Kışlalı: “Uyarı ve uyanış yürüyüşü!..”

16.6.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye, Cumhurbaşkanı’nın “AKP Genel Başkanı olarak”, AKP Meclis Grubu’nda konuşmalar yapmaya başladığı bir süreci yaşıyor, artık. Bu süreç başlamıştı ki, “CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun 25 yıla mahkum edilip Yargıtay kararı beklenmeden tutuklanması ve “Adalet yürüyüşünün başlaması” üzerine Türk siyasetinde bir deprem oldu. Duayen Gazeteci Mehmet Ali Kışlalı, böyle bir ortamda GÖZLEM’in Türkiye’nin iç ve dış sorunları ile ilgili sorularını cevapladı.

GÖZLEM – Türkiye, iç ve dış büyük sorunlarla karşı karşıya iken ve çözmeye çabalarken, CHP’li gazeteci – milletvekili Enis Berberoğlu “MİT Tırları” davasında “25 yıla mahkum edildi” ve de “Kaçma ihtimali var” diye tutuklandı. Gündemin başında olan “Damatlar” için “Kaçmazlar” diyerek “tahliye”, ama “Ana muhalefet Partisi milletvekili” için, hukuki süreç tamamlanmamışken ve “Yargıtay müracaatı” varken, “Kaçabilir” gerekçesiyle “tutuklama” kararı verilmesi konusunda ne diyorsunuz?..

K – Eskiden bu tip “hukuka, insan haklarına, demokrasiye ters gelen kararlar ve uygulamalar sorulduğunda “demokrasi, hukuk çarkı işliyor. 1960 öncesi işlemiyordu” der ve “gelecek için” endişeli olmadığımı söylerdim. Ama bugün her şey çok değişti. Garip, tuhaf şeyler olmaya başladı. Anayasa’nın “Güçler ayrımı ilkesi” ortadan kalktı, Yargı ve adalet düştü. Rahmetli kardeşim Ahmet Taner Kışlalı’nın kızı Dolunay’ın pasaportuna havaalanında “hiçbir gerekçe gösterilmeksizin” el kondu. “Fransız pasaportunuz var, onunla çıkın” dendi. Dolunay da “bu münasebetsiz ve gerekçesiz” öneriyi reddetti ve yurt dışına çıkmadı. Hukukun işlediği, demokrasinin ve insan haklarının olduğu bir ülkede böyle bir şey olabilir mi? Artık 1960 öncesini örnek göstermeyeceğim. Bugün olanlar çok daha ilerde. Endişe doluyum.

 

GÖZLEM – CHP Lideri Kemal Kılıdaroğlu’nun, Hintli lider Mahatma Gandi’nin yürüyüşüne benzer “Adalet Yürüyüşü” başlatması konusundaki görüşünüz?..

K – Kılıçdaroğlu, Referandum öncesi başlattığı “gerilimi arttırmayan, barışçıl politikasını” sürdürüyor ve Türk demokrasisinde “yeni bir sayfa” açıyor. Bu demokrasimizin geleceği açısından çok önemli bir adımdır. Bu yürüyüş sadece CHP’nin yürüyüşü değildir. Demokratik rejim konusunda endişeye düşmüş ve kabul edilemez, tuhaf kararlara ve uygulamalara karşı olan bütün TC vatandaşlarına açık “barışçıl” bir yürüyüştür ve uyanıştır. Bu barışçıl yürüyüş, iktidar başta, “tuhaf kararlar alan” hakimler, “garip uygulamalar” yapan savcılar başta, güvenlik güçleri başta, basın başta, herkese bir uyarıdır. Cumhuriyetin, Demokratik rejimin, Anayasanın, hukukun, insan haklarının korunmasının temeli olan “Adalet” için yapılan bir “uyanış yürüyüşüdür”; herkes artık uyanmalıdır.   

 

GÖZLEM – Referandum öncesinde AKP’nin devamlı işlediği bir konu vardı; “Evet oyu verin ülkenin sorunları çözülsün”; 2003’ten beri AKP’nin iktidarda olduğunu unutan “yüzde 51 oranı” ile milyonlar, “sonuç şüpheli olsa” da, sandıktan “Evet” çıkardı. “Evet” çıktı ama, “parti genel başkanlığını da üstlenen Cumhurbaşkanına ve OHAL’e rağmen” içte ve dışta büyük sorunlar devam ediyor ve yenileri ekleniyor. Görüşünüz?..

K – İktidarın bu vaatlerinin kimler tarafından benimsendiği, referandumun neticelerinden belli. Verilen her vaadin yerine getirileceğini zaten beklemiyorduk. Vaadi verenlerin de bu söylediklerinin gerçekleşeceğine ne kadar inandıkları da şüpheli. Bu soruyu bıkmadan usanmadan bu vaadi verenlere sormak gerekir. Muhalefetin ve basının bu görevi sürekli üstenmesinde yarar var.

 

GÖZLEM – Tecrübeli siyasetçi Hüsamettin Cindoruk “Cumhurbaşkanı tarafsızlığı bırakmış, parti üyesi ve artı genel başkanı olmuştur. Burada yemine sadakatsizlik vardır. Türkiye’nin sıkıntısı cumhurbaşkanının hukuksal olarak tarafsızlık ilkesinden vazgeçebileceğini söylemesinden doğmuştur. CHP, HDP ve Vatan Partisi Cumhurbaşkanının bu tutumuyla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne başvurdular. 1.5 senedir gündemine bile almıyor. Bugünkü sıkıntıların vebali AYM’dedir” dedi, görüşünüz?..

K – Türkiye'de en büyük sorunun Anayasa'dan da doğan kuvvetler ayrılığı prensibinin şu veya bu vesileyle ortadan kalkmış olması olduğunu düşünüyorum. Yargının bağımsız olmadığı bir ortamda Anayasa Mahkemesi'nden tarafsız olmasını beklemek saflıktır.

 

GÖZLEM – Cindoruk “Siyasi yelpazede bir boşluk var ama bu sistem tek parti rejimi getirir, iki partili sistem değil. Türkiye, bu anayasanın tümüyle yürürlüğe gireceği tarihte, 2.5 yıl sonra, tek parti ile yönetilmeye başlayacak. Karşısında bir muhalefet olabilir ama onun gücü oldukça zayıf olacaktır. Denetim araçları elinden alınmış bir parlamentonun da gücü yoktur. Çok partili hayat bitmiştir, anayasa değişikliği yürürlüğe girdiğinde, simgesel hâle gelmiştir” diye düşünüyor, bu görüşe katılıyor musunuz?..

K – Anayasa değişikliği yürürlüğe girdiğinde ne olacağını bugüne kadar muhalefet ve sağduyu sahibi olanlar durmadan dile getire geldiler. Bu değişikliklerin en bariz oluşumu da Olağanüstü Hal yönetimidir. Erdoğan gözle görülür bir zaman sürecinde bundan vazgeçmeyeceklerini de dile getiriyor. Dolayısıyla Sayın Cindoruk'un 2.5 yıl sonra yürürlüğe gireceğini ifade ettiği yeni rejim şimdiden Olağanüstü Hal yönetimiyle beraber uygulamaya girmiş gibi. Türkiye'de bugün hukuk ancak iktidarın izin verdiği ölçüde uygulanabiliyor.

 

GÖZLEM – Onca insan ve onca gazeteci “FETÖCÜ” iddiasıyla tutuklanmış hapishanelerde yatarken, “Kadir Topbaş ve Bülent Arınç'ın damatlarının FETÖ soruşturması kapsamında önce tutuklanıp, kısa bir süre sonra tahliye edilmelerine AKP tabanından da tepkiler var. Bu konuda AKP yanlısı basında da tartışma çıktı ve sürüyor. Yüz binden fazla insanın ve 170’den fazla gazetecinin tutuklu olduğu bir süreçte “damatlarla ilgili gelişmeleri” nasıl yorumluyorsunuz?.. 

K – Birileri tahliye edilirken, diğerleri içeride kalıyorlar. Demek ki iktidar buna izin veriyor, bunun böyle olmasını istiyor ki, böyle oluyor. Buradaki ilginç bir gelişme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan bir başvuruda Mahkeme'nin, başvuruyu "Ülkenizdeki tüm iç hukuk yollarını tüketmediniz" gerekçesiyle reddetmesi oldu. Bu haftanın en önemli gelişmelerinden biri bu. Bu sonuç, Avrupa'dan da bu yolda pek fazla bir şey beklenmemesi gerektiğini gösteriyor. Bu durum, ülke içindeki hukuki yetersizlik hâlinin giderilmesi için muhalefete çok daha fazla iş düştüğünü de gösteriyor.

 

GÖZLEM – Yıllarca diplomatik muhabirlik ve yazarlık yaptınız, ayrıca dış basını izliyor ve gelişmeleri, “böyle konularda çoğunluğuyla objektifliği unutan, gerçekleri elekten geçiren” Türk medyasının dışındaki kanallardan okuma ve öğrenme imkanına sahipsiniz. Önemli Arap ülkelerinin Katar konusundaki adımları hakkındaki görüşünüzü anlatır mısınız?..

K – İzlemeye çalışıyorum ama durum o kadar karışık ki. Burada mücadele eden bir yığın kuvvet var. Türkiye de bunlardan biri. Çünkü, Katar'ın büyük ekonomik kaynaklarından çıkar sağlıyor. Dünya kamuoyu da bu konuda birlik hâlinde değil. Farklı görüşler var. Herkes kendi çıkarını kollamaya çalışıyor. Daha da kötüsü işin içine dini konular, mezhep ayrılıkları gibi ayrıntılar giriyor ki, bunları izlemek de zor.

 

GÖZLEM – Tam da bu süreçte ABD’nin Katar’a 12 milyar dolara satacağı 36 adet F – 15 uçağı ile ilgili sözleşmenin imzalanması konusu için görüşünüz?.

K – ABD’nin yeni başkan da komik işler ve uygulamalar yapıyor. Tuhaf, hem de çok tuhaf!..

 

GÖZLEM – Katar olayında Türkiye “doğru” yerde mi?..

K – Şimdiki hâlde, bir kere Katar’ın ilaç, yiyecek gibi temel ihtiyaçlarını temin etme bakımından gösterilen yaklaşımı haklı bulmak mümkün. Öncelikle bu insani bir şey. Onun yanında da maddi bakımdan Türkiye'ye bir takım maddi avantajlar sağlayabilecek gibi gözüken bir strateji izliyoruz. Ama konu çok yönlü. Oraya Türk askeri ve hava gücü gönderildi, gönderiliyor. Bunların nasıl kullanılacağının belirlenmesi çok daha önemli. Şimdilik yapılan bir siyasi gösteri. Siyasi bir destek. Ama yarın bu gücün orada fiili olarak kullanılıp kullanılamayacağı, kime karşı kullanılacağı hususları çok tartışılması gereken, muhalefetin bu konuda kamuoyunu ikna edici çalışmalar yapmasını gerektiren bir konu. Türkiye'nin Katar'a karşı gösterdiği anlayış ve yakınlığın sebepleri arasında birçok husus var, Türkiye'ye Katar üzerinden aktarılan kimi çok büyük maddi kaynakların aslında Türkiye'den yola çıktığına ilişkin ileri sürülen iddialar da bu hususların başında geliyor. Tüm bunların enine boyuna irdelenmesi gerekiyor.

 

GÖZLEM – Türkiye’nin, Katar konusunda ABD / AB / NATO müttefikleri ile önemli görüş ayrılıkları var, ortam giderek geriliyor, “Suudi Arabistan’ın Katar’ı işgal edebileceği” bile konuşuluyor. Türkiye tam bu süreçte Katar’da üs kuruyor ve asker gönderiyor. Bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?..

K – Katar konusunda şu ana kadar Türkiye'nin attığı adımlar çok anlaşılmaz değil. Akıllıca adımlar. Katar aç kalmış, ona insani yardım yapıyorsun, barışçıl destek veriyorsun ve siyasi, sembolik bir gösterge olarak askeri yolluyorsun. Ama yarın durum değiştiğinde, Suudi Arabistan veya başka ülkelerin unsurlarıyla bir silahlı çatışma ihtimali doğduğunda, bugün atılan adımların Türkiye'yi nasıl etkileyebileceği ortaya çıkacak. Bunların şimdiden hesaplanması lazım. Muhakkak iktidar bunları şimdiden düşünüyordur, düşünmesi lazım. Sorun çıktığı zaman iki şık var. Ya çatışmayı kabul edersin. Ya da “Ben askerimi çekiyorum” dersin. Ama bu o zamanın işi. Şimdi diplomasi oyunu oynanıyor. Bence bu adımları atmakla Erdoğan iyi bir şey yaptı. Ama tehlikeli bir şey yaptı. Bu tehlike doğduğu zaman asıl kararları vermek gerekecek.

 

GÖZLEM – Enteresan bir köşeye sıkışma durumu var; “Büyük dost” Suudi Arabistan’a karşı, “Büyük dostun can düşmanı” İran ile aynı cepheye düştük Katar konusunda; nasıl çözeceğiz?..

K – Bugünkü gelişmeler karşısında iktidarın dört başı mamur incelemeler araştırmalar yaptığı kanısında değilim. İçine düştükleri durum ve çeşitli ikilemler bunu gösteriyor. İçine düştükleri durum ile ilgili olarak şimdilik sadece uzak gözüken tehlikelerden ziyade, “yakın aşamada Türkiye'nin lehine olacak bazı yeni adımlar atmak istedikleri” söylenebilir.

 

GÖZLEM – AKP kongrelerine davet edilen ve “Türkiye seninle gurur duyuyor” tezahüratları yapılan Barzani’nin öncülüğünde Irak Kürtleri “bağımsızlık referandumu” kararı aldılar. Erdoğan – Binali Yıldırım – Bahçeli üçlüsü sert tepki gösterdiler ama, sözler havada kaldı. Ne diyorsunuz?..

K – ABD'nin Türkiye'nin güneyinde bir Kürt devleti oluşturma niyeti uzun zamandır biliniyor. Şimdi bu niyetin yeni bir adımı olarak referandum kararı alındı. Türkiye, böyle bir nihai olasılığı önlemek için herhalde elinden gelen gayreti gösterecektir. Ama koşullar bunun başarıya ulaşmasına izin verir mi, vermez mi, bu da her an değişen bölge şartlarına bağlı.

 

GÖZLEM – Irak’ta, Irak’ın toprak bütünlüğünü bozacak Kürt adımları ve Suriye’de “ABD silahlarıyla güçlendirilen” PYD / YPG atakları, Kuzey Irak + Kuzey Suriye bütünleşmeli bir “Kürt Devleti” siluetini ortaya çıkarmaya başladı. Anlaşılıyor ki, Hatay’ın altından “denize de çıkma hedefleri” de var; Türkiye “tek başına”; ne yapabilir?..

K – Bu tespitlerinize katılıyorum. Burada kilit ülke Rusya görülüyor. Eğer Rusya istemezse, Kuzey Irak'tan denize çıkan ve Kuzey Suriye'den geçen Kürt koridoru oluşması zor olur. Öte yandan Rusya da bu zamana kadar olduğu gibi, PYD/YPG unsurlarına ılımlı yaklaşmaya devam ederse Türkiye yalnız kalır. Bu durumda tek başına ne yapabilir? Türkiye kendi topraklarını koruyacağını ilan etti ama orası kendi toprağı değil ki? Burada Rusya önemli. Yaşamsal kararı verecek olan Rusya.

 

GÖZLEM –  Fransa’da ilk tur seçimlerinden Macron’un bir yıllık partisi “yüzde 32’nin üzerinde oy alarak” çıktı. İkinci turda “dayanıştığı” parti ile beraber Mecliste çoğunluğu elde edecek gibi görünüyor. Ne var ki, “sağ ve soldaki iki aşırı uç” parti de yüzde 17 ve yüzde 12’ye yakın oy aldılar. İktidardaki Merkez Sol parti erirken (yüzde 7.5 kadar) Merkez Sağ yüzde 17 civarında bir oyla çıktı sandıktan. Nasıl yorumluyorsunuz Fransa seçimlerini?..  

K – Gayet doğru bir tablo çizdiniz. Fransa'nın yakın gelecekteki durumunu, yeni iktidarın icraatı belirleyecek gibi gözüküyor.

 

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan “Devlet, kültür alanında yönetici değil destekleyici olmalıdır. Prensip olarak sanatçıların devlet memuru olmasını doğru bulmuyorum” dedi, Görüşünüz?..

K – Erdoğan'ın niyeti açık; kendine çıkar sağlamayacağı, kendi tabanını faydalandıramayacağı için kültüre kaynak aktarmak istemiyor. Bir milleti bir arada tutacak unsur, Erdoğan'a göre din, kültür ve hele hele çağdaş sanat değil. Bunun için kültürü, sanatı devletin direkt etkisi olan bir konumdan çıkartmak istiyor.

 

GÖZLEM – İzmir’e çok yakın mesafede Ege Denizi’nde olan ve İstanbul’da bile hissedilen 6.3 şiddetindeki deprem üzerine uzmanlar “korkutan açıklamalar” yaptılar. “Deprem öldürmez, bina öldürür” sözü gene ön plana çıktı. Ağır zayiat verilen Marmara depremlerinden beri, bu söze uygun tedbirlerin alındığını düşünüyor musunuz?..

K – Hayır nerde? Gerekli tedbirlerin alındığını düşünmüyorum. En azından 1999 depreminden yana ciddi bir şey yapılmadığı ortada. Maalesef deprem konusu Türkiye'nin gündeminden çıktı, sadece İstanbul’a yakın depremler olduğunda, medyanın da, Türkiye’nin de gündemine giriyor, sonra gene rafa kalkıyor.

 

GÖZLEM – Uzun yıllar faal sporculuk (basketbol) ve hocalık (basketbol koçu) yaptınız, gazeteciliğinizin “spor yazarlığı yılları” da var. Bu pencereden “Arda olayı” size nasıl görünüyor?..

K – Rezalet. Yöneticiler açısından rezalet, antrenör açısından rezalet, oyuncu açısından rezalet. Oyunculuğunun kalitesi, kendisini Türkiye kamuoyu üzerinde bir ağırlığı olacak noktaya getirmez. Dünyanın diğer yıldızları böyle mi yapıyor? Tabii Arda'nın bu noktaya gelmesinde Türk basınının, futbol dünyasının ve bire bir ilişkide olduğu yönetici ve spor adamlarının da rolü vardır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Piyasalar bu orana pek inanmış görünmüyor. Üstelik TÜİK’in hesaplamada kullandığı yeni metot ile ilgili soru işaretleri ortadan kalkmadı. GÖZLEM, uzmanlara “Büyüme rak...

İkili ilişkilerde giderek artan çelişkiler ve “aylık / haftalık / günlük” önemli değişiklikler, Türk Dış Politikasını tartışılır hâle getirdi. GÖZLEM konuyu masaya yat...

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, ülkenin içinde bulunduğu iç ve dış sorunlar ve gündemdeki başlıca konularla ilgili sorularını cevaplandırdı. İşte görüşleri…

GÖZLEM, “Dış borç, yüzde 51.8 ile milli gelirin yarısını geçince ve yüksek risk ortaya çıkınca” konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

ABD’nin Türk vatandaşlarını cezalandıran “vize” kararına tepki gösteren uzmanlar, krizin 'geçici' olduğunda birleşirlerken, “ilişkilerin giderek zayıfladığı” noktasına...

GÖZLEM; “ekonomik göstergelerdeki olumsuz tabloyu” uzmanlara sordu, işte görüşler…