TSK ve Dışişlerinde “kararname” yapılanması ne getirecek?

8.9.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM, ülke gündeminin ilk sıralardan birine oturan bu süreçle ilgili “önemli” soruyu uzmanlara sordu. İşte yanıtları…

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin atama kararları rütbe krizine yol açar ve art arda “komutan istifalarını / emeklilik taleplerini” getirirken, binlerce yıllık Türk Silahlı Kuvvetleri'nin genel kurmaydan, kuvvet komutanlıklarına, kara ve denizden, jandarmaya, askeri eğitim ve yargı kurumlarından , sağlık kurumlarına kadar 7 parçaya bölünerek, her parçasının başka bir kuruma bağlanması ya da kapatılması ile örf, adet, gelenek ve ilkelerinin alt üst edildiği iddia ve eleştirileri giderek yaygınlaşıyor. Türkiye’nin dış ve güvenlik politikalarını derinden etkileyecek gelişmeler yaşanırken, 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili tartışmalar yoğun. Son Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısı ve kararları çok yönlü iddialara yol açarken, TSK’nın, OHAL Kararnameleri ile “artık sadece dış güvenlikten sorumlu bir kurum olarak yapılandırılması” da tartışılıyor ve bu tablonun getirdiği ve daha da getireceği “olumsuz” gelişmelerin altı çiziliyor. 

Öte yandan, “100 yıllık” Türk Dış Politikası ve bu politikaya temel olan Türk Dışişleri teşkilatında da “önemli kayma ve kaydırmalar” yapılıyor, “bu konuda eğitim görmemiş, bakanlıkta çalışmamış, hatta devlet çok az görev almış kişiler” üst yöneticiliklere tayin ediliyor, büyükelçi yapılıyor. Dahası, mesela “ABD vatandaşı olurken ABD’nin menfaatlerini koruyacağına dair vatandaşlık yemini eden” Merve Kavakçı gibiler bile büyükelçiliklere atanıyor.

Böylece, TSK’da ve Türk Dışişlerinde “böylesine bir yeni yapılanma Türkiye'yi nereye götürür, ne yapılmak isteniyor” sorusu da ülke gündeminin ilk sıralarında kalmaya devam ediyor. GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte yanıtlar...

'DOĞACAK SIKINTILARIN SORUMLUSU, ATAMALARI YAPANLARDIR'

Onur Öymen (Emekli Büyükelçi): Türkiye'de askeri atamalarla ve askeri şurayla ilgili o kadar çok değişiklik oldu ki, eski bildiğimiz değerlere göre bir görüş bildirmek çok zor. Bu olup bitenler normal yıllardan beri alıştığımız düzene pek uymuyor. Çünkü askerlerin bütün sicili, görev süreleri boyunca kendi amirleri tarafından tutuluyor. Üst kademeye yükseldikçe, daha üstte olan amirlerin denetiminden geçiriliyor. Atama listesi Askeri Şura'ya geldiğinde bütün bu süzgeçten geçerek son noktaya geliyordu. Yani siyasi iktidarın bu listede bir değişiklik yapması geçmişte pek düşünülmüyordu. Fakat son zamanlarda bu Ergenekon, Balyoz davaları ile son zamanlarda her şey öyle alt üst oldu ki; bu sistem ortadan kalktı. Cemaatlerle ilişkisi olan askerleri, Askeri Şura'lardan ihraç ediyorlardı. İktidar geldiğinden beri bunlara şerh koymaya başladılar. Yani dini bağlantıları, cemaat bağlantıları bir suç değildir anlamına, bu ihraçlara şerh koymaya başladılar. Şimdi geldiğimiz durum budur...

Genel Kurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanı'na bağlandı, Jandarma Genel Komutanlığı sistemden çıkarıldı, İçişleri Bakanlığı'na bağlandı. Yani bütün sistem değişti. Yeni sistemde kim kimdir, kim hangi görevde en ehildir, bunu bilmeye imkan yok. Eskiden bir süzgeç sistemi olduğu için içimiz rahattı, şimdi bunu bilemiyoruz ve tam net bir şey söyleyemeyiz.

İçişleri geleneksel yapıdan biraz çıkarılmış oldu. Dışişlerinde meslek memurlarının büyükelçi olması esastır. İstisnai olarak geçmişte dışardan tek tük bir kaç kişi tayin olmuştu fakat şimdi bu örnekler çoğaldı. Herkesi dişçi yapamazsanız, herkesi büyükelçi de, diplomatta yapamazsınız. Bu bir özel eğitim gerektirir. Diplomatın bir söyleyeceği yanlış kelime ülkeyi çok sıkıntıya sokabilir. Meslekten gelmeyen insanların mesleğin gerektirdiği görevleri yerine getirmeleri çok zordur. Bunu bile bile bu tayinleri yapıyorsunuz, sonra çıkabilecek sıkıntılı durumlar olursa ilerde bunun sorumlusu bu tayinleri yapanlar olur.

'DENİZDE GEMİNİN YENİSİ, KAPTANIN ESKİSİ MAKBÜLDÜR'

Ekmel Totrakan (Emekli Koramiral): General, amiral ve albayların üst rütbelere daha hızlı çıkabilmesinin yolu KHK ile açıldı. OHAL kapsamında çıkartılan 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de (KHK) Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personeliyle ilgili düzenlemeye göre albaylar ve rütbe bekleme süresi üç yıldan az olan general ve amiraller, rütbe bekleme süresine bakılmaksızın ve sicil şartı aranmaksızın, Başbakan’ın kararıyla YAŞ değerlendirmesine alınabilecek. Bunlardan terfi ettirilenlerle kadrosuzluktan emekli edilenler rütbe bekleme sürelerini tamamlamış sayılacak. İyi de Kariyer, deneyim olmadan neye yarar? Denizci olduğum için sadece deniz için konuştuğumda bu bekleme süreleri, bir üst rütbeye terfi etmeden önce, karargahlarda ve kıtalarda bir üst rütbe için gerekli olan deneyimleri kazandırmak ve değişik görev yerlerinde çalışmalara olanak sağlamak için belirlenir. Siz zaten kısaltılmış olan bu süreleri göz ardı ederek, subayları YAŞ değerlendirmesine alarak terfi ettirirseniz, bulunduğu rütbede yeterli deneyimi kazanmadan, yani yeni görevine hazır olmadan terfi ettirmiş olursunuz. Hele bir de "sicil şartı" aramadan Başbakan'ın kararıyla Şura'da değerlendirmeğe alırsanız, işte o zaman hiçte iyi etmemiş olursunuz. Bu sicil şartını aramazsanız, o şahsın sicil amiri/amirleri ne duruma düşer? Siz hayatınızda görmediğiniz bir subayı o zaman hangi değerlendirmenize göre Şura'ya sokacaksınız? Artık Silahlı Kuvvetler içinde istihbarat yapma olanağı sağlanan MİT'in, Silahlı Kuvvetler içinde yapacağı istihbarata göre mi sokacaksınız.? Böyle bir seçimde Silahlı Kuvvetler personeli üzerinde nasıl bir etki oluşacaktır acaba farkında mısınız? Bu sualleri benden önce sormaları gerekenler acaba bu sualleri soruyorlar mı? Yapmayınız, etmeyiniz ,bu kendi kendimize bıçak çekmek gibidir. Umarım bu konu yeniden gözden geçirilir ve gerekli düzeltici düzenlemeler yapılır. Unutulmamalıdır ki, "Denizde geminin yenisi, kaptanın eskisi makbuldur" diye bir söz vardır.Ama buradaki "eski" kelimesi, sakın ola yanlış anlaşılmasın, "her konuda yetişmiş deneyimll " manasında anlaşılmalıdır.

'GÜÇLÜ ORDU SADECE ASKER SAYISININ FAZLALIĞI DEĞİLDİR'

Soner Aydın (Emekli Albay):Ülkemizin bulunduğu coğrafya; binlerce yıldır, dünyanın en büyük imparatorluklarının yaşadığı ama sonuçta parçalanarak küçüldükleri, yıkıldıkları ve sonuçta yok oldukları bir coğrafyadır. Bu büyük imparatorlukların yıkılıp yok olma sürecine bakıldığında hemen hepsinde etnik ayrışma, inanç çatışması, dış müdahaleler, yönetim zafiyeti ve bütün bunların devlet sistematiğine verdikleri zararı görmek mümkündür. Birinci Dünya savaşından sonra yeniden şekillenen bölge; yüzüncü yılını henüz doldurmuşken yine istikrarsızlıkların, düşmanlıkların, kardeş kavgalarının, etnik ve inanç çatışmalarının merkezi haline gelmiştir. Bulunduğumuz coğrafyada ülkelerin varlıklarını sürdürebilmesi; “değişmez milli hedefler, güçlü yönetimler ve güçlü ordularla” mümkündür.

Güçlü ordu sadece asker sayısının fazlalığı, en modern silah ve mühimmata sahip olunması demek değildir. Ordu; en küçük rütbelisinden en büyük rütbelisine kadar emir-komuta birliği içinde; sevgi, saygı ve güvenle birbirine bağlı, tek yürek, tek bilek olabilmiş askerlerden oluşmalıdır. Ve ordu; milli hedefler doğrultusunda kanunla kendisine verilmiş görev ve yetkilerin dışında başka hiçbir konuda bir arayış, bir uygulama, bir düşünce ve bir ideoloji içinde yer almamalıdır. Devlet ve millet de ordusuna kanunla verdiği görev ve yetkiler dışında hiçbir beklenti içinde olmamalıdır.

Güçlü bir ordunun en önemli özelliği “emir-komuta birliği”dir. Benim kanaatimce; bu gün Genelkurmay Başkanı’nın Cumhurbaşkanı’na, Kuvvet Komutanlıklarının Milli Savunma Bakanı’na, Jandarma Genel Komutanlığının İç İşleri Bakanı’na bağlanması emir-komuta birliği açısından uygun değildir. İçinde bulunduğumuz süreçte bunun sakıncalarını görmeyebiliriz. Ama gelecekte, siyasi kadroların kendi siyasi düşünceleri ve öncelikleriyle oluşturdukları bir komuta heyetinin gücü ve etkinliğinin ne olabileceğini mutlaka öngörmek gerekir. ATATÜRK’ün ısrarla orduyu siyaset dışında tutma çabası ordunun gücü ve etkinliğini korumak içindir.

Askeri liselerin kapatılması, Harp Okulları sisteminin kökünden değiştirilmesi, albay ve generallerin rütbe bekleme süreleri dolmadan terfi ettirilmelerinin önünün açılması ve kendisinden kıdemli olanların komutanı durumuna getirilmeleri, sözleşmeli subay ve astsubaylık sistemi ile üniversite ve yüksekokul mezunu gençlerin kısa süreli eğitimle orduya alınmaları; zamanla ordu içinde güvensizliklere, sürtüşmelere, huzursuzluklara zemin hazırlayabilecektir. Bunu söylemekle bu gençlerimizi küçümsediğimi kesinlikle ifade etmiyorum. Ben gençlerimizin kahramanlıklarını terörle mücadelede, en çetin çatışma ortamlarında bizzat görmüş birisiyim. Ama askerlik sadece kahramanlık değildir. Bir tane asker ne kadar kahraman olursa olsun tek başına hiçbir gücü yoktur. Birlik, bütünlük, uyum ve kardeşlik askerliğin vazgeçilmez unsurlarıdır. Ayrıca asker sadece silah kullanmayı bilen insan değildir. Asker mesleki alanında; düşünen, sorgulayan, analiz yeteneği olan, çok kısa zaman diliminde hızlı ve doğru karar verebilecek, soğukkanlı, çok yönlü değerlendirme yapabilen insan olmalıdır. Bu da uzun ve planlı bir eğitimle mümkündür. Yeniden yapılanma adı altında sistematiği temelinden değiştirirken bu hususların nasıl muhafaza edileceğini de göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

“Böylesine bir yeniden yapılanma” emir-komuta birliği bozulmuş, çok genç yaşta milli hedefler doğrultusunda eğitilirken bu eğitimden mahrum kalmış, birlik-bütünlüğü zafiyete uğramış, terfi edebilmek için görevde başarı ve liyakat yerine siyasilerin gözüne girmeyi yeterli gören insanlardan oluşan bir kitle yaratabilecektir. Bu kitleye “Güçlü Ordu” diyebilmek mümkün değildir. Ülkemizin içeriden ve dışarıdan maruz kalabileceği tehditler göz önünde bulundurulduğunda nasıl mücadele edileceği hesaplanarak sistem kurulması gerekmektedir. Aksi halde askeri başarıya ulaşmak çok zor olacaktır. Bu konuda söylenecek çok fazla söz, incelenecek çok fazla teknik husus vardır. Ama emekli bir asker olarak daha fazlasını söylemem doğru olmaz kanaatindeyim.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Gözlem, ekonomimize yön verecek olan bu konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu, işte cevaplar…

Gözlem, krizin Türkiye'ye yansımalarını, sonuçlarını ve “ne yapılması” gerektiğini uzmanlara sordu. İşte o görüşler...

AB Komisyonu Sözcüsü Anca Paduraru'nun, fipronil maddesi bulunan zehirli yumurtalara Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 40 ülkede daha rastlandığı iddiasına yumurtacı...

İmalat sektörünü güçlendirmek ve rekabeti artırmak amacıyla KOSGEB’in KOBİ’lere sunduğu en önemli desteklerden KOBİGEL-KOBİ Gelişim Destek Programı başvuruları başladı...

Kuzey Kore’nin “hidrojen bombası” denemesi ve “geri adım atmayacağını” açıklaması ile Japonya ve Güney Kore’nin “korkulu” tepkilerine şemsiye olan ABD Başkanı Trump’un...

Ortaya dökülen iddialar, fotoğraflar, karşılıklı sert açıklamalar içinde “Adaletin ve yargının varlığı ve tarafsızlığı ile ilgili tartışmaların siyaset çizgisine çekil...

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, Kuzey Kore krizi başta olmak üzere, dünyanın ve ülkenin gündeminde olan gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. İşte görüş...