Kışlalı: “MHP’li muhalifler başarılı!..”

10.3.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen gazeteci / yazar M. Ali Kışlalı, özellikle Almanya krizi ve referandum başta olmak üzere Türkiye gündemindeki iç ve dış olaylarla ilgili GÖZLEM’in sorularını cevaplandırdı.

GÖZLEM – Almanya / Hollanda / Avusturya üçgeninde “Türkiye aleyhtarı” bir hava oluşturuldu. Karşılıklı suçlamalarla devam eden “soğuk kapışma” AB ülkelerine yayılabilir mi?..

K – Garip bir şey yaşıyoruz. Avrupa ülkelerinin tavırları da garip, bizim yöneticilerin tepkileri de. Çok tuhaf. Gariplik, öncelikle Avrupa tarafında, şimdilik üç ülkenin Türkiye'deki gelişmeler karşısında AKP ve Erdoğan karşıtı takındıkları tavır. Bu zamana kadar yurtdışı toplantılarına karşı çıkmazken, Die Welt gazetesinin temsilcisinin Türkiye'de tutuklanmasıyla başlayan süreçte AKP'ye karşı bir tavır sergilendi. Bu tavır Hollanda ve Avusturya'ya da yayıldı. Bu daha da yayılacak gibi görünüyor. İki taraftan da yumuşama ibaresi gelmiyor. Bu gelişmeler, bize eskilerin "Allah encamımızı hayretsin" deyişini hatırlatıyor.

 

GÖZLEM – Avrupa’da yükselen “sağ değerler ve oylar”, Türkiye’nin aldığı “sert” pozisyonu “Türkiye ve İslam aleyhine” kullanabilirler mi?..

K – Biz Türkiye'de nasıl bu anayasa paketini inceliyor ve endişe duyuyorsak, onlar da herhalde bunu bizden de daha sakin inceliyorlardır ve Türkiye'de de doğum işaretleri veren Erdoğan odaklı adeta sınırsız yetkilerle donatılmış "Tek Adam" sisteminden endişe ediyorlardır.

 

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türk bakanların ‘Evet’ konuşmaları yapacakları toplantıların engellenmesi” üzerine, bu gelişmeleri “Nazi zamanının uygulamalarına benzetmesi” ilişkileri iyice gerdi. Almanların “Naziler konusundaki hassasiyeti” de düşünülürse, bu gerginlik nereye varabilir ve de Almanya’da oturan milyonlarca Türk’ü nasıl etkileyebilir?.. 

K – Alman hükümetini etkilemesiyle oradaki Türklerin etkilenmesinin aynı çizgide olup olmayacağını bilemem. Ama Alman hükümetinin gidişattan hoşnutsuzluk duyduğu açık seçik ortadaydı. Cumhuriyet'in genel yayın yönetmenini Alman Cumhurbaşkanı'nın kabul etmesi, bunun göstergelerinden biriydi. Bu hoşnutsuzluk, Alman hükümeti ve yönetimi nezdinde başlamış ve devam ediyor ve Erdoğan'ın söylemleriyle de şiddetleniyor gibi görünüyor.

 

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı ile Başbakan ve bakanların “giderek sertleşen” konuşmalarını “Referandum için tabana hitap” olarak mı, yoksa “Avrupa’dan uzaklaşma planının bir uygulaması” olarak mı yorumlayabiliriz?..    

K – Şüphesiz hedefleri Anayasa değişikliklerine "Evet" çıkması. Bunun için de bu sefer yurt içinde bulamadıkları mağduriyeti, yurtdışında bulup, referandum oylarını etkilemek istiyorlar. Ancak bu strateji, söz konusu ülkeler tarafından  hiç şüphesiz buradaki elçilikleri vasıtasıyla anlaşılıyordur. Ancak Erdoğan ve cephesinin bu çıkışları kararsız AKP oylarını "Evet"e çevirmede başarılı olabilir.

 

GÖZLEM – Referanduma 5 hafta kaldı; durumu nasıl görüyorsunuz?..

K – Hiç olmayacak, şimdiye kadar Erdoğan'a itiraz etmeyen, aynı çizgide görülen kimi kesimlerin bile içten bir "Hayır" kampanyası sürdürmeleri ve bu amaca sarılmalarını ilginç buluyorum. CHP ve HDP'nin büyük çoğunlukla "Hayır" diyeceği belli. MHP'nin de artık bu referandumdan sonra ne kadar birlik içinde kalacağı çok şüpheli. MHP prensiplerine bağlı büyük bir kitlenin bu ayrıntıları doğru tespit edip "Hayır"a dönmesini pek beklemiyorum. Ama bu süreci iyi değerlendirebilecek durumda olan MHP'lilerin "Hayır" oyu verecekleri şüphesiz. Bunların çabaları ve yapacakları etki nihai sonucu belirlemede etkili olacaktır. Ayrıca 15 Temmuz'dan sonra tutuklananlar, işlerini kaybedenler, haklarından mahrum bırakılanlar ve bunların yakınları ile ilgili çok geniş bir "Hayır"cı kesimin oluştuğunu düşünüyorum. AKP tabanında da bu olgu etkili olacaktır. Bunlar da "Hayır" diyeceklerdir ve AKP tabanında bir kesimi ikna edebilirler. Böyle düşündüğünüz zaman referandumdan "Hayır"ın çıkması mümkün. Ama televizyonlara yansıyan havaya bakarsanız, "Evet"çilerin ağırlıkta olduğu algısına kapılabilirsiniz.

 

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı, Başbakan ve iktidar basını, “Evet” propagandasını “sert ve gerilimi arttıran” bir çizgide sürdürürken, CHP ve lideri “Hayır" propagandasında “tam tersine” bir çizgide görünüyor; “ağır sözler yok”; hangisi daha doğru ve başarılı, sizce?..

K – Bence CHP'nin çizgisi daha başarılı. AKPli'ler bu yüzden endişeli. Mantıklı bir insan, CHP lideri Kılıçdaroğlu'nu dinlediği zaman bundan böyle demokrasinin kalmayacağını anlıyor. Bunu anladığı zaman da bu insanın "Evet" demesi mümkün değil. Bence CHP'nin ısrarla üstünde durması gereken görüş "Bu Anayasa değişikliklerine 'Evet' derseniz bundan sonra demokrasinin kalmayacağını anlamalısınız" argümanı olmalı.

 

GÖZLEM – Barzani’nin Türkiye’yi ziyareti sırasında “Türk bayrağının yanında 

Kuzey Irak Kürt yerel yönetimi bayrağının asılmasını” nasıl yorumluyorsunuz?..

K – Tipik bir AKP fırsatçılığı olarak görüyorum. Ama biraz da ters teptiğini ve kararsız olan kendi "milliyetçi" tabanına HDP'lileri kazanmak adına yanlış bir mesaj verdiğini düşünüyorum.

 

GÖZLEM – Bu bayrak meselesi, “AKP, MHP tabanından ümidini kesti, şimdi Kürt oylarına oynuyor. Barzani, birçok Kürt aşiretini Evetçi yaptı; ona bayrak tavizi bu yüzden verildi” yorumlarına yol açtı, ne diyorsunuz?..

K – Böyle de yorumlanabilir. Ancak sonraki açıklamalarından ve şimdiki genel havaya bakılınca, ben daha çok değerlendirme hatası yaptıklarını ve kararsız olan milliyetçi seçmenlerini tam olarak dikkate almadıklarını düşünüyorum.

 

GÖZLEM – “Bayrak tavizi” MHP’de de fırtınalar yarattı, Devlet Bahçeli, “Bu uygulamaya karşı ağır bir açıklama yapmak zorunda kaldı”; Başbakan da “MHP tabanının gözden çıkarıldığını” işaret eden bir cevap verdi. Bahçeli’nin “iki arada bir derede kalması” olayı konusundaki görüşünüz?..

K – Kanımca Bahçeli konuyu lehine çevirdi. AKP bir taraftan Kürtlere taviz vermiş gözükürken, diğer taraftan da son dönemde "Türklüğü ayaklarının altına alacağını" ifade eden AKP'ye teşne olmakla suçlanan ve çok prestij kaybeden Bahçeli, asla temel görüşlerinden ayrılmadığını ifade etme olanağı ve sahası bulmuş oldu. Bir nevi danışıklı dövüş yaptılar.

 

GÖZLEM – Meral Akşener, Ümit Özdağ, Sinan Oğan başta MHP’den ihraç edilen muhalifler ülkenin her yerinde, TV’lerde, gazetelerde yoğun bir “Hayır” kampanyası sürdürüyorlar, hatta CHP’yi bile geçtiler; görüşünüz?..

K – MHP'li muhaliflerin bu çabalarında başarılı olacaklarından eminim. Bu hareket muhakkak bugünkü MHP'den büyük bir parçayı koparacak. Ayrıca, MHP'li muhaliflerin bu çabalarından etkilenecek kararsız AKP oyları da elbette ki referandumda sandığa etki edecektir. Ancak benim önemli gördüğüm, referandumda sonucu belirleyeceğini düşündüğüm esas etken, 15 Temmuz dolayısıyla mağdur olduklarına inananların yakınları ve onların etki edeceği oylar olacaktır.

 

GÖZLEM – Ekonomik göstergeler, enflasyondan, işsizliğe kadar “olumsuz bir yönü” gösteriyor; bu durumun Referandum sandığını etkilememesi mümkün mü?..

K – Doğru. Bir taraftan ekonomik durumun olumsuz etkileri muhakkak ki oylara yansıyacaktır. Ancak iktidar da diğer taraftan bu olumsuzlukları bertaraf etmek için, pek çok kesime ayrı ayrı ciddi ayrıcalıklar ve imkanlar tanımaya başladı. Hiç şüphesiz Erdoğan ve ekibi bu olanakları gelecek haftalarda daha da arttırarak seçmeni etkilemeye çalışacaklardır.

 

GÖZLEM – Yüksek Seçim Kurulu, “Referandum propaganda sürecinde yapılacak toplantılara, siyasi parti toplantıları dışında, vali ve kaymakamların izin vereceğine dair bir karar aldı. Bu karar üzerine, birçok yerde “sivil toplum örgütlerinin yapacakları” toplantılara valilikler ve kaymakamlıklar izin vermek istemedi; YSK’nın bu kararını nasıl yorumluyorsunuz?..

K – Bu kararın, iktidarın “Hayırcıları” mümkün olduğu kadar engelleme, konuşturmama stratejisinin bir parçası olduğu anlaşılıyor.

 

GÖZLEM – Türkiye’de durum böyleyken, Almanya’da “yerel yönetimlerinin Türk Bakanların yapacağı toplantıları engellemesini” ağır şekilde eleştiriyoruz; ne diyorsunuz?..

K – Avrupa ile yaşanan son gerginlikte, üzerinde yeterince durulmayan en büyük çelişki bu zaten. İktidar, Almanya'da "konuşturulmadığı" için Nazizm'e kadar varan tepkiler verirken, Türkiye'de bütün gücünü kullanarak muhalefetin "Hayır" kampanyasını engellemeye çalışıyor.

 

GÖZLEM –  Başbakan Binali Yıldırım, “Seçimde mevcut sisteme göre siz hükümeti seçemiyorsunuz, sadece meclisi seçiyorsunuz. Kim bakan olacak kim başbakan olacak buna karar veremiyoruz. Sonra orada abidik gubidik birtakım işler oluyor. Bir bakıyorsunuz hiç aklımıza gelmeyen biri Başbakan olmuş” dedi. Görüşünüz?..

K – Bu mantık pek doğru gözükmüyor. Çünkü bir defa mevcut rejimde başbakanları partilere verilen oylarla halk belirliyor. En fazla oyu alan partinin genel başkanı, koalisyon veya tek partili hükümetin başbakanı oluyor. İkincisi, mevcut sistemde bakanları halkın belirlemediği doğru ama gelmesi istenen sistemde de bakanları halk değil, Cumhurbaşkanı belirleyecek. Hatta Cumhurbaşkanı'nın Meclis içinden belirleyeceği bakanların milletvekillikleri düşecek. Böylece bu bakanlar artık Meclis’e, halka karşı değil sadece Cumhurbaşkanı'na karşı sorumlu olacak. Yıldırım'ın "Sonra orada abidik gubidik birtakım işler oluyor. Bir bakıyorsunuz hiç aklımıza gelmeyen biri Başbakan olmuş” sözleriyle ne demek istediğini anlamak da pek mümkün değil. Başbakanlar mevut sistemde en çok oy alan partinin genel başkanı oluyor mu; Halkın seçtiği partinin genel başkanının başbakan olması mı abidik gubidik bir süreç? Yok, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçildikten sonraki dönemi "abidik gubidik" süreç olarak kastediyorsa, o dönemde de Başbakan olan kimse aynı zamanda AKP'nin genel başkanıydı. Kendisi de hem başbakan ve hem de AKP’nin genel başkanı değil mi?.. 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, “Hoşnutsuzluğu ve tepkiyi şiddete başvurmadan dile getirmenin yolunu ardına kadar açan” Adalet Yürüyüşü’nü masaya yardı. İşte uzmanların görüşleri…

GÖZLEM, Katar – Türkiye – Suriye üçgenindeki iki ayrı krizi bu hafta da “askeri” uzmanlara sordu; işte cevapları…

Duayen Gazeteci Mehmet Ali Kışlalı, Adalet Yürüyüşü, Maltepe Mitingi ve sonrası konusunda GÖZLEM’in sorularını cevapladı.

Dolar bazında dünyanın en gelişmiş 19 ekonomisinin ve Avrupa Birliği'nin oluşturduğu G-20'nin bu yılki liderler zirvesi Almanya'nın Hamburg kentinde yapıldı. Türkiye'...

Yaşadığı iç ve dış sorunlar, Türkiye’yi dünyanın en kırılgan ekonomilerinden biri haline getirdi. Mahfi Eğilmez’in “ekonomisi batan” Venezüella’ya ilişkin tespitleri v...

Açıklanan TÜİK verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 10.90'a gerilemesine rağmen, “çift rakamlarda” kaldı. Haziran ayı yıllık enflasyon oranının, “2005 yılından beri ...

Katar krizi sıcaklığını korurken, “Katar’daki Türk askeri üssü” gündemin en hassas konusu. Türkiye’nin Katar politikası “doğru” rotada mı?

Yazarlar