Kışlalı: “Dış politikada yumuşama!..”

18.5.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen Gazeteci Mehmet Ali Kışlalı, başta “Türkiye – ABD ilişkileri” ve de “CHP’deki durum” olmak üzere, referandum sonrasındaki iç ve dış gelişmeler konusunda GÖZLEM’in sorularını cevapladı. İşte sorularımız ve Kışlalı’nın cevapları…

GÖZLEM – “PKK’ya silah vermedik” diyen ABD “YPG’ye hem de “ağır tandanslı silahlar veriyor” ve de Türkiye’nin tepki vermemesini istiyor. Görüşünüz?..

K – Batı'da yıllar önceden beri makaleler, söylentiler çıktı. Adamlar Ortadoğu'da bir Kürt devleti kuracaklar. Şimdi ABD tarafından yapılan şey, Kürtlerin mevcudiyetini orada canlı tutmak için mevcut Barzani yapılanması dışında bir güç oluşturmak. Kendilerinin de işlerine yarıyor. Sözde IŞİD'e karşı mücadele için. Ama esas olarak da petrol, silahlanma ve bu bölgedeki Amerikan çıkarlarını gözetmek için. Bölgede Amerikan askerine gerek olmadan kendine bağlı bir güç yaratmak istiyor. Türkiye de "Nato'yuz, müttefikiz" diyor ama tabii ki Türkiye'yi her istediğine uygun kullanamaz. Kürtleri Amerikan politikasına uygun istediği zaman kullanabilir. Türkiye'ye de "Sorun etmeyin, size karşı değil" diyor. Zaten Türkiye tepki verip ne yapıyor, ne yaptı ki?

 

GÖZLEM – Peki ABD, bu silahlar, ileride Akdeniz'e ulaşacak Kürt koridorunu oluşturmak için Türkiye'ye karşı dönebilir mi? Daha açık bir ifadeyle Türkiye'nin Fırat Kalkanı operasyonu ile Kuzey Suriye'de işgal ettiği yerleri geri almak için ABD YPG'yi harekete geçirir mi?  

K – Eğer kafasında bir Kürt devleti kurmak ve Kürt koridorunu oluşturmak varsa, bunu düşünebilir. Esasen, Amerika'nın bölgede kendi askerini kullanmadan teçhiz edeceği bir güce sahip olmak istediği muhakkak. Bunu ne niyetle istiyor, onu zaman gösterecek.

 

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu karara sert tepki gösterdi ama ABD gezisini ertelemedi. CHP başta, birçok çevreden “Ertelemeliydi” itirazları geldi. Hatta “İncirlik uçuşlara kapanmalı” önerileri de ortaya atıldı, siz ne düşünüyorsunuz?..

K – Her şeyi koparmak mı istiyorlar? Cumhurbaşkanı ABD gezisini erteleseydi her şeyi koparmış olurdu. Enayice olurdu. ABD ile tamamen kop, ne yapacaksın? Rusya'nın kucağına düş. Bunlar doğru değil. Diplomasi niye var? Bu sıkıntıları olabildiğince bertaraf etmek için. Bir savunma grubunun parçasısın. Ve o parça ile ilgili bir tesisin, bir hava üssün var. Bunu zırt pırt herkese, her sıkıntıya karşı kullanmak olur mu? Tamam o ortaklıkta bizim bir ortağımız düşmanımıza silah veriyor. Ama bu "Verdim gitti" diye olmaz. Bunun teknik ayrıntıları vardır. Orada çözülmesi lazım. Bunların öncelikle bir diplomatik konu olarak ele alıp, bir yolunun bulunması lazım.

 

GÖZLEM – Trump – Erdoğan görüşmesinden sonra yapılan ortak basın toplantısında “pembe sözler ve görüntüler vardı” ama “Kuzey Suriye’deki Kürtleri silahlandırma ve FETÖ konularında ne olduğuna dair” tek kelime edilmedi, ne diyorsunuz?..

K – Ne bekliyorduk ki, bu konulardaki sessizlik iki tarafın da konumunu muhafaza ettiğini gösterdi, uygulamada neler olacak, göreceğiz.

 

GÖZLEM – ABD’nin İncirlikte düzenlenen törenle vermek istediği “üstün hizmet” nişanını özel kuvvetlerden Albay Orkun Özeller, “Siz düşmanımıza silah veriyorsunuz, YPG ile işbirliği içindesiniz” diyerek reddetti; görüşünüz?..

K – Güzel olmuş, bu işte bir tepki, bir jesttir. Daha ilerisi için diplomatik yollarla, bu silahların Türkiye'ye karşı kullanılmasını önleyecek çareler aranması lazım. Yarın yine Erdoğan, Türkiye'de yine Kürtlerle anlaşma yoluna gidecek olursa ki, bununla ilgili, açılım süreci tarzı bir yakınlaşmanın yeniden başlayacağına ilişkin bazı işaretler gelmeye başladı. Eğer Erdoğan tekrar böyle bir politika değişikliğine giderse, Kürtlerin bu silahı Türkiye'ye karşı, en azından Türkiye içinde kullanmasına gerek kalmaz. Türkiye'nin Avrupa ve dış dünya ile ilişkileri çok kötüydü. Referandumda büsbütün bozuldu. Rezaletti. Ancak şimdi Erdoğan değişiyor. Akıllı da bir adam, çılgın biri değil. "ABD'ye gitme, İncirliği kapa!”; bunları yapması mümkün mü? Ben dış politikasını değiştirmeye dönük adımlar attığının işaretlerini görüyorum.

 

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı’nın ABD ve AB ile ilgili “sert eleştirileri sürerken” Başbakan Binali Yıldırım “daha uzlaşıcı ve yumuşak açıklamalar” yapıyor; bu nüansı nasıl yorumluyorsunuz?..

K – Bir defa Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarının referandum sürecindeki gibi sert olduğunu düşünmüyorum. ABD'ye karşı zaten hiçbir zaman çok sert açıklamaları olmamıştı. Avrupa'ya karşı ise 180 derece döndü. Referandum sonuçlarını biz yenilgi olarak addettik ama bence büyük bir darbe yediler. Büyük bir uyarı oldu kendilerine. Erdoğan'ın referandum sonuçlarından çok korktuğunu düşünüyorum. Bunun dışında AB ve ABD ile ilgili açıklamalarında Cumhurbaşkanı ile Yıldırım arasında yine de görece bir fark varsa, bunu üsluplarına ve "İyi polis, kötü polis" olarak ifade edilebilecek taktiklerine vermek lazım.

 

GÖZLEM – Atatürk’e hakaret etmek, artık “özel hayatına, annesi Zübeyde Hanım’a ve manevi kızı Afet İnan’a kadar uzanan” bir iftira ve karalama kampanyasına döndü. Bugüne kadar “bu konuda görevlerini tam olarak yapmayan” savcılar, “susan ve seyreden” iktidar önderleri ve çevresi ve de RTÜK halktan gelen büyük tepkilerle nihayet uyanır gibi oldular. Ne diyorsunuz?..

K – Bu yapılanlar rezalet. Bugüne kadar AKP'nin Atatürk ile ilgili duruşunu ve tutumunu herkes biliyor. Atatürk'ü silmek istiyorlar. Bugünkü şartlar içerisinde ne AKP'nin önde gelenleri, ne AKP'nin atadığı savcılar, ne de AKP ağırlıklı RTÜK'ün bu iftira ve karalama kampanyasından rahatsızlık duyduklarını sanmam. Atatürk'ü ne diye sevsinler? Sadece artan tepkiler üzerine tabiri caizse "gaz alıyorlar". Nitekim, bu iftira ve karalama kampanyasını yürütenlerden birini gözaltına alıp, ifadesini aldıktan sonra serbest bıraktılar.

 

GÖZLEM – Sistemli bir şekilde yürütülen “Atatürk aleyhine kampanyalar”, iktidardan yüz bulan bazı gazeteler ve TV’lerde sürdürülürken, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve Genelkurmay Başkanlığı’nın “sessiz kalması” da tartışılır hâle geldi. Ülke çok gerilimli ve hassas bir süreçten geçerken ve de “birlik ve beraberliğe en ihtiyaç duyulan” bir dönemi yaşarken, “bu iftira ve hezeyanlarla dolu çirkin kampanyanın sebebi” üzerinde durmak, önlenmesi için gerekeni yapmak, başta Cumhuriyet Savcıları olmak üzere, devletin bütün sorumlularının görevi değil midir?..   

K – Tabii ki, Cumhuriyet rejiminde, bu kampanyaya ilişkin görev başta Cumhuriyet savcıları olmak üzere devletin bütün ilgili sorumlularına düşer. Ama onlar da bu süreçte, bu tür kampanyalara, iktidarın genel havası ve yaklaşımı çerçevesinde yaklaşıyorlar. Bu soruyu bir de, köklü bir Atatürkçü aileden gelen, bu konuların deneyimli ismi, yazarınız Öcal Uluç'a sorun, bakalım o ne cevap verecek?

 

GÖZLEM – Dış odaklar ve onların maşası olan iç odaklar “sağcı – solcu / Türk – Kürt / Alevi – Sünni bölünmeleri için ellerinden geleni yaptılar” ve de ülkeye de, devlete de, millete de büyük zararlar verdiler. Şimdi “Atatürkçüler – Atatürk Düşmanları ayrımcılığı” gündeme sokuldu ve türlü – çeşitli senaryolar sahneye konuyor; ne yapılmalı?..

K – Bence yapılacak şey, Atatürk'ü bizim gibi değerlendirme kafasına sahip olanların, ne işle meşgul olurlarsa olsunlar, bunlara gerektiği zaman, her bir saldırı ve iftira olduğunda çekinmeden, açık, etkili bir şekilde tepki vererek karşı çıkmalarıdır. Bıkmadan, usanmadan Atatürk ve Atatürkçülüğü savunma ve anlatma noktasında olunması lazım.

 

GÖZLEM – Böyle bir ortamda Milli Eğitim Bakanlığı’nda “yeni yılın tedrisat programlarında ‘Atatürk ile ilgili bölümlerin azaltılması’ ile ilgili çalışmalarının sonuna gelindiğine dair haberler” örnekleri ile beraber basında yer almaya başladı. Görüşünüz?..

K – Ne bekliyorsunuz ki? AKP'nin Milli Eğitim Bakanlığı'nda bundan başka bir şey olmaz. AKP ne kadar Atatürkçü ve Atatürk'ü benimsemişse, bakanlığın tedrisatı da onu yansıtacak. Atatürk'ü silmeye çalışacak.

 

GÖZLEM –  Bu konuda “Atatürkçü” partilerin, mesela CHP’nin, MHP’nin “görevlerini lâyıkıyla yerine getirdiğini” düşünüyor musunuz?..

K – Hayır düşünmüyorum. Şartlar ne olursa olsun, MHP de, CHP de kökenlerinden gelen bir Atatürkçülüğü unutmadan üzerlerine düşeni yapmalılar.  

GÖZLEM – Referandumdan “görevini yapmış olarak çıkan” CHP’deki durumu nasıl yorumluyorsunuz? Böyle hassas bir süreçte “parti içi böyle bir gerilim ve kapışma kapısını açanlar” haklı olabilirler mi?..

K – Ben CHP liderinin kavgacı olmayan ve akılcı bir kampanyayla doğru bir kamuoyu oluşturduğunu düşünüyorum. Ama CHP'nin elinden geleni veya sizin deyiminizle "görevini" tam yaptığı konusunda şüphelerim var. Referandumdaki şaibeler, bütün oy sandıklarının gerektiği gibi kontrol edilemediği de ortada. Her gün bu şüpheyi doğrulayan örnekler, haberler çıkıyor. Kazanılabilecek bir referandumun kaybedilmiş olması gerekçesiyle, o veya bu nedenle eleştiriler yapılabilir. Burada asıl üzüntü verici konu, CHP ve CHP'liler açısından, referandumda oy verilme sürecinin yeterince kontrol altında tutulamamış olduğunun ortaya çıkması. Örneğin, yurt dışında büyük seçmeni olup çok düşük oranda katılım sağlanan Almanya gibi ülkelerde, çalışkanlığıyla tanınan Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka gibi milletvekillerine bu ülkelerde katılımı, ve dolayısıyla "Hayır" oylarını arttırıcı görev verilemez miydi? Tamam hatası, gerekçesi olabilir ama böyle çalışkan isimlere birer birer görev verilebilirdi. Sonuçta altyapısı, mücadeleci karakteri var. Tamam artık partili değil ve olmasın ama dışarıdan "Bu oyları arttırmamız lazım, gel bu görevi yap” denilse, muhakkak yapardı.

 

GÖZLEM –  Sizce “ağırlıklı” milletvekilleri Muharrem İnce, Fikri Sağlar, Deniz Baykal ve de Genel Başkan Yardımcılığı ile basın sözcülüğünden ağır bir açıklama ile istifa eden Selin Sayek Böke ne yapmak istiyorlar?..

K - Her birinin ayrı ayrı niyetlerinin ne olduğunu bilemem. Sadece Selin Sayek Böke'nin, CHP yönetiminin, referandum sonucuna yönelik samimi bir karşı duruş sergilemediğini düşündüğü için, prensip nedenleriyle istifa ettiğini düşünüyorum. Muharrem İnce halk nezdinde karşılığı olan bir isim. Fikri Sağlar herhalde HDP ile daha yakın işbirliği sonucunda daha iyi sonuç alınabileceğini düşünüyor. Deniz Baykal ise apaçık gündemde kalmak istiyor.

 

GÖZLEM – Düşen büyüme hızı, artan işsizlik, çift haneli rakamlarda oturan enflasyon ekonominin kötüye gittiğinin işaretleri. Böyle bir dönemde iktidarın hâlâ “halktan yüzde 50 oranlarında destek görmesinin sebebi”, sizce ne olabilir?..

K – Kampanya sürecindeki gösterileri, nümayişleri izlediğinizde bunu görüyorsunuz. Bir defa görece cahil kesim en büyük seçmenleri. Bir diğer kesim, onun kadar büyük olmasa da çıkarları doğrultusunda destekleyenler. Ayrıca Erdoğan'ı ve yarattığı imajı sevenler de çok.

 

GÖZLEM –  Özellikle “küçük çocuk sahibi” ve hâli vakti yerinde olan ailelerin, Kanada, Yunanistan, İspanya, İtalya, Malta gibi ülkelerde “evler alarak yerleştikleri, ikinci vatandaşlık hakkı için müracaat ettikleri” haberleri, rakamlar verilerek gazetelerimizde yer almaya başladı. 60’lı yıllarda Almanya’ya “işçi göçü” ve de Avusturalya’ya “aile göçü” yaşanmıştı, şimdiki “Kaygılı Türkler” göçünü nasıl yorumlayabilirsiniz?..

K – Erdoğan, hakikaten Türkiye'nin belli kesimine karşı "korku" ve "nefret" yarattı. Türkiye'nin bugünkü görüntüsü tehlikeli, idi. Ama bu devam etmeyecek. Erdoğan'ın tavrında başta AB'ye karşı olmak üzere büyük değişiklik işaretleri görülmeye başladı. 51 – 49 sonucu Erdoğan'a büyük bir ders oldu. Tuttuğu yolun kendini hep kazandıracağına inanıyordu. Şimdi birdenbire gerçekle karşı karşıya kaldı. Ne olurdu bu oranlar tam tersi çıksaydı? Mahvolmuştu. Bizim milletimiz o kadar da "az akıllı" değil. Sağduyusunu göstermeye başladı. Bu süreç Erdoğan’a rağmen eninde sonunda tersine dönecektir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. Görüşler, “Giderek otoriter bir yönetime mi gidilecek” sorusu üzerinde yoğunlaştı. İşte yanıtlar....

Uçak krizi ve Rusya'daki ekonomik sıkıntının ardından büyük yara alan turizm sektörü, bu sezon 3.5 milyon Rus turist ile yeniden ayağa kalkmayı hedeflerken, rekabet ve...

ABD Başkanı Trump, önce Suudi Arabistan’da kılıç dansı eşliğinde 110 milyar dolarlık silah anlaşması yaptı, ardından İsrail’de Ağlama Duvarı’nı ziyaret ederek Başbakan...

Gözlem’den Engin Tatlıbal ünlü Alman firmanın Satış Müdürü Ümit Dursun’la, Hübner’in bugünü, yarını ve İzmir yatırımlarını konuştu.

Suriyelilerin yoğun olduğu bölgelerde vatandaşlar ve esnaf 'güvenlik sorunu' ile tedirginlik içinde yaşarken, gasp edilme korkusu ile geceleri ATM'lerden para bile dah...

ABD’nin YPG’ye ağır silah desteği vermesinin gölgesinde gerçekleşen Erdoğan-Trump görüşmesinde, Türkiye’nin kaygılarını giderecek bir gelişme yaşanmadı. Öte yandan Alm...

Yazarlar