiyor, görüşünüz?

KIŞLALI - Türkiye'nin İran'a yönelik yaptırımlara katılmayacağı açıklamalarına karşın, zaten Türkiye ile ABD arasında olan gerginliğin kur krizine yol açması sonucunda Erdoğan'ın sözlerinin ne kadar arkasında duracağı şüpheli. Avrupa'nın da yaptırımlara karşı olduğunu açıklamasına rağmen, şimdiden Mercedes, Peugeot gibi markaların İran'dan çıkacağını açıklaması Avrupa ülkelerinin de yavaş yavaş bu yaptırımlara boyun eğeceğine işaret ediyor olabilir. Demek ki ülkelerin kendilerinden ziyade çeşitli şirketlerin çıkarları uluslararası ilişkilerde önemli rol oynayabiliyor. Öncelikle enerjideki İran'a bağımlılığı dikkate alındığında Türkiye'nin nasıl bir yol izleyeceği hakikaten bizim için de merak konusu.

GÖZLEM – Türkiye’yi kur krizinden çıkarmak için atılacak adımlardan biri de turizm ve enerji sektörlerinde hayata geçirilecek. Çin ile ekonomik ilişkilerinde “yuanla borçlanma planlayan” Türkiye , turizmde Çinli turistlerin “yuanla alış veriş yapmalarını” sağlayacak. Türkiye de bu yuanları, enerji dalında Çinlilerle ortak yapılacak tesislerin ihalesinde kullanabilecek. 3. Nükleer Santral İhalesi gibi. Bu uygulama yürür mü, görüşünüz?

KIŞLALI - Çok zor. Türkiye bu yöntemi daha önce Rusya ile de denemişti ancak Rusya ile TL ve ruble üzerinden ciddi bir ticaret hacmi yaratıldığını sanmıyorum. Türkiye'ye gelecek Çinli turist vardıysa niye şimdiye kadar gelmedi? Eğer sadece para birimini Çin'de TL'ye veya başka bir geçerli kura çeviremiyorlardıysa, o zaman bu tür bir önlem, yani Çinlilerin yuanlarını Türkiye'de bozdurmalarına dönük önlemler turizmi arttırabilir. Ama Türkiye'nin bu Yuanlarla Çin ihalelerini karşılayabilmesini düşük bir ihtimal olarak görüyorum. Ancak Çin'den alınacak bir miktar mal ve hizmetlerin belki Yuan ile ödenmesi mümkün olabilir. Ama bu durumun da dolar talebini ne derecede düşüreceğini bilemiyorum.

GÖZLEM – CHP’deki durum hakkında görüşünüz? Ülke ekonomide ve dış siyasette kriz içinde. Ana Muhalefet Partisi “Sen git, ben geleyim” ile uğraşıyor ve kavga iyice büyüyor, “kirli iddialar” ortaya atılıyor. Bu tablo, halkın CHP’ye güvenmemesinde bir ölçü” olabilir mi?

KIŞLALI - Kılıçdaroğlu olağanüstü kongreyi engelledi. Parti resmi olarak olmasa da pratikte bölündü. Şimdi çok dağınık bir görüntü sergileniyor. Kılıçdaroğlu yeni MYK'sını belirledikten sonra ilk hedef mahalli seçimler. Genel Merkez kendi adaylarını belirlemek isteyecek. Muhalefet karşı çıkacak. Kılıçdaroğlu muhalefeti yatıştırmak için ne yapacak izleyip göreceğiz.

GÖZLEM – Kılıçdaroğlu’nun Merkez Yürütme Kurulu’nda yaptığı değişiklik kavgayı bitirir mi, yoksa “yerel seçim yaklaşırken” bölünmüşlük ve kavga sürer mi?

KIŞLALI - Bunda öncelikle MYK'ya alacağı isimler önemli. Eğer MYK'da muhalif kanata da yer verseydi, bölünmüşlük ve kavga hali biraz durgunlaşabilirdi, olmadı. Tüzük değişikliği Kurultayı talebiyle mücadele sürdürülmek isteniyor. Anlaşılıyor ki yerel seçim neticeleri sonrasında mücadele alevlenecektir. Ancak bu sürecin sonunda; eninde sonunda Kemal Kılıçdaroğlu'nun koltuğunu bırakacağı izlenimine kapılıyorum.

GÖZLEM – Kılıçdaroğlu eleştiriliyor, ama Muharrem İnce’ye yapılan eleştiriler çok daha ağır ve “Partiyi bölüyor” iddialarına kadar uzanıyor; sizin görüşünüz?

KIŞLALI - Her ikisi de eleştiriliyor. Muharrem İnce'ye yönelik eleştirilerin dozunun bir miktar daha fazla olması, İnce'nin cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde tam tersi intiba vermesine karşın, seçim sonrası parti liderliği için adaylığını çok hızlıca açıklaması ve yerel seçimler öncesi CHP'yi tartışılır hale getirmesi nedeniyle oldu. Ancak olağanüstü kurultay sürecinde genel merkezin imza veren delegeleri geri döndürmek için attığı iddia edilen adımlar Kılıçdaroğlu'nu yıpratırken, İnce'nin de içeriğinin, programının ve vizyonunun güçlü olmaması genel başkanlıktaki iddiasını zayıflatıyor. Ancak şimdi mühim olan şey şu: Bütün bu olan bitenden sonra CHP'yi kim yönetmeli? Bu zamana kadar 10 seçim kaybeden, icraatı belli olan ve aynı isimlerle çalışmaya devam eden Kılıçdaroğlu mu? Yoksa cumhurbaşkanlığı seçiminde bir hava yaratmasına karşın programı ve içeriği çok güçlü gözükmeyen İnce mi? Ortada bu iki isimden başka ciddi bir desteğe sahip kimse yok. Bence ilk seçimli kongrede, hali hazırda genel merkez tarafından bile 600'e yakın delege oyu aldığı kabul edilen Muharrem İnce, artık yeni bir kişi deneyelim denilerek delegelerin oylarının yarıdan fazlası olan 621'e ulaşıp geçecektir ve yeni genel başkan olacaktır diye düşünüyorum.

GÖZLEM – İyi Parti’de de “kurucu ve yönetici olan” önemli isimler art arda istifaya başladılar, yorumunuz?

KIŞLALI - İstifa etseler de Meral Akşener artık bir lider olarak ortaya çıktı. Neyi toparlayabilirse onunla gitmeli. Demek ki istifalar artık kendi çıkarlarını düşünmekten kaynaklanıyor. Artık bir parti kurmuşsunuz, oy da almışsınız, buna sarılın. İYİ Parti'deki problem de sanıyorum MHP'li Koray Aydın'ın örgütlenmedeki ağırlığından kaynaklanıyor. Seçimlerde de Meral Akşener, büyük iddialarla çıkmasına karşın yeni ve özellikle kadın adaylara ağırlık vermediği için beklenen başarıyı sağlayamadı.

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP Kadın Kolları Olağan Kongresinde; “Bu ülkede artık inanç özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, fikir özgürlüğü kavgası olmayacak. Herkes inancında serbest. İnancını serbestçe yaşayacak. Fikir – düşünce özgürlüğünde, düşündüğünü, inandığını rahatça söyleyecek. Başı açık-kapalı tartışması olmayacak” dedi. Görüşünüz?

KIŞLALI - İyi demiş. Öyle olabilir mi? Sanmıyorum. Çünkü en başta kaç yıldır kendisi iktidarın başında. Madem inanç, düşünce, fikir özgürlüğü olacaktı, niye bunların olmasını sağlamadı da şimdi "Bu ülkede artık inanç, düşünce, fikir özgürlüğü kavgası olmayacak" diyor. Niye 'artık' ifadesini kullanıyor? Kendisi neredeyse 16 yıldır iktidarda, hapishanelerde düşünceleri nedeniyle yatanların sayısı rekor seviyede. Rejim değişti, yürütme, yargı ve yasama güçleri neredeyse tamamen elinin altında. Bu imkanları elinin altına alan tek adam olarak bundan sonra özgürlükleri arttırmasını değil azaltması olasılığının daha çok olduğunu düşünüyorum. 1999'da öldürülen kardeşim Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'nın döneminde onun gibi düşünen az sayıda hocanın sınıflarına girmesine izin verdiği türbanlı öğrenciler şimdi sadece üniversitelerde değil tüm kamuda serbest. Ancak Erdoğan'ın sağladığı bu alandaki 'özgürlüğü' diğer alanlarda görmek pek mümkün değil.

GÖZLEM – “Düşüncelerini, görüşlerini söyleyen ve yazanlar” hâlâ türlü çeşitli gerekçelerle gözaltına alınır, tutuklanırken, gazeteciler, akademisyenler, aydınlar ve de “üniversite öğrencileri”, Cumhurbaşkanı’nın “bu sözlerine uygun sözleri, görüşleri” yüzünden tutuklu olarak hapishanelerde yatarken, “tahliye istekleri” tekrar tekrar reddedilirken, ortaya çıkan çelişki nasıl izah edilebilir?

KIŞLALI - Özgürlüğün sadece türban gibi dini alanlarda değil, diğer alanlarda da genişletilmesi gerekir. Ancak Erdoğan, zihniyeti ve politik yaklaşımı gereği, özgürlüğü sadece kendi açısından önemli olan alanlarda uygulamaya sokuyor ve diğer alanlarda bilakis kısıtlamalar ve yasaklamalar getirerek bu kesimleri başkalaştırmaya çalışıyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, “bu süreci” masaya yatırdı ve uzmanlara sordu; işte görüşleri…

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Merkez Yürütme Kurulu’nun (MYK) değişmesine rağmen parti içi muhalefet sürüyor.

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı, siyaset, ekonomi ve dış politika uzmanlara sordu, işte cevapları…

İki muhalefet partisindeki gelişmeleri, GÖZLEM uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

Toplumda adeta güven bunalımı yaşanıyor. Her geçen gün artan şiddet olaylarında ağır yaralananlar kadar, hayatını kaybedenler de oluyor. Ekonomik krizin zararları, ail...

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. Cevaplar “CHP ve Muharrem İnce yönünden” iç açıcı değil!..

GÖZLEM, “konuyu masaya yatırdı” ve Uzmanlara “Ekonomi nereye gidiyor” sorusunu sordu, işte cevaplar…

Yazarlar
Website Security Test