Türkiye, ‘kronikleşen enflasyon’ kıskacında

10.3.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

TÜİK'in verilerine göre, tüketici fiyatlarında “şubat ayı artışı” ile yıllık bazda enflasyon yüzde 10.13 oldu. 13 yıl önce de, 2004 Nisan ayında TÜFE yüzde 10’un üzerine tırmanmıştı. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu; “kronikleşmesinin sebepleri nedir?”

GÜLÇİN KARAEGEMEN/GÖZLEM -TÜİK’in açıkladığı istatistiklere göre Ocak ayı enflasyonu yüzde 2.46 olarak gerçekleşirken, yıllık enflasyon ise yüzde 10.13 oldu. TÜFE beklentisi 1.78, yıl sonu enflasyon beklentisi ise yüzde 8.35 seviyesindeydi. Ekonomik gidişat, hükümetin beklediğinden kötü seyrediyor. İşsizlikten sonra enflasyon da çift haneli rakamlara yükseldi. Yıllık enflasyon böylece yaklaşık 5 yılın en yüksek seviyesine çıktı ve 7 yıl sonra çift haneyi gördü.

Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Şubatta yüzde 0.81, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 1.26 arttı. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 10.13, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 15.36 oldu. Üretici fiyatlarındaki artış diğer dikkat çeken nokta. %13.69 artış gösteren ÜFE kurdaki yükseliş ile birlikte girdi maliyetlerinin artmasından kaynaklanıyor. Bu artış fiyatlara yansıyor. Enflasyonu yukarı yönlü etkilerken tüketimi baskılıyor.

Beklenti TÜFE’de aylık yüzde 0.48, yıllık yüzde 9.74 artıştı. Enflasyon haberinin ardından kur 3.71 seviyelerinden 3.74’e kadar yükseldi.

Maliye Bakanı Naci Ağbal ise, enflasyondaki artışı “mevsimlik” gördüğünü ve yıl sonunda Merkez Bankası’nın öngördüğü gibi yüzde 8’ler civarına ineceğini söylüyor, ama uzmanlar o kanı değil.

Ekonomik istikrarsızlığa vurgu

 

2004 Nisan ayında TÜFE olarak yıllık enflasyon yüzde 10.18 düzeyindeyken, aradan 13 yıl geçmesine rağmen bugün de şubat ayında TÜFE oranının yüzde 10.13 olduğu ve düşmediği görülüyor. Bu durum 'yapısal sorunlara bağlı olarak enflasyon da kronikleşti' olarak yorumlanıyor.

Öte yandan Eylül 2016'da 1.78 olan Yİ-ÜFE'nin beş ayda yüzde 863 oranında, yani 9 kata yakın artarak Şubat 2017 ayında 15.36'ya çıkmasını enflasyonun ekonomide istikrarsızlığını ortaya koyduğu ifade edilirken, uzmanlar, enflasyonun ekonomide istikrarsızlığı ortaya koyduğunu, yapısal sorunlara bağlı olarak kronikleştiğini ifade ederken, “Ekonomik istikrar sorunu ya da ekonomik istikrarsızlık, bir ekonomide temel dengelerinin bozulması demektir. Türkiye'de enflasyon çift haneye çıktı. İşsizlik dört yıldır sürekli artıyor. Kur dengesi bozuldu ve TL aşırı değer kaybetti. Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'da büyüme düştü. Dış borç ödeme kapasitesi daraldı. Bu sorunları, siyasi kamplaşma tetikledi ve artırdı. Referandum daha da artıracak. Çünkü siyasi iktidar, kazanmak için her yolu mubah görüyor. Bu şartlar altında her şeyden önce ekonomik istikrar için önce siyasi iktidarın iç politikadaki yanlışlarını düzeltmesi gerekir” yorumunda bulundu.

GÖZLEM konuyu masaya yatırarak uzmanlara sordu: 'Türkiye’de enflasyonun kronikleşmesinin sebepleri neler?'

 

* * *

 

ÇİFTE İSTİKRARSIZLIK

 

Prof.Dr. Esfender Korkmaz (Ekonomist): Enflasyon ekonomide istikrarsızlığı gösteriyor. Ancak Eylül 2016'da 1.78 olan Yİ-ÜFE'nin beş ayda yüzde 863 oranında, yani 9 kata yakın artarak Şubat 2017 ayında 15.36'ya çıkması istikrarsızlığın da ötesinde bir sorundur. (Aşağıdaki grafik.) Bu durumda bizim ekonomiyi dünyanın en kırılgan ekonomisi olarak ilan edenlere kızma hakkımız yoktur. Tersine bu sorunu nasıl çözeriz sorusuna odaklanmamız gerekir.

Enflasyonda üç temel sorun var...

Birincisi, yapısal sorunlara bağlı olarak enflasyon da kronikleşti. Zira  2004 Nisan ayında TÜFE olarak yıllık enflasyon yüzde 10.18 idi. Aradan 13 yıl geçti... Bugün de Şubat ayında TÜFE oranı yüzde 10.13'tür.

Oysa ki şimdi küresel enflasyon, gelişmiş ülkeler ortalaması olarak yüzde 1.8  ve gelişmekte olan ülkeler ortalaması olarak yüzde 4.0'tür.

İkincisi Yİ-ÜFE'nin kur artışlarına aşırı duyarlı olmasıdır. Zira üretimde yüksek oranda girdi olarak ithal ara malı ve ham madde kullanılıyor. Başka bir ifade ile üretim dışa bağımlıdır. Bu şartlarda ara malı ve ham madde üretimini artırıp, ithal girdiyi daha az kullanmamız gerekir.

Üçüncüsü ve en temel olanı da, Merkez Bankası dahil, ekonomi yönetiminin başarısız olmasıdır.

2001 krizi ile güçlü ekonomiye geçiş programı, tarım desteklerinin yarıya indirilmesi, çalışanlara yalnızca hedef enflasyon kadar zam yapılması gibi, toplam talebi kısıcı önlemler içeriyordu. Bu nedenle enflasyon yüzde 10'lara geriledi... Ancak siyasi iktidar arkasını getiremedi.

Ekonomi yönetimi, bütçe dengesi ile her sorunu çözeceğini düşünüyor. Yapısal sorunları mevzuatla çözeceğini düşündüğü için ve iktisat politikalarında devleti sürekli dışarıda tuttuğu için sittin sene enflasyonu çözmez.

Mamafih, Merkez Bankası 2006 yılından beri enflasyon hedeflemesi uyguluyor. Hiçbir sene tutturamadı. Bundan sonra hiç tutturamaz, çünkü güven kaybetti. Kaldı ki, siyasi iktidar her seçimde, her referandumda istikrarı çığırından çıkaran popülist politikalar uyguluyor.

***

2017 yılı içinde enflasyondan umut yoktur:

1) Aylık ve yıllık olarak, Kasım ayından beri Yİ-ÜFE, TÜFE'den daha yüksek çıkıyor. Bu demektir ki, işletmelerin kur artışından dolayı üretim maliyetleri de arttı. Üretici bu maliyetleri, talep yapısı ve şartlar uygunsa perakende fiyatlara yansıtacak. TÜFE artacaktır. Yansıtamazsa, işçi çıkaracak veya zarar edecektir. Yani tersi işsizliktir.

2) Petrol ve enerji bütün üretime girdi olmaktadır. Yİ-ÜFE olarak bu grupta aylık yüzde 9.68 ve yıllık 104.22 artışın, üretim maliyetlerini daha da artıracağını gösteriyor.

3) Ocak ayında yüzde 8.49 olan çekirdek enflasyon, Şubat ayında yüzde 9.40 oldu. Bu artış da TÜFE enflasyon trendinin artış yönünde olduğunu gösteriyor.

Sonuç: Bu yılda enflasyonda yine gözyaşı var.(Yeni Çağ)

 

DEVALÜASYON / ENFLASYON SARMALI

 

Saim Uysal (Yeminli Mali Müşavir):En son 2012 nisan ayında görülen çift haneli enflasyona Şubat 2017 ayında yeniden kavuştuk. Yurtiçi üretici fiyatları (Yİ-ÜFE) şubat ayında aylık %1,29, yıllık bazda ise %15,36’ya ulaştı. Yurtiçi tüketici fiyatları (Yi-TÜFE) ise aylık bazda %0,81 oranında artarken yıllık bazda %10,13 oranında arttı.

Yıllık üretici fiyatları 2016 eylülünde yıllık bazda %1,78 di. Son beş ayda yaşanan özellikle döviz fiyatlarındaki %24’lük artış ÜFE fiyat artışında en önemli rol oynadı. 2017 yılında uzunca bir süre çift haneleri görmeye devam edeceğiz. Zira ortalama fiyat artış eğilimlerine ve her %10’luk devalüasyonun 1,5 puan enflasyona yansıyacağı gerçeğine baktığımız zaman %10’lu oranların bir süre daha kalıcı olacağı benziyor. Şu anda üretici fiyatları TÜFE’ye yansımaya başladı. Araştırmalar bu yansımanın (kurların bu seviyelerde sabit kalacağı varsayımıyla) ortalama 6-9 ay arasında süreceğini gösteriyor.

Merkez Bankası’da son açıklamalarında “2016 yılının ikinci yarısında gerek iç ve dış kaynaklı gelişmeler, gerek iktisadi faaliyetin yavaşlaması ve TL’daki değer kaybı ile birlikte maliyet kaynaklı enflasyonist baskıların arttığını ve gerekirse ilave sıkılaştırma yapabileceklerini” belirtti. Fiyat istikrarına odaklı duruşlarını koruduğunu ifade eden Merkez Bankasının son beş aydaki kararlarının gecikerek alınması ve net bir açıklıkta olmaması bu duruşlarında soru işareti yaratıyor. Banka, fiyat artışlarındaki ana kalemlerden gıda fiyatlarına ilişkin olarak da “Gıda Komitesi” uygulamalarından önemli sonuçlar bekliyor.

2001 krizi sonrası ülkemizde uygulanan enflasyon hedeflenmesinde maalesef bir-iki yıl hariç hep hedefleri tutturamadık. Bunun nedenlerine girmeden önce enflasyon konusunda basit bir iki kavramı izah etmekte yarar var.

Genel fiyat düzeyinin artış sürekliliğini ifade eden enflasyonun iki yönü var. Biri maliyet kaynaklı diğeri talep kaynaklı. Girdi fiyatlarındaki artışlar nedeniyle (ÜFE) tüketici fiyatları artabilir. Diğer yönden girdi fiyatları artmasa bile talep miktarı arz (üretim) miktarını geçerse bu defa tüketici fiyatları talep yönlü enflasyonist etkiye maruz kalır.

Ülkemizde 2016 yılının 3.çeyreğinden itibaren üretimde bir yavaşlama arz miktarını sınırlamaktadır. Hükümet bu nedenle bir takım vergi indirimleri ve teşviklerle (konut, otomotiv ve dayanıklı tüketim malları sektörlerinde) yavaşlayan talebi ve dolayısıyla üretim ve büyümeyi arttırmayı amaçlıyor.

Azalan ithalat rakamlarımıza rağmen halen başta ihracat kaynaklı sektörler olmak üzere birçok sektörde üretimin her aşamasında girdi yönünden dışa bağımlıyız. İç ve dış koşullar ciddiliğini halen koruyor. Referanduma giderken popülizme kayan kredi garantisi, kur sabitlemesi ve diğer teşvik düzenlemeleri gibi uygulamalar da ilave belirsizlikler getiriyor. İşte bu ortamda enflasyonu kontrol edebilmenin başlıca yöntemi öncelikle ekonomi yönetiminin çok başlılıktan (iki ayrı başbakan yardımcılığı, ekonomi bakanlığı ve danışmanlar gibi) kurtarılarak bir tek elde toplanması gerekiyor.

Parapolitikası (Merkez Bankası) maliye politikası (Maliye Bakanlığı) ve borçlanma politikasının (Hazine) gerek talep yönlü ve gerekse arz yönlü sonuçlarının eşgüdüm içinde uygulanması istenilen sonuçlara ulaşmayı kolaylaştıracaktır.

Tarımsal ürünlerde fiyat istikrarı için “Gıda Komitesi” uygulaması olumlu olmakla beraber uygulama sonuçları halen görülmemektedir.

Bir diğer konu ise enflasyon muhasebesi koşullarının gözden geçirilmesi gerektiğidir. 2005 yılı fiyatlarını 100 kabul edersek fiyat endeksindeki artış 205 olmuştur. Halen yürürlükteki mevzuata göre (yıllık “%10’u geçse bile son üç yıllık enflasyon %100’ü geçmiyorsa enflasyon muhasebesi uygulanamıyor) enflasyon muhasebesi yapılamıyor. Bu konu Meclisteki bir yasa taslağında yer almasına rağmen yasalaşmadı. Acilen çözülmesinde yarar var.

Enflasyonda beklentilerin bozulmaması da önemli bir yer tutuyor. Hedeflerin tutturulamaması ve döviz fiyatlarındaki ani meydana gelen ve süreklilik arz etmeye başlayan TL değer kayıpları (ki reel kur efektif endeksi 88’lere inmiş durumdadır) beklentileri olumsuz yönde bozmakta ve bu da enflasyonist davranışları arttırmaktadır.

Ülkemiz üç haneli enflasyonları görmüş ve yüksek enflasyon oranlarını kronik olarak yaşamıştır. 2001 sonrası alınan ekonomik önlemlerle tek hanelere indirilmiş olan enflasyon oranını bir türlü gelişmiş ülkeler oranlarına (%2-5) yaklaştıramıyoruz. Tıpkı 3000 dolarlardan 9000 dolarlara çıkardığımız kişi başı gelirimizi bu seviyelerden yukarıya çıkaramayıp orta gelir tuzağına yakalandığımız gibi enflasyon oranlarında da 8-10’lu rakamlardan aşağı gelemiyoruz. Bu yapışkanlığı ve katılığı kırmanın yegane yolu; yapısal reformları (hukuk, eğitim ve demokratik reformlar ile vergi, katma değeri yüksek üretim ve istihdam reformları) gerçekleştirerek büyümeyi (üretimi) arttırmaktan, işsizliği azaltmaktan ve cari açığımızı kontrol etmekten geçiyor.

Beş ay önce başlayan TL’sındaki değer kaybı sürecinde Merkez Bankası zamanında proaktif davranıp arkandan dolanarak değil doğrudan net mesaj vererek faiz aracını kullanmış olsaydı bugünkü TL’sı kayıp miktarı kuşkusuz daha az olacak ve enflasyona yansıma da bugünkünden daha küçük olacaktı.

Amerika’nın komşusu Meksika’ya duvar örmesi nedeniyle değer kaybeden Meksika pezosu ; zamanında alınan faiz arttırım kararıyla bugün TL’sından daha az değer kaybına uğramış oldu. Bu örnek para politikasına piyasalarla net, doğru iletişim kurmanın ve onlara güven vermenin güzel bir örneği olarak karşımızda duruyor.

 

* * * 

 

ENFLASYONDA KRONİKLEŞMENİN ARKA YÜZÜ

 

Prof. Dr. Hüsnü Erkan: Son üç aydır  hızlı yükselişini  sürdüren enflasyon, TÜFE olarak yüzde 10.13 ile ve ÜFE’de yüzde 15.36  oranlarıyla doruk yaptı.  ÜFE’nin bu  denli yüksek olması ve üretici fiyatlarındaki bu artışın izleyen aylarda  TÜFE’ye yansıyacak olması,  TÜFE’deki artış trendinin devam edeceğini göstermektedir. Oysa ki geçen yılın enflasyon  oranları ÜFE’de  Kasım  ve aralık ayları  hariç  yüzde 6 oranının   üstüne çıkmamış;  TÜFE ise yüzde 6 oranının altına düşmemişti.     Gelişmiş ve sağlıklı işleyen, yani tutarlı ekonomi ve toplumsal  politikalar uygulayan  ekonomilerde enflasyon hızları yüzde 2  oranının altında  kalırken,  bizim  ülkemizde   bir  ömür boyu yüzde   5 oranının  altını görmek mümkün olamıyor. Kısacası kronikleşen  bir enflasyon  olgusu ile yüz yüze kalıyoruz. Bunun arka planında  neler yatıyor ?  Geleneksel ekonomi kitaplarında talebin  şişmesi veya girdi maliyetlerinin artışına bağlı  olarak talep veya  maliyet enflasyonlarının gündeme geldiği yazılır.  Talep enflasyonunu frenlemekte daha çok   para politikaları devreye girerken; girdi  maliyetlerini kontrol etmek döviz kurundan  petrole veya ithal ettiğiniz yatırım, ara  ve tüketim  mallarına kadar yaygınlaşma gösterdiği için zorlaşır. Hatta ekonomide, etkin rekabet olarak işleyen bir piyasa sistemi yoksa, yeniliklerin maliyetleri düşürme etkisinden de yararlanamazsınız.

 Türkiye özeline indiğimizde  enflasyonda kronikleşmenin çok sayıda  nedeni ortaya çıkar. Her şeyden  önce  yeniliklerin sürüklediği  etkin bir piyasa  ve rekabet sistemimiz yok. Aksine her politik iktidarın kendi prenslerini yaratığı, kendi yandaşlarını kayırdığı, haksız ve yıkıcı  rekabetin  ağırlıklı olduğu bir ekonomik ve toplumsal sistemimiz var. Ekonomi  politikalarını yürüten uzman kurumların etkinliği  çoğu kez siyasi açıdan sınırlanıyor. Örneğin bu dönemde merkez bankası  para  politikası uygulamasında, kur  politikasını düzenlemekte,  faiz silahını kullanmakta  rahat değil. Karar birimleri arasında görüş  ve koordinasyon sorunu yaşanıyor. Yine bu dönemde Türkiye, Suriye ve Orta Doğu bataklığı içindeki rolünün çok yönlü  maliyetini taşımaktadır. Diğer yandan kapitalizmi yeni keşfetmiş  zenginimiz  başta olmak  üzere, insanlarımız sosyolojik olarak  gösteriş tüketimine  yatkın. Her zenginleşen insanımız, kendini adeta “Osmanlı  Paşası” gibi  görmeye eğilimli. Toplumumuzda üretim kültürünü destekleyen eğilimden çok, tüketim ve  paylaşım  kültürü yaygın. Uzun dönemli girişimcilik yerine  kısa dönemli fırsatçılık ve faaliyet dışı kazançlar  olarak rantlara  yönelme eğilimi oldukça güçlü. Hatta  bozuk  mali dengeler  nedeniyle siyasi iktidarların çoğu zaman bu durumu desteklendiği görülüyor. Sonuç olarak, kronik enflasyon olgusundan kurtulmak için, zaten enflasyonun  sadece belli yönünü kontrol edebilecek bir merkez bankasının elini daha da zayıflatmak  yerine; sosyo-kültürel  politikalardan ekonomik sistem, rekabet , piyasa, yenilikçilik, teknoloji politika  ve stratejilerine kadar uzanan, bilimsel , tutarlı, koordineli, kararlılık ve süreklilik isten uygulamalara ihtiyaç bulunmaktadır.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Geçtiğimiz hafta Türkiye ekonomisinde önemli gelişmeler yaşandı. Amerikan Merkez Bankası Fed, öngörüldüğü gibi 15 Mart’ta faizleri yüzde 0,25 artırdı. Moody’s Türkiye’...

Azerbaycan hariç bir İslam ülkesi, Türkiye’yi Avrupa Krizinde desteklemedi. Özellikle Arap ülkeleri, Türkiye lehine tek resmi açıklama yapmadı. Avrupa ile yaşadığı kri...

Duayen gazeteci / yazar M. Ali Kışlalı, “Referandum ile Türkiye – Avrupa ilişkileri arasındaki ilgi” başta olmak üzere, ülke gündemindeki iç ve dış olaylarla ilgili GÖ...

Güney Sahra’dan Atlantik Okyanusu’na uzanan bereketli Nijer Nehri’nden adını alan Nijer Cumhuriyeti ile yazı dizimize devam ediyoruz.

Ege Maden ihracatçıları Birliği Başkanı Mevlüt Kaya Gözlem Yayın Grubu’nun Yayın Kurulu Toplantısına katıldı ve önemli açıklamalarda bulundu.

Bu durum son yıllarda birden fazla ülkeyle ilişkileri bozulan ekonomisi ve turizmi büyük ölçüde etkilenen Türkiye için uzmanlar, “Her seçim döneminde olduğu gibi yine ...

GÖZLEM, AKP’li bir belediye başkanının “1923’te darbe yapıldı, Cumhuriyet kuruldu” şeklindeki sözleri ve Mehmet Akif Ersoy’u anma töreninde imam hatipli öğrencilere İs...

Yazarlar