Avrupa “Evet” mitinglerini istemiyor, kriz derinleşiyor

10.3.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Nüfus yoğunluğu bakımından Türkiye’nin dördüncü büyük kenti gibi düşünülebilecek Avrupa’da AKP’nin yapmak istediği referandum çalışmalarına izin verilmemesiyle ilgili kriz devam ediyor. Türkiye ve Almanya “söz savaşını yumuşatırken”, Avusturya ve Hollanda gerilimi arttırarak sürdürüyor. Uzmanlar “durumun AB ilişkilerini ve o ülkelerde yaşayan ve çifte vatandaşlık hakkı olan Türkleri de etkileyebileceği” belirtiyorlar.

Türkiye’nin Avrupa’da ciddi bir diasporası var. Sadece Almanya’da bir buçuk milyon çiftte vatandaş söz konusu. Hollanda, Belçika, Fransa, Avusturya ve İsveç gibi ülkeler de hesaba katıldığında, yurtdışında yaşayan ama bir yandan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, dolayısıyla “oy kullanma hakkı” bulunan bireylerin sayısı üç milyonu geçiyor. Bu durumda “Gurbet” dediğimiz diyarı Türkiye’nin dördüncü büyük metropolü gibi düşünebiliriz. Ve hiçbir politikacı, ülkenin dördüncü büyük metropolünde seçim çalışmaması yapmama lüksüne sahip değil.

Nitekim özellikle son yıllarda başta AKP olmak üzere siyasi partiler, seçim dönemlerinde sözünü ettiğimiz ülkelerde salon mitingleri yapmaya başladı. Bu ülkelerden Almanya, Hollanda, Fransa, Avusturya ve Belçika gibi baskın olanlarında AKP oylarının yüksek olduğu biliniyor. Ama örneğin İsviçre’deki gurbetçiler 1 Kasım seçimlerinde yüzde 47,5 ile HDP’yi birinci parti yaptı. Genel olarak Avrupa’da AKP’yi HDP takip ediyor. CHP ise son seçimde sadece Hollanda’da ikinci parti olabildi. Ancak birinci olan AKP ile arasında yaklaşık 60 puan fark vardı.

Bu mevcut durumu 16 Nisan Anayasa Değişikliği Halkoylamasında “Evet” lehine kullanmak isteyen AKP, genel seçimler öncesinde olduğu gibi mitingler düzenlemek üzere ilgili mercilere başvurularda bulundu. Ancak bu kez gerekli izinlerin verilmemesi, üzerine söz konusu ülkelere çeşitli vesilelerle giden bakanların program haricinde yapmayı planladıkları konuşmalara da izin verilmemesi, nur topu gibi yeni bir kriz yarattı. Özellikle Almanya’dan gelen retler, iki ülkenin üst düzey yetkililerinin açıklamalarıyla krizi derinleştirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sert açıklamaları ve Türkiye tarafından Almanya’nın tutumunun “Nazi dönemine” benzetilmesi ve buna ilişkin Merkel’in “Buna cevap bile vermem” şeklindeki beyanatın ardından Almanya ile durum stabil görünüyor. Ancak Hollanda ve Avusturya ile ikincil makamlardan gelen açıklamalarla Belçika’nın da toplantılara izin vermeyeceğinin sinyalini vermesi, gerginliğin süreceğine işaret ediyor.

YEŞİLLER EŞBAŞKANI ÖZDEMİR: BİZ DE TAKSİM’DE MİTİNG YAPALIM

Almanya Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir, ARD kanalında Türkiye ile Almanya arasında yaşanan krizi değerlendirdi. “Erdoğan referandumu kazanırsa, Türkiye bir tür saltanat olur ve bu hiç kimsenin yararına olmaz, özellikle de Türkiye'nin dostlarının” diyen Özdemir, Türkiye'den siyasetçilerin Almanya'da seçim mitingi düzenleyip düzenlememeleri konusundaki kararın Alman belediyelere bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Özdemir “Avrupa Birliği ülkeleri de bu konuda birbirlerine düşürülmemeli. Almanya'da seçim kampanyası yapmak isteyen Türk siyasetçilerin Almanya'daki yasalara uyması gerekir. Öyleyse biz de Taksim Meydanı'nda bir miting yapalım. Eğer Ankara benim güvenliğimi garanti altına alacaksa ben gitmeye ve miting yapmaya hazırım. Yanıtın nasıl olacağını merak ediyorum. Bunu Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel ya da Merkel, Erdoğan'ın kulağına fısıldayabilir” dedi.

 

GELİNEN NOKTA, DEMOKRASİ AÇISINDAN HAYIRLI DEĞİL

Emre Gönen, AB Uzmanı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektör Danışmanı: Referandum sürecinde Türkiye ile Almanya’nın ilişkileri gergin bir hal aldı. Referandum sonucunun ne olacağını ve bunun AB ile ilişkilerimize nasıl yansıyacağını şimdiden öngörmemiz mümkün değil, ancak şu aşamada Almanya ile birlikte Avusturya ve Hollanda’da fiili olarak toplantılara izin verilmemesi durumu var. Cumhurbaşkanının son çıkışının ardından ilk baştaki sert tutum biraz kırılmışa benziyor. Tırmandırmak istemiyorlar ve düşük profilli yöneticiler tarafından cevaplar verildi, ama konumlarından da geri adım atmış değiller. Yine de bu gergin sürecin Türkiye’ye bazı bedelleri olacaktır diye düşünüyorum. Bu bedel, örneğin turizmde veya başka sektörlerde ödenebilir. Avrupa Birliği ile zaten iyi gitmeyen ilişkiler de yeni bir dönüm noktasına ilerleyebilir.

Avrupa ülkeleri, genel seçimlerin öncesinde Türkiye’nin iktidar veya muhalefet liderlerinin orada yaptığı siyasi toplantılardan da rahatsız oluyorlardı ve bunu ifade ediyorlardı. Sonuçta bir başka ülkenin siyasi bir toplantısı, senin topraklarında yapılıyor. Ve üstelik büyük ölçüde entegrasyon sorunlarının yaşandığı bir Avrupa Birliği var karşımızda. Özellikle Cumhurbaşkanı, Almanya başta olmak üzere kapalı toplantılarda çok geniş kitleler toplayabiliyor. Bu nedenle rahatsızlıklarını daha önce birkaç kez ifade etmişlerdi. Ancak bu rahatsızlık, hiçbir zaman toplantıyı fiilen yasaklamak noktasına gitmemişti. Bu da şu aşamada çok ciddi bir siyasi tavırdır. Bu noktaya gelişmiş olması da Türk demokrasisi açısından hayırlı bir gidişat değil.

 

İKİLİ İLİŞKİLERDE YÖRÜNGE DÜZELTMESİNE İHTİYAÇ VAR

Onur Öymen, Emekli Bonn Büyükelçisi:Benim büyükelçiliğim döneminde Erbakan gibi, Türkeş gibi radikal sayılabilecek partilerin liderleri Almanya’ya geldikleri zaman çok büyük salonlarda 10 bin, 15 bin kişilik kalabalıkları hitap etmesine Almanlar hiçbir zorluk çıkarmazlardı. Son dönemlerde Türkiye iye Almanya arasında ciddi bazı sorunlar olduğunu görüyoruz. Bu sorunlar sadece Die Welt muhabirinin tutuklanmasından ibaret değil. Uzunca bir zamandan beri Almanya’da Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine karşı çıkan bir görüş, özellikle iktidardaki Hıristiyan Demokrat Parti tarafından benimseniyor. Almanlar, bunu yerleşmiş bir politika haline getirdiler.

İkincisi, bazı konularda Türkiye’yi rencide edici kararlar aldılar. Bunlardan bir tanesi, 1992 yılında Türkiye’ye verilen Alman silahlarını Türkiye’nin güneydoğuda kullandığı gerekçesiyle uygulanan silah ambargosudur. Terörle mücadele eden bir NATO müttefikine silah ambargosu uyguladılar. Bunlar ittifak dayanışmasıyla bağdaştırılacak şeyler değildi.

Bir diğeri; Alman Parlamentosu, AİHM’nin Perinçek Davası’nda ortaya koyduğu tutumu da hiçe sayarak, koalisyon ortakları CDU ve SPD’nin milletvekillerinin de oyuyla Emeni Soykırımı Yasa Tasarısı’nı kabul etti. Bunlar anlaşılır şeyler değildir.

Şimdi; bütün bu yaşananlar NATO müttefiki olmakla veya dost ülke olmakla bağdaşan şeyler değil. Almanya’nın Türkiye’ye karşı böyle tavırlar sergilemesinin izahını bulmak çok zor. Öyle anlaşılıyor ki Almanya Kürt sorununda, Ege sorununda, Kıbrıs konusunda, Ermeni konusunda, Patrikhane konusunda kendi politikalarını Türkiye uygulamadığı için Türkiye’ye karşı adeta bir hasmane tavır sergilemeyi tercih ediyor.

Miting, toplantı veya konuşmalara izin verilmemesi şeklindeki son olayları, geçmişten gelen tüm bu birikimle değerlendirmek gerekiyor. Türkler Almanları Avrupa’daki en yakın dostları olarak bilirken, Almanlardan hiç beklemediğimiz olumsuz davranışlar geliyor. Karşılıklı demeçlerin dozunun da aşırı olduğunu belirtmek gerekiyor. Bilhassa Nazi benzetmesi, Almanların sinir uçlarına dokunan ve bütün Almanları rencide eden bir açıklamaydı ve büyük rahatsızlık yarattı.

İlişkiler daha fazla gerginleşmeden Türkiye ile Almanya’nın bir masaya oturup bütün bu sorunları ortaya koyması ve kalıcı çözümler bulması gerekir. İki ülke ilişkilerinde bir yörünge düzeltmesine ihtiyaç var.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, “Hoşnutsuzluğu ve tepkiyi şiddete başvurmadan dile getirmenin yolunu ardına kadar açan” Adalet Yürüyüşü’nü masaya yardı. İşte uzmanların görüşleri…

GÖZLEM, Katar – Türkiye – Suriye üçgenindeki iki ayrı krizi bu hafta da “askeri” uzmanlara sordu; işte cevapları…

Duayen Gazeteci Mehmet Ali Kışlalı, Adalet Yürüyüşü, Maltepe Mitingi ve sonrası konusunda GÖZLEM’in sorularını cevapladı.

Dolar bazında dünyanın en gelişmiş 19 ekonomisinin ve Avrupa Birliği'nin oluşturduğu G-20'nin bu yılki liderler zirvesi Almanya'nın Hamburg kentinde yapıldı. Türkiye'...

Yaşadığı iç ve dış sorunlar, Türkiye’yi dünyanın en kırılgan ekonomilerinden biri haline getirdi. Mahfi Eğilmez’in “ekonomisi batan” Venezüella’ya ilişkin tespitleri v...

Açıklanan TÜİK verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 10.90'a gerilemesine rağmen, “çift rakamlarda” kaldı. Haziran ayı yıllık enflasyon oranının, “2005 yılından beri ...

Katar krizi sıcaklığını korurken, “Katar’daki Türk askeri üssü” gündemin en hassas konusu. Türkiye’nin Katar politikası “doğru” rotada mı?

Yazarlar