Zeytinyağının binlerce yıllık hikayesi Köstem Zeytinyağı Müzesi’nde

11.6.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Engin TATLIBAL/GÖZLEM -Yazın sıcağının ve neminin bastırdığı bir Cumartesi öğleden sonrasında Öcal Uluç Ağabey ile Urla’da, Kalabak dönüşünde buluşuyoruz. Ardından İskele’ye gidiyoruz ve Kenan Seven Ağabey’i alıyoruz. Şimdi istikametimiz, spor hekimliği alanında Türkiye’nin en önemli isimleri arasında yer alan Dr. Levent Köstem’in kurduğu ve tamamlanması için büyük çaba harcadığı Köstem Zeytinyağı Müzesi... Levent Bey bizi müze girişinde karşılıyor. Röportaj yapacağız sözde, ama tüm samimiyetiyle derin bir sohbetin içinde buluyoruz kendimizi. Hem müzeyi geziyoruz ve Levent Bey’den sergilenen eserlerin hikayesini dinliyoruz, hem de gelecekte hayata geçecek projeler hakkında bilgi alıyoruz. Levent Bey’in “bir kent kültürü ve sanayi müzesi” dediği projeye İzmir’in yeterince ilgi göstermiyor olmasına dair serzenişlerini anlamlı buluyoruz. Velhasıl, Levent Köstem anlatıyor, biz dinliyoruz...

Levent Bey, ana salondan başlayarak müzeyi bize gezdirmenizi rica ediyoruz...

Elbette. Öncelikle müzeye girer girmez pek çok kişinin dikkatini çeken parçanın, yaklaşık bin yaşındaki zeytin ağacı kökü olduğunu söylemeliyim. Bu kök, Özbek köyünün üst tarafında bulunmuş. Bulunduğunda üzerinde fışkıran yeni sürgünler vardı. İşte zeytin böyle bir ağaç. Bu kök şömineciye gidiyordu. Biz önce davranıp satın alarak müzeye getirdik ve kurtarmış olduk. İnsanlar burada elleriyle bu köke dokunabiliyorlar. Bunu yapınca da zeytin ağacının azametinden irkiliyorlar. Müzede hem yeni, hem de eski dönemden kalma, zeytin işliklerinde kullanılmış taşlar var. Eskiden bu taşlar çok değerliymiş. Bu değeri eski taşlardaki onarımlarda görebiliyorsunuz. Kocaman taş bir şekilde yarılmış, insanlar uğraşıp didinip döküm parçalar kullanarak taşları onarmışlar ve işlikte kullanmaya devam etmişler. Çünkü böyle bir taşın üretilmesi kesilmesiyle, bekletilmesiyle ve işlenmesiyle üç ayı buluyor ve o dönem için çok pahalı bir süreç bu. Ayrıca tarihi fırınlarımız var, bunlar da en değerli parçalarımızdan birkaçını oluşturuyor. Siz bu fırınlara baktığınızda antika değeri olan bir sanayi enstrümanı görüyorsunuz, ama ben bunlara baktığımda İzmir Yangını’nı görüyorum. Müzemizde 1886 İsinogis yapımı bir fırın var. O dönem için en kaliteli üretim sayılıyor ve aslında hala kullanılabilir durumda. Bunlar İzmir’in Osmanlı döneminde sanayi bölgesi olan Punta’da kullanılmış ve İzmir Yangını’nı görmüş fırınlar. Ben bunu almasaydım şu anda hepsi muhtemelen bir inşaatta inşaat demiri olarak kullanılmış olacaktı.

Levent Bey, ben burada bir zeytin ve zeytinyağı müzesi ile birlikte bir “kent müzesi” görüyorum...

Dediğinize şunu da ekleyebilirim. Burası aynı zamanda bir “sanayi müzesi.” Zeytin ve zeytinyağının bir kültür olarak sağlık ve lezzet boyutu olduğu gibi üretimine ilişkin bir sanayi boyutu da var. Burada biz bu boyutu da misafirlere sergilemiş oluyoruz. Bu bölgede bulunan amforaların birebir örneklerini ve zeytinyağı ticaretinde kullanılan bir ticaret gemisine kesiti de müzede bulunuyor. Bende siyah beyaz bir fotoğraf var; 1940 yılında Urla İskele’de amforalar gemiye yükleniyor. Onu da büyütüp müzede gemi kesiti ve amforaların bulunduğu yere asacağız.

Sizin kafanızda bir “zeytin ve zeytinyağı müzesi” kurmak fikri ne zaman ve nasıl oluştu?

Şu karşıdaki yokuştan aşağı inerken oluştu (Gülüyor). Ciddiyim. Benim bir zeytinliğim vardı ama bu işin kültürünün de sergilenebileceği bir yer olsa ne güzel olur diye düşünüyordum. Bu işin kültürünü ben nasıl daha iyi öğrenebilirim diyordum. Yıllardır bu konu ile ilgili okuyordum ve bizim Yarımada bölgemizle birlikte bütün Ege’nin zeytin konusunda sahip olduğu zenginliği öğrenmiştim. Özellikle Yarımada bölgesi, sanılanın aksine Ayvalık bölgesinden tarihsel olarak çok daha zengin. Ayvalık 17’inci yüzyıldan sonra zeytin ve zeytinyağında öne çıkıyor; ama en eski taşların hepsini Urla ve Yarımada bölgesinde buluyor arkeologlar. Zeytinyağı üretiminin Milat’tan önce 39 bin yılında başladığı düşünülüyor. Ancak o dönemde çoğunlukla yakıt olarak kullanılıyor. Gıda olarak kullanmaya Romalılar başlıyor... Bu binanın satılık olduğunu da bana daha önce söylemişlerdi. Yokuştan inerken buraya baktım ve “Burası çok güzel müze olur” diye düşündüm. Biraz araştırdım ve satın aldım burayı. Önceden beri koleksiyon yapma merakım var. Aynı zamanda “koleksiyoner” belgem de var. Zeytin ve zeytinyağı kültürüne ilişkin koleksiyonumu buraya taşımaya başladım. Örneğin 3 bin yıllık bir zeytinyağı kandili var benim koleksiyonumda, bunlar hep burada sergilenecek. Burası aynı zamanda İzmir ili içinde “kültür yatırım belgesi” bulunan tek bina. Türkiye’de zeytinyağıyla ilgili resmi olarak “müze” statüsünde hiçbir kurum yok. Var olanlar sergi salonu gibi statülerde. Burası bu anlamda da bir ilk olacak. Bu arada müze kurmaya karar verdikten sonra da müzecilik üzerine okumaya başladım. Yurtdışında hem büyük hem butik yüzlerce müzeyi gezdim, inceledim. Sırf eserleri değil, bir müze olarak nasıl organize olduklarını, nasıl kurumsallaştıklarını inceledim ve inceliyorum. Bizim bu binada iki müzemiz olacak.

İkinci müze ne üzerine?

Şu an gezdiğimiz bölüm, “Zeytinyağı Teknoloji Müzesi”... Yukarı katta ise “Sabun, Temizlik ve Hijyen Müzesi” yer alacak.

O da temel olarak zeytinyağı ile ilgili değil mi?

Elbette... Burada sabunun ilk çıkış öyküsü resimlerle anlatılacak. Bütün Avrupa vebadan kırılırken Anadolu, Roma’dan miras aldığı hamamlarla hastalığa yakalanmadan yaşantısına devam etmiş; dolayısıyla hamam bizim kültürümüzde çok önemli. Bu nedenle bir hamam enstalasyonu olacak. Eskiden Anadolu hamamlarında berber bulunurdu. Orijinal bir berber takımı aldık ve hamam bölümünde bunu da sergileyeceğiz. Sabun kaynatma kazanları ve sabun üretiminde kullanılan her türlü teçhizat da bu bölümde yer alacak.

Müzede atölye ve faaliyet alanları da yer alacak dediniz, bunlardan bahseder misiniz?

Sabun, Temizlik ve Hijyen Müzesi’nin bulunduğu üst katta ayrıca ahşap sanatları atölyesi, seramik atölyesi, çocuklar için beceri salonu ve model tren alanı yer alacak. Bu alanda sadece çocuklar için bir kafe olacak. Ayrıca müze kapsamında geniş bir kütüphanemiz de bulunacak. Hediyelik satışı için de bir mağaza olacak. Ayrıca sinema salonumuz ve toplantı salonumuz olacak. Bir de zeytinyağı fabrikamız var. Ankara’da kırsal kalkınmadan buraya destek alıyoruz ve çok üstün kaliteli bir zeytinyağı üretmek üzere burayı hazırlıyoruz. 45 tonluk modern bir zeytinyağı depomuz da var.

Bütün bu yaptığınız çalışmalarda kamudan ve özel kuruluşlardan destek görüyor musunuz?

Geçen yıl beni Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı arattırdı. Bursa’da Trilye Zeytinyağı Müzesi kurmak istiyorlarmış; belediye yetkilileri gezdiler ve kendilerini yönlendirmemi istediler. Antakya’dan Altınözü Kaymakamı geldi, kendi kuracakları zeytinyağı müzesi için danışmanlık yapmamı istedi. Şimdi bunlar oluyor ama şunu söyleyeyim; şu ana kadar bir tane İzmir milletvekili buraya gelmiş değil. Sibel Hanım ve Aziz Bey geldiler, ama onun dışında gelen olmadı. Eski Urla Kaymakamımız da ayda iki kez arardı. Ege Bölgesi Sanayi Odası’nı aradım, bir sanayi müzesi kurduğumuzu söyleyip yardımcı olur musunuz dedim. Birkaç kez heyet geldi. Sonra da bütçemiz yok, yardımcı olamayacağız dediler. Halbuki benim düşüncem, toplantı salonumuzun masasını, sandalyelerini versinler, girişine de EBSO tarafından yaptırılmıştır diye bir plaket asalım. Sanayi odamız burayı sahiplenir, burada toplantılarını yapar ve buranın yaşaması için bir katkı olur diye düşünmüştüm. Ben kaç yıl daha yaşarım ki? Bizden sonra burası kamunun malı olacak.

Devletin herhangi bir proje desteği söz konusu mu? Bu anlamda bir başvurunuz oldu mu?

Müzeyle ilgili olarak İzmir Kalkınma Ajansı’na üç proje verdim. Ancak üçü de reddedildi. Gerçekten inanılmaz bir durum aslında. Burada biz Yarımada’nın tanıtımını yapacağız, aynı zamanda bir eğitim ve kültür merkezi olacak burası. Ama şunu söylemeliyim, bu ülkede iş yapmak gerçekten çok zor. Ben oturdum vakıf kurdum, Köstem Vakfı’nı kurduk. Ben malımı mülkümü sattım bu iş için; İzmir’e, Türkiye’ye dünyanın en büyük zeytinyağı müzesini kazandırmak için çalışıyorum. Ama İZKA’dan, başka kurumlardan destek değil köstek görüyoruz.

KIRMIZI BAYRAK’A UYGUN “ENGELSİZ” MÜZE
“Burası aynı zamanda engelli vatandaşlarımızın rahatlıkla girip gezebilecekleri özelliklere sahip bir ‘engelsiz müze’ olma özelliği taşıyacak. Sergi alanları, tuvaletler, atölye bölümü, kafe ve diğer tüm alanlar, ‘engelsiz’ özellikte tasarlandı. Ben Büyükşehir Belediyesi’nde engelsiz kent için büyük çaba harcamış bir insanım. Kırmızı Bayrak kitapçığını çıkarttım. Kendi kurduğum müze de elbet bu standartlarda olacak.”

Öcal Uluç / Köstem Zeytinyağı Müzesi için yazdı:

Gidin, görün ve anlatın!..

Gördüklerime de, söylenenlere de inanamadım!..

Dünyanın “en büyük ve en etkileyici” Zeytin ve Zeytinyağı müzesini geziyoruz. Bir ömür boyu kazanılanın sarf edildiği, belki de bin sene yaşayacak bir müze burası ve sizler Engin Tatlıbal kardeşin röportajı, sevgili Kenan Seven’in fotoğrafları ile süslenen bu sayfada “o müzeyi” göreceksiniz!..

Dünyanın sadece “biyoloji, bitki bilimleri, tarım ve tarım ürünleri” kitaplarına değil, “kutsal inanç kitaplarına da giren”, dahası yeryüzündeki vatanlarının başında Anadolu’nun geldiği Allah’ın, Doğa’nın insanlara verdiği “3 tarih, mitoloji ve efsane bitkisinden biri” Zeytin!..

Zeytinyağı da, insanlara verilmiş en büyük sağlık ve beslenme piyangolarından biri!..

İşte, Türkiye’nin İzmir başta “Ortopedi uzmanı doktor” ve “spor hekimi” olarak tanıdığı Levent Köstem’in hayalini gerçekleştirdiği “zeytin ve Zeytinyağı mekanı, tarihi ile beraber Müzesi, burası… Geziyoruz… Zeytin ve zeytinyağı ile beraber tarihin içindeyiz de, acaba cennetin de mi içindeyiz?..

Buraya, “duyup” dünyanın dört bir yanından uzmanlar, insanlar geliyor, geziyorlar; yurdun dört bir yanından da belediye başkanları, kaymakamlar geliyor ve “illerinde, ilçelerinde benzerinin kurulabilmesi için” görüyor, akıl alıyor; sevgili Levent Köstem’e “danışmanlık” teklif ediyorlar, amma…

İzmir, böyle bir mekana “buz gibi” soğuk; Anakent Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar’dan başka gelen, gören Belediye Başkanı yok. Bir tane İzmir milletvekili, merak edip “Burası nasıl bir yer, görelim” diyerek gelmemiş. “Ya bakan” demeyin ve güldürmeyin beni…

İş Aleminin meslek odalarının kapısı “belki bazı toplantılarını burada organize ederler” diye çalınmış, hiçbirinin umurunda olmamış. Üstelik “zeytin ve zeytinyağı üreten, işleyen, ihraç eden” onca üyelerine rağmen…

En acısı da, İzmir Kalkınma Ajansı’nın “Teşvik edilmeye değmez” diyerek, bu müze ile ilgili projeleri reddetmesi!..

Gidin, Urla – Çeşme eski yolu üzerinde olan  bu “mucizeyi görün” ve yaşayın; “İzmir Tanıtma Ajansı” adlı resmi kuruluş için “Acaba kimleri, nasıl destekliyor” diye düşünecek ve yüreğinize bıçak gibi saplanacak bir şüpheyi acı acı hissedeceksiniz!..

Bu müze, sadece İzmir’in değil, bütün bir Anadolu’nun yüz aklarından biridir ve elbette yüzyıllar boyu yaşayarak “zeytinin ve zeytinyağının  gizemli hikayesini gelecek kuşaklara taşıyacaktır!..

“Destek verilecek değeri yoktur” diyenler utansın!.. 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, “Hoşnutsuzluğu ve tepkiyi şiddete başvurmadan dile getirmenin yolunu ardına kadar açan” Adalet Yürüyüşü’nü masaya yardı. İşte uzmanların görüşleri…

GÖZLEM, Katar – Türkiye – Suriye üçgenindeki iki ayrı krizi bu hafta da “askeri” uzmanlara sordu; işte cevapları…

Duayen Gazeteci Mehmet Ali Kışlalı, Adalet Yürüyüşü, Maltepe Mitingi ve sonrası konusunda GÖZLEM’in sorularını cevapladı.

Dolar bazında dünyanın en gelişmiş 19 ekonomisinin ve Avrupa Birliği'nin oluşturduğu G-20'nin bu yılki liderler zirvesi Almanya'nın Hamburg kentinde yapıldı. Türkiye'...

Yaşadığı iç ve dış sorunlar, Türkiye’yi dünyanın en kırılgan ekonomilerinden biri haline getirdi. Mahfi Eğilmez’in “ekonomisi batan” Venezüella’ya ilişkin tespitleri v...

Açıklanan TÜİK verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 10.90'a gerilemesine rağmen, “çift rakamlarda” kaldı. Haziran ayı yıllık enflasyon oranının, “2005 yılından beri ...

Katar krizi sıcaklığını korurken, “Katar’daki Türk askeri üssü” gündemin en hassas konusu. Türkiye’nin Katar politikası “doğru” rotada mı?

Yazarlar