Vatandaş soruyor; “Hayat pahalılığı nereye varacak?

7.4.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Enflasyon, mart ayında da tırmanmayı sürdürdü ve yüzde 11.29'a ulaştı. Hayat pahalılığı vatandaşın belini bükmeye devam ederken, GÖZLEM konuyu masaya yatırarak uzmanlara sordu: “Kalıcı mı, geçici mi?..”

GÜLÇİN KARAEGEMEN/GÖZLEM -Hayat pahalılığı vatandaşın belini bükmeye devam ediyor. Enflasyon Mart ayında da yükselişini sürdürürken, tüketici fiyatları yüzde 1.02, toptan fiyatlar ise yüzde 1.04 arttı. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında son 8.5 yılın zirvesine çıkarak yüzde 11.29’a, yurt içi üretici fiyatlarında ise yüzde 16.09’a ulaştı. Açıklanan Mart ayın enflasyon rakamlarıyla birlikte, yıllık bazda Ekim 2008'den beri en yüksek düzeye ulaşıldı.

Ekonominin bugün enflasyonun, işsizlikle birlikte yükseldiği, büyümenin de aşağı yönlü olduğu bir durum içinde olduğu ifade edilirken, bu durumun giderek bozulan bir ekonomik görünümle birlikte sosyal ve toplumsal maliyetlerinin son derece yüksek olacağı bir tabloyu önümüze koyduğu belirtiliyor.

Geçtiğimiz haftadan bu yana, ekonomik performansın ölçümündeki üç temel gösterge: işsizlik, enflasyon ve büyüme rakamları... Yöntemsel değişiklikle birlikte 2016 son çeyreğindeki %3,5’a taşınan büyüme oranına rağmen, yıllık büyümede yavaşlama eğiliminin önüne geçilemedi. Bununla birlikte işsizlik ve enflasyon çift hanedeki yerine oturdu. Bugüne kadar izlenen politikaların, 2013’ten itibaren başlayan daralma eğiliminin bugün de sürmesine, gelirin, istihdamın ve yaşam kalitesinin daha da düşmesine yol açtığı vurgulanıyor.

 

Zam şampiyonu mandalina
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2017 yılı Mart ayında fiyatı en fazla artan ve düşen ürünleri açıkladı. Buna göre Türkiye'nin Mart ayında zam şampiyonu yüzde 27,53 artan mandalina olurken ikinci sırada yüzde 26,05 artan sivri biber oldu. Üçüncü sırada ise fiyatı yüzde 20,45 artan yeşil fasulye yer aldı. 
Fiyatı en fazla düşen ürünler sıralaması şöyle oldu: "Nar yüzde 20,45, portakal yüzde 18,25, muz yüzde 14,47, elma yüzde 9,64, çarliston biber yüzde 8,95, kadın gömleği yüzde 8,61, limon yüzde 8,58, yurt dışı bir hafta ve daha fazla süreli turlar yüzde 8,11, kalem yüzde 7,14, yurt içi bir hafta ve daha fazla süreli turlar yüzde 6,73, kadın spor ayakkabısı yüzde 6,19, kadın ceketi yüzde 5,88, elbise yüzde 4,66, sabun yüzde 4,64, dizel otomobil yüzde 4,46, koyun eti yüzde 4,32 ve pirinç yüzde 4,00".

Türkiye'de Mart ayında fiyatı yüzde 27,90 düşen yeşil soğan en fazla fiyatı düşen ürün olurken, ikinci sırada yüzde 24,33 düşüş gösteren kabak, üçüncü sırada ise fiyatı yüzde 18,78 düşen karnabahar yer aldı. Fiyatı en fazla düşen ürünler de şöyle sıralandı: "Ispanak yüzde 15,55, marul yüzde 12,43, kuru soğan yüzde 6,40, domates yüzde 5,74, çocuk botu yüzde 5,32, kadın botu yüzde 5,15, erkek kazağı yüzde 5,14, yumurta yüzde 4,97, kadın kabanı yüzde 4,44, anorak tipi çocuk kabanı yüzde 3,43, makyaj malzemeleri yüzde 2,89, benzin yüzde 2,85, LPG dolum ücreti yüzde 2,55, mazot yüzde 2,45, araçların tamirine ve bakımına ödenen ücretler (işçilik) yüzde 2,32, salça yüzde 1,57 ve elektrikli süpürge yüzde 1,51".

GÖZLEM Gazetesi olarak konuyu masaya yatırdık ve uzmanlara sorduk; hayat pahalılığı nereye gidiyor?

 

* * *

 

ENFLASYON TAHMİNİNİN HİÇBİR ANLAMI KALMADI

Prof Dr Ramazan Abay: Kurdaki ve gıda fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle enflasyon 2008 yılından beri en yüksek seviyeye ulaştı. 2017 yılı enflsayon hedefi yüzde 6.5 olarak öngörülürken, Ocak-Şubat aylarındaki fiyat artışları beklentileri alt üst etmiş, mart ayına gelindiğinde aylık artış yüzde 1,2 olurken, yıllık artış yüzde 11,29 olmuştur. Olası kur artışlarının devam etmesi durumunda, üreticiler kur artışından kaynaklanan maliyetlerinin fiyatlara yansıtmaya devam edeceklerdir. Bu durum sonuçta tüketici fiyatlarına yansır, fiyat artışlarının engellenmesi olanaksızlaşır. Diğer taraftan Merkez Bankası döviz rezervlerinin brüt 91,8 milyar dolara düştüğü dikkate alınırsa, dolardaki artış hızını sıkılaştırma politikalarıyla engellenmediği durumlarda – ki böyle olma durumu yüksek- politika faizinde yapılacak her yükseltme, kuşkusuz enflasyon üzerinde artışlara neden olabilecektir.

Merkez Bankası'nın 2017 yılı için yüzde 8'lik enflasyon tahmininin görünen o ki hiçbir anlamı kalmadı. 2017 yılı için çift haneli yüzde 11-12 aralığı beklenirse isabetli bir öngörü olur kanısındayız.

 

* **

BİR TARAFI TEŞVİK EDERKEN, ÖBÜR TARAFA ZARAR VERMEMELİ

Mustafa Günenç(Emekli Banka Genel Müdürü): Önümüzdeki süreçte enflasyonun daha kötü olacağını öngörüyorum. Ama esas mesele, enflasyon fırladıktan sonra tedbir almak değildir. Öncelikle enflsayonun artmasına neden olan etkenleri sayalım; Yabancı para ile borçlanıp, TL ile KOBİ'lere, çiftçilere ve tüketicilere kredi veren bankaların bu müşterileri döviz yükselince ödeyemez duruma gelirler... Genel ekonomik politikada inşaatın yanında borçlanma ile büyüme hedeflenmiş.Gelen sıcak paranın devam edeceğini öngörmüşler. Ama çeşitli nedenlerle sıcak para gelişi yavaşlayınca, döviz patlamış. Bu maliyet enflasyononu artırmış, üretici fiyatlarına yansımış. Bu olay 4-5 ay daha gidecek, enflasyon yükselecek.

Bunan ardından yeni üretimin maliyet artışları de gelecek. Ekonomi otoritesi, birnevi borçluların borçlarına takla artırarak yani piyasaya nakit çıkararak, bir yandan da her şeye teşvik vererek bu palyatif tedbirlerle işi halledebilme telaşı içine girdiler. Bunda referandumun da etkisi var.

Ülkemizde bazı işler dünyadaki gibi olmuyor; örneğin vadeli çek ve kredi kartına taksit. Vadeli satan riski üstlenmiyor, kredi kartına taksit yapan banka bu riski üstleniyor ama komisyon olarak bunu satıcıdan alıyor.

Çareler; vatandaşları ve firmaları ölçüsüz borçlanmadan uzak tutmak gerekiyor. Vergi oranlarını düşürererek, vasıtasız vergileri vergi gelirleri içinde asgari yüzde 70 seviyesine çıkarmak gerekiyor. Teşviklerde koordineli davranmak gerekiyor. Misal et fiyatları; yem pahalı olduğu için, et pahalı... Yemin ana ham maddelerinden olan soya fasülyesi ithal ediliyor, bunun yerine çiftiye bunun için teşvik verilse daha iyi olmaz mı?

ÖTV, KDV gibi dolaylı vergiler satışlar için oranları düşürülüyor. Oradaki vergi kaybının cezasını hiç alakası olmayan vatandaş da çekiyor. Ekonomimizi yönetenler, benim bu söylediklerimi biliyorlar. Temennim bu doğrulara göre ekonomimizi yönetmeleri. Eğer serbest piyasa ekonomisi isek müdahaleden uzak durmalı, bir tarafı teşvik ederken öbür tarafa zarar vermemeli.

* * *

REVİZYONLU BÜYÜME Mİ?

Mustafa Saim Uysal (Yeminli Mali Müşavir): Geçen hafta 2016 yılı büyüme oranı açıklandı. Son çeyrekte %3,5 oranında büyüyen ekonomimiz 2016 yılının tümünde %2,9 büyüdü. Beklentilerin çok üzerinde gelen büyümenin temelinde 2016 yılının son çeyreğinde yapılan katma değer vergisi, özel tüketim vergisi ve konut alımlarındaki harçlar gibi vergi indirimlerinin teşvikiyle hızlı artan konut ve otomobil satışlarının payı var.

Bu büyüme oranıyla 2015 yılında 861 milyar dolar olan milli gelirimiz 857 milyar dolara, kişi başına milli gelirimiz de 11.014 dolardan 10.807 dolara inmiş oldu.

Türkiye’nin en iyi iktisatçıları arasında yer alan altı iktisatçı (Tuncer Bulutay, Korkut Boratav, Oktar Türel, Yavuz Ege, Aşkın Türeli ve Ercan Uygur) bu büyümenin dayanağı TÜİK’in yeni milli gelir serilerinin ve 2016 yılı revizyonlarının hataları, eksiklikleri ve tutarsızlıklarını içeren bir makale yayınladılar. Söz konusu makalede yer alan eleştiri ve öneriler TÜİK çe dikkate alınmadı. Getirdikleri temel eleştirileri şöyle özetlemek mümkün;

a.TÜİK Gayrisafi Yurtiçi Hasılanın hesaplanma biçimini, altyapısını, dayanaklarını, yöntemini ve tutarlılıklarını açıklamamaktadır. Gelen eleştiriler üzerine yapılan toplantılar da iktisatçı kamuoyunu tatmin edememiştir.

  1. İstatistikleri iyileştirme gerekçesi ile milli gelirin 2002 sonrası düzeyi, büyüme eğilimi fazlasıyla yukarı çekilmiş, sektör paylarında büyük değişiklikler yapılarak tasarruf, yatırım oranları yükselmiştir. Bu değişikliklerinin dayanakları da açıklanmamıştır.

c.Yeni milli gelir serisinde TÜİK veri tabanını tümüyle kamu verilerine (Gelir İdaresi, İç İşleri Bakanlığı ve BDDK) yani idari, bürokratik kayıtlara dayandırmıştır.

  1. Üretim anketleri terk edilmiş veriler muhasebe ve vergi beyannamelerine kaydırılmıştır.

e.Veri kaynakları bu doğrultuda değiştirildiğinden Sanayi üretim değeri endeksleriyle, milli gelirdeki sanayi katma değerinin paralel gitmesi gerekirken bu paralellik bozulmuştur. TÜİK bu tutarsızlığı izah etmemiştir.

  1. OECD ülkeleri arasında yapılan milli gelir revizyonlarında milli gelir düzeyleri ortalama %3,8 oranında artmış iken Türkiye’de bu oran %10,8’e çekilmiştir. 2015 yılında eski seri ile yeni seri arasındaki makas %19,7 gibi çok yüksek bir orana çıkmıştır.

Ne hikmetse 2015 düzeltilmesi sonucu “orta gelir tuzağı” da aşılıvermiştir.

Özetle milli gelir hesaplarının arızalı olduğu ve güvenilmez öğeleri içerdiği eleştirileri teknik verilerle yapılmıştır.

Milli gelir (GSYİH) göstergesi önemli bir göstergedir. Dolayısıyla hesaplanması açık, şeffaf ve ikna edici olmalıdır. Hesaplama ve veriler tutarsız olmamalıdır. İşsizlik oranının rekor düzeye çıktığı ortamda büyümenin beklentilerin üzerinde gerçekleşmesi çelişki gibi görünmektedir. İnşaat sektöründeki büyümelerin kaynağı (ki bu büyümenin ana motorlarından biri olmuştur) şirket bilançoları ve beyannameler olursa, muhasebe kayıtlarındaki “kar”ın bir kısmı “rant” içereceğinden servet artışının, gelir gibi değerlendirilmesi yanlış hesaplamaya yol açar. Bu ancak gelir akımına döndüğünde katma değer öğesi olarak değerlendirilir.

Büyümenin dayanaklarına gelince kamu harcaması, stok azalması, inşaat ve iç tüketim kaynaklı olduğunu görüyoruz.

80 milyonluk bir ülkenin nüfus artışını dikkate alırsak bu büyüme oranının bile yeterli olmadığını görüyoruz. Genç işsizlik oranının %25’lerde gezdiği ülkemizde daha kaliteli büyümelere ihtiyacımız var. 50 yıllık büyüme ortalaması %5’ler civarındadır. Biz şimdi %2,9 lara seviniyoruz. Revizyonlara dayalı büyümelerden ziyade daha fazla üretime, daha fazla katma değer yaratmaya, daha fazla katma değerli ihracata dayalı büyümeliyiz. (Gelişmiş ülkeler ihracat kilo ortalaması 4-4,5 dolar, ülkemizde ise 1,34-1,5 dolara yükselmiş durumda) Ancak o zaman istihdam, üretim ve büyüme göstergeleri birbirine uyumlu sonuçlar verecektir.

Diğer yandan güven ve istikrar potansiyel büyümenin vazgeçilmez şartlarıdır. Referandum ortamında oluşan gerginliklerin referandum sonucu ne olursa olsun azaltılması ve yapısal reformların yapılacağı konusundaki siyasi irade ve uygulama sergilenmesi büyümeye katkı verecek en önemli unsurlardır. Unutmayalım ki çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmanın yolu uluslararası genel kabul görmüş demokratik bir düzen içinde kaliteli ve yüksek bir büyümeden geçmektedir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Uzmanlar, 25 gün sürecek 432 kilometrelik tarihi yürüyüşün CHP teşkilatını canlandırdığını ve partinin oylarını artıracağı görüşünde birleşirken, AKP’nin böyle bir or...

Meral Akşener ve arkadaşları düğmeye basıyor. GÖZLEM, “Yeni partinin neleri yapması ve neleri yapmaması gerektiği ile Türkiye’de neleri değiştirebileceğini” uzmanlara ...

Türk birlikleri Katar’a ulaştı, Rusya ve ABD restleşiyor, İran’ın ne yapacağı kestirilemiyor, Esad yönetimi avantaj kazanmaya devam ediyor, Barzani Eylül’deki referand...

Ülke ekonomisinin ilk üç ayda yüzde 5 büyüdüğü ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın istihdam seferberliğinin tam gaz sürdüğü dönemde Mart ayı işsizlik verileri TÜİ...

CHP milletvekili Enis Berberoğlu'nun 25 yıl hapse çarptırılıp tutuklanmasının ardından kamuoyunda “Gandi Kemal” olarak anılan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, tepki olar...

Ege Denizi'nde meydana gelen 6.2 şiddetindeki deprem, GÖZLEM'in geçtiğimiz hafta manşetine taşıdığı 'Kentsel Dönüşüm' ün önemini bir kez daha gündeme getirdi. Sağlıksı...

Türkiye, Cumhurbaşkanı’nın “AKP Genel Başkanı olarak”, AKP Meclis Grubu’nda konuşmalar yapmaya başladığı bir süreci yaşıyor, artık. Bu süreç başlamıştı ki, “CHP Millet...

Yazarlar