Milli eğitimden, dini eğitime gün gün mesafe alınıyor!

6.10.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Milli Eğitim Bakanlığı'ndan üst üste atılan yeni adımlar “laik bir hukuk devleti olan” Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarını, başta veliler olmak üzere tedirgin ediyor. Dini eğitimi, anaokuluna ve 4 yaşına indiren, ülkenin geleceğini inşa edecek böylesine önemli gelişmeler doğal olarak sorgulanıyor. GÖZLEM konuyu “bir defa daha” masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte görüşler…

Milli Eğitim'de ne bakan tutunabiliyor; ne de sistem... 15 yılda 5 kez milli eğitim bakanı değişti, 5 kez de sınav sistemi değişti. Milli Eğitim Bakanlığı en zor bakanlıkların ilk sırasında yer alıyor. Her gelen yeni bakan ile birlikte müfredat da değişiyor. Bu sene müfredat yine değişikliklerle dolu. Bakanlığın eğitimi dinselleştirmek adına attığı yeni adımlar ile sanat, bilim, ilim yerini din derslerine bıraktı. Tepkilere sebep olan ise yeni müfredat ve uygulamalarla birlikte 'milli eğitim'in adeta 'dini eğitim' haline getiriliyor olması...

Çocuklarını kimlere emanet ettiklerini bilmeyen ve müfredatın giderek laik, bilimsel, demokratik yaklaşımdan uzak, çocukları ve gençleri gerici bir zihniyetin elinde olduğunu savunan aileler ise tedirgin.

Gözlem konuyu manşetine taşıdı ve uzmanlara sordu; ülkenin geleceğini inşa eden böylesine önemli bir konu olan milli eğitim “adalet” kadar önemli değil mi? Neden “bugüne kadar olanları bütünüyle ele alıp”, toplu bir “demokratik tepki” ortaya konulmuyor, yürüyüş için milli eğitim akla gelmemeli mi?..

İşte uzmanların yanıtları...

ANAOKULLARI MÜFTÜLÜĞE EMANET

Milli eğitimi dini eğitime çevirmek için elinden geleni yapan bakanlıktan milli eğitimde yeni şu adımlar var;

  Milli Eğitim Bakanlığı, ‘değerler harekatı’ adını verdiği düzenlemeyle, dini konularda okullara dışarıdan gelecek kişilerin ders vermesinin önünü açtı. Okullarda dini bilgiler içerisinde yer alan şehitlik, gazilik, merhamet, kanaatkârlık, manevi temizlik, gıpta-haset, tevazu gibi konuların dışarıdan getirilecek kişiler tarafından öğretileceği kaydedildi. ‘Değerler harekatı’ ismi verilen eğitimde ise söz sahibi okul haricinde faaliyete başlayacak kurullar olacak. İl milli eğitim müdürlüklerinin kuracağı üst kurullar, hangi konuların öğretileceğini ve hangi dini yazar, uzman ve akademisyenin okullarda seminer ve konferans vereceğini belirleyecek. Böylelikle cemaat ve tarikatların adamları okullara girebilecek.

 Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitimi dinselleştirme çalışmaları anaokuluna kadar indi. MEB’in eğitim alanında dini vakıflarla gerçekleştirdiği protokollerin ardından İl Milli Eğitim Müdürlükleri, yeni eğitim öğretim döneminde Türkiye’nin dört bir yanında müftülükler ile protokol imzalamaya hız verdi. Eğitimi din görevlilerine teslim eden protokoller kapsamında, anasınıfından başlayarak çocuklar dini eğitimle karşı karşıya kalacak. Zorunlu din dersi 4’üncü sınıfta başlasa da MEB, il il müftülüklerle protokol imzalayarak bu derslerin seviyesini dört yaşına indiriyor

 Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitimi dinselleştirmek için milyonlarca lira harcayarak düzenlediği etkinlikler yargı denetimine takıldı. Sayıştay, dini etkinliklerin bilim ve kültür faaliyeti sayılamayacağına vurgu yaptı.

 

'DİN DERSİ ZORUNLU OLMASIN'

Eğitim Reformu Girişimi (ERG) tarafından hazırlanan “Eğitim İzleme Raporu 2016- 2017’’ açıklandı. Rapora göre Türkiye’nin eğitim karnesi, hem akademik başarı hem de çocuğun iyi olma hali bakımından zayıf. Öğrencinin mutsuz ve başarısız olması, bölgeler ve okullar arasındaki eşitsizlikler, öğretmenlerle ilgili reform ihtiyacına işaret ediyor. Raporda, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu tutulmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal etmeye devam ettiği de vurgulanıyor. Rapordaki bu bölüm şöyle: “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi, tarafsızlık, nesnellik, çoğulculuk ilkelerini temel alan ‘dinler hakkında eğitim’ yerine, belirli bir dinin inanç esaslarını ve ibadetlerini benimsetmeyi amaçlayan ‘din eğitimi’ unsurları içeriyor. Güncellenen öğretim programlarında da aynı durum gözlemlenmeye devam ediyor. Programlarda, Sünni İslam bakış açısıyla din ve ahlak anlayışı aktarılıyor.

 

'TRİBÜNDEKİ SEYİRCİ GİBİ BAKILMAMALI'

Ali Naili Erdem (Milli Eğitim eski Bakanı): Eğitimi her ülkenin bir numaralı meselesidir. Ülkeleri hür ve bağımsız kılan da, köleliğe mahkum eden de eğitimdir. Bu nedenle her devlet eğitime öncelik ve ağırlık verir. Bu Türkiye için de böyledir. Vatandaş bugün eğer sokağa dökülmüyorsa bunun muhtelif sebepleri vardır. Nedenlerden birisi, henüz bıçak kemiğe dayanmamış demektir, ikincisi vatandaş henüz bu işin farkında değildir. Üçüncüsü bilmediğimiz bir sebepten vatandaş bu işin sonucu ne olacak diye beklemektedir. Adalet yürüyüşü, fındıkla ilgili yürüyüşte lider nitelikli insanlar öncü olarak ortaya çıkmış ve bu yürüyüşler gerçekleşmiştir. Bugün eğitim için de bana soracak olursanız Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bir görev alarak bu işi üstlenmeli ve yürüyüşü başlatmalıdır. Bunu sayın genel başkan, Kemal bey veyahut görevlendireceği insanlar başlatabilir. Cumhuriyet ile özdeşleştiğini ifade eden ve öyle olduğu tarafımızca da kabul edilen Cumhuriyet Halk Partisi, eğitimin içinde bulunduğu bu cumhuriyetten kopuş haline her halde tribündeki seyirci gibi bakmamalıdır. Bana sorarsanız Türkiye’nin şuanda fevkalade sorunları vardır ama eğitim sorunu geri plana itilecek bir sorun değildir.

 

BİLGİ TOPLUMUNDA YARATICI DÜŞÜNME EĞİTİMİ TEMEL KONUDUR

Prof. Dr. Hüsnü Erkan: Eğer Türkiye, çağın bilim ve teknolojisini yakalayarak, çağdaş uygarlığın önünde yer almak istiyorsa, en önemli konu olarak yaratıcı ve verimli düşünmeyi öğrenmeli ve öğretmelidir. Zira bu günün uygarlığı, kuantum düşüncesine dayalı olarak görünmeyen doğayı, nano teknoloji, moleküler yapılar ve yapay zeka yaratma düzeylerinde algılıyor, inceliyor ve yeni ürünler üretiyorsa, eğitimin bu olguları kavrayacak yaratıcı ve özgür düşünmeye odaklanması gerekir. Oysa inançları konu alan ideolojik ve din temelli konulara odaklanma, kalıpsal düşünmeyi üretir. Düşün kalıpları, donmuş ve mutlaklaşmış düşünce olarak yeniye yönelemez. Aksine insan beyni; en temel işlevi olarak, bu kalıpları pekiştirecek olgular arar ve bulur. Zira İnsan beyni için daha zor olan ve beyin için stres yaratan düşünme olgusu daha ikincil bir konudur. Bu nedenle düşünmenin ve yaratıcı düşünmenin öğrenilmesi ve öğretilmesi gerekir. Bu yüzden ulusal eğitimin odak ve ağırlığını bilim ve teknoloji üretici düşünmeyi öğrenmeye yönlendirerek; inanç eğitimini daha çok aile ve bireyin kendi tercihleri doğrultusunda kendine bırakmak en doğru yoldur. Aksine yöndeki uygulamaların bedelini toplum gelecekte, üçüncü sınıf bir toplum olarak ödemek zorunda kalır. Bu konuda iki Türk büyüğünün şu sözleri bizlere yol göstermeli. Birincisi Mevlana’dan “Düşünmeyi öğrendim; sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim; sonrada sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim” derken yaratıcı düşünme öneriliyor. Diğeri Atatürk’den “ Eğitimdir ki, bir milleti hür ve bağımsız, şanlı yüce bir toplum halinde yaşatır, ya da bir milleti esarete ve sefalete terk eder “ der ve bu nedenle “hiçbir mutlak düşünce bırakmadığını; kendini rehber edinmek isteyenlerin bilim ve teknolojiyi rehber edinmesi gerektiğini “ ısrarla vurgular. Bu iki Türk Büyüğünün bu sözleri milli eğitime rehber olmalıdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Piyasalar bu orana pek inanmış görünmüyor. Üstelik TÜİK’in hesaplamada kullandığı yeni metot ile ilgili soru işaretleri ortadan kalkmadı. GÖZLEM, uzmanlara “Büyüme rak...

İkili ilişkilerde giderek artan çelişkiler ve “aylık / haftalık / günlük” önemli değişiklikler, Türk Dış Politikasını tartışılır hâle getirdi. GÖZLEM konuyu masaya yat...

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, ülkenin içinde bulunduğu iç ve dış sorunlar ve gündemdeki başlıca konularla ilgili sorularını cevaplandırdı. İşte görüşleri…

GÖZLEM, “Dış borç, yüzde 51.8 ile milli gelirin yarısını geçince ve yüksek risk ortaya çıkınca” konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

ABD’nin Türk vatandaşlarını cezalandıran “vize” kararına tepki gösteren uzmanlar, krizin 'geçici' olduğunda birleşirlerken, “ilişkilerin giderek zayıfladığı” noktasına...

GÖZLEM; “ekonomik göstergelerdeki olumsuz tabloyu” uzmanlara sordu, işte görüşler…