Türkiye, gene çift haneli enflasyona alışıyor mu?

7.7.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Açıklanan TÜİK verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 10.90'a gerilemesine rağmen, “çift rakamlarda” kaldı. Haziran ayı yıllık enflasyon oranının, “2005 yılından beri bu ayda yaşanan en yüksek TÜFE oranı olduğuna dikkat çeken” uzmanlar, enflasyonun 'istikrarsızlık' anlamına geldiğini vurguluyor

GÜLÇİN KARAEGEMEN

Tükriye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz hafta başında Haziran ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. TÜİK verilerine göre; haziran ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık bazda yüzde 0,27 düşüş kaydetti. Böylece bu yılın ilk 6 ayındaki enflasyon oranı yüzde 5,89 olarak gerçekleşti. TÜFE, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 5,89, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10,90 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 9,36 artış kaydetti. Yurt İçi Üretici Fiyatları (Yİ-ÜFE), Haziran ayında çok az 0.07 oranında arttı, yıllık olarak da yüzde 14.87 oranında arttı. Geçen sene Haziran ayında, yıllık Yİ-ÜFE oranı yüzde 3.41 oranında artmıştı.

Enflasyon haziran ayında yüzde 0,27 gerileyerek 2016 yılının ağustos ayından bu yana en hızlı düşüşünü gerçekleştirirsede, yıllık bazda ele alındığında büyük bir artış olduğuna dikkat çekerken, GÖZLEM konuyu masaya yatırarak uzmanlara sordu: Çift haneli enflasyon rakamlarına yeniden mi alıştık?

ENFLASYON AÇISINDAN SON 10 YILIN EN KÖTÜ YILI

Uğur Civelek (Ekonomist):Türkiye'de mayıs- haziran-temmuz ayları mevsimlik olarak enflasyonun gerilediği aylardır. Bunun sebebi tarımsal ürünlerdir. Bu tarımsal ürünlere biraz da giyim ve ayakkabıdaki ucuzlukları dahil edilse, düşüş dönemidir diyebiliriz. Bu enflasyon, ağustos ayı ile beraber yükselişe geçer. Yılın ikinci yarısındaki enflasyon, yılın ilk yarısından biraz daha yüksek olur.

Peki 10,9'a düştü, bu tek haneli rakamlara düşeceği ve yıl sonunu tek haneli sayılarla kapatacağı anlamına geliyor mu? Gelmiyor... Ama böyle böyle olacakmış gibi beklentileri manipüle etmeye çalışan bir piyasa var. Neden? Eğer çift hanede kalacağını fiyatlamak zorunda kalsalar, sabit getirili menkul kıymetlere ciddi satış gelecek. Zaten mevzuatlar faizleri de yükseliyor...

Bunun bilançolarda, varlık değerlerinde tahribatına katlanamayacaklarını düşünüyorlar. Bunun satış baskısını artıracağını varsayıyorlar. O nedenle enflasyon konusunda objektif yorum pek yapılmıyor. Benim kanaatim şu; temmuz ayı rakamları bir miktar daha inebilir; ama ağustos- eylül ile birlikte tekrar yükselişe geçer. Yılsonunda tek haneli olacağını düşünmüyorum. Kaynak sıkıntısı muhtemelen büyüyecek. Türkiye'de kur ve kurlar da ikinci yarıda yukarı doğru hareket edecek. O da maliyet baskısını iyice artıracak. Yani şuan enflasyon açısından son 10 yılın en kötü yılını yaşıyoruz.

 

ÇİFT HANELİ ENFLASYON VE İKİZ AÇIKLARLA YÜKSEK BÜYÜME SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ?

Mustafa Saim Uysal (Yeminli Mali Müşavir): İlk altı aylık enflasyon sonuçlar açıklandı. Haziran ayında tüketici fiyatları 0,27 oranında düşerek yıllık enflasyon 0,82 puan azaldı ve %10,90 oldu. Bu düşüşte etkili olan faktör taze meyve ve sebzelerin mevsimsel düşüşüydü. Temel mal grupları ve enerji fiyatlarının da yatay seyretmesi bu sonucu sağladı. Ancak, unutmayalım ki 2017 yılının ilk altı ayındaki manşet enflasyon (TÜFE) %5,78 olarak gerçekleşti. Bu oran 2016’nun ilk altı ayında %3,59’du. Haziran 2017 tarihi itibariyle yıllık %10,90 olan enflasyon da 2016 yılının ilk altı ayında %8,53 olmuştu. Merkez Bankasının beklenti anketine göre yılsonu enflasyon beklentisi % 9,55’tir.

Son dönemde kamu işçilerine yapılan (% 7,5 + % 5) toplam %13’lere varan zam oranını dikkate alacak olursak bu yılda bundan böyle piyasadaki tüm alım satım kontratlarının çift haneli olacağı sonucunu görürüz.

12 aylık ortalama enflasyon oranlarına da bakacak olursak 2016 Haziran ayında yıllık ortalama enflasyon oranı %7,74 iken 2017 yılı Haziran döneminde yıllık ortalama enflasyon oranı %9,20’ye yükselmiş bulunmaktadır. Çekirdek enflasyon oranında da yıllık ortalama bazda az da olsa yükselme mevcuttur.

Bilindiği üzere şu anda izlenen ekonomi politikaları ne olursa olsun her şeye rağmen büyümeyi arttırmak. Bunun için her türlü vergisel teşvik, kredi garanti fonu uygulamaları sonuna kadar destekleniyor. Garanti verilen kredi büyüklüğü 200 milyar TL’ye vardı. Bu nedenle iç tüketim arttı, ithalat yükseldi. Bunların yanına kamunun gerek altyapı ve gerekse savunma harcamaları artışı da eklenince beklentilerin üstünde büyüme gerçekleşti.

Ülkemizin yapısal sorunlarında ise hiçbir iyileşme yok. Yapısal reformların sürekli sözü edilirken realize edilen herhangi bir sonuç gözükmüyor. Özel sektörün 210 milyar dolara ulaşan döviz borcu mevcut. Yurtiçi mevduat faizleri çift hanelerde %14-15’ler oranında iç borç çevirme oranı da %120’ları aştı. Bu oran 2016 sonunda %83,2 idi.

Yüksek büyümeyi iç tüketim ve kamu harcama artışıyla yaptığınızda bedeli çift haneli enflasyon, bütçe açığı ve yüksek ithalat artışı ile cari açık artışı ve iç ve dış borç yükselmesi olmaktadır. Değerlendirme kuruluşları cari açık kırılganlığımızı sürekli dile getirmektedirler.

Uluslararası konjonktür son zamanlarda gelişmekte olan ülkelere sermaye girişlerini arttırıcı yönde gelişti. Ülkemiz de bundan nasibini aldı. İlk yarı da yaklaşık 6 milyar dolar civarında yabancı girişi oldu. Ancak dış piyasalarda rüzgarlar ters esmeye başladı. FED son zamanlarda 2017 sonu veya 2018 yılı başlarında bilanço küçültmesine başlayacağını dile getiriyor. Her ne kadar bilanço küçültme başlangıç rakamları düşük olsa da piyasa oyuncuları bunu satın almaya başladı ve Amerikan uzun vadeli tahvil faizleri yükselme seyrine girdi. Gerek Avrupa Merkez Bankası ve gerekse Japonya Merkez Bankası eski standart para politikalarına döneceklerini ifade ettiler. Bu ortamda dolar değerlenecek ve daha yüksek maliyetlerle borçlanılabilecek ve cari açık kırılganlığımız artabilecektir.

İç talep artışı, yükselen kur hareketleriyle birlikte seyrederse yüksek düzeyde ve artan maliyetli borçlanmalar ve artan kamu harcamaları ile birlikte korkarız ki bir yandan bütçe ve bir yandan da cari açık krizi ile karşılaşabiliriz ki bunun sonucu (literatürde “ikiz açıklar” kavramıyla ifade edilmektedir) kredi artışı ve teşvik politikalarıyla ertelediğimiz yapısal sorunlarımız büyüyerek karşımıza çıkar.

Ekonomi politikaları daima tüm parametreleri ile uyumlu seyrederse kalkınma ve yüksek büyüme oranları sürdürülebilir. Enflasyon, bütçe, cari açık, borçlanma, büyüme ve istihdam politikaları birbiriyle uyumlu olursa başarıya ulaşılır. uysalsaim@gmail.com

ENFLASYON NEREDEN BESLENİYOR?

Esfender Korkmaz (Ekonomist): Enflasyon istikrarsızlık demektir. İstikrar sorunu da her şeyden önce siyasi iktidarların, hükümetlerin başarı veya başarısızlığını gösterir.

AKP iktidarı, dünya konjonktürünün ve giren spekülatif sermaye ve sıcak paranın desteği ile, özelleştirme gelirleri ile ve de dış borçlanma ile kaynak sağladı. Yap-işlet-devret modeliyle gelecek yıllarda bütçeyi borçlandırarak, inşaat sektörünü canlandırıldı ve oto yollar yaptırdı. 

Ancak bu kaynaklar sonsuz değildir. Borçlanmanın da bir sonu vardır. Bu nedenledir ki yakalanan büyüme oranı düştü. Ayrıca söz konusu kaynaklar etkin ve verimli kullanılmadığı için, yüzde onun altına gerileyen enflasyon yeniden çift haneye yükseldi.

Elbette istikrar açısından enflasyon tek sorun değil... İşsizlik arttı. Büyüme yavaşladı... Yatırımlar yapılmıyor... Sabit sermaye yatırımları için gelen yabancı yatırım sermayesi azaldı... Yüksek kura rağmen ihracatta yeterli artış olmadı... Dış ticaret açığı ve cari açık devam ediyor... Üretim ithal ara malı ve ham maddeye bağımlılıktan kurtulamadı... Dış borç stoku artmaya devam ediyor... Dış borçları çevirebilmek için devlet malını teminat olarak göstermek zorunda kaldık. Bunun için Varlık Fonu oluşturduk.

Siyasi ve sosyal sorunlar da ekonomik istikrarı bozuyor. Terör devam ediyor. İç politikada kamplaşma yaşıyoruz. Suriyelilerin yarattığı sosyal gerilim sorunu var. Dış politikada yalnız kaldık. Uluslararası kuruluşların, uluslararası sivil toplum örgütlerinin 2017 raporlarında Türkiye; insan hakları ve demokrasi, hukukun üstünlüğü konularında en fazla geri düşen ülkeler arasında sayılıyor. Ve belki de en önemlisi, popülizm tırmandı.

Bu sorunlar ekonomik istikrarın altyapısını oluşturuyor. Altyapı sağlam olmadan hangi politika olursa olsun ekonomik istikrar dikiş tutmuyor.

Enflasyonu artıran ekonomik sorunların başında düşük verimlilik sorunu geliyor.

Düşük verimliliğin bir nedeni popülizmdir. Popülizm kaynakların yanlış ve verimsiz kullanılması demektir. 

Kamu kaynaklarını popülizm için dağıtan siyasi iktidarlar sonraki seçimler için daha fazla taviz vermek ve daha fazla kamu kaynağı dağıtmak zorundadır.  Sonuçta Türkiye'deki siyaset de bir ''Popülizm Çıkmazı'' veya ''Popülizm kısır döngüsü'' içine girmiştir. Bu yanlışın ne kadar sürdürülebileceği toplumun eğitim ve kültür seviyesine, siyasi bilinç düzeyine bağlıdır.

Son referandumda popülizm sorunlarını çok tartıştık. Daha az tartıştığımız bir örnek vereyim... Türkiye'de 3-4 milyon Suriyeli var. Bunlar olduğu sürece, ne ekonomik ne de sosyal istikrarı sağlayabiliriz. Suriyelilere devlet bütçesinden   vatandaşın vergileri aktarılıyor. Mali sorunlar artıyor. Ayrıca bütün toplum Suriyelilerden tedirgin.

15 Temmuz darbe teşebbüsünün de etkisi ile kamu hizmetlerinde aksama oluyor. Kısmen de haklı olarak, bürokratik işlemler ağır yürüyor. Bu durum da kamu hizmetlerinde verimliliği düşürüyor.

Özel sektörde de yatırımların düşmesine paralel olarak, Ar-Ge çalışmaları yavaşladı... Eğitim sistemine aşırı müdahale ile modern eğitim geriledi. Teknoloji üretemiyoruz.

İstikrar sorunu olduğu zamanlarda, özel sektörde de verimlilik düşüyor

Sermaye-Hasıla Katsayısı, bir anlamda dolaylı olarak verimliliği de gösterir.

Ortalama Sermaye Hasıla Katsayısı, bir ekonomide stok olarak sabit sermaye yatırımları (sermaye stoku) ile o ekonomide elde edilen çıktı (GSYH olarak)  arasındaki ilişkiyi gösterir. Bir birim çıktı elde edebilmek için kaç birim sabit sermaye yatırımı yapılması gerektiğini gösterir.

Marjinal Sermaye Hasıla Katsayısı ise, bir birim çıktı artışı elde edebilmek için gerekli olan sabit sermaye stoku artışı arasındaki ilişkidir.

1963-1967 arasında bir birim çıktı artışı sağlayabilmek için 2.7 birim yatırım yapılıyordu. Bu katsayı 1980 öncesi anarşi döneminde ve 1980 darbesi döneminde (1979-1983) 11.6'ya ulaştı. Yani darbe yıllarında 20 yıl öncesine göre aynı birimi elde edebilmek için üç kat daha fazla yatırım yapmak gerekti.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Sevilen yazarlarımızdan İZFAŞ eski Genel Müdürü Mehmet Şakir Örs Gözlem'e özel yazı dizisinde Ege'de bağbozumunu kaleme aldı... Üç ayrı yazıdan oluşacak 'Ege'de bağboz...

Bitcoin, alternatif ödeme yöntemi haline geldi. Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de değeri son dönemde inanılmaz şekilde artarak yatırımcıların odak noktasına haline ge...

GÖZLEM, Türkiye’nin dört bir yanında “Geliyor, gelecek” denilerek beklenen büyük tehlikeyi masaya yatırdı ve uzmanlara “binaları güçlendirme ve kentsel dönüşüm imkanla...

Sevilen yazarlarımızdan İZFAŞ eski Genel Müdürü Mehmet Şakir Örs Gözlem'e özel yazı dizisinde Ege'de bağbozumunu kaleme aldı... Üç ayrı yazıdan oluşacak 'Ege'de bağboz...

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in Türkiye’nin gündeminin ilk sıralarındaki gelişmeler ve olaylarla ilgili sorularını cevaplandırdı. İşte görüşleri…

GÖZLEM, her türlü provokasyona açık hale gelen spor tribünleri ve sahalarındaki şiddet olayları ve “ötekileştirme” ayrımcılığı ile ilgili girişimleri, sloganları, pank...

Mahkemeye aday listelerimiz geri çevriliyor, AB Yardımının kesilmesi gündemde. Konunun uzmanları, “Türkiye’de yönetimin insan hakları ve demokrasi görüşü değişmediği s...