Enflasyon ve vergide “artış yarışı” başladı; Vatandaş ne yapsın?

6.10.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM; “ekonomik göstergelerdeki olumsuz tabloyu” uzmanlara sordu, işte görüşler…

Türkiye ekonomisi verileri, gelecek için umut vermiyor. İhracat ve yüzde 5.1 olan 2017 yılı ikini çeyrek büyümenin dışında dış ticaret açığı, enflasyon, bütçe açığı, işsizlik, kamu harcamaları, döviz kurları gibi hayati kalemlerde denge her geçen gün daha da bozuluyor. Türkiye’nin dış ticaret açığı bu yılın eylül ayında yüzde 85 oranında artış kaydederek 8 milyar 144 milyon dolara yükseldi. Enflasyon ise son 13 yılın zirvesine çıktı. Bütçe açığı da Ocak-Ağustos döneminde 25,2 milyar lira oldu. Özel sektörün döviz açığı temmuz ayında 211.4 milyar dolarla rekor seviyeye ulaştı.

Olumsuz tablo çizen ekonomik verilerin ortamında, Hükümet geçtiğimiz hafta Orta Vadeli Program (OVP) açıkladı. 2018 ve 2020 yıllarını kapsayan OVP’yi Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Maliye Bakanı Naci Ağbal ve Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan açıkladı. OVP’den önümüzdeki 3 yıla ait enflasyon ve ekonomideki büyüme hedeflerinin yanı sıra, yeni vergiler çıktı. 2020’ye kadar her yıl için 5.5 ekonomik büyüme öngörüldü. Bu yıl sonu için yüzde 9.5 olarak açıklanan enflasyon önümüzdeki 3 yılda sırayla yüzde 7- 6 ve 5 olacağı açıklandı. OVP’de vergi paketini ise Maliye Bakanı Naci Ağbal, açıkladı. Pakette, Kurumlar vergisi yüzde 20’den 22’ye yükseltildi. Binek otomobilde Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) yüzde 40 artacak. Şans oyunlarında ikramiye kazanan talihlilerden alınan vergi yüzde 10’dan yüzde 20’ye çıkacak. Sigara kağıdından ve enerji içeceklerinden de özel tüketim vergisi alınması kararı çıktı.

Yüzde 40 olarak açıklanan MTV başta olmak üzere vatandaşların yeni vergi artışına tepkileri sert olunca hükümet geri adım atmak zorunda kaldı. Naci Ağbal, 28 milyar liralık vergi artışının büyük bölümünün savurma sanayi fonuna aktarılacağını, terörle mücadele, Suriye ve Irak’taki gelişmeler ile Kuzey Irak Kürt bölgesinin yaptığı referanduma atıfta bulunarak, artışın gerekli olduğunu savundu. Buna rağmen tepkiler dinmeyince Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MTV vergisinde yeni düzenlemeye gidileceğinin oranın “makul” düzeye çekileceğini açıkladı.

Yıllık enflasyon yüzde

11,20 seviyesine çıktı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) eylül ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. TÜFE eylülde yüzde 0,65, Yİ-ÜFE yüzde 0,24 arttı. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 11,20, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 16,28 oldu. Ekonomistler, eylül ayında yüzde 0,65 artmasını bekliyordu.

Ağustosta TÜFE, piyasa beklentilerinin üzerinde yüzde 0,52 artış göstermiş, yıllık enflasyon bir aylık molanın ardından yüzde 10.68 ile yeniden çift haneye çıkmıştı. Geçen hafta açıklanan Orta Vadeli Program'a (OVP) göre TÜFE'nin yıl sonunda yüzde 9.5 olacağı öngörülüyor.

TÜFE, eylülde geçen yılın aralık ayına göre yüzde 7,29, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11,2 yükseldi. Yİ-ÜFE ise 2016 yılının aralık ayına göre yüzde 9,78, eylül ayına kıyasla da yüzde 16,28 arttı.

Ana harcama grupları itibarıyla eylülde, aylık bazda en yüksek artış yüzde 2,08 ile eğitim grubunda görülürken, ulaştırmada yüzde 1,58, çeşitli mal ve hizmetlerde yüzde 1,34, lokanta ve otellerde yüzde 1,02, giyim ve ayakkabıda yüzde 0,80 artış kaydedildi.

Eylülde endekste aylık bazda düşüş gösteren tek grup yüzde 0,23 ile gıda ve alkolsüz içecekler oldu. Eylülde, sanayideki dört sektörün ağustos ayına göre değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe yüzde 0,72, imalat sanayi sektöründe yüzde 0,35, su sektöründe yüzde 0,34 artış, elektrik ve gaz sektöründe yüzde 1,57 düşüş şeklinde oldu.

Yıllık değişimler

TÜFE'de yıllık bazda en yüksek artış yüzde 16,10 ile ulaştırma grubunda görüldü. Bu grubu gıda ve alkolsüz içecekler yüzde 12,50, çeşitli mal ve hizmetler yüzde 12,06, sağlık yüzde 11,90, eğlence ve kültür yüzde 11,85 oranlarıyla izledi.

Geçen ay endekste kapsanan 414 maddeden 61'inin ortalama fiyatlarında değişim olmazken, 281'inin ortalama fiyatlarında artış, 72'sinin ortalama fiyatlarında ise düşüş gerçekleşti.

Çekirdek enflasyon 13 yılın zirvesinde

Enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ve altın hariç (C endeksi) eylülde aylık bazda yüzde 0,88 artarken, çekirdek enflasyon yıllık bazda yüzde 10,98 oldu. Çekirdek enflasyon 2004'ten bu yana en yüksek düzeye çıkmış oldu.

Eylül’de dış ticarette rekor artış

Eylül ayında ithalat, ihracattan hızlı yükseldi. Dış ticaret açığı Eylül’de yüzde 85.2 arttı. Açık ağustos’ta yüzde 22.8 ve temmuz’da yüzde 83 artmıştı. Gümrük ve Ticaret Bakanlığının resmi olmayan geçici dış ticaret verilerine göre, dış ticaret açığı eylülde yüzde 85,23 artarak 8 milyar 144 milyon dolar oldu. Bakanlığın geçici dış ticaret verilerine göre, eylülde geçen yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 8,67 artarak 11 milyar 849 milyon dolara yükseldi. İthalat ise yüzde 30,67 artışla 19 milyar 993 milyon dolara ulaştı. Dış ticaret hacmi bu dönemde yüzde 21,51 artış gösterdi ve 31 milyar 841 milyon dolar olarak kayıtlara geçti. Söz konusu dönemde dış ticaret açığı yüzde 85,23 artarak 8 milyar 144 milyon dolar oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı eylülde yüzde 59,3 olarak gerçekleşti. Bu oran, geçen yılın aynı ayında yüzde 71,3 düzeyindeydi.

BÜTÇE AÇIĞI ARTIYOR

Bütçede yüksek açık ağustos ayında da devam etti. 2017 Ağustos ayında bütçe 874 milyon lira açık verdi. Geçen yıl aynı ayda bütçe 3,6 milyar TL fazla vermişti. Ocak-Ağustos döneminde de açık 25 milyar 184 milyon TL’ye ulaştı. Geçen yıl 7 aylık bütçe dengesi 4,9 milyar TL fazla seviyesindeydi. Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre yılın ilk 8 ayı sonunda ise bütçe açığı 25,2 milyar TL düzeyine çıktı. Faiz dışı fazla da 8 ayda 13 milyar TL oldu. Bütçe gelirleri Ocak-Ağustos döneminde geçen yıl aynı döneme göre yüzde 10,9 oranında artarak 408,7 milyar TL; bütçe giderleri ise yüzde 19,3 oranında artarak 433,8 milyar TL düzeyinde gerçekleşti. Bütçe gelirleri içinde vergi gelirlerindeki artış yüzde 15,2 oldu ve 343,5 milyar TL bütçe geliri elde edildi. Faiz hariç bütçe giderleri ise yüzde 20,6 oranında artarak 395,7 milyar TL oldu.

ÖZEL SEKTÖRÜN DÖVİZ AÇIĞI 211.4 MİLYAR DOLAR

Finansal kesim dışındaki firmaların temmuzda net döviz pozisyon açığı, haziran ayına göre 5 milyar 858 milyon dolar artış gösterdi. Merkez Bankası verilerine göre; Temmuz 2017 dönemi varlık dağılımı incelendiğinde bir önceki aya göre yurtiçi bankalardaki mevduat ve yurtdışına doğrudan sermaye yatırımları sırasıyla 856 milyon dolar ve 305 milyon dolar azalırken, ihracat alacakları 85 milyon dolar arttı ve sonuç olarak varlıklar 1 milyar 87 milyon dolar azaldı.

Yükümlülük dağılımında ise bir önceki aya göre yurtiçinden sağlanan nakdi krediler, yurtdışından sağlanan nakdi krediler ve ithalat borçları sırasıyla 1 milyar 399 milyon dolar, 1 milyar 824 milyon dolar ve 1 milyar 548 milyon dolar artış gösterdi. Bunlara bağlı olarak yükümlülüklerde 4 milyar 771 milyon dolar artış meydana geldi.

Temmuz 2017 döneminde kısa vadeli varlıklar 88 milyar 961 milyon dolar iken, kısa vadeli yükümlülükler 85 milyar 454 milyon dolar olarak gerçekleşti. Kısa vadeli net döviz pozisyon fazlası ise 3 milyar 507 milyon dolar gerçekleşerek, Haziran 2017 dönemine göre 3 milyar 392 milyon dolar azaldı. Kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülükler içindeki payı yüzde 27 düzeyinde gerçekleşti.

İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 10,52 OLDU

Nisan ayında işsizlik oranı yüzde 10.52 seviyesinde gerçekleşti. TÜİK, Mart-Nisan-Mayıs dönemini kapsayan işsizlik verilerine göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2017 yılı Nisan döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 463 bin kişi artarak 3 milyon 287 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 1,2 puanlık artış ile yüzde 10,5 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 1,4 puanlık artış ile yüzde 12,4 olarak tahmin edildi. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 3,8 puanlık artış ile yüzde 19,8 olurken, 15-64 yaş grubunda bu oran 1,2 puanlık artış ile yüzde 10,7 olarak gerçekleşti.

REKOR DIŞ TİCARET AÇIĞI

Muzaffer Demirci (Prof. Dr.) Türkiye ekonomisi rekorlar kırmaya başladı. Döviz kurlarında, işsizlikte, vergi oranlarında, kamu harcamalarında kırılan rekorlara dış ticaret açığı rekorları da ilave edildi. Eylül ayındaki ihracat artışı yüzde 8.67 iken, ithalattaki artış yüzde 30.67 oldu. Böylece temmuz ayındaki yüzde 46.3 oranındaki rekor artıştan sonra eylül ayında yüzde 85.28 oranında artarak son 6 yılın rekorunu da kırmış oldu. Eylüldeki 11.849 milyar dolarlık ihracata karşılık 19.9 milyar dolar ithalatla sadece 1 ayda 8.1 milyar dolar dış açık oluştu. 9 ayda toplam 53.8 milyar dolar dış ticaret açığı meydana geldi. Geçen yılın aynı döneminde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 71.2 iken, bu yıl yüzde 68.2’ye geriledi. Yani 2016 yılı Ağustos ayında 30.2 milyar dolar olan cari açık 2017 Ağustos aylında 37.1 milyar dolara yükseldi.

Demek ki Türkiye sorunları çözme yerine biriktiriyor. Çözümünü de daha da zorlaştırıyor. Oysa dolarize olmuş bir ekonomi ciddi yapılanma gerektirmektedir. Çünkü kimse uzun vadeli düşünememektedir. Bu amaçla yönetimin;

1- Ülke bazında dış ticaret dengesini sağlayacak politikalara,

2- İthal girdi oranlarını azaltmak için yerli üretimi teşvik politikası uygulamasıyla ülkemizi yatırım yapılabilir bir konuma getirecek politikalara ağırlık vermesi gerekmektedir.

 

ÜLKENİN GÜNDEMİ EKONOMİ DEĞİL, İKTİDARI KORUMAK

Doç. Dr. Selin Sayek Böke (CHP İzmir Milletvekili) Uzun süredir, Türkiye’de kalkınmadan, gerçek bir büyümeden, istihdamdan söz etmek mümkün değildi.  Yaklaşık 6 milyon kişi işsiz. Enflasyon çift hanelerde sabitlendi, yüzde 11,2. Her 3 gençten birisi ne okulda ne çalışıyor. Ülkenin gündemi varsa yoksa Saray’ın ekonomisi. 

Bugün ekonomi yönetimi, Saray rejimini kurtarmanın dışında bir şey düşünmüyor. Ekonominin gümbür gümbür çöktüğünü, yoksulluğu, umutsuzluğu, istikrarsızlığı her hatırlattığımızda iktidarın anlattığı tek bir hikaye vardı; o da bütçenin sağlam, mali disiplinin var olduğuydu. Şimdi o son disiplin kırıntısı da yok olup gidiyor. Üretmeye değil, birilerini beslemeye dayanan Sarayın rant ekonomisi, hazıra dağ dayanmaz misali doğal olarak bütçe dengelerini de bozdu!

Peki bu durum nasıl ortaya çıktı? Ekonomi yönetilmiyor, uygulanan ekonomi politikaları palyatif tedbirlerin ötesine geçmiyor. Bugün yaşanan kara tablo hukuksuzluğunun, kuralsız ve kurumsuz yönetim anlayışının sonucudur. Saray şimdi kendi yarattığı bu ekonomik maliyetin yükünü bir kez daha vatandaşa yüklüyor. Yani meselenin iki ayağı var:

  1. Saray rejimi, demokrasiyi ve kurumları yok ettikçe ekonomi çöküyor.
  2. Ekonomi çökerken açık bir sınıfsal tercih yapılıyor ve kısıtlı kaynak emekçinin cebinden alınıp yandaş sermayenin cebine konuluyor.

Ortaya çıkan yıkımın sonucunda bugün yine palyatif çözümlere başvuruluyor. Enflasyon vergisi, MTV, kira geliri üzerinden uygulanacak vergi de bunların her biri vatandaşa Saray vergisidir. Ne yazık ki enflasyondaki artış kalıcı gözükmeye başladı. Öyle görünüyor ki çift haneli enflasyon uzun süre ülkede kalıcı olacak. Ulaştırma, eğitim gibi 80 milyon için elzem kalemlerdeki enflasyon artışında bugünkü saray rejiminin etkisini görüyoruz. Gündeme getirdikleri torba yasa yine iktidarlarını kurtarmak uğruna 80 milyonu batırmak anlamına geliyor. Meclisi hiçe sayan hukuksuz bir torba yasayla ek borçlanma yetkisi alıyorlar. 2000’lerin başında yasal düzenlemelerle getirilen mali disiplin tamamen ortadan kaldırıyor. 80 milyonu 53 milyarı aşan tutarda borçlandırdılar. Bu da yetmedi şimdi ek vergilerle 37 milyar daha borçlandıracaklar. Üstelik de bunu yaparken yasayı da Meclis’i de tanımıyorlar.

2000’lerin başında kurumsal reformlarda Merkez Bankası bağımsız kılınmış, önemini ortaya koyan bir çerçeve uygulanmaya başlanmıştı. Şimdi zaten bağımsızlığını katlettikleri Merkez Bankası’nın denetim kurulunu da kapatıyorlar. Dertleri her şeyi kuralsız denetimsiz yapmaktır.

Yandaşlara kaynak aktarmak için adına Varlık Fonu denen bir paralel hazine kurdular. Şimdi paralel hazine, gerçek Hazine’nin kaynağına, 80 milyonun vergisiyle oluşan Hazine kaynağına el koyuyor.

Zaten perişan olan vatandaşı yeni vergilerle daha da perişan edecekler. Motorlu Taşıt Vergisi’nde Bakanın bile bilmediği miktarda bir vergi artışı getirdiler. Dar ve orta gelirli, memuru, işçiyi gelir vergisi artışı ile eziyorlar. İnternetle dünyaya bağlanan gençlere, girişimcilere, ev kadınlarına bu özgürlüklerini ortadan kaldıracak vergiler getiriyorlar.

Ekonomi keyfiyet kaldırmaz. Ekonomi kuralsızlıkla yürümez. Ekonomi kurumsal yapılar çökerse çökmeye mahkumdur. Saray rejimi varlığını sürdürebilmek için kendi yandaş çarklarını çevirmek zorunda. Peki nasıl dönecek bu çark? Nereden gelecek bu değirmenin suyu. Tabi emekçinin cebinden alacaklar. Rejimin bu tercihi nedeniyle:

Bir yandan dolaylı vergiler ve gelir vergisinin orta sınıfları ilgilendiren kısmı arttırılırken, aynı anda hiç utanmadan bazı şirketlerin vergi cezaları sıfırlanıyor.

Memura yok hükmünde bir zam vermek için sarı sendikalarla tiyatro oynanırken, öte yandan yandaş müteahhitlere, danışmanlık şirketlerine bütçeden milyonlar aktarılıyor.

Kadrolaşma hızla artıyor. Bugün kurumların ortadan kaldırıldığı bir düzen liyakatin yerine sadakati koyuyor. Sadakati de ülke sevgisi üzerinden değil partizanlık üzerinden tarif ediyor. Ekonomide ortaya çıkan tahribatın bir sebebi de budu. 

Keyfiyet ve kuralsızlık varsa ekonomi yürümez. Milli Eğitim Bakanı’nın eğitim politikasından, Ekonomiden Sorumlu Bakanın vergiden haberi olmadığı, yasayla yapılacak ek bütçenin torbaya sokulduğu yerde ne istihdam olur, ne kalkınma, ne de bütçe dengesi. Demokrasi yoksa istikrar, istikrar yoksa güven, güven yoksa kalkınma olmaz.

 

Burhan Özfatura(Hesap Uzmanı):Ne yazık ki iktidar ne ekonomi ne maliye politikaları konusunda başarılı değil. Hataları üst üste yapıyor. Vergi toplamanın temeli vatandaşa, toplanan verginin verimli ve hayırlı işlerde harcandığını anlatabilmekten geçiyor. 53 yıldır vergi dünyasının içindeyim. Bütün dünyada oranlar artıkça vergiye vergi kaçağı da artar. Türkiye işin en kolayına gidiyor ve dolaylı vergi topluyor. Gelir ve kurumlar vergisi tahsilatı fevkalade komik rakamlarda. Çok ciddi bir vergi reformu yapmak gerekirken AKP iktidarı hep işin kolayına kaçıyor. Eğer dürüst israftan, yolsuzluk, gösterişten uzak bir harcama politikası izlense bütçenin en az üçte biri kadar tasarruf edilir. Büyük bir lüks ve saltanat var. Toplum buna karşı büyük bir tepki içinde. Halkın zekâsı ile oynanıyor. MTV’ye yüzde 40 zam yaptık diniliyor. Yüzde 25’e indiriliyor. Akıllarınca Cumhurbaşkanı’na prestij sağlayacaklar. Bu hükümet Cumhurbaşkanı’nın izni olmadan, haberi olmadan yüzde 40 MTV’yi artırabilir mi? Yüzde 25’te çok yüksek. Zaten araç alırken fiyatı kadar da vergi ödeniyor. ÖTV’nin de vergisi ödeniyor. A’dan Z’ye hatalı bir vergi politikası var. İnanılmaz bir kayıt dışılık var. Vatandaşın sırtına binen bir adaletsiz uygulama var.

Bu politikalarla enflasyon düşmez. Enflasyonun düşmesi için tasarruf, yatırım ve üretim lazım. Faizler de düşmez. Faiz talimatla hiç düşmez, kimse kendisini kandırmasın. Bu kadar bütçe açığı bu ödemeler dengesi açığı ile enflasyonu düşüremezsiniz. Yapılması gereken üretim ve üretime dönük yatırımlardır.”

 

EKONOMİ POLİTİKASINDA METAL YORGUNLUK

Mustafa Saim Uysal (Yeminli Mali Müşavir)

Enflasyon artışı

Geçen haftaki yazımızda Orta Vadeli Plan’daki tutarsızlık ve çelişkilere değinmiştik. Eylül 2017 enflasyon rakamları açıklandı. Yıllık enflasyon (TÜFE) % 11.20 ile yüksek kalmaya deva ediyor. Çekirdek enflasyon (Gıda ve içecek, içki, sigara, altın fiyatları artışları hariç) %10.98 ile 2004 sonrası yani 13 yılın en yüksek seviyesi. Üretici fiyatlarındaki artışı gösteren ÜFE ise % 16.3 ile 2008 yılından bu yana yani dokuz yılın en yüksek oranına çok yakın. Tüketici fiyatlarındaki en yüksek artış kalemleri eğitim ve ulaştırma hizmetleri.

Merkez Bankası, bu enflasyon gelişmelerine ilişkin duyurusunda; “mevsimsellikten arındırılmış verilerle çekirdek enflasyon göstergelerinin üç aylık ortalamaları incelendiğinde, enflasyonun ana eğilimindeki yükselişin Eylül ayında da sürdüğünün” gözlendiğini belirtmiş bulunmaktadır.

Üretici fiyatlarındaki yükselişin devam ediyor olması henüz kur geçişkenliğinin tamamen tüketici fiyatlarında yansımadığını gösteriyor. Talep koşullarının elverişli olması durumunda bu yansıma gerçekleşecek.

Dokuz aylık TÜFE artışının % 7.29 olduğunu göz önüne alacak olursak geçen haftaki OVP da yıl sonu enflasyon tahmini olarak gösterilen % 9.5’un tutturulması şimdiden zorlaştı. Zira yılın son üç ayındaki toplam fiyat artışını bu koşullarda %2.43 te tutmak mümkün değil. Yılsonunu çift haneli ile kapatacağız.

Aslında yılın son ayından itibaren 2018 in ilk çeyreğinde enflasyonu baz etkisiyle düşürebilmek mümkün. Ancak gerek büyüme politikası, gerekse gevşek maliye politikası bu düşürmeye izin vermeyecek gibi görünüyor. Ayrıca KGF kefaleti ile genişletilen kredi arzı da enflasyonun düşürülmesini zorlaştırıyor.

2016 son çeyreğinden itibaren fiyatlama davranışları bozuluyor. Enflasyon sepetindeki kalemlerin yaklaşık üçte ikisinin fiyatları sürekli artıyor. Bu da ÜFE geçişkenliğinin hala devam ettiğini gösteriyor.

Orta Vadeli Program % 5.5 büyümenin % 7, % 6 ve % 5 enflasyonla gerçekleştireceğini öngörüyor. Bu, iki yönden imkansız. Birincisi, potansiyel büyümenin ne olduğu belirsiz Eski milli gelir hesaplamalarına göre potansiyel büyüme uzun yıllar ortalaması % 4.9. Ancak, yeni serilerle bu oran nedir, açıklanmadığı için bilmiyoruz. Eğer potansiyel büyüme oranı son yıllardaki düşüşe paralel % 3’ler civarındaysa % 5.5 büyüme kesinlikle talep artışı yaratacak ve enflasyon yüksek kalmaya devam edecek. İkincisi gevşek maliye politikası ve genişleyen kredi arzıyla enflasyonu düşürmek zor, neredeyse imkansız.

Bu açıdan Orta Vadeli Programın hazırlanışında tutarsız planlama ve hesaplamalar olduğunu görüyoruz. Ülkemizdeki dolarizasyon gerçeği ve kur değişkenliğinin fiyatlara aktarımı hususlarını göz önüne alacak olursak programdaki % 4’ler civarındaki kur artışı öngörüsü hayali gibi.

Vergi artışlarından bazılarının tekrar kısmen geriye alınmaları da programın bir başka yönden hesaplama stratejilerinin hatalı olduğunu açıklıyor. Nitekim Sn. Cumhurbaşkanı bu konuda Meclis açılış konuşmasında eleştiride bulundu.

Bütün bu çelişki ve tutarsızlıkların nedeninin 2013 yılından sonra başlayan ekonomi politikasındaki değişim ve yorgunluklar olduğunu düşünüyoruz. Küresel ekonomik koşulların gidişatında pasif bir politika izlemek bu sonuçları yaratıyor.

Enflasyonu önleme politikaları tespit edilirken daha gerçekçi olmamız gerekiyor. Döviz giderimizin döviz gelirimizden fazla olduğu, üretimimizin de ithalata bağımlılığının gittikçe arttığı, döviz kuru değişkenliğinin eninde sonunda fiyatlara yansıyacağı parametrelerini daima göz önünde tutmalıyız.

Bütçe açığı artışı

Merkezi Yönetim Bütçe Açığının GSYİH’ya oranı 2016 yılında % 11 iken 2017 yılını % 2 oranıyla kapatması beklenmektedir. (Orta Vadeli Program) Bunun nedeni, kamu harcamalarında sosyal güvenlik, savunma harcamaları artışından kaynaklanıyor. Bunlara ilaveten kredi genişlemesine verilen desteklerin 2018 den itibaren devreye girmesi bu harcama potansiyelini ayrıca arttıracaktır.

Ağustos ayında bütçe harcamaları geçen yılın aynı ayına kıyasla % 24.4 oranında artarken bütçe gelirlerinin aynı dönemdeki artış oranı ancak %12 oranında kalmıştır. Yine aynı dönemde faiz dışı fazla % 46.1 oranında daralarak 8.4 milyar TL’den 4.6 milyar TL düzeyine inmiştir.

Dahilde alınan vergilerde zayıf görünüm devam etmiştir. Bu dönemde harcamalardaki % 22.4’lük artışı 9.4 puanı cari transferlerden 5.8 puanı ise gayrimenkul sermaye ve üretim giderlerinden oluşmuştur.

Görüldüğü üzere gelirler daha düşük, giderler daha yüksek oranda artmakta, dolayısıyla faiz dışı fazla da yaklaşık yarıya inmiş bulunmaktadır. Bu nedenle yıl sonunda bütçe açığı /GSYİH’nın geçen yıla (% 1.1) göre yaklaşık bir misli artarak %2’ye yükselmesi beklenmektedir. Kuşkusuz, güvenlik ve büyüme amaçlı harcamaların bunda katkısı büyüktür.

Orta Vadeli Programa göre vergi artışları planlamasına rağmen, vergi barışı hasılatlarının arızi olarak bu rakamlarda yer almasına rağmen bütçe açığı devam etmiştir.

Borçlanma’daki artış

Hazine Müsteşarlığının yayınladığı istatistiklere göre 2017 1.çeyreğindeki kamu net borç stoku 232.6 milyar TL’den 2. çeyrek sonu itibariyle 236.8 milyar TL’ye yükselmiştir.

2015 yılında 161 milyar TL’ye kadar düşen kamu net borcu 2016 yılından itibaren artmaya devam etmiş 2016 sonu itibariyle 219.2 milyar TL olan borç 2017/6 ay itibariyle 236.8 milyar TL’ye ulaşmıştır. 2013 sonu itibariyle sıfıra inen reel borçlanma faiz oranı 2017 yılında tekrar %2 ler civarına yükselmiştir.

Ülkemizin Brüt dış borç stoku ise 2016 sonu itibariyle (119.8 i kamu 283.8’i Özel sektöre ait olmak üzere toplam) 403.6 milyar dolar iken 2017 2.çeyrek itibariyle (129.3 milyar doları kamu 302.2 milyar doları özel sektöre ait olmak üzere toplam) 532.4 milyar dolara yükselmiş bulunmaktadır. Türkiye Brüt Dış Borç stoku / GSYİH oranı 2011 yılında % 36.5 iken 2017 2.çeyreğinde % 51.8’e yükselmiş bulunmaktadır. Borçların bu artışının yansımasını borç servisi oranlarında da görüyoruz. Bu oran % 140’ları aşmış durumdadır. Yani 100 lira ödeme yapılırken 140 lira borçlanılmaktadır.

Borçlanma konusuna değinmişken bir hususu daha burada belirtmekte yarar var. Kamu Finansman ve Borç Yönetimi yasasına göre kamunun ne kadar borçlanma yapabileceği koşullarıyla bu yasada belirtiliyor. Bu imkanların dışında limitin arttırılamayacağı hükme bağlanıyor. Bu yasaya göre bu seneki borçlanma limiti ek imkanlarda 52.3 milyar TL dir. Ancak Hazine’nin ihtiyacı bu rakamdan da fazla olduğundan torba yasa değişikliği ile 37 milyar TL daha borçlanabileceği hükmü getiriliyor. Burada yapılması gereken ek bütçe yasası ile yeni bütçe açığı büyüklüğünü belirlemek olmalıydı. Aksi halde hukuki tartışmalar söz konusu olacaktır.

Küresel sermaye hareketlerinin elverişli olduğu ortamı maalesef kötü harcadık. 2009 sonrası gayri safi sabit sermaye oluşumunu azalttık, inşaat yatırımlarını sürekli arttırdık. Bu nedenle ihracatımız yaklaşık beş yıldır 150 milyar dolarlar civarında seyrediyor. Tasarruf açığı olan ülkemizde kalkınmanın finansmanı için yabancı kaynağa muhtacız. FED ve AMB ‘nın normalleşme koşullarını arttırdığı anda şimdi yüksek diye eleştirdiğimiz bu faizleri daha da yükseltmek zorunda kalabiliriz. Faiz konusunda yapılan eleştirileri öncelikle enflasyon konusunda yapmalıyız. Enflasyonu çözmeden hiçbir şey yapamayız. Bunu çözmenin yolu da sadece konuyu Merkez Bankasına yüklemekten geçmez. Kuşkusuz etkin para ve maliye politikalarının yanında katma değeri yüksek üretime odaklanmak, yapısal reformları tamamlamak (eğitim, vergi, hukuk vs)  ve verimliliğimizi arttırmak, daha tutarlı, daha gerçekçi orta vadeli programlar yapmalıyız.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Piyasalar bu orana pek inanmış görünmüyor. Üstelik TÜİK’in hesaplamada kullandığı yeni metot ile ilgili soru işaretleri ortadan kalkmadı. GÖZLEM, uzmanlara “Büyüme rak...

İkili ilişkilerde giderek artan çelişkiler ve “aylık / haftalık / günlük” önemli değişiklikler, Türk Dış Politikasını tartışılır hâle getirdi. GÖZLEM konuyu masaya yat...

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, ülkenin içinde bulunduğu iç ve dış sorunlar ve gündemdeki başlıca konularla ilgili sorularını cevaplandırdı. İşte görüşleri…

GÖZLEM, “Dış borç, yüzde 51.8 ile milli gelirin yarısını geçince ve yüksek risk ortaya çıkınca” konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

ABD’nin Türk vatandaşlarını cezalandıran “vize” kararına tepki gösteren uzmanlar, krizin 'geçici' olduğunda birleşirlerken, “ilişkilerin giderek zayıfladığı” noktasına...

Milli Eğitim Bakanlığı'ndan üst üste atılan yeni adımlar “laik bir hukuk devleti olan” Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarını, başta veliler olmak üzere tedirgin ediyo...