Kışlalı; “Kıbrıs’a İnönü Formülü…”

6.10.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, başta “Kıbrıs, Kuzey Irak ve AKP’deki gelişmeler” olmak üzere Gündem’deki konularla ilgili sorularını cevaplandırdı. İşte görüşleri…

GÖZLEM – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, New York ve Washington’da yaptığı temaslar sırasında, Amerikalı iş adamları ve düşünce kuruluşları temsilcileriyle bir araya geldi ve yaptığı konuşmada “Türkiye’ye bağlı özerk bir cumhuriyet seçeneğini değerlendirdiklerini, bundan böyle federasyon değil konfederasyon temelinde bir müzakereyi kabul edebileceklerini, bunu da BM yetkililerine söylediklerini” belirterek  “Kıbrıs müzakereleri başarısızlıkla sonuçlanmış ve çökmüştür. Artık KKTC’ye uluslararası tanıma için uğraşabiliriz. İkinci seçenek ise özerk bir cumhuriyet. Fransa-Monaco modeli gibi ya da İngiltere – Cebelitarık gibi bir yapı. Yani dışişleri ve savunma alanlarındaki yetkilerimizi Türkiye’ye devredip gerisini kendi içimizde yönettiğimiz bir cumhuriyet. Henüz hangi yolu seçeceğimize karar vermedik. Ankara ile birlikte oturup karar vereceğiz. Yeni yol haritamızı, Rumların seçimlerinden önce belirleyeceğiz” dedi; görüşünüz?..

KIŞLALI – İsmet İnönü başbakan iken New York Times adına bir söyleşi yapmıştık. Türkiye'nin Kıbrıs haklarını Batı'nın kabul edip etmemesi, Türkiye'nin bir parçası olarak oradaki halkların ilişkisi sorgulanıyordu. Batıyla devamlı bir tartışma oluyordu. İnönü'ye şu soruyu sorduk; 'Türkiye'nin Kıbrıs'taki haklarını kabul etmezlerse ne olacak?' İnönü de cevabı yuvarlıyordu. Esas istediğimiz İnönü'nü kararlılığını ölçmekti. Son kez bir daha sorduk; 'Öyle diyorsunuz ama ya dostlarınız haklarınızı kabul etmezse?'. İnönü dedi ki; 'Yaz; Bizim Kıbrıs'taki haklarımızı mutlaka Batılı dostlarımız kabul ederler günün birinde. Ama etmezlerse o zaman yeni bir dünya kurulur, o dünyada Türkiye de yerini bulur' dedi. Ertesi gün çalıştığım Milliyet bunu 8 sütuna manşet yapmıştı. İnönü ile Köşk'ün bahçesinde yürüyorduk. Parmaklıkların ardından gazeteci arkadaşlar Kıbrıs konusunu soruyorlardı. İnönü beni işaret ederek, 'Ona sorun ona' dedi. Bu hikâye Kıbrıs ile Türkiye'nin ilişkisinin ne olduğunu çok güzel anlatıyor. Kıbrıs ve Türkiye, nihayet İsmet Paşa’nın o günlerde söylediği noktaya geldi.

GÖZLEM – Ertuğruloğlu, “Rumların petrol aramaya devam emrivakisini de kabul etmeyeceklerinin, bundan böyle petrol aramaya talip şirketlerin kendileriyle de görüşmek zorunda olduklarının” altını çizerek, “Türk Savaş gemisi de geldi, gerekirse Rumlar için petrol arayan gemileri vururuz. Tabii bunu tercih etmeyiz ama işler ısınırsa başka ne yapacağız? Eğer tansiyon yükselirse bunun sorumlusu Kıbrıs Cumhuriyeti’dir. Biz güya o cumhuriyeti birlikte kurduk. Hani nerede Kıbrıslı Türkler? Kimse bize rezervlerin nerede olduğunu ve üzerinde ne hakkımız olduğunu sordu mu?” dedi, yorumunuz?.. 

KIŞLALI – Türkiye'nin Kıbrıs ile ilgili görüşünü 50 yıldan daha önce İnönü en güzel şekilde ifade etmişti. Türkiye Kıbrıs'tan vazgeçer mi, geçmez mi artık buradan anlayın. Sayın Dışişleri Bakanı bu kadar ciddi bir konuda hükümetiyle, Türkiye ile istişare etmeden bu kadar ağır konuşur mu? İhtimal vermiyorum.

GÖZLEM – Barzani, Referandumu, Birleşmiş Milletler dahil, büyük devletlerin ve Türkiye / İran dahil komşu devletlerin ağır “Hayır, yapma pişman olursun” açıklamalarına rağmen yaptı. Ne ekonomik, ne askeri, ne siyasi baskılar, söylemler, manevralar bu adımı önleyemedi. Sizce Barzani “kimlere ve neye güvenerek” bu adımı attı ve adeta Dünyaya meydan okudu?..

KIŞLALI – Dünyaya meydan okuduğu hususunda sizinle aynı görüşte değilim. Bu referandumu İsrail'in açık, ABD'nin de sözde itirazlarına karşın, uygulamalarından anlaşıldığı üzere üstü kapalı bir desteğini arkasına alarak yaptı. ABD yıllardır Suriye ile Türkiye arasında bir Kürt devleti kurulması için çeşitli adımlar attı. ABD ve Batı basınında bununla ilgili yığınla yazılar çıktı. Nitekim bunun sonucunda Kürt güçlerini bir kuvvet haline getirip, silahlandırdığı da görüldü. Dolayısıyla ABD'nin niyeti açık. Ama tabii öte yandan bunu Rusya ve diğer bölge ülkeleri istemez.

GÖZLEM – Aslında geriye dönüp baktığımızda Barzani’yi palazlandıran “önde iki ülkenin”, arkada “bir ülkenin” olduğu açık açık görünüyor; öndekiler ABD ve Türkiye, arkadaki İsrail. Irak Hududunda bir bölük komutanı yüzbaşıya muhatap olan ve cebine TC pasaportu konan Barzani – Talabani ikilisinden birincisinin IKBY  (Irak Kürt Bölgesel Yönetimi) Başkanı, ötekinin “Irak Cumhurbaşkanı” olmasında Türkiye’nin oynadığı rolü hatırlamamak mümkün değil. Bu çizgide nerede hata yapıldı?..

KIŞLALI – Bizim bildiğimiz Erdoğan kayda değer konularda kendisine karşı atılacak adımları göz ardı edecek, öteleyecek, dikkate almayacak bir siyasetçi değil. Bu "Barzani'ye destek" konusunda da bir hata yaptığını düşünmüyorum. Barzani Türkiye'ye geldiğinde kendi bayrağını diktirmişlerdi. Eğer “bunun hakikaten karşısında olsaydı” referanduma ilişkin önlemleri, referandum yapmadan uygulamaya sokabilirdi. Öte yandan Erdoğan'ın “orada bir Kürt devleti kurulmasına” samimi olarak razı olacağını düşünmüyorum. Ama buna kendi başına karşı çıkamayacağını görmüş olabilir. Ya da daha basit bir açıklamayla, diğer pek çok uluslararası konuda olduğu gibi burada da bir hata yapmış olabilir. 

GÖZLEM – Barzani’nin AKP Diyarbakır Kongresine çağrılması, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye tezahüratlarla karşılanması, kürsüde konuşturulması, zamanın Başbakanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın da o kongrede “Kuzey Irak’tan ‘Kürdistan’ diye söz etmesi”, Peşmergeleri TSK mensubu subayların eğitmesi, iki ay önce geldiğinde, karşılanışı sırasında Türk Bayrağının yanına İKBY Bayrağının asılması ile “bugünkü tablo” arasında dağlar kadar farkı nasıl yorumluyor ve “hangi sebeplere” bağlıyorsunuz?..  

KIŞLALI – Bugünkü durumda en büyük avantajı yanına İran ve Rusya'yı alabilmiş olması. Amerika'nın içten içe desteklemesine karşın, Erdoğan'ın şimdi sergilediği referandum ve Kürt devletinin kurulmasına karşı duruşunun en büyük nedeninin bu bölge ülkelerinden aldığı destek olduğunu düşünüyorum.

GÖZLEM – O günlerde “Barzani’den, Bağdat Hükümeti’nin yoğun itirazlarına rağmen, “petrol almamız”, dahası “o petrollerin İsrail başta dünya ülkelerine satılmasına limanlarımızı açarak aracılık etmemiz” ve de bu petrolü taşıyan tanker gemilerin sahibi şirketlerin kimlere ait olduğuna dair “yalanlanamayan” önemli iddiaların ortaya atılması ve şimdi Barzani’nin sözcüsü TV’lerde ve gazetelerde “bu ilişkilerle ilgili şantaj kokan yazılar yazılması” konusunda ne düşünüyorsunuz?..    

KIŞLALI – Erdoğan'ın Kuzey Irak ve diğer bölgeler de dahil sadece uluslararası konularda değil, diğer bütün alanlarda da verdiği kararlarda dikkate aldığı en büyük etkenlerden birisi işin ekonomik boyutu ve bu boyutun sağlayacağı ranttır. Hiç şüphesiz hem petrol ticaretinde, hem de Kuzey Irak'ın yapılandırılmasında Erdoğan'ın verdiği kararlarda bu rant hedefi belirleyici olmuştur. Onun yanında da Barzani'nin bu kadar ileri gideceğini ve böyle bir problem yaratacağını hesaplamamış olabilir.

GÖZLEM – O günlerde, Kuzey Irak’taki Türk birliğine itiraz eden, “Gitsin” diyen Irak Başbakanı için ağır sözler sarf eden, “Sen benim muhatabım olamazsın” diyerek küçültücü ifadeler kullanan Erdoğan’ın bugün “Bağdat ile siyasi olarak el ele vermesi, ekonomik tedbirler alması, Kuzey Irak sınırımızda beraberce askeri manevralar yaptırması” nasıl yorumlanabilir?..

KIŞLALI – Ortaya çıkan yeni bir durum karşısında, ki bu olayda bu referandum kararıdır, yeni bir tavır takınmış ve karşı tarafın şartlarına göre yeni stratejiler belirlemiştir. Irak ile yakınlaşma ve askeri manevralar bunun sonucu olabilir. Ama ne kadar samimi olduğu tartışmalıdır.

GÖZLEM – Bütün “çok sert ve kararlı açıklamalara rağmen”, işte günler geçti; ne Habur Kapısı kapandı, ne petrol vanaları? Irak Başbakanı, Barzani ile pazarlığa başladı; “Çıkardığınız petrolü beraber kontrol edelim. Memur maaşlarını öderiz”; Bunca, siyasi, askeri, ekonomik gösteriler, sözler nereye gitti?..

KIŞLALI – En azından İran ile en üst düzeyde görüşmeler yapılıyor. Buradaki durum Türkiye'nin İran ile yakınlaşmasına yol açtı. Sonuçta Türkiye yeni şartlar karşısında manevralar yapıyor. “Pat” diye bir gün söyleyip ertesi gün harp ilan edilmesi beklenmemeli. Barzani'yi yaptığına pişman edecek hesaplar yaptığı izlenimi veriyor. Sonuç alınması vakit alır tabii.

GÖZLEM – Benzer durum, Suriye politikamızda da görülmüyor mu? Putin ile yapılan görüşmede “Suriye’nin toprak bütünlüğüne dair görüş birliğine varıldığının” açıklanması ve “Kuzey Suriye konusunda tam bir görüş ve işbirliği içindeyiz” denilmesi, Esat Rejimi’ni “yeniden tanıdığımız” anlamına gelmiyor mu?.. 

KIŞLALI – Hayır. Ancak şartlar Rusya'nın elinde. Eğer Rusya ile ilişkisi Türkiye'yi bir noktada etkilerse, o zaman Suriye ile yeniden yakınlaşma sürecine girebilir.

GÖZLEM – Sizce, Türkiye Kuzey Irak’ta Barzani’ye, Kuzey Suriye’de PYD / YPG’ye karşı “sıcak” bir askeri harekata girişir mi? Ankara kulislerinde, “AKP’nin yurt çapında önemli bir oy ve taban kaybına uğradığının, hem 2018 yerel seçimlerinin, hem de 2019 Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerinin tehlikeye girdiğinin görüldüğü” ve de bu sebeple “15 Temmuz gibi bir zafere ihtiyaç duyulduğu, bunun için de bir askeri harekata girişilebileceği” konuşuluyor. “Bir gece ansızın gelebiliriz” sözü de “bir şifre olarak” değerlendiriliyor, yorumunuz?..

KIŞLALI – Zaten Türkiye'nin Kuzey Suriye'deki askeri varlığı, Amerika'nın Kürt koridorunun Akdeniz'e ulaşmasına ilişkin çıkarlarını engelleyecek şekilde mevcudiyetini koruyor. Ancak ben bunun ötesinde Kuzey Irak'a askeri bir müdahale yapılacağını düşünmüyorum. Askeri müdahale 'Bir gece ansızın gelebiliriz' diyerek yapılmaz.

GÖZLEM – Erdoğan nihayet açık açık söyledi; “Bizim AB’ye ihtiyacımız yok, onların bize var”; bu söz konusunda görüşünüz?.. 

KIŞLALI – İhtiyacın tartışmasız bir şekilde karşılıklı olduğunu düşünüyorum. Bence bugüne kadar olan durumda “AB'nin Erdoğan'ın Türkiye'deki kişisel çıkarlarını düşünmeden hareket ettiği” muhakkak. Bence bu sözleri Erdoğan'ın da inanarak söylediğini düşünmüyorum. Öyle olsa bu kadar yıldır AB ile bu politikayı sürdürmezdi. Şimdi de AB'yi eleştiriyor ama silip atmış değil.

GÖZLEM – AKP’deki gelişmeleri, il ve belediye başkanlarının istifa ettirilmeleri, “metal yorgunluğu” konumundaki çabaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Erdoğan Erzurum’da söylediği “AKP kaybederse, Türkiye kaybeder, biter” şeklindeki sözlerinin de, “metal yorgunluğu” ifadesiyle sloganlaşan “AKP’deki, yurt çapında ortaya çıkan ve kamuoyu yoklamalarıyla da belirginleşen sempati ve oy erozyonunu önleyebilmek için” söylendiğinin altı çiziliyor; yorumunuz?..  

KIŞLALI – Erdoğan il ve belediye başkanlarının istifasını istemesinde kendine göre doğru hareket ediyor. Çünkü kendi varlığı açısından önümüzdeki seçimlerin şakası yok. Evet Erdoğan'ın en bilinen sözlerinden birisi "Seçimle gelen seçimle gider" idi ama Erdoğan, kaybedeceğini görünce müdahale ederek bu kişileri istifa ettirmede sakınca görmüyor. Öte yandan Erdoğan'ın "AKP kaybederse, Türkiye kaybeder" ifadelerini kullanması, seçmeni etkileme çabasını gösteriyor. Erdoğan AKP'ye ilişkin sempati ve oy erozyonu görmese bile bir lider olarak seçmen kitlelerini bu ifadelerle etkilemeye çalışıyor.

GÖZLEM – “Milli Eğitimi, dini eğitim hâline getirme çabaları” sürüyor. Hastanelerde “Kuran kursları” açılıyor, ilk ve orta öğretimde, okullarda “dışardan getirilecek” din adamları öğrencilere dini dersler verecek ve sohbetler yapacaklar. Özellikle “dışardan gelecek din adamları” konusunda büyük kaygılar var; “tarikatların, cemaatlerin, tarikat vakıflarının adamları getirilecek” kaygısı. Bu önemli konuda neler söyleyebilirsiniz?..

KIŞLALI – Bu ihtimalin olması dahi bizim gibi laik kesimler açısından kaygı verici. Öte yandan AKP'nin ve Erdoğan'ın siyasi çizgisi dikkate alındığında, bu tür uygulamaların artarak devam edebileceğini söylemek de çok abes kaçmaz. Erdoğan tarafından atanan yeni Diyanet İşleri Başkanı'nın laikliği bitirme hedefine dönük ifadeleri” de bu uygulamalarının habercisi olarak görülebilir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Piyasalar bu orana pek inanmış görünmüyor. Üstelik TÜİK’in hesaplamada kullandığı yeni metot ile ilgili soru işaretleri ortadan kalkmadı. GÖZLEM, uzmanlara “Büyüme rak...

İkili ilişkilerde giderek artan çelişkiler ve “aylık / haftalık / günlük” önemli değişiklikler, Türk Dış Politikasını tartışılır hâle getirdi. GÖZLEM konuyu masaya yat...

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, ülkenin içinde bulunduğu iç ve dış sorunlar ve gündemdeki başlıca konularla ilgili sorularını cevaplandırdı. İşte görüşleri…

GÖZLEM, “Dış borç, yüzde 51.8 ile milli gelirin yarısını geçince ve yüksek risk ortaya çıkınca” konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

ABD’nin Türk vatandaşlarını cezalandıran “vize” kararına tepki gösteren uzmanlar, krizin 'geçici' olduğunda birleşirlerken, “ilişkilerin giderek zayıfladığı” noktasına...

GÖZLEM; “ekonomik göstergelerdeki olumsuz tabloyu” uzmanlara sordu, işte görüşler…