Sektör küçülüyor, sorunlu krediler artıyor ve… Bankacılık 'çare' arıyor!

3.6.2016
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Savunma, enerji, haberleşme gibi stratejik sektörlerden biri olan, bankacılık sektörü Türkiye’de zor bir süreçten geçiyor. Uluslararası bankalar için Türkiye karlı bir yatırım alanı olmaktan çıkıyor ve yabancı bankalar ülkemizden ayrılıyor. BDDK’nın son raporu da sıkıntının büyüklüğüne dikkat çekiyor; raporuna göre sorunlu kredi oranı Nisan'da yüzde 3.36'ya yükseldi. Bankalar sorunlu kredileri varlık yönetim şirketleri aracılığıyla tahsil ediyor.

AYŞEGÜL GÜNEYSU/GÖZLEM -Geçtiğimiz günlerde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) geçtiğimiz günlerde bankacılık sektörüne ilişkin Nisan ayı verilerini yayınladı. BDDK'nın açıklamasına göre Bankacılık sektöründe sorunlu kredi oranı Nisan ayı itibariyle yüzde 3.36’ya yükseldi. Sektörün ilk dört aydaki toplam karı 11 milyar TL seviyesinde gerçekleşirken, sektörün toplam varlıkları 2.4 trilyon TL oldu. 

Bankacılık sektöründe takipteki kredilerin oranı yüzde 3.36 düzeyinde gerçekleşirken, Nisan itibariyle sermaye yeterlilik rasyosu (SYR) ortalaması yüzde 16, çekirdek SYR yüzde 14 düzeyinde gerçekleşti. BDDK verilerine göre takipteki kredilerin toplam nakdi kredilere oranı Aralık ayında yüzde 3.09 seviyesindeyken, Mart ayı sonunda yüzde 3.28 olmuştu.

 Bankacılık sektörü 2002 yılında milli gelirin kabaca yüzde 60’ına denk gelen bir bilanço büyüklüğüne sahipken, bugünkü büyüklüğü yüzde 120’si kadar. 2002’de bilanço içindeki payı yüzde 25 olan krediler, bugün yüzde 63’e geldi. 2002’de milli gelirin yüzde 15’i kadar kredi yaratan bankacılık, bugün yüzde 76’sı kadar kredi yaratmış durumda. Bunun sırrı da; 2002 reformları ile sağlıklı hale gelen ekonomide bankacılığın itibarının artması, böylelikle dış kredi olanaklarının artması. Yani borçlanma. Bankaların kredi verirken sınırsız bir kaynakları yok. Sermaye ve mevduat artışı sınırlı iken tek büyüme kaynağı var dış kredi.

Sorunlu krediler

Artış eğilimindeki sorunlu krediler, bankaların kredi verme yeteneklerini daraltıyor. Bankacılık  sektörünün kredilerinin yüzde 4’ü turizme, yüzde 8’i ise enerji sektörüne verilmiş durumda. Her iki sektörde son bir yılda yükselen sorunların bankacılık sektörü bilançosuna yansıyacak.

Yeniden yapılandırılan kredilerdeki artış yüzde 38’de. Bankaların yasal takipteki kredileri ise, bilançodan silinerek bir varlık yönetim şirketlerine devredilenler ve yeniden yapılandırılanlarla birlikte ‘sorunlu kredi’ şemsiyesi altında, 2015’de 100 milyar TL’yi geçerek 107 milyar TL’ye yükseldi.  Bu da toplam kredilerin yüzde 7’si.

Bankaların güç kaybına dair en iyi gösterge; borsada işlem gören bankaların değerlerindeki değişim. Bankaların borsa değerleri 2012’de 100 milyar doların üzerinde iken, bugün 50 milyar dolar civarında. Bankaların piyasa değerinin defter değerine oranı gösteren çarpan ise 2012’de 1.6 kat iken bugünlerde 1’in altında, 0.9’da. Yani bankalar borsada defter değerinin bile altında fiyatlanıyor.

Bali’den kritik uyarılar

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Türkiye'nin eskisi kadar hızlı büyümediğini vurgulayarak "Karşılıksız çeklerde, ödemelerde, protestolu senetlerde bunun karşılığını görüyoruz" dedi.

İş Bankası  Genel Müdürü Adnan Bali, bankacılığın kendi fonksiyonunun sağlığı için, sermaye yeterlilik rasyosu (SYR) ve aracılık maliyetleri gibi alanlarda  tedbirler alınmasının kritik önemde olduğunun altını çizdi. Bali ayrıca “Türkiye ekonomisi son yıllarda eski hızında büyümüyor, hızlı büyüme döneminde dönen bazı çarklar şimdi dönemeyebiliyor” dedi.

Bali, alınması gereken tedbirlerle ilgili olarak, “SYR’yi olumsuz etkileyen bize özgü farkların giderilmesi anlamındaki çalışmaların kritik olduğunu düşünüyorum. Aracılık maliyetleri anlamında bizim üzerimizdeki birçok şeyin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Bali, bu kapsamda kriz şartlarında sektöre getirilen şube harçlarının kalıcı olduğuna dikkat çekerek, “Teşvikli bölgelerde dahi hâlâ harç ödemeye devam ediyorsunuz. Bu, istihdamla da iş yapma kapasitesiyle de çelişiyor. Bir çok piyasada bizim kira giderimizin üzerinde giderdir bu” diye konuştu.  Bali, İş Bankası’nın SYR’si en iyi düzeylerde olan bir banka olduğunu ancak işlerini yaparken ciddi anlamda bir kısıtlama altında çalıştıklarını belirtti.  Bali, “Örneğin dolar kuru yükseldiğinde yabancı para kredilerin TL karşılığı ilave yeni kredi vermeseniz de yükseliyor. Bu defa onu da korumak için bir tamponla gitmeniz gerekiyor. Bunlar kısıtlayıcı politikalar” diye konuştu.

Bankacılık sektöründe özkaynak kârlılığının mevduat faizinin altında olduğuna dikkat çeken Bali, “Bankaların sermayedarları mevduat müşterisi olalım deseler 2-3 puan daha fazla getiri elde edebilecekler. Yüzde 3.5 ve altına inmiş net faiz marjı ile bankacılık sistemi verdiği ilave kredilerle yeni iş yapma kapasitesi yaratamıyor. Bu bankacılık sisteminin matematiğinin çalışmıyor olması demek” dedi.

Bali, 2010 yılında yüzde 5.8-6 arasında olan net faiz marjının bugün yüzde 3.5’in altına indiğine ve yüzde 18-19 aralığındaki özkaynak kârlılığının da yüzde 10-11 aralığına gerilediğine dikkat çekti.  Sektörde son dönemde artan takibe dönüşen kredi oranları ile ilgili olarak da Bali şöyle konuştu:

“Türkiye ekonomisi son yıllarda eski hızında büyümüyor, hızlı büyüme döneminde dönen bazı çarklar şimdi dönemeyebiliyor. Karşılıksız çeklerde, ödemelerde, protestolu senetlerde bunun karşılığını görüyoruz. Ben hala takibe dönüşen kredi rasyolarının iyi yönetildiğini düşünüyorum. Ama son dönemde önemli bir yükseliş trendine girdiğimiz de ortada. Kredi tabanı hızlı büyümediği için, aynı miktardaki sorunlar bile görece daha yüksek görünüyor olabilir. Matrahın iş yapma kapasitesinin büyümesi lazım.”

 

“ÇOK GEÇ KALINDI”

Burhan Karaçam - İş adamı ve bankacı

Açıkcası bankacılık sektöründe yaşanan sıkıntılara çözüm üretmek konusunda çok geç kalındı. Bankacılık sektörünü ilgilendiren politikaların önemli kısmı yanlış. Bir ekonominin büyümesi için bankacılık sektörünün de büyümesi, gelişmesi gerekir. Bankalarınca gelişmesi için özkaynaklarının güçlü olması gerekir. Bankaların, özkaynaklarını artırmak için bankacılık faaliyetlerinde para kazanmaları gerekiyor. Aksi halde özkaynakları büyümez ve kredi veremezler.

Diğer taraftan bugünkü durumun en önemli nedenlerinden biri de, bankacılık sektörünün tek hanelere düşen  enflasyona  uyum sağlayamamasıdır. 2003-2008 arası küresel ekonomilerde yaşanan likidite genişlemesinden Türkiye kazançlı çıktı. Bu durumun getirdiği bir kazanç ve yüksek karlılık dönemi yaşandı. Bunun süreceği zannedildi. Ancak 2008 krizi ile durdu. İşte bankacılık sektörü bu dönemde alması gereken önlemleri almadı. Tam tersine büyümeye devam ettiler, Türkiye çapında şube sayılarını artırdılar. Bu yaşananlar karşısında hükümet bazı doğru tedbirler almıştır.

Sektör, 2011’den bu yana yüzde 30-35 oranında küçülmüştür. Türkiye ’de yüzde 7-8 oranında enflasyon var. Bunun sonucunda kendi defter değerleri 3 katına kadar çıkan bankaların, piyasa değerleri 1’in altına inmiştir. Bankalar defter değerlerinin altında bir değer ifade ediyor. Dolayısıyla da yabancı bankalar da bekledikleri karı bulamıyor. Doğal olarak da bankacılık sektörüne talep olmuyor.    

 

TOPLAM AKTİFLER 3 YILDIR YERİNDE SAYIYOR” 

Saim Uysal –Yeminli Mali Müşavir

Türkiye’de son zamanlarda sürekli yinelediğimiz bir şey var, “  Yeni normale alışmak” ve sürekli yeni normale alışıyoruz. Türkiye’nin 50 yıllık ortalama büyümesi yüzde 5’lerde iken son yıllarda yüzde 3-4’lerde. Buna” yeni normal” diyoruz. Aslında 3 önemli gösterge var. Birincisi; net kamu borcunun milli gelire oranının yüzde 34’ler civarında olması, ikincisi; bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 1,5-2’lerde olması hatta daha da azalması, üçüncüsü ise bankacılık sektörünün güçlü olması.

Bankacılık sektörünün güçlü olması için ise özsermaye karlılığının yüksek olması, sermaye yeterlilik oranının yüksek olması ve takipteki kredi oranının düşük olması ile mümkün Baktığımızda bankacılık sisteminin bu üç olgudan gitgide uzaklaştığını görüyoruz. Bankacılık sektörünün toplam aktifleri 3 yıldır yerinde sayıyor,  mevduat artışları kredi artışlarını desteklemiyor,  sorunlu krediler var. Bunların çoğunluğu da turizm ve enerji sektöründe yer alıyor.

 Eğer bankaların öz sermayelerinin karlılık oranı, tasarruf sahibinin elde ettiği net faiz oranının altında kalırsa bankacılık yapmanın bir matematiği kalmaz. Yabancı yatırımcılar bunu gördükleri için Türk bankaları değer kaybediyor.    

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Hükümetten gelen “pembe” açıklamalarla giderek artan ve büyüyen sorunların çözülemeyeceğini belirten uzmanlar, “Gecikilmemeli” diyorlar. İşte görüşleri.

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. Yanıtlar, AKP ve MHP için “yapılmakta olan kamuoyu araştırmalardaki oy oranlarına uygun” oldu

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, Türkiye’nin gündemindeki iç ve dış olaylarla ilgili sorularını cevapladı. Özellikle MHP ve Bahçeli hakkındaki analizleri alt...

Yerli otomobil üretecek fabrikanın İzmir’de kurulması için başlatılan girişim, kent genelinde büyük destek gördü. Siemens’in kuracağı rüzgar tribünleri fabrikasın da İ...

GÖZLEM, 80 milyonu “doğrudan” ilgilendiren bu konu ile ilgili olarak “Neden” ve “Ne yapılmalı” sorusunu uzmanlara sordu. İşte Prof. Dr. Muzaffer Demirci’nin, Prof. Dr....

GÖZLEM, “Anayasaya aykırılık ve suç duyurusu” iddialarını masaya yatırdı, işte uzman görüşleri…