Durgunluk ve enflasyon aynı anda yaşanıyor

24.2.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM ekonomi ve yatırım uzmanlarına sordu; “Faiz mi, dolar / avro mu, altın mı, tahvil mi, gayrimenkul mü?” İşte cevapları...

GÜLÇİN KARAEGEMEN / ENGİN TATLIBAL -2016 yılında küresel ekonomilerde ciddi daralmalar meydana gelirken, gelişmekte olan ülke ekonomileri bu daralmadan olumsuz etkilendi. 2016 yılında döviz fiyatlarındaki yükselişler hedeflerin şaşmasına neden olsada, Türkiye, 2017 yılının ikinci ayını dolar, euro ve altın fiyatlarındaki düşüşler ile kapatıyor. Buna bir de geçtiğimiz günlerde açıklanan Türkiye İstatistik Kurumu'nun yaptığı Tüketici Güven Endeksi verileri eklendi. Ocak ayında 66,9 olan endeks değeri, Şubat ayında 65,7 olurken, tüketici güveni irtifa kaybediyor yorumlarına neden oldu.

Tüketici güveni azalırken, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) 31 Ocak-1 Şubat'ta yaptığı ve faizlerin sabit tutulduğu para politikası toplantısının tutanaklarının, küresel piyasalarda 'belirsiz tonda' bulunmasının etkisiyle, dolar 3.60 liranın altına çekildi.

Fed tutanakları öncesinde 3.60 — 3.61 lira aralığında hareket eden dolar, erken saatlerde 3.5798 lirayı da gördü. Dolar daha sonra 3.58 — 3.59 lira aralığına çekilirken, euro da 3.78 — 3.79 lira aralığında hareket etmeye başladı.

En değerli görülen yatırım araçlarından biri olan altının fiyatı düşüş yaşamaya ve yatırımcısını üzmeye devam ediyor. Altın fiyatlarındaki şok düşüş devam ederken, Kapalıçarşı'da çeyrek altın fiyatları 234,75 liradan işlem görüyor. Gram altın da 142,46 liradan değer buldu.

Yüzde 1,8 oranında azaldı

Öte yandan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tüketici Güven Endeksi, Şubat 2017 verilerini açıkladı. TÜİK ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, Şubat ayında bir önceki aya göre %1,8 oranında azaldı. Ocak ayında 66,9 olan endeks değeri, Şubat ayında 65,7 oldu.Tüketici Güven Endeksi’ni oluşturan alt endekslerden hanenin maddi durum beklentisi endeksi bir önceki aya göre %2,2 oranında azalarak Şubat ayında 85,9 oldu. Bu azalış, gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durumunun daha iyi olacağını bekleyenlerin oranının düşmesinden kaynaklandı.

Genel ekonomik durum beklentisi endeksi Ocak ayında 88,6 iken, Şubat ayında %0,7 oranında azalarak 88 oldu. Bu azalış, gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durumun daha iyi olacağı yönünde beklentisi olan tüketicilerin sayısının bir önceki aya göre azaldığını gösterdi. Tüketici güven endeksine baktığımızda  Ocak ayında 66,9 olan endeks değerinin Şubat ayında 65,7'e gerilemesi ise dikkat çeken bir unsur olarak dikkat çekiyor. “Acaba tüketicinin güveninin azaldığı böyle bir süreçte, vatandaş ‘varsa’ tasarruflarını nasıl değerlendirmeliydi?.”

GÖZLEM “Faiz mi, dolar / avro mu, altın mı, tahvil mi, gayrı menkul mü?” sorusuna cevap aradı. İşte ekonomi ve yatırım uzmanlarının görüşleri…

 

TÜKETİCİ GÜVEN ENDEKSİ NE ANLAMA GELİYOR?

Aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir. Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

 

'KONUTA YÖNLENEBİLİNİR'

Şevket Özügergin (Ekonomist): Yabancı paraya, dolara yada euro'ya yatırım yapmalarını önermem çünkü zaten bu paralar gereğinden fazla değer kazanmıştı veya TL gereğinden fazla değer kaybetmişti.

Açıklanan FED tutanaklarından da anladığımız kadarıyla Amerika'da faiz artışları çok yüksek düzeyde olmayacak. Kademeli ve teminli olarak yapılacağı anlaşılıyor.

Bizim cari açık çok fazla değil. 32-33 milyar dolarlık bir cari açık kontrol edilebilir düzeyde. Onun için yabancı paraya yatırım yapmayı önermem.

Altın veya arsaydı konuttu çok fazla önermem ama konut fiyatları bu ara oldukça düşük. Belki yatırım aracının bir bölümünü konuta yönlendirmekte yarar olur diye düşünüyorum.

Asıl önerim iyi seçilmiş hisse senetlerine yatırım yapmak. Ama kısa vadeli spekülatif şirketlere değilde, uzun vadeli kendini kanıtlamış ihracata yönelik firmaların hisse senetlerine yatırım yapmalarını tavsiye ederm.

 

* * *

ALTIN VE DÖVİZ CAZİBESİNİ KORUYOR

Murat Bilen (Yatırım Uzmanı): Dünyanın konjektürüne baktığımız zaman Amerikadaki gelişmelere özellikle baktığımız zaman faiz artırımı ve benzeri, kurun çok aşağlarda oluşması imkan dailinde gözükmüyor.

Yani tekrardan vatandaşın dolar alması ve altın alması için bir fırsat yaratıyor olabilir. Çok büyük risk almak istemeyen hisse senedinden uzak durmalı, fiyatlar biraz yüksek. Bu yüksek fiyatlardan biraz riskli olabilir. Ancak altın ve döviz cazibesini hala koruyor diyebilirim.

 

Türkiye ekonomisinin makroekonomik göstergeleri alarm sinyalleri verirken, söz konusu makro bilançonun çarşı ve pazara yansıması da oldukça vahim bir tablo ortaya koyuyor. Milli gelir artışındaki düşük seviye, işsizliğin yüzde 12’lerin üzerine çıkması, enflasyondaki kritik artış ve cari açık ile ödemeler dengesinde var olan olumsuz durum, sokağa kepenklerin kapanması, kredi kartı borçlarının ödenememesi ve Bankalar Birliği’nin açıkladığı son rakamlara göre karşılıksız çek sayısında yüzde 44 gibi ciddi bir artış olarak yansıyor.

Son haftalarda alınan kararlar ve uygulamaya konan tedbirlerin işe yarayıp yaramayacağını zaman gösterecek; ancak uzmanların üzerinde durduğu ortak nokta, söz konusu tedbirlerin zamanlaması. Acaba geç mi kalındı? Referandum fırtınasının dinmesinin ardından nasıl bir ekonomik tablo ile karşı karşıya kalacağız ve bunun üstesinden gelmek neye mal olacak?

200 milyar doların üzerinde döviz borcu bulunan Türkiye’nin özel sektörü, kurda yaşanan hareketlenmeyi dikkatle izliyor. 17 Şubat’ta reeskont kredilerini dolar ile kapatacaklar için kur 3,53’e sabitlendi ve bu kararla düşüş seyrinde olan kur, bu yönde desteklendi. İstihdam seferberliği devreye sokuydu ve hükümet ile Cumhurbaşkanı, iş dünyasından on binlerce kişilik işe alım sözleri almaya başladı. Üstelik Erdoğan, sözünü tutmayanları teşhir edeceğini söyledi. Yatırım teşvikleri ve serbest bölgelerde muafiyet oranları artırılıyor.

Bunlar, yapılanlar. Bu yapılanların ne derecede etkili olacağını ve yanı sıra ekonomi yönetiminin neler yapması gerektiğini GÖZLEM uzmanlara sordu.


FED’İN FAİZ KARARI İYİ İZLENMELİ, YAPISAL REFORMLARA HIZ VERİLMELİ

  1. Saim Uysal, Yeminli Mali Müşavir:Temel makroekonomik göstergeler açısından Türkiye’ye bakıldığında olumlu durumda olanlar ve kötüye gidenler var. Bunlara kısaca bakalım...

Olumludan başlayacak olursak; bütçe politikası ekonomik yavaşlamaya rağmen hala olumlu gitmektedir. Çünkü devlet 2016’nın üçüncü çeyreğinde başlayan ekonomik daralmayı gördüğü için Varlık Barışı’nı çıkardı. Bunun taksitleri bütçeyi finanse etmektedir. Hem giderlerin gelirlerden daha az artması hem de gelirlerin enflasyondan daha fazla oranda artmış olmasından ötürü bütçe, hedeflenen açık bakımından istenen düzeyde gitmektedir. 2017’de bu nedenle bütçe açığını bir miktar yükseltip altyapı yatırımlarını bir miktar artırmayı hükümet programına koydu.

Enflasyonda ise önümüzdeki aylarda iki haneli rakamlar görülecektir. Çünkü Türkiye ciddi bir kur düzeltmesi yaşadı. Bunun yarattığı ÜFE, TÜFE’ye yansıyacaktır. Bu yansıma süresi de ortalama 6 ile 9 aydır. Bu nedenle enflasyon hanemizi başarısız yazmak durumundayız. Hükümet KDV ve ÖTV indirimleri ile ekonomik aktiviteyi arttırıcı teşvik önlemleri aldı. Bu önlemler, 2016 dördüncü çeyrek ve 2017 ilk çeyreğinde olumlu bir etki yaratabilirse, yani bir miktar üretim artışı olur ve bu da ihracatla desteklenebilirse, enflasyonda uzun vadede tekrar tek haneye dönme fırsatı olabilir.

Büyüme, öncü göstergelere göre dördüncü çeyrekte istenen seviyenin altında gerçekleşecek gibi görünmektedir. Mevcut durum, 2017’de ekonominin durgunlaşacağı izlenimini vermektedir. Ancak ÖTV ve KDV indirimleri ve inşaat sektörüne getirilen birtakım teşvikler bir hareketlenme getirir de bu durum 2017’nin ikinci ve üçüncü çeyreğini kurtarır mı, hep birlikte göreceğiz.

İşsizlik, 2009 yılından bu yana en yüksek orana ulaşmıştır. Bu noktada iş aramayı bırakanları da hesaba kattığınızda işsizlik oranı yüzde 19’ları buluyor. Genç nüfustaki işsizlik de yüzde 22’lere geldi. Devletin başlattığı istihdam seferberliği ve alınan önlemlerle bu oranın azaltılıp azaltılamayacağını önümüzdeki dönem bize gösterecektir.

Para politikasında ise maalesef alınması gereken önlemlerin piyasaya net bir biçimde ve zamanında açıklanmaması durumunu görmekteyiz. Örneğin Merkez Bankası faizi artırmamakta ısrar etti, ama ne yaptı? Politika faizini artırmadı ama fonlama faizini artırdı; yanı arkadan dolanma yöntemlerle faizi artırmış oldu. İkincisi, Merkez Bankası reeskont kredilerine dair bir karar aldı ve dedi ki “1 Ocak ile 31 Mayıs arasında bir kredi kapatacaksan ve bunu döviz cinsinden kapatacaksan, kuru sana 3,53’te sabitliyorum.” Bu piyasada çok etkili oldu ve kuru geri çekti. (Bu arada bu tedbir 17 Şubat’ta açıklandı, ancak 1 Ocak ile 17 Şubat arasında 3,70’lerden dolar alıp kredi kapatanlara bir hak iadesi yapılmadı. Bu da bir hukuki eşitsizlik durumudur.) Bu tedbirler Aralık ayında alınsaydı çok daha etkili olacaktı.

Cari açığımızın milli gelire oranı yüzde 3,8 ila 4 arasında gerçekleşecek gibi görünüyor. Bu, büyüyen bir ekonomide iyi bir oran sayılabilir. Ancak biz yüzde 2 büyüyoruz. Yani göreceli olarak az büyüyen bir ekonomide bu oranlarda cari açık veriyorsanız, bu olumlu bir durum olarak kabul edilemez.

Yatırımlar ise halen istenen seviyede değildir. Büyümenin yüzde 2’lere düşüyor olmasının nedeni, sadece devletin bir kısım altyapı yatırımları yapması, ancak özel sektörün yatırımlarının çok düşük bir seviyede bulunmasıdır. Bunun için devlet, önümüzdeki yıl bütçe açığını bir miktar artırarak yatırımları finanse edeceğini programında yazıyor.

İyi olarak ele alınabilecek bir nokta; Türkiye’nin kredi risk primini gösteren CDS, 223’e kadar düştü; düştüğü için bir miktar yurtdışından para girişi oldu ve Merkez Bankası’nın da attığı adımlarla kura bir miktar istikrar geldi.

Şimdi bakılacak nokta, Mart’tan itibaren FED’in ne yapacağı. Kademeli olarak faiz artırılacağı konuşuluyor, ancak muhtemel gelişmelerle küresel sermayenin Türkiye’ye akışında ne gibi gelişmeler yaşanacağını bekleyip göreceğiz. Ama çok büyük bir giriş olacağını öngörmüyoruz.

Ekonomiyi yönetirken kontrol edebildiğiniz ve edemediğiniz parametreler vardır. Örneğin global konjonktürü kontrol edemezsiniz. Ama iç politikadaki belirsizlikleri Türkiye kontrol edebilir. Yapısal reformlara giderek, evrensel standartlarda bir hukuk sistemi oluşturarak, iç siyasi kutuplaşmaları azaltarak, ayrışmamış, belirsizlikleri aşmış bir yapıyı oluşturursak, Türkiye 2017’yi çok ciddi problemler yaşamadan atlatabilir. Özel sektörün 212 milyar dolar civarında bir döviz borcu var, ancak bunun kısa vadede yenilenecek tutarı biraz daha az. Dolayısıyla kurun istikrarlı seyretmesi özel sektör açısından önem taşıyor.

Son olarak dikkat çekmek istediğim bir diğer nokta ise şu; FED faizlerinin gidişatı Türkiye’nin borçlanma maliyetlerini önemli ölçüde etkileyecek.  Dolayısıyla ekonomi yönetiminin bu süreci çok iyi izlemesi gerekiyor. (uysalsaim@gmail.com)


YENİ YATIRIM VE YENİ İSTİHDAM İLE BİRLİKTE MEVCUT OLAN DA DESTEKLENMELİ

Burak Oğuz, Mali Müşavir:Türkiye’de Cumhuriyet tarihinde görülmemiş miktarda destekler, hibeler ve teşvikler, ardı ardına açıklanıyor. Resmi Gazete’de serbest bölgeler ile ilgili yeni düzenlemeler yayınlandı ve muafiyetlerin kapsamı oldukça genişletildi. Cumhurbaşkanının istihdam seferberliği çağrısı ile birlikte daha da artarak uygulamalar devam ediyor. İşsizlik oranı, Kasım ayında yüzde 12,1 ile uzun yıllardır ulaştığı en yüksek seviyeye çıktı. Bu da alınan tüm tedbirlere rağmen istenen başarının bir türlü sağlanamadığını gösteriyor. Dolayısıyla bu önlemler için geç mi kalındı sorusu akıllara geliyor. Ortada bir çiçek var ve uzunca süredir solmaya başlamış. Bu çiçeğin toprağını zamanında havalandırmadıysanız, zamanında gübresini vermediyseniz veya zamanında sulamadıysanız, bir müddet sonra geç kalmış olursunuz. Dolayısıyla ekonomi yönetimi için bu noktadan sonra Türkiye ekonomisine yönelik alınacak tedbirlerde geç kalındığı, söz konusu adımların daha önce atılmış olması gerektiği ortada. Şimdi atılan adımlara baktığınızda yeni yatırım, yeni istihdam, yeni ArGe vs. ön plana çıkıyor. Ancak bu “yenileri” yaparken mevcut olanların da korunması ve kollanması gerekiyor. Mevcudu koruyamayıp sadece yenileri desteklerseniz, bir yandan var olanı kaybedersiniz ve istediğiniz başarıya ulaşmanız mümkün olmaz.

Şu an itibariyle yapılan düzenlemeler doğru adımlardır, ancak kısmen de olsa geç kalınmıştır. Yeniler desteklenirken mevcutları da korumak gerekiyor.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. Görüşler, “Giderek otoriter bir yönetime mi gidilecek” sorusu üzerinde yoğunlaştı. İşte yanıtlar....

Uçak krizi ve Rusya'daki ekonomik sıkıntının ardından büyük yara alan turizm sektörü, bu sezon 3.5 milyon Rus turist ile yeniden ayağa kalkmayı hedeflerken, rekabet ve...

ABD Başkanı Trump, önce Suudi Arabistan’da kılıç dansı eşliğinde 110 milyar dolarlık silah anlaşması yaptı, ardından İsrail’de Ağlama Duvarı’nı ziyaret ederek Başbakan...

Gözlem’den Engin Tatlıbal ünlü Alman firmanın Satış Müdürü Ümit Dursun’la, Hübner’in bugünü, yarını ve İzmir yatırımlarını konuştu.

Suriyelilerin yoğun olduğu bölgelerde vatandaşlar ve esnaf 'güvenlik sorunu' ile tedirginlik içinde yaşarken, gasp edilme korkusu ile geceleri ATM'lerden para bile dah...

ABD’nin YPG’ye ağır silah desteği vermesinin gölgesinde gerçekleşen Erdoğan-Trump görüşmesinde, Türkiye’nin kaygılarını giderecek bir gelişme yaşanmadı. Öte yandan Alm...

Yazarlar