65 ülkelik sefalet endeksinde Türkiye 5’inci sırada; neden?

14.7.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Yaşadığı iç ve dış sorunlar, Türkiye’yi dünyanın en kırılgan ekonomilerinden biri haline getirdi. Mahfi Eğilmez’in “ekonomisi batan” Venezüella’ya ilişkin tespitleri ve çözüm önerileri, Türkiye’ye büyük ölçüde uyuyor. GÖZLEM, konuyu uzmanlara sordu.

Ülkelerin ekonomik performansına etki eden iç ve dış faktörlerin yoğunluğu, o ülkenin bulunduğu coğrafyaya ve sahip olduğu kaynaklara göre değişiklik gösteriyor. Portekiz gibi tarıma ve hizmetler sektörüne dayalı bir deniz ülkesi için üretim planlaması ve pazarlama gibi iç faktörler önem taşırken Azerbaycan gibi jeopolitik konumu göz ardı edilebilecek bir ülke, sahip olduğu doğalgaz rezervleri nedeniyle dış faktörlerden fazlasıyla etkilenebiliyor.

Venezüella da dünyanın önemli bir petrol üreticisi olarak yıllar boyunca dış faktörlerden etkilenen ülkelerin başında geldi. Bitmek bilmeyen siyasi hareketlilik, sosyalist Allende iktidarı ve onu deviren Pinochet darbesi, ardından Chavez dönemi ve onun mirasçısı Maduro’nun birçok çevrenin amatörce bulduğu yönetim şekli, dünya güzellik kraliçeleriyle ünlü Venezüella’nın ekonomisini yarım asırdır alt üst etti. Geçtiğimiz hafta Venezüella’nın ekonomisini derinlemesine analiz eden iktisatçı Mahfi Eğilmez, ülkenin bütün bu yaşananlara Chavez ve Maduro’nun attığı yanlış adımların eklenmesiyle oluşan kırılganlığa dikkat çekti.

Nitekim Bloomberg’in açıkladığı “Sefalet Endeksinde” Venezüella, 65 ülke arasında ilk sırada yer alıyor. Endekste yüzde 492 enflasyon oranına sahip Venezüella’yı Güney Afrika, Arjantin ve Yunanistan takip ediyor. Bu dört ülkenin ardından gelen Türkiye, Sefalet Endeksi’nde beşinci sırada. Türkiye’yi ise İspanya, Ukrayna, Sırbistan, Brezilya ve Uruguay takip ediyor.

Dolayısıyla Mahfi Eğilmez’in yazısı, bir yönüyle “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle” havası taşıyor. Zira Venezüella ekonomisinin içinde bulunduğu kırılganlık, aslında Türkiye ile büyük benzerlikler taşıyor. Önce iki genel seçim ve ardından yapılan Anayasa değişikliği referandumu süreçlerinde iktidar partisi tarafından kamu bütçesinin fazlasıyla hor kullanıldığına dair yapılan yorumlar oldukça gerçekçi. Türkiye ekonomisinin en sağlam ayağı olarak ifade edilen kamu mali disiplini, bu siyasi sürecin sonunda tuzla buz oldu. Bugün Türkiye, hem bölgesinin ve hem de dünyanın en kırılgan ekonomilerinden biri durumunda.

‘VENEZÜELLA NASIL BU HALE GELDİ?’

Mahfi Eğilmez: Birinci Görüş: Popülizm ve Hollanda Hastalığı Venezüella’yı Batırdı: Hugo Chavez, başlangıçta herkesin desteğini alan politikalar uyguladı. Adına Bolivar Misyonu denilen bu programla fakirlere geniş çaplı yardımlar yapıldı. Fonden adında, tümüyle Chavez’in talimatlarıyla işleyen, parlamentonun onayının dışında ve denetimden uzak bir bütçe dışı fon kuruldu. Fonden, ülkenin petrolden gelen milyarlarca dolarlık gelirini sorgusuz, sualsiz, denetimden uzak bir şekilde çeşitli yatırım harcamalarına yönlendirdi. Ülke giderek petrol gelirine dayalı bir ekonomiye dönüştü. Chavez’in ölümünden sonra işbaşına geçen Maduro döneminde işler iyice karışmaya başladı. Petrol fiyatları 100 USD/Varil düzeyinden 30 USD/Varil düzeyine gerileyince sistem iflas aşamasına geldi.

İkinci Görüş: Venezüella’yı ABD Batırdı: Chavez, 1998 yılındaki seçimleri kazanıp başkan seçildikten sonra ABD ile Venezüella ilişkileri yavaş yavaş bozulmaya başladı. Bunda Chavez’in özellikle petrol ve diğer alanlarda ülkede faaliyette bulunan yabancı şirketlerin ödediği payları, vergileri artırması ve Küba’ya verdiği destek etkili oldu. 11 Nisan 2002’de silahlı kuvvetler komuta kademesi Başkanlık Sarayına gelerek Chavez’in istifasını istediler. 13 Nisan günü Chavez yanlısı 100 bin kişi Devlet Başkanlığı Konutu’nun önünde toplanıp darbeyi protesto etti ve silahlı kuvvetlerde Chavez yanlısı subaylar da Carmona’nın emirlerini dinlememeye başladı. 14 Nisan günü Chavez yeniden başkanlık koltuğuna oturdu. Bu olaydan sonra Venezüella ile ABD ilişkileri bir daha sağlıklı bir zemine oturtulamadı. 2013 yılında Chavez’in ölümünden sonra yerine geçen Maduro döneminde bu ilişkiler düzelmediği gibi daha da kötüye gitti. 

Üçüncü Görüş: Venezüella’yı Popülizmle Birlikte ABD batırdı: Venezüella’nın batışında yukarıda ele aldığım iki yaklaşımın da doğru yanları bulunduğunu düşünüyorum. Yani bugün gelinen bozuk ekonomik durum, bir yandan gelecekten çok günü kurtarmaya ve siyasal desteğini artırmaya çalışan bir yönetimin popülist girişimleri nedeniyle, bir yandan da ABD’nin, Chavez'in ölümünden sonra iyice yoğunlaşan, çeşitli müdahalelerinin yarattığı sıkıntılar nedeniyle ortaya çıkmış görünüyor.

Venezüella’nın bu bataklıktan çıkabilmesi için yeni bir hükümete ve yeni yaklaşımlara ihtiyacı var. Bu yaklaşımların başında yeni kurulacak hükümetin çeşitli ülkelerle olan kavgalara son vererek diplomatik ve ekonomik ilişkileri yeniden kurması geliyor. Hemen ardından demokrasiye geçiş, bağımsız yargının yeniden kurulması, insan haklarının tanınması, siyasal af gibi çağdaş dünyanın benimsediği değerlerin yeniden yapılandırılmasını sağlayacak yapısal reformlara girişilmesi gerekiyor. Böyle düzenlemelere mali destek sağlayabilmek için Venezüella’nın, sahibi olduğu büyük petrol varlığını şeffaf, parlamento denetimine tabi, siyasal karışımlardan uzak olarak yönlendirmesi büyük önem taşıyor. Bu adımları atabilirse Venezüella petrolünü daha iyi koşullarla pazarlayabilir ve ekonomisini toparlayabilir. (Yazarın kişisel blog sayfasından alıntıdır.)

‘VENEZÜELLA, MASLOW, TÜRKİYE’

Dr. Ali Nail Kubalı (Ekonomist): Mahfi Eğilmez'in teşhislerini ve tedavi önerilerini genelde doğru buluyorum. Ancak bu öneriler tipik bir ‘evet, ama yetmez’ formülünü aksettiriyor.

Benim yıllardır Türk ekonomisinin temel sorunu olarak üzerinde durduğum Hollanda Hastalığının nihayet ekonomi yazarları tarafından popüler biçimde fark edilmeye başlanması beni memnun ediyor. Ülkeye giren dövizler kurları aşağı çekerek Türk lirasını aşırı değerlendirdi. Bu pahalı TL'nin ihracat olanaklarını kısıtlaması, ithalatı hızlandırması senelerce Türk sanayini normal şartlarda rekabetçi olduğu birçok üretim alanında ucuz döviz fiyatlarıyla yurda getirilen ithal ürünleri ile rekabet edemeyerek küçülmeye mecbur bıraktı. Bizde bu giren dövizler spekülatif sıcak paraydı, ülkeden çıkarken ekonominin defalarca altını üstüne getirmesine karşın hiç bir önlem alınmamıştı. Hollanda ve Venezüella'da ise kendi petrollerinden elde ettiği dövizlerdi. Buna göre her iki ekonomide de ciddi sorunlar yarattılar. Hollanda bu dövizleri ithalatta kullanmayarak ekonomisini düzene koymuştu. Venezüella da bizim gibi henüz bu Hollanda Hastalığına teşhis koyamamış olmanın şaşkınlığını yaşıyor.

Ben de Mahfi Eğilmez gibi ekonomik, siyasal ve hukuksal yapılarda yapılacak reformların sıkıntılı durumdan çıkışta önemli bir rol oynayacağını düşünüyorum. Ancak mutlaka ek olarak ülkeye giren fazla dövizin ülkenin rekabet gücünü zayıflatmasını engelleyecek, doğrudan bu parayı hedefleyen politikalarla ülkenin sermaye piyasasını desteklemeye ve bu yoldan da tüketime değil yatırıma yönelmesini etkinleştirecek önlemlere de gereksinme vardır. Ben gene Türkiye büyük krizleri yaşadıktan hemen sonra ülkeye giren dövizlerle bir ‘Sermaye Piyasaları Stabilizasyon’ fonu ile bu dövizlerin piyasa dengelerini bozmasının da engellenmesi gerektiğini önermiştim. O tarihlerde siyasal ve hukuksal reformlara bu gün olduğu kadar büyük bir gereksinme yoktu.

Ne yazık ki bugün Türkiye’de de Venezüella'da olduğu kadar çok köklü adalet ve siyaset reformlarına ihtiyaç duyulan noktalara ulaşılmıştır. Abraham Maslow’un kişiler için kurguladığı ihtiyaçlar hiyerarşisinin işleyişi demokratik, hukuksal ve ekonomik ihtiyaçlar sıralaması ile toplumlarda da geçerli oluyor. Merak edilirse Maslow'dan ayrıca konuşuruz.

‘TÜRKİYE, BÜTÇESİNİ POPÜLİST AMAÇLARLA KULLANDI’

Prof. Dr. Esfender Korkmaz (İÜ İktisat Fakültesi Eski Dekanı): Kırılganlık var mı yok mu, tartışmak nafile. Zira biz ne söylersek söyleyelim dünya bize değil, uluslararası kurum ve kuruluşların sözüne bakıyor. Dünya Bankası'nın “2012 Küresel Ekonomik Görünüm Raporu”nda, “'Türkiye'nin kısa vadeli borcu da, döviz rezervlerinin yüzde 80'ine ulaştı. Bu durum Türkiye'yi gelişmekte olan ülkelerin en kırılgan ülkesi haline getiriyor” denildi. Morgan Stanley'in 2013 yılında bir ekonomi raporunda; Hindistan, Brezilya, Endonezya, Türkiye ve Güney Afrika kırılgan beşli olarak yer aldı. Oxford Economics Şubat ayında, dünyada gelişen 13 piyasa ekonomisi içinde Türkiye'yi en kırılgan ülke olarak ilan etti. Birleşmiş Milletler araştırmasında, Türkiye dünyanın en kırılgan ülkesi olarak ilan edildi.

Kırılgan bir ekonomide spekülasyon artar. Spekülasyon haksızlığa bakmaz, çok kazanmaya bakar. Bunun içindir ki spekülatif fiyat artışları ortaya çıkıyor. Bankalar mevduat toplarken yıllık faiz veriyor. Kredi verirken aylık faiz alıyor. Üstelik kredi kartlarında azami faiz oranlarını Merkez Bankası belirliyor. Bütün bankalarda kredi kartlarında en üst faizden faiz alıyor. Nerede rekabet? (...) Kendimize şu soruyu sormalıyız: Neden altı sene öncesine kadar Türkiye en kırılgan ülke değildi de, şimdi FED dahil, bizi tüm kurum ve kuruluşlar kırılgan ülke olarak ilan ediyor? Belki bu soruyu kendi kendine ekonomi yönetimi daha çok sormalı ve daha dikkatli analiz etmelidir.

Dalgalı kur politikası da, istikrarsızlık yaratan başka bir faktördür. Türkiye'de vadeli döviz işlemleri piyasası gelişmemiş olduğu için, dalgalı kur sistemi döviz kurlarının aşırı oynak olmasına neden oldu.  Sıcak para baskısı ile 2004 ile 2011 yılları arasında TL aşırı değer kazandı. Bu nedenle ithal mallarının fiyatı düşük kaldı ve beş altı yıl enflasyon yüzde 10 ve daha düşük seyretti. Kur artışı ile enflasyon da arttı. Kamuda kaynakların yanlış ve verimsiz kullanılması, popülist amaçla kullanılması nedeniyle de, ekonomide hizmet maliyetleri arttı. Söz gelimi Diyanet bütçesi 6  bakanlığın bütçesi toplamı kadardır.

Eğer bütçeden popülist amaçla kullanılan kaynaklar, üretime dönük yatırımlarda kullanılsaydı, hem yol ve köprüler bütçeden yapılırdı. Kamu gelirleri artardı. Hem de işsizlik azalırdı. Güney Kore ile 1960'lı yıllarda önde başladığımız yarışı tesadüflere bağlı olarak kaybetmedik. Bunun tek sorumlusu kötü yönetimdir.

‘SEFALET ENDEKSİ VE TÜRKİYE’

Saim Uysal (Yeminli Mali Müşavir):Sefalet Endeksinde ülkemiz 65 ülke arasında 5. sırada yer aldı. Ekonomi yayın kuruluşu Bloomberg, işsizlik ve enflasyon verileriyle bir endeks oluşturdu. “Sefalet Endeksi” diye adlandırılan bu endekste 65 ülke yer almaktadır. Bu endekste ülkemiz % 9 civarındaki enflasyon ve % 10 seviyesindeki işsizlik oranıyla Yunanistan’ın ardından 23,2 endeks puanıyla beşinci sırada bulunmaktadır. 2016 yılındaki sıralamada ise 18,4 endeks puanıyla 7.sırada yer almıştı.

Bu endeksin ilk dört sırası Venezüella, Güney Afrika, Arjantin ve Yunanistan’dır.

Bizden sonraki beş sırada ise sırasıyla İspanya, Ukrayna, Sırbistan, Brezilya ve Uruguay gelmektedir.

Son sırada (65.sıra) Tayland işsizlik hesaplama yöntemi sayesinde yer bulmuştur. Hong Kong, Hollanda, Çin, Ekvator ve Rusya verilerini düzeltmiş, Singapur, İsviçre, Japonya, İzlanda, Danimarka ve İsrail en düşük sefalet endeksi grubunu oluşturmuşlardır.

Bu endeksteki puanlamaya dikkat edecek olursak en sefil ülke 499,7 puanla Venezüella’dır. Bu ülke zaten % 491,9 enflasyon oranıyla iflas aşamasındadır. Bu ülkeyi hariç tutarsak en yüksek sefalet endeksine sahip ilk on ülke arasında “Kırılgan Beşli” diye adlandırılan, içinde ülkemizin de yer aldığı bu gruptan Güney Afrika, Brezilya ve Türkiye’de yer almaktadır. Brezilya ve Türkiye ayrıca yatırım yapılamaz sınıfındadır.

Bu endeksin temel özelliği enflasyon ve işsizlik gibi iki ana parametreden oluşmasıdır. Bilindiği üzere Amerikan Merkez Bankası (FED) para politikasını stratejisini tespit ederken bu parametreleri dikkate almaktadır. Özellikle enflasyon probleminin çözmeden istikrarlı, sürdürebilir büyüme ve istihdam başarıları elde etmek mümkün değildir. Nitekim ülkemizde son açıklanan yüksek büyüme oranına rağmen işsizlik oranlarında ciddi bir düşme yaratılamamıştır.

Bu iki parametre dışında kırılganlığımızı etkileyen cari açık ve bütçe açıkları problemleri de hala devam ettiğinden ekonomi politikalarını geçici (Kredi Garanti Fonu, Vergi Teşvikleri gibi) tedbirlerden ziyade yapısal reformlara ağırlık vererek oluşturmalıyız. Aksi halde küresel risk iştahında ani değişikliklerden en çok negatif etkilenen ülke olmamız nedeniyle sürdürülebilir ve süreklilik arz eden ekonomik başarıları elde edemiyoruz.

FED Başkanı Yellen bundan sonraki yaşamında (kendisi 70 yaşındadır) yeni bir kriz beklemediğini ifade etmesine rağmen IMF Başkanı Lagarde ise bazı döngülerin olduğundan bahisle yeni bir ekonomik kriz olacağını açıklamış bulunmaktadır.

FED’in bilanço küçültmesinin de gündemde olduğu bu günlerde piyasaların bunu dikkate alması durumunda; 220 milyon dolar özel sektör döviz borcu olan, döviz rezervleri son zamanlarda ciddi azalmış olan ve borç çevirme oranı % 140’lara yaklaşan ve geçmiş yıllara göre daha yüksek maliyetle borçlanan mevduat faizlerinin %14 ila 15’ler de seyrettiği ülkemizin negatif etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır.

Ekonomik kararları alırken daima şarklı alışkanlıklarımızdan uzaklaşarak kısa vadeli değil uzun vadeli bakışlara, geçici tedbirlerden ziyade kalıcı, süreklilik ve sürdürülebilirlik arz eden yapısal karar ve uygulamalara ihtiyacımız var. Özellikle de ülkemizin yaşadığı ekonomik krizlerde; bu krizlerin ekonomik nedenlerinin başında hep “döviz kıtlığı veya ihtiyacımız” gelmektedir. Ne yapıp edip döviz ihtiyacını azaltıcı yapısal önlemlere başvurmamız gerekiyor. (uysalsaim@gmail.com)

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, “Referandum bugün ertelense” de, ABD’nin ve İsrail’in desteklediği “Kuzey Irak Kürt Devleti” konusunun masada kalma ihtimalini uzmanlara sordu, işte yanıtları…

Gözlem, bu çok önemli konuyu ve geleceğe yansımalarını, sonuçlarını ve “ne yapılması” gerektiğini uzmanlara sordu. İşte o görüşler...

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, Kuzey Irak / Barzani Referandumu, “yeni” Diyanet İşleri Başkanı’nın “sekülerizme cihat açışı” başta olmak üzere gündemdeki i...

Gözlem, ekonomimize yön verecek olan bu konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu, işte cevaplar…

Gözlem, krizin Türkiye'ye yansımalarını, sonuçlarını ve “ne yapılması” gerektiğini uzmanlara sordu. İşte o görüşler...

AB Komisyonu Sözcüsü Anca Paduraru'nun, fipronil maddesi bulunan zehirli yumurtalara Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 40 ülkede daha rastlandığı iddiasına yumurtacı...