Türkiye – Suriye – Katar gerilim hattındaki tansiyon düşecek mi 2?

14.7.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM, Katar – Türkiye – Suriye üçgenindeki iki ayrı krizi bu hafta da “askeri” uzmanlara sordu; işte cevapları…

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Bahreyn ile bazı Körfez ülkeleri teröre destek verdiği gerekçesiyle Katar'a uyguladığı ablukayı eleştiren Türkiye’nin bu ülkeye askeri üs kurması ve Suriye sınırına askeri yığınak yapması gündemdeki yerini koruyor. Katar yönetiminin aralarında Türk askeri üssünün kapatılması, ünlü haber kanalı Al Jazerea'nin yayınlarının durdurulması gibi istekler olan 13 maddelik listeyi reddetmesi üzerine, Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn ve BAE yeni yaptırımlar uygulamaya karar verdi.

Muhataplarına rest çeken Katar, Maliye Bakanı Ali Şerif el Emadi,İngiliz The Times gazetesine verdiği röportajda, ülkesinin tehdit edilemeyecek kadar çok zengin olduğunu söyledi. Emadi'ye göre, Katar'ın ekonomisi Doha yönetimini yalnızlaştıran Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden (BAE) çok daha iyi durumda.

Suriye’de ise, Türkiye – ABD – Rusya – İran – Suriye (Esad rejimi) – Muhalifler – IŞİD – PKK örtülü PYD / YPG arasındaki “sıcak temas ortamı” sürüyor ve gerilim giderek artıyor.

GÖZLEM, Katar – Türkiye – Suriye üçgenindeki iki ayrı krizi ve gerilimi geçen hafta “sivil” uzmanlara sormuştu, bu hafta “askeri” uzmanlara sordu; işte cevapları.

TÜRKİYE KENDİ GÜVENLİĞİ İÇİN GEREKENİ YAPMALI

Soner Aydın (Emekli Albay):PKK’nın uzun zamandır Irak'ın kuzeyindeki Sincar bölgesine yerleşmekte olduğu, PYD/YPG’nin de son zamanlarda Suriye'deki Haseke ve Afrin bölgelerinde etkinliğini artırdığı haberlerini alıyoruz. Türkiye için her iki gelişme de birbirinden ayrı tutulamayacak, önemli ve öncelikli terör tehdidi niteliğindedir. Gelişmelere sadece bu açıdan bakıldığında; Türkiye’nin, güvenliğini sağlamak için gerektiğinde sınır ötesi sıcak takibi de kapsayacak önlemler alması, ulusal ve uluslar arası hukuktan kaynaklanan bütün hak ve yetkilerini kullanması son derece yerinde bir tutumdur. Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunamaması ve Suriye’nin kuzeyinde PYD kontrolünde bir yönetim tesis edilmesi durumunda, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün de tehdit altına girebileceği gözden uzak tutulmamalıdır. Türkiye’nin buna engel olmak için gerektiğinde askeri gücünü de kullanacak şekilde önlemler alması yadırganmamalıdır. Durum bu aşamaya geldikten sonra daha önce yapılanların, yapılmayanların, doğruların, yanlışların hiçbir anlamı yoktur. Konu bu günden sonra ne yapılması gerektiğidir. Ancak Türkiye’nin askeri yığınağını bu amacın dışında kullanması, komşu ülkenin rejimini, yönetimini hedef alacak tutum ve davranışlar sergilemesi son derece yanlış olur. İşte o zaman Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak çok zor olabilir ve bundan zarar görecek ülkelerin başında da Türkiye gelebilir kanaatindeyim. Çünkü biz bu tecrübeyi Irak’ta yaşadık. Geldiğimiz aşamada artık Irak’ın kuzeyinde bağımsızlık referandumundan söz edilmektedir.

Katar krizi olarak adlandırılan gelişmelerin başlangıç aşamasında Türkiye’nin Katar’da üs kurması, bir başka deyişle; “Katar’a askeri destek vermesi” benim anlam veremediğim bir tutumdur. Bildiğimiz kadarıyla Katar bu aşamada; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Bahreyn, Libya, Maldivler ve Yemen’in birtakım diplomatik yaptırımlarına ve ambargolarına muhatap olmuştur. Bunların gerekçesi de Katar’ın, içinde IŞİD’in de bulunduğu terör örgütlerine destek verdiği iddiasıdır. İddialar ne kadar doğru, ne kadar yanlıştır bilemeyiz. Bu aşamada Türkiye askeri destek yerine diplomatik çözüm için çaba sarf etseydi, eğer inanıyorsa Katar’ın masumiyetini kanıtlama çabası gösterseydi ve arabulucu rolünü üslenseydi daha doğru olmaz mıydı? Katar’ı korumak uğruna diğer 7 bölge ülkesiyle karşı karşıya gelmemizi gerektirecek kadar önemli ne var Katar’da?

Katar’ın karşısındaki ülkelerin şartlarını ve bu gün itibariyle Katar’ın bu şartları yerine getirmemesi üzerine yaptırımların dozunu artırmayarak geleceğe rezerv koymalarını da anlamak mümkün değil. Katar’ın İran’la ilişkisini kesmesini ve Türkiye’nin üssünü kapatmasını istemenin Katar’a yöneltilen teröre destek suçlamasıyla ne ilgisi var? Bu şartlar; Türkiye ve İran’ı aynı terör örgütlerine destek vermekle suçlamak anlamına gelmez mi? Eğer böyleyse ABD’nin Katar’daki 11 bin kişilik üssü ne anlama geliyor? Neden ABD’nin üssünün de kapatılması istenmiyor? Bütün bu sorulara ve daha da fazlasına gerçekçi ve makul bir cevap verilmediği sürece aklımıza asıl hedefin Katar olmadığı, Katar’la siyasi, ekonomik, askeri, diplomatik ilişkisi olan ülkelerden bir veya birkaçının ya da bu ülkelerin yönetimlerinin hedefte olabileceği geliyor. Önümüzdeki süreçte Katar krizinin çok boyutlu hale gelebileceği, bundan bizi de içine alacak durumların doğabileceği, izah edemeyeceğimiz suçlamalara maruz kalabileceğimiz ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır diye düşünüyorum. Ya da Türkiye’nin önüne ödemekte zorlanabileceğimiz ve geleceğimizi ipotek altına alacak bir fatura konabilir ve sessiz sedasız bu faturayı öderiz endişesini taşıyorum. Dilerim yanılıyorumdur!

TÜRKİYE SURİYE’DE BAŞINDAN BERİ BARIŞI DESTEKLEMELİYDİ

Ümit YALIM(Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri): Siyasi iktidarın Suriye politikası başından itibaren yanlış seyretmektedir. AKP Hükümeti, Suriye krizinde Özgür Suriye Ordusu gibi muhalifleri desteklemek yerine barışı desteklemeli ve Suriye’nin toprak bütünlüğü için gayret saf etmeliydi. AKP Hükümeti’nin en büyük hatası Süleyman Şah Türbesini geriye çekerek İsrail Koridorunun önündeki engeli kaldırmasıdır.

Türkiye, Suriye’ye müdahale etmek yerine Suriye’de yaşayan Türkmen soydaşlarımızın can güvenliğini sağlamalı ve İsrail Koridorunun oluşumunu engellemelidir. Suriye’de yaşayan Türkmen soydaşlarımız ağır insan hakları ihlallerine maruz kalmakta ve soydaşlarımızın can güvenlikleri tehlikededir.  Ağır ve sistematik insan hakları ihlallerinin olduğu bölgelere Birleşmiş Milletler (BM) sistemi içinde veya BM sistemi haricinde “İnsani Müdahale” de bulunmak mümkündür. BM, 1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren, barış ve güvenliği sağlamak ve mülteci akımını durdurmak maksadıyla Güney Afrika, Kuzey Irak, Eski Yugoslavya, Somali, Ruanda, Haiti ve Kosova gibi bölgelere, insani müdahale kararları almıştır. Türkiye, 02 Nisan 1991’de, Kuzey Irak’taki insan hakları ihlalleri için BM Güvenlik Konseyine başvurmuş ve BM’de 688 sayılı karar ile Kuzey Irak’a insani müdahale kararı almıştır.

Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından, 1994 yılında, BM sistemi içinde olmayan insani müdahaleler için bazı kriterler tespit edilmiştir. Bu kriterlere göre;

*Bir devletteki ağır ve sistematik insan hakları ihlallerinin durdurulması, silahlı müdahale dışında bir yolla bu ihlalleri yapanların engellenememesi,

*BM’nin konuya ilişkin hareket imkânının bulunmaması,

*Diğer çözüm yollarının tüketilmiş ve başarısız olması halinde BM sistemi içinde olmayan insani müdahale yapılabilir.

Bu kriterlerin tamamı Suriye’de oluşmuştur. Bu bağlamda Türkiye, Türkmen soydaşlarımızın yaşadığı İdlip, Halep ve Tel Abyad gibi bölgelere, Birleşmiş Milletlerin kararına gerek olmadan, silahlı kuvvetler ile  “İnsani Müdahale”de bulunmalıdır. TSK Birlikleri ile insani müdahale kapsamında güvenliği sağlanan soydaşlarımızın iskân ve iaşesi de Kızılay ve Kızılhaç gibi uluslararası insani yardım kuruluşları tarafından sağlanmalıdır.

İsrail koridorunun oluşumu nasıl engellenir?

Ayrıca Türkiye, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanarak İsrail Koridorunun oluşumunu engelleyebilir. Bu maksatla, Süleyman Şah Türbesi 37 km. derinlikteki eski yerine taşınmalı, türbeyi koruyacak ve Fırat Nehri’nin her iki tarafını elde bulunduracak şekilde, 50 km. derinliğinde “Güvenli Bölge” oluşturulmalıdır. Türkiye’nin kendi toprağını korumak maksadıyla oluşturacağı “Güvenli Bölge”nin önünde hiçbir hukuki engel yoktur. Oluşturulacak Güvenli Bölge ile Cezire ve Kobani kantonlarının Afrin kantonu ile birleşmesi engellenmiş olur.

Türkiye’nin Katar’da askeri üs kurması ve Basra Körfezi bölgesinde bayrak göstermesi stratejik açıdan önem arz etse de üs kurulmasının zamanlaması uygun değildir. Körfez ülkeleri, Katar’daki Türk askeri üssünün kaldırılmasını talep ederken Amerikan askeri üssünün kaldırılmasını talep etmiyor. Bu da Amerika’nın Türk üssünün kurulmasından rahatsız olduğu ve Basra Körfezi’nde başka ülkelerin üs kurmasına sıcak bakmadığını gösteriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da, “Katar isterse üssü kaldırabiliriz” dedi.

Türkiye, Katar’da askeri üs kurmak yerine İzmir, Aydın ve Muğla il sınırları içinde bulunan toplam 10 Yunan askeri üssünü kaldırmalıdır. Türkiye’de konuşlu 6 Yunan Kara Üssü, 2 Yunan Deniz Üssü ve 2 Yunan Helikopter Üssü, 2004’den beri tam 13 yıldır faaliyetlerini kesintisiz olarak sürdürüyor.

2004 yılında tesis edilmeye başlanan Yunan askeri üslerindeki asker sayısı, Katar’daki üsse gönderilmesi planlanan Türk askerinin sayısından daha fazla. Mevcut durum itibarıyla İzmir, Aydın ve Muğla illerinde bulunan Yunan askeri üslerinde toplam 6 Tabur Görev Kuvveti bulunuyor.

Yunan Askeri Üslerindeki asker sayısı 4 binin üzerinde. Türkiye’nin önceliği, işgal edilen adalardaki Yunan askeri üslerinin varlığına son vermek olmalıdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Gözlem, ekonomimize yön verecek olan bu konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu, işte cevaplar…

Gözlem, krizin Türkiye'ye yansımalarını, sonuçlarını ve “ne yapılması” gerektiğini uzmanlara sordu. İşte o görüşler...

AB Komisyonu Sözcüsü Anca Paduraru'nun, fipronil maddesi bulunan zehirli yumurtalara Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 40 ülkede daha rastlandığı iddiasına yumurtacı...

İmalat sektörünü güçlendirmek ve rekabeti artırmak amacıyla KOSGEB’in KOBİ’lere sunduğu en önemli desteklerden KOBİGEL-KOBİ Gelişim Destek Programı başvuruları başladı...

Kuzey Kore’nin “hidrojen bombası” denemesi ve “geri adım atmayacağını” açıklaması ile Japonya ve Güney Kore’nin “korkulu” tepkilerine şemsiye olan ABD Başkanı Trump’un...

Ortaya dökülen iddialar, fotoğraflar, karşılıklı sert açıklamalar içinde “Adaletin ve yargının varlığı ve tarafsızlığı ile ilgili tartışmaların siyaset çizgisine çekil...

GÖZLEM, ülke gündeminin ilk sıralardan birine oturan bu süreçle ilgili “önemli” soruyu uzmanlara sordu. İşte yanıtları…