Ekonomi, dış ve iç politika çözüm bekleyen büyük sorunlarla dolu!

14.4.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye’nin kaybedecek zamanı yok, “çözüm için” adımlar hemen atılmaya başlanmalı. GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu; “Neler yapılmalı?” İşte yanıtlar..

GÜLÇİN KARAEGEMEN/GÖZLEM -Türkiye'nin referandum ve sonuçlarına kitlendiği günler sona eriyor. Referandum sonrası, ekonomide, iç ve dış politikada biriken ve çözüm bekleyen büyük sorunlar topyekun ülkenin kapını çalacak.

Ekonomide kriz aylardır kapıda. İç ve dış politikadaki “kavga üslubu”, sadece sosyal ve siyasi hayatımızı değil, turizm başta bütün sektörleri etkiledi, işsizliği ve enflasyonu körükledi.  

Gözlem konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu; “Ekonomi, iç politika ve dış politikada hangi adımlar atılmalı?”


EKONOMİ

YAPILMASI GEREKEN YAPISAL REFORMLAR’

Mustafa Saim Uysal (Yeminli Mali Müşavir): Bu Pazar bir demokratik sınavdan daha geçiyoruz. Anayasa değişikliği referandumdan söz ediyoruz.

Referandum sonrası ne olursa olsun ekonomimizde 2016 yılı 3. çeyreğinden itibaren yaşanan yoğun problemler çözüm bekliyor. Her ne kadar büyüme konusunda hesaplama revizyonlarıyla toparlanma belirtileri açıklansa da geçen yazımızda bu hesaplama çelişkilerini açıklamıştık. Büyümesiz istihdam artışı ve istihdamsız büyüme artışları sektörel itibariyle büyük çelişkiler sergilemektedir.

Sanayi sektörü, milli gelir hesaplarında yıllık bazda yüzde 3-9 büyüme göstermişken sanayi istihdamı yüzde 0,7 gerilemiş gözükmektedir. Buna karşın hizmetler sektöründe ise üretim yüzde 0,8 gerilemiş iken istihdamının yüzde 5,2 arttığı açıklanmaktadır.

Büyüme sorununuz potansiyel yüzde 5 büyüme oranının yaklaşık yarısına inmişken enflasyon %12’lerde, faiz (Merkez Bankası geç likidite faiz ortalaması) %11,45’lerde, işsizlik oranı da %11,8’lerde gezinmektedir. İhracat ve ithalatımız ise bir türlü reel olarak arttırılamamaktadır.

Bu rakamlardan çıkarılması gereken sonuç ekonomimizin makro ekonomik göstergelerinin hiç iyi bir noktada olmadığıdır. Bu nedenle büyümeyi desteklemek ve referandum harcamalarını finanse etmek için son altı ayda yapılan (Ekim 2016 – Mart 2017) toplam net borçlanma 9 Milyar Lira olmuştur. Bu tutar yaklaşık 2016 yılının toplamı kadardır.

Referandum nedeniyle piyasalarda belirsizlik hakim olmuş yatırımcılar yatırım niyetlerini ertelemiş, esnaf, sanaatkar ve kobi niteliğindeki işletmelerin üretim ve ciroları ile karlılıkları bir türlü istenilen düzeye ulaştırılamamıştır. Reel sektörün yurtdışı döviz borcu 212 milyar dolar olmuş, bütçeden SGK ya aktarılan tutar ise 108 Milyar TL ile (emeklilik ödemeleri) rekor düzeye ulaşmıştır.

Referandumda ister evet ister hayır sonucu çıksın ekonomimizde süratle alınması gereken önlemler alınmaz, popülist bir takım teşvik, kredi ve vergi yapılandırma ve indirimleri ile yetinilirse 2017 yılını da kaybetmiş olacağız.

Bize göre referandum sonrası tekrar erken seçim havası ile belirsizlik ve istikrarsızlık yaratılmadan sürekli sözü edilen “Yapısal Reformları” gerçekleştirme yoluna gidilmelidir. Bu yapısal reformlar nelerdir? Bu konuyu T.C. Merkez Bankasının “Yapısal Reformlar ve Büyüme Üzerindeki Etkileri” çalışmasından özetlemeye çalışacağız.

Yapısal reformlar uzun vadeli kazançları öngörür. Ancak kısa vadede fedakarlık gerektirir.

Bu reformları kısaca başlıklar halinde aşağıda açıklayacağız.

1- Büyüme

Sürdürülebilir ve dengeli potansiyel büyüme oranında (%5) büyüme sağlanmalıdır. Dalgalı seyreden büyümeler kırılganlıklar yaratmaktadır. Özellikle sektörel olarak büyüme ile oransız fiyat balonları ve dalgalı, yüksek kur değişkenlikleri ile büyümeler sürdürülebilir ve istikrarlı olamaz. Üretimde verimliliği ve istihdamı arttırıcı önlemler alınmalı. İstihdamsız büyüme veya büyümesiz istihdam çelişkileri giderilmelidir.

Büyümenin ithalata dayalı yapısını yerli girdilere yöneltmek suretiyle değiştirmek gerekir.

2- Ölçülü Kamu Borçları

Yapısal reformlar kamu açıklarının ölçülü, cari açığın sınırlı olmasını sağlamalı (yurtiçi tasarrufları arttırıcı önlemlere daha çok yer ayrılmalıdır) ve kamunun borçlanma ihtiyacını azaltmalıdır. Bu şekilde borçlanma ile kırılganlıklar azalacaktır. Sınırlı cari açık dış borçluluğu ve dış finans bağımlılığını azaltır. Bu azaltma finansal krizlere dayanıklılığı arttırır. Kamu kesimi borçlanma gereğini sürekli düşük tutabilmek için sosyal güvenlik kurumlarının devletten destek almadan kendi finansmanlarını sağlaması temin edilmelidir.

3- Ürün Piyasası

Mal ve hizmet piyasalarında tam rekabetin önünde hiçbir engel olmamalıdır. Piyasa rekabeti gerek kaynak dağılımlarının rasyonelleştirilmesi ve gerekse kayıt dışılığın azaltılması ile optimum çalışmalıdır.

Bu konuda kamu piyasalardan tamamen çekilmeli, yabancı yatırımların önündeki mülkiyet, yatırım ve ticari engelleri kaldırılmalı, bu yatırımların ileri teknoloji ve ihracat pazarlarına açılmayı kolaylaştırıcı nitelikte olmaları sağlanmalıdır.

4- İşgücü Piyasası Reformları

İşgücü piyasalarının esnek olması yönünde önlem alınmalı, istihdam maliyetleri azaltılarak istihdam güvenceleri arttırılmalıdır. Süreli çalışmaların kolaylaştırılması ve geçici istihdam olanaklarının getirilmesi rekabet gücünü arttıran faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Mesleki eğitim programları, iş ve meslek danışmanlığı, genç, yaşlı ve kadınlara özgün iş programları yapılmalıdır. İşgücüne katılım oranları özellikle kadınlarda mutlaka arttırılmalıdır.

Kayıtdışı istihdamın azaltılmasına özel önem verilmelidir.

5- Kamu Maliyesi ve Vergi Reformu

Vergi tabanı genişletilmelidir. Vergilendirilmeyen gelir, harcama ve servet kalemleri vergi kapsamına alınmalıdır. Vergi denetleme birimleri ile toplama birimleri güçlendirilmeli ve Vergi İdaresinin siyasi etkilerden uzak ve şeffaf olmasına özel önem verilmelidir. Vergi sistemi basitleştirilmeli, vergi yasalarının sıklıkla değiştirilmemesi ve öngörülebilir sistem olması sağlanmalıdır. Vergi oranları gelir ve servet dağılımını bozmayacak şekilde düzenlenerek düşük gelirliler ile düşük servet sahipleri pozitif ayrımcılığa tabi tutulmalıdır. Vergi sistemini dolaylı vergilere dayalı olmaktan çıkarmak gerekir. Dolaysız vergilere ağırlık veren bir yapı kurulmalıdır.

Kamu harcamaları verimli ve optimum seviyede tespit edilmeli, harcamaların uzun dönemde büyümeyi teşvik edecek kompozisyonda olmasına önem verilmelidir. Bunların tespitinde fayda-maliyet analizi yapılmalıdır. Özellikle enerji yatırımlarında dış açığı azaltmak için yenilenebilir enerji yatırımlarına ağırlık verilmelidir.

6- Eğitim Reformu

Okullaşma oranı arttırılmalı ve herkesin okula erişiminin kolay olmasına dikkat edilmelidir. Okul öncesi eğitim yaygınlaştırılarak, eğitim kalitesi, öğretmen performansı takip edilmeli ve PİSA (Uluslararası eğitim derecelendirmesi) testlerinde sıralamanın son sıralarından kurtulmayı temin edecek sistemler geliştirilmelidir.

7- Diğer Alanlar

Türkiye’nin ekonomik alan dışında, demokrasi, yasama-yürütme-yargı koordinasyonu gibi temel sorunları mevcut. Bütün bu alanlarda sorunlarımızı çözmeden ekonomide dengeli, istikrarlı bir sürdürülebilir büyüme sağlayamayız.

Diğer yandan tarım sektöründe ölçek ekonomisi için gerekli düzenleme ve teşvikler getirilerek verimlilik arttırılmalıdır.

Yüksek oranlı büyümelere ulaşabilmek için AR-GE çalışmalarına ağırlık verilmeli, katma değeri yüksek üretim teknolojileri geliştirilerek buna dönük ihracat alanları arttırılmalıdır. Bütün bu reformların yapılması enflasyonun düşük, bütçe açığının düşük ve dış açığın (cari açık) yönetilebilir olmasını sağlayacaktır. Bunun için evrensel standartlarda bir hukuk düzenini tesis etmek ve finansal kurumların sağlam ve dayanıklı olmasını sağlamak gerekir. Burada kamuya düşen ekonomik aktiviteleri özel sektöre bırakarak, eğitim ve sağlık ile altyapı yatırımlarına da odaklaşmak olmalıdır. Referandum sonrasında bu reform ajandasının başarıya ulaşması için bir diğeri temel şart, gerginlik ve kutuplaşmaların azaltılarak güven ve istikrarı barış ortamında yaygınlaştırma gereğidir. (uysalsaim@gmail.com)

* * *

BUGÜN DÖNEN ÇARKLAR İLERDE DE DÖNECEK Mİ?’

Prof. Dr. Ramazan Abay: Cebinizde olmayan başkalarına ait bir parayı harcayarak ekonomiye canlılık getiriyorsunuz. Cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiş Kredi Garanti Fonu denen nesneyi, sizin olmayan bir parayı, yine o Kredi Garanti Fonu'nun tepesindeki arkadaşları hükümet baskısıyla ve büyük bir çoğunluğu da bankaların tahsilinde zorluk olduğu kredilerin tasfiyesi için kullanılıyor.

Burada karlı olan kesim bankalar olacak. Bankalar batığa yönelik olan, özellikle devlet bankalarının verdikleri rakamlar 100-150 bin lira gibi rakamlarla sınırlı, daha çok vermiyor. Özel bankalarda bu rakam yukarı doğru çıkıyor. Almak istemeyen güçlü firmalar da 'illa al, ne olacak?' tabirleri var.

Bütün bunlar; bugün dönen çarkların da ilerde dönmeyişine vesile olacak. Yani ekonomi giderek daralacak. Bunun sonucu Türkiye'de kaçınılmaz olan bir sıkı para politikası gündeme gelecek. İktidar bunu kısa dönemde hemen yapmaya kalkarsa ve yine arkasından seçime giderse 2001 yılında yaşanan durumlarla karşı karşıya kalır.

Bugün sanki daralan, sanki istihdam yaratan bir sektör olarak görülen inşaat sektörünün de çıkmaz içine girdiği televizyon ilanlarında resmen görüyoruz. Yüzde 25 iskonto ne demek? Burada bir boşluk var. Bu boşluğa düşme trendi içerisindedir özellikle inşaat sektörü. İnşaat sektörünün düşmesi demek, inşaat sektörüne malzeme sağlayan tedarikçilerin birer birer çökmesi demektir. Geçmişte hatırlayın; otomobil sektörüne yedek parça yapan işletmeler, KOBİ'ler, otomobil sektörünün krize girdiği bir ortamda verdikleri malzemenin parasını tahsil edemediler, siparişler durdu ve hepsi birer birer döküldü. Bugün bu senaryoyu 2017 yılının ikinci yarısından itibaren yaşayacağız.

 

* * *

'YENİ BİR PLANLAMA YAPMAK GEREKİYOR'

Prof. Dr. Esfender Korkmaz: Referandumdan sonra uygulanması gereken iktisat politikaları nasıl olmalı? Aslında, referandum sonrası sonuç ne olursa olsun , bu günkü OHAL devam edecek, bu günkü ekonomik yaklaşım devam edecektir. Bu nedenle referandum öncesi ve sonrası fark etmiyor.

  1. Bu günkü düşük büyüme, yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, yatırımları engelleyen yüksek kırılganlık ve risk ve cari açık ekonomik istikrarsızlığın temel göstergeleridir. Bugünkü kısa dönemli ve günübirlik politikalar ve önlemlerle sürdürülemez.
  2. İktisat politikalarında temel değişikliğe gitmek ve yeni bir planlama yapmak gerekiyor.
  3. Yeni politikalar oluşturmak için, ilk adımda mülkiyet haklarını ve tasarrufları güvence altına alacak yeni bir hukuk düzeni oluşturmak, devleti piyasada rekabetin önünü açacak şekilde yeniden tarif etmek ve organize etmek gerekir.
  4. Ekonomide içe kapanma risklerini iyi yönetmek gerekir. Bu risklerin başında AB ile ilişkiler geliyor. Ekonomide AB bizim için etkili bir güven unsurudur. 5. orta ve uzun vadeli planlama ile:
  • Dalgalı kur politikası değişmeli kontrollü kur sistemi getirilmeli ,
  • İstihdam politikası değişmeli, devlet her ilde o ilin kaynaklarını ve imkanlarını değerlendirmek için yatırım yapmalı ve bu yatırımlarda çalşanların maaşlarını kısmen hisse senedi olarak vermelidir. Bu yolla hem sermaye tabana yayılacak hem de istihdam artacaktır.
  • İstihdam üzerindeki vergi ve prim yükü yüzde 38.5’tan yüzde 25’e çekilmeli,
  • İçeride aramalı ve hammadde üretimi teşvik edilmeli ve üretim ithal aramalı ve hammadde bağımlılığı azaltılmalı, Merkez Bankası'nın bağımsızlığı teminat altına alınmalı, siyasi müdahalelerin önlenmesi sağlanmalıdır.

 

İÇ POLİTİKA

TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞME İÇİN SİYASİ UZLAŞMA’

Prof. Dr. Hüsnü Erkan: Referandum sonrasında, iç siyasette atılması gereken temel adım, “ Toplumsal Bütünleşme için Siyasi Uzlaşma” adımı olmak zorunda. Zira Toplum hiç olmadığı kadar iki kutuplu olmaya yönelik bir siyasi süreci yaşadı ve yaşıyor. Kaldı ki, bu sürecin, hem kısa, hem de orta ve uzun dönemlerden gelen ve toplumumuzda sürekli iç barışı en öncelikli konu olarak tutmaya mecbur bırakan boyutları var. Kısa dönemde Referandum süreci toplumu, parlamenter demokrasi ya da “Türk tipi” başkanlık sistemi şeklinde iki kutuplu tercihe yönlendirdi. Son 15 yılı aşan Orta dönemde AKP iktidarı ile, Toplumun yönü ve yüzü , Batı’dan çok ”Orta Doğu” ya dönmüş gözüküyor. Uzun dönemde ise Osmanlı Merkezi yönetiminin, toplum tabanını kendi haline bırakmasından dolayı, toplumun genlerine sinmiş olan ikili fay hattının hala var olmasından kaynaklanıyor. Cumhuriyetle birlikte güçlendirilen tepedeki dünyevi ve laik bir devlet kültürü ile tabandaki insanları dinle terbiye etmeye yönelik, daha çok teokratik renkleri ağır basan aile kültürü büyük bir fay hatta oluşturuyordu. Bu nedenle Türkiye’de tabana hitap eden sağ ideolojiler hep iktidar olurken; aydınlanmacı ve laik sol dar tabanı ile iktidar olma şansını genellikle yakalayamadı. AKP’nin iktidar dönemi ile taban kültürünü yansıtan ve cemaatların ağırlık kazandığı koalisyonlar sayesinde, tepedeki kurumlar taban kültürünün renkleriyle değişim ve dönüşüm sürecine girdi. Oysa ki, toplumsal bütünleşme açısından olması gereken, tepe ve taban kültürlerinin, bilimin ve teknolojinin getirdiği rota içinde, Japonya örneğinde olduğu gibi yeni bir senteze yönelmesi şeklinde olmalıydı. Türkiye’de olan ise tabanın tepeyi kendini değiştirmeden, sentez sürecine girmeden, doğrudan kontrol etme arzusunda düğümlendi. Bunun en radikal ve en tehlikeli biçimi FETÖ terör örgütü tarafından sergilenmek istendi. Ülkemiz bu büyük badireyi demokratik birikimleri sayesinde atlattı.

Şimdi eğer toplumumuz; çağı, çağdaşlığı, bilim ve teknolojinin getirdiği Bilgi toplumunu ikinci aşamasına, bunun altyapısı olan Endüstri 4.0 ve katılımcı demokrasiye geçmek istiyorsa, yapması gereken, ülkemizdeki tepe ve taban kültür unsurlarını çatıştırmak veya birini diğerinin yerine ikame etmek değil; tam aksine bunlar için yeni sentezler aramaktır. Çağın değerleri olan, uzlaşma, hoşgörü, çoğulculuk, ortak akıl ve katılımcı demokrasi ve liyakat kültürlerine yer açacak olan bu yeni sentez “Toplumsal Bütünleşme için Siyasi Uzlaşma” şeklinde olmak zorundadır. Ancak bu durumda, çağdaş uygarlığın önünde kendimize bir yer bulabiliriz. Aksi durumda toplumsal sürecinin getirdiği zıtlaşma ve kutuplaşma toplumumuzda tamiri imkansız yaralar açar ve bu yararlar toplumu boş yere meşgul ederken, ışık hızında işleyen süreçlerin devreye girdiği bir çağda başka ülkeler geleceklerini yeniden yaratırken; biz zamanı boşa harcamış oluruz . Üstelik fırsat kollayan iç ve dış güçlerin entrika girdabına düşeriz. Yaşanan tüm olumsuzlukların üstesinden gelebilmek için, atılması gereken ilk adım “Toplumsal Bütünleşme İçin Siyasi Uzlaşma” yı başta iktidarın, uygulama sürecine getirmesi gerekiyor. Referandum sonucu ne olursa olsun, her iki durumda da böylesi bir yaklaşım ıskalanır ise, toplum olarak içine sürükleneceğimiz girdaplardan çıkamayız..

 

* * *

KUTUPLAŞMA ORTADAN KALDIRILMALI’

Hasan Denizkurdu (Adalet eski Bakanı): Referandum birleştirici olmaktan ziyade ayrıştırıcı oldu ve alabildiğine bir kutuplaşma var. Dolayısıyla 17 sabahı siyasetçilerin bu dili değiştirmeleri, ayrıştırıcı olmaktan çok birleştirici yönde bir politika izlemeleri lazım. Bu kadar gerginliği Türkiye kaldıramaz ve böyle yaşayamaz. Birinci sorun o. Öte yandan diğer bir sorun ekonomide. Göstergeler ne yazık ki iyi değil. Hemen 17'si sabahı yeni ekonomik politikalar gerekiyor diye düşünüyorum. Likidite inanılmaz ölçüde arttı, seçim masrafları dolayısıyla ortalık para doldu. Hükümetin ekonomik açıdan derlenip toparlanacak tedbirler alması lazım. Ama az öncede dediğim gibi gerginliğin biran önce ortadan kalkması lazım.

DIŞ POLİTİKA

'CUMHURİYETİN KURULUŞ AYARLARINA GERİ DÖNÜLMELİ'

Onur Öymen (Emekli Büyükelçi): Referandum sonrasındaki süreçte cumhurbaşkanı ve Türkiye dış baskılar altında kalmaya devam edecek. Uluslararası insan hakları ile ilgili sözleşmelerin milli hukukun üstünde olduğu hükmü var. O bakımdan idam cezası da dahil olmak üzere insan hakları alanındaki uluslararası sözleşmelerin hükümleri yine geçerli olmaya devam edecek. Bunların ihlal edilmemesi gerekiyor.

Suriye, Irak, AB ülkeleri ile ilişkiler, terörle mücadele gibi konularda Türkiye'nin şimdiye kadar izlediği politikalar ve yaptığı hatalardan geri dönmesinin imkanı olup olmadığını da referandum sonrasındaki süreçte göreceğiz. Çünkü bugünkü sıkıntıların çoğu başından beri izlenen yanlış politikalardan. Onun için dış politika ile değerlendirme yapılacaksa, cumhuriyetin kuruluş ayarlarına dönmek olmalıdır.

 

DIŞ POLİTİKA KARARLARI, İÇ POLİTİKAYA GÖRE ALINMAMALI

Aydemir Erman, Emekli Büyükelçi: Türkiye’nin her şeyden önce, dış politikanın kurallara uygun olarak uygulanabilmesi için bir siyasi iradeye ihtiyacı var. Bunun samimi olarak belirlenmesi gerekiyor. Devletin çıkarlarına uygun bir dış politika belirlenmek üzere bir irade ortaya konacaksa da bunun kuralları bellidir. Ama iç politika dinamiklerinin etkileri ile kararlar verilir ve irade belirlenirse ve en üst düzeyden en alt düzeye kadar dış politika üslubuyla bağdaşmayacak şekilde herkes ağzına geleni söylemeye devam ederse, o zaman fazla ümit yok demektir. Dış politika, kendi dinamikleri ve parametreleri içinde icra edilen bir iştir. Bizim Dışişleri Bakanlığımız her ne kadar ağır darbe almış ise de hala bu parametreleri uygulayacak yeteneği muhafaza etmektedir. Aklıselimle ve ihtiyatla hareket edilen, Türkiye’nin çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan ve iç politika malzemesi yapmayan, gerçekçi, uluslararası teşkilatlara ve kurallara saygılı, komşularının hak ve hukukuna ve onların toprak bütünlüğüne saygılı, “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” parametresini esas alan bir dış politika uygulanması gerekiyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Uzmanlar, 25 gün sürecek 432 kilometrelik tarihi yürüyüşün CHP teşkilatını canlandırdığını ve partinin oylarını artıracağı görüşünde birleşirken, AKP’nin böyle bir or...

Meral Akşener ve arkadaşları düğmeye basıyor. GÖZLEM, “Yeni partinin neleri yapması ve neleri yapmaması gerektiği ile Türkiye’de neleri değiştirebileceğini” uzmanlara ...

Türk birlikleri Katar’a ulaştı, Rusya ve ABD restleşiyor, İran’ın ne yapacağı kestirilemiyor, Esad yönetimi avantaj kazanmaya devam ediyor, Barzani Eylül’deki referand...

Ülke ekonomisinin ilk üç ayda yüzde 5 büyüdüğü ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın istihdam seferberliğinin tam gaz sürdüğü dönemde Mart ayı işsizlik verileri TÜİ...

CHP milletvekili Enis Berberoğlu'nun 25 yıl hapse çarptırılıp tutuklanmasının ardından kamuoyunda “Gandi Kemal” olarak anılan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, tepki olar...

Ege Denizi'nde meydana gelen 6.2 şiddetindeki deprem, GÖZLEM'in geçtiğimiz hafta manşetine taşıdığı 'Kentsel Dönüşüm' ün önemini bir kez daha gündeme getirdi. Sağlıksı...

Türkiye, Cumhurbaşkanı’nın “AKP Genel Başkanı olarak”, AKP Meclis Grubu’nda konuşmalar yapmaya başladığı bir süreci yaşıyor, artık. Bu süreç başlamıştı ki, “CHP Millet...

Yazarlar