Kışlalı: “Kılıçdaroğlu’nun üslûbu değişti!..”

24.2.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen gazeteci / yazar M. Ali Kışlalı, başta referandumla ilgili gelişmeler olmak üzere, Türkiye gündemindeki iç ve dış olaylarla ilgili GÖZLEM’in sorularını cevaplandırdı. İşte sorularımız ve Kışlalı’nın cevapları...

GÖZLEM – Referanduma 8 hafta kaldı. Anketler “Hayırcıları ümitlendirecek” işaretler veriyor. Sizin görüşünüz nedir?..

K – Bütün kontroller ve imkanlar iktidarın elinde gözüküyor. "Evet" cevabının alınması için hem Erdoğan, hem Yıldırım, hem de Bahçeli durmadan konuşmalar, faaliyetler yapıyorlar. Bunun ne kadar etkisi olacak bilemiyorum. Bütün bu gayretin neticesinin ne olacağını ben de merak ediyorum. Hayırlara vesile olur inşallah.


GÖZLEM – Bir tarafta “bir araya gelmeleri çok zor” dağınık bir “Hayır” cephesi, öte yanda hatta Başbakan Binali Yıldırım’ın deyişiyle “ortak organizasyonlar yapabilecek” AKP – MHP Cephesi var. Kalan zaman hangi taraf lehine işleyebilir?..

K – Hayır cephesinde nasıl bir çaba, plan, uygulama var ki bilemiyorum. Sanırım kamuoyu da bilmiyor. Kılıçdaroğlu'nun söylediklerinin özü şu: Eğer bu anayasa geçerse, demokrasi büyük darbe alacak. Israrla bunu öne sürüyor. Ama tonu değişti. Birkaç ay önce "bu değişiklikler kan dökülmeden geçmez" yönünde ifadeleri vardı. Şimdi ise tam tersi, yumuşak, ılımlı bir üslup takip ediyor. Herhalde sertleşmenin faydasının olmayacağını görmüş olacak. "Evet"çiler cephesinde de biraz yumuşama olacak mı, bunu zaman gösterecek. AKP, MHP'ye göz kırpıyor. En son Başbakan'ın ülkücü işaretiyle MHP'yi selamlaması bunun bir sonucu. Ama benim en çok, OHAL döneminin uzaması ile gayrimemnunlar çemberinin genişlemesi dikkatimi çekiyor. Bu memnuniyetsizlerin artması Hayır oylarına yarar. Kılıçdaroğlu'nun birkaç ay önce sertlik çıkışıyla yaptığı etkinin benzeri, şimdi iktidarın OHAL uygulamaları sonucunda yaşanacak. Memnuniyeti artan bir kesim var mı? Sanmıyorum. 

 

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Evet kampanyasına katılması” sonuç ne kadar etkileyebilir?..

K – Erdoğan'ın konuşmalarına baktığınızda, izleyenler de, vurgulan da hep gençler ve gençlik üzerine. Eğer bu, televizyondan, dışarıdan görülen hava gerçeğe yakınsa, o zaman bu katılımın etkisi görülebilir. Bir yerde OHAL'den ezilenlerin "Hayır"ı, bu 18 yaş değişikliğinden doğacak "Evet"lerle dengelenebilir.

 

GÖZLEM – Örnekleri çoğalmaya başladı, savcılar, valiler, kaymakamlar, orta ve yüksek öğretimde müdürler, dekanlar, rektörler “Hayırcılar için” ağır açıklamalar yapıyor, tivitler atıyorlar ve de “tarafsız olması gereken” devlet yetkilileri seyrediyorlar; görüşünüz?.. 

K – Anlaşılan "Evet" kampanyasının ana stratejilerinden birisi, devlet görevlilerinin kamuoyuna verecekleri "Evet" oyunu hedef göstererek şov yapar şekilde açıklamaları ve “vatandaşların oyunu da bu şekilde etkilemeye çalışmak” üzerine kurulu. Bunun oyları ne kadar etkileyeceğini sandıkta göreceğiz.

 

GÖZLEM – Özellikle camilerde “imamların, dini mekanı, siyaset alanına çevirmelerinin örnekleri” artıyor, ne var ki namaza gelen cemaatten da tepki görüyorlar; bu tablo sonucu nasıl etkiler?..

K – Camiye giden kitlenin oyunun, kabaca ifade etmek gerekirse, doğal olarak "Evet" yönünde olacağı varsayılırsa, bu tür telkinler aklı selim, gerçek dindar cemaat arasında tepki yaratıp "Evet"lerin "Hayır"a dönmesine neden olabilir.

 

GÖZLEM – Bir kanun hükmünde kararname ile, TRT hariç, diğer televizyonların “referandum ve seçimler öncesindeki propaganda sürecinde ‘taraflı yayın yapmaları ve taraflara eşit konuşma ve haber hakkı tanımamaları’ halinde RTÜK tarafından verilen cezalar kaldırıldı. Bu uygulama konusunda görüşünüz; sizce “Hayırcılara ekranını açacak” kaç TV olabilir?..

K – Kaç televizyon olur bilemem ama muhakkak ki büyük miktardaki çoğunluk, "Evet"çilere dönük propaganda yapacaktır. Etkileri de görülebilir.

 

GÖZLEM – Türkiye’nin “büyükler” ile ilgili dış politikasında “gene” hava değişir gibi oldu; “Rusya ile uzaklaşma, ABD ile yakınlaşma”; ziyaretler, görüşmeler, açıklamalar “böyle bir rota” gösteriyor. Rusya’nın “PKK ve PYD’yi terör örgütü saymadığını” açıklaması ile başlayan ve Astana görüşmelerini geri plana itmesiyle devam eden “soğukluğa karşı”, ABD ilişkileri “düzelme” işaretler verme başladı. Nasıl yorumluyorsunuz?..

K – Rusya ile Amerika arasında sıcak şekilde gelişmekte olan durumların bizi de yakından ilgilendirdiği muhakkak. Bu konuda en önemli nokta ABD ve Rusya'nın PYD-YPG'yi ne derece meşru bir güç sayıp saymadıklarıyla ilgili. Türkiye'nin bu konuyu Rusya ve ABD nezdindeki girişimleriyle iyi dengelendirmesi lazım. ABD'ye yaklaşıp yaklaşmamak, bu konuyla ilgili tutumlarına bağlı olmalı.

 

GÖZLEM – “Aynı gün” Hükümet kanadından “El Bab kuşatıldı, içine giriliyor” açıklamaları yapılırken, Genel Kurmay Başkanı “El Bab sorunu bitti, temizlik yapıldı” diyor, gazete haberleri “El Bab’ın bitmediğini” gösteriyor; bu çelişkilerin sebebi ne olabilir?..

K – Bu çelişkilerin sebebi Genelkurmay ile kamuoyu oluşturma çabasında olan siyasetçilerin olayları aynı çerçevede görmeyip, kendi amaçlarına göre algı yaratmak istemeleri, niyetlerindeki farklılıklardır.

 

GÖZLEM – Türkiye zirveleri, “El Bab bitti, sıra Rakka ve Menbiç’te” mesajları verirken, CIA ve ABD Genelkurmay Başkanları ile yapılan görüşmelerden sonraki açıklamalarda “bu konu yer almadı”; ABD’nin “PYD ve Kürtleri koruyan” politikasının sürdüğü ortada. Kuzey Suriye batağından Türkiye nasıl çıkacak?.. 

K – ABD ile aynı görüşte olsaydık, ya da ABD bizim görüşü paylaşsaydı bu konu açıklanırdı. Bu konular açıklanmadığına göre henüz müzakere aşamasında olduğu anlaşılıyor. Rusya, Suriye ile beraber Amerika'nın karşısında Kuzey Suriye'de bir Kürt koridoru oluşmasına karşı çıkarsa ve ona dönük bir oluşum sağlanırsa, Türkiye buradan kârlı çıkabilir. Dolayısıyla bu bölgede Türkiye'nin istemediği bir Kürt koridoru ancak Rusya ile beraber Suriye'yle iyi ilişkiler kurularak önlenebilir.

 

GÖZLEM – Obama seçildiğinde “ilk dış gezisinde” Türkiye’ye gelmişti. Trump seçildi; CIA Başkanı ve Genelkurmay Başkanı’nı gönderdi ve bu iki Amerikalı “en üst düzey” kabul gördüler. Bizim Genelkurmay Başkanımız ya da MİT Başkanımız ABD’ye gittiğinde, Başkan hatta Başkan Yardımcısı veya ABD Dışişleri Bakanı tarafından kabul edilirler mi? Bu tablo, “mütekabiliyet esaslı dış politika protokolündeki dengesizliği” göstermiyor mu?.. 

Böyle bir protokol dengesi olduğunu bilmiyorum doğrusu. Bence temaslar günün koşullarına göre yapılıyor. Erdoğan bu iki Amerikalı yetkiliyle görüşmek istemiştir. Burada mevcut durumla ilgili bilgiler CIA Başkanı ile Genelkurmay Başkanı'ndadır herhalde. Erdoğan'ın da Türkiye'nin itibarını mesele yapıp bunlarla görüşmeyecek hali yok. Hiç şüphesiz ABD'li yetkililerle görüşmekten çok memnun olmuştur.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Gözlem, ekonomimize yön verecek olan bu konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu, işte cevaplar…

Gözlem, krizin Türkiye'ye yansımalarını, sonuçlarını ve “ne yapılması” gerektiğini uzmanlara sordu. İşte o görüşler...

AB Komisyonu Sözcüsü Anca Paduraru'nun, fipronil maddesi bulunan zehirli yumurtalara Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 40 ülkede daha rastlandığı iddiasına yumurtacı...

İmalat sektörünü güçlendirmek ve rekabeti artırmak amacıyla KOSGEB’in KOBİ’lere sunduğu en önemli desteklerden KOBİGEL-KOBİ Gelişim Destek Programı başvuruları başladı...

Kuzey Kore’nin “hidrojen bombası” denemesi ve “geri adım atmayacağını” açıklaması ile Japonya ve Güney Kore’nin “korkulu” tepkilerine şemsiye olan ABD Başkanı Trump’un...

Ortaya dökülen iddialar, fotoğraflar, karşılıklı sert açıklamalar içinde “Adaletin ve yargının varlığı ve tarafsızlığı ile ilgili tartışmaların siyaset çizgisine çekil...

GÖZLEM, ülke gündeminin ilk sıralardan birine oturan bu süreçle ilgili “önemli” soruyu uzmanlara sordu. İşte yanıtları…