Enflasyonun önlenemeyen yükselişi devam ediyor

10.11.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM, 80 milyonu “doğrudan” ilgilendiren bu konu ile ilgili olarak “Neden” ve “Ne yapılmalı” sorusunu uzmanlara sordu. İşte Prof. Dr. Muzaffer Demirci’nin, Prof. Dr. Esfender Korkmaz’ın ve Mustafa Günenç’in görüşleri…

Döviz artınca enflasyon, enflasyon artınca döviz fiyatı artıyor. Türkiye’de son dönemde her ikisi de hızlı yükseliyor. Bu da özellikle işçi, memur, emekli, dul ve yetim aylığı alanların alım gücünü her ay daha da düşüyor. Yükselen döviz ve enflasyonla dar gelirli her geçen gün daha da fakirleşirken, hükümet kanadında ise her şey güllük gülistanlık gibi gösteriliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre Ekim ayında yıllık enflasyon yüzde 11,90 oldu. Enflasyon bu yılın Mart ayında yüzde 11’in üzerine çıkmıştı. Temmuzda yüzde 10’un altına inince düşüyor diye sevindik. Ağustosta yine yükselerek 10.68’e çıktı. Eylülde yüzde 11.20’ye tırmandı, ekimde ise yüzde 11.90’a çıkarak son 9 yılın zirvesine oturdu. Bu oran vatandaşın alım gücünün bir yıl öncesine göre yüzde 11.90 düşmesi anlamına geliyor.

Ekimde çekirdek TÜFE yüzde 10.98’den yüzde 11.82’ye yükseldi. ÜFE ise Ekim’de yüzde 1.71 artarak yıllık üretici fiyatlarını yüzde 17.28’e taşıdı. Geçen sene  Ekim ayında, ÜFE oranı yüzde 2.84 idi.  Ekim ayında enflasyonun yüzde 12’ye yaklaştığını gören Merkez Bankası, 2017 yılı enflasyon tahminini yüzde 8,7'den yüzde 9,8'e çıkardı. Daha önce açıkladığı 2017 enflasyon tahminine 1.1 puan, 2018 tahminine 0.6 puan ekleme yaptı.

Tüketiciyi en çok ilgilendiren, gıda ve alkolsüz içecekler sepetindeki artış oldu. Mutfakta kullanılan bu ürünlerin fiyatında yıllık artış Ekim ayında yüzde 12.74 oldu. Ulaştırma harcamalarındaki fiyat artışı gıdayı geçerek yıllık artış yüzde 16.79’a çıktı. Ülke genelinde tüketim harcamalarında gıdanın payı yüzde 21.77, ulaştırmanın payı yüzde 16.31 oranında. Yani vatandaş kazandığı her 100 liranın 21,77 lirasını mutfağa, 16,31 lirasını da ulaşıma harcıyor. Giyim ve ayakkabıda da yıllık artış yüksek yüzde 11.42 oldu. Vatandaş sadece bu üç kaleme her 100 liranın 49.5 lirasını harcıyor.

Tüketici fiyatlarının artışının arkasında üretici fiyatları artışı var. Ekim ayı itibariyle üretici fiyatları yüzde 17.28 oranında arttı. Üretici fiyatındaki bu artış tüketici fiyatlarına yüzde 11.90 olarak yansıdı. Bu da yaşanan Ekim ayında yaşanan enflasyonun talep enflasyonu değil, maliyet enflasyonu olduğunu gösteriyor. Yine Ekim ayında İmalat sanayinde ÜFE oranı yüzde 18.86 ve ara malında ÜFE oranı yüzde 24.30 oldu. Üretimde girdi olarak kullanılan ithal aramalı ve hammadde oranı yüksek olduğu için, kur arttıkça üretim maliyetleri de artıyor. Üretici fiyatı sonunda mutlaka tüketici fiyatına yansır. Talep yetersizliğinden henüz tüketici fiyatına yansıyamayan üretici fiyatları gelecek için büyük risk oluşturuyor. Prof. Dr. Esfender Korkmaz’a göre asıl sorun ekim ayında ÜFE'nin bir yıl öncesine göre yüzde 600 oranında artmasıdır. Korkmaz, “ÜFE'de bu kadar yüksek kırılganlık, istikrar sorununun kontrolden çıktığına işaret” olarak yorumluyor.

 

Ekim ayı enflasyon göstergeleri    

 

2016                      2017                                          

           Yıllık      Aylık      Yıllık     Aylık 

TÜFE            1.44        7.16        2.08       11.90

12 aylık ort.     -            7.89           -         10.37

Çekirdek        1.61        7.04        2.37       11.82

Gıda               1.76        5.20        1.97       12.97 

ÜFE                0.84       2.84        1.71       17.28

12 aylık ort.        -         3.83          -          14.47

İmalat              0.93       4.37       1.68       18.86

Aramalı           1.14       3.65       2.23       24.30

Enerji               2.35       - 5.25     3.44       12.39 

(Esfender Korkmaz’dan alınmıştır)

 

 

TCMB “YUKARI YÖNLÜ” REVİZE ETMİŞTİ

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya, ekim ayı sonlarında yaptığı enflasyon raporu sunumunda enflasyon tahminlerini yukarı yönlü revize etti. Çetinkaya, “Enflasyonun, yüzde 70 olasılıkla, 2017 yılı sonunda orta noktası yüzde 9,8 olmak üzere yüzde 9,3 ile yüzde 10,3 aralığında, 2018 yılı sonunda ise orta noktası yüzde 7 olmak üzere yüzde 5,5 ile yüzde 8,5 aralığında gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz.” ifadelerini kullanmıştı.

Bir süre önce açıklanan Orta Vadeli Program’a göre yıl sonunda enflasyonun yüzde 9.5’e inmesi, 2018 yılı sonunda ise yüzde 7.0’ye çekilmesi öngörülmüştü. Ne var ki eylül fiyat artışları enflasyonda beklenen hedeflere ulaşmanın güç olduğunu işaret ediyor.

 

 

 

“TÜRKİYE ENFLASYON VE CARİ AÇIKTAN KURTULAMADI”

Muzaffer Demirci (Prof. Dr.): Türkiye ekonomisinin 2 yumuşak karnı var. Biri enflasyon, diğeri de dış cari açıktır. Bu iki sorunu yıllarca çözememiş bir ülkeyiz. Bunlar birbirini tetikleyen iki konudur. Hükümet, enflasyon hedeflerini sürekli revize ediyor ama bir türlü hedefini tutturamıyor. Enflasyon hedefinin tutturulamaması ise dar gelirlinin aşına, ekmeğine, işine, sağlığına olumsuz etkisi oluyor. Vatandaşın refahını artırıcı yönünde tedbirler alması gerekir. Döviz açığı ve ülke içerisindeki siyasal güvensizlik kuru artırıyor. Kur artışı da içerde enflasyonu ve faizi yükseltiyor. Artan enflasyon tekrar kuru yükseltiyor. Bu kısır döngü içerisinde Türkiye sorununu bir türlü çözemiyor. Merkez Bankası’nın efektif döviz kuru endeksi geçen ay 13 yıl sonraki ilk dibi gördü. Önümüzdeki ay bunun daha da altına ineceği açık. Çünkü dolar ve euro sepetinin daha üste taşıyarak reel döviz endeksini 87’nin de altına düşürecek. Bu ekonomik açıdan ülkenin zor duruma düştüğünün göstergesidir.

Tüketici fiyatları endeksi ekim ayında 11.90, üretici fiyatları da yüzde 17.28’e oldu. Dövizin TL karşısında son dönemde TL karşısında yüzde 20’nin üzerinde değer kazanması, üretimde ithal girdi kullanan firmalara ek maliyet getiriyor. Ara malları grubunda ÜFE ekim ayında yüzde 24 oldu. İthal girdi kullanan firmaların dövizden kaynaklanan maliyeti fiyatlarına yansıtması durumunda ÜFE’yi daha da yükseltir. Türkiye’deki sorun ara malları ithalatının ağırlık taşıması. Bundan kurtulmanın yolu ara mallarını ithal etme yerine ülke içinde üretimini artırmak. Hükümetin ara malları için gerekli teşvikleri vererek üretimini artırarak cari açığını da yavaş yavaş sorun olmaktan çıkarması gerekir. Tüketime dayalı bir ekonomik model yerine kendi malını üreten bir ekonomik modele geçmek hem enflasyon balonunu hem de döviz açığını giderebilecek bir aracı olabilecektir.”

 

“BİR DE GİZLİ ENFLASYON VAR”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) - Türkiye’de bir Türkiye İstatistik Kurumunun ilan ettiği enflasyon var. Bir de ilan edilmeyen, fakir –fukarayı, işçiyi, memuru ve çiftçiyi etkileyen gizlenen enflasyon var.

Gizlenen Enflasyon nedir: Gıdanın tüketici sepeti içindeki ağırlığı yüzde 21,6’dir. Oysaki işçi – memur ve fakir halkın gelirinin önemli bir kısmı gıdaya ve kiraya gidiyor.  Gıdada fiyat artışı daha yüksek olduğu için, işçi – memur ve orta sınıf ile daha düşük gelire sahip halkı etkileyen enflasyon oranı da düşük çıkıyor. Gerçekte bir “GEÇİNME ENDEKSİ” hazırlanırsa bu sınıfların enflasyonun daha yüksek olduğu görülür. Geçinme endeksine göre değil de ortalama TÜFE’ye göre maaş ve ücret artışı yapılırsa, ayrıca çiftçi desteklerinde ilan edilen enflasyon kriter olarak alınırsa, elbette bu kesimlerin reel geliri düşecektir. TÜİK’in gelir dağılımı araştırması da bu durumu gösteriyor.

Çalışanların maaş ve ücret olarak gelirden aldıkları pay:

                                                       2015                2016              Değişme %

En fakir    (yüzde 20)                     37.3                  39.7                    2.4

En zengin (yüzde 20)                     52.4                  51.4                 - 1.0

 

Fiilen 2016 yılında 2015 yılına göre, memurların fakir kesim içindeki payı artmış. Türkiye de üretim yüzde 50’nin üstünde ithal ara malına bağımlıdır. Kur artışı enflasyon yaratıyor. Enflasyon da gelir dağılımını bozuyor.

 

 

 

 

“VASITALI VERGİ PAYI AZALTILMALIDIR!..” 

Mustafa Günenç (Emekli Banka Genel Müdürü) - Enflasyonun içinde olan ülkenin iki büyük sorunu daha var; cari açık ve gelir dağılımı. Reel ekonomi politikası değiştirilerek sanayi ihracat eksenine çekilmeli. İnşaata dayalı büyüme hem gelir uçurumunu arttırdı, hem bireysel borçlanmayı artırdı, hem de sonu fiyaskoya doğru gidiyor. Geçmişimizde 1954 -1958 arası iyi incelenmeli.

Vasıtasız vergi oranı payının en az yüzde 50’ye yükseltilmesi şart. Girdilerin maliyeti vasıtalı vergiler sebebiyle üreteni rekabetten uzaklaştırıyor. İthalat tablosuna baktığımızda en büyük kalemlerden birini, enerji de dahil ara malı oluşturuyor. Neden bunu üretim alanlarına 1960’ların ikinci yarısı, 1970’lerin ilk yarısı gibi teşvik verilmiyor? Mevcut teşviklerde de objektif davranıldığından emin değilim.

Sabit gelirliler yıllardır ülke gelirinden daha az pay almaya artan bir oranda devam ediyorlar. Kira gelirlerinde bile tırpan yapılıyor. Yıllardır üretim zincirinin en alt halkası eziliyor. Örneğin çiftçinin elde ettiği gelir. Peki çare nedir?

* Sabit gelirliye işçi, memur, emeklinin, serbest piyasada alt gelir grubunun –ki toplumun çimentosudur onlar- esnaf ve sanatkarın enflasyona karşı lafla değil, gerçekten korunarak satın alma güçlerinin artırılması. Yerli sanayiye teşvik verilerek ara malı ithalatının azaltılması; ki, bu aynı zamanda istihdama da katkı yapar.

* Vasıtalı vergilerin payının azaltılması, vasıtasız vergi tahsilâtına azami önem gösterilmesi.

* Vergi, sigorta, trafik cezası gibi aflardan vazgeçilmesi, devletin alacağının gecikmeden tahsil edilmesi.

* Üreticinin ürününü değerinden satılmasının sağlanması. Örnek; hâllere giriş çıkışlarda disiplin sağlanması, etiket kanununa harfiyen uyulması, üretici pazarlarında hâlden çıkan malların sattırılmaması. 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Hükümetten gelen “pembe” açıklamalarla giderek artan ve büyüyen sorunların çözülemeyeceğini belirten uzmanlar, “Gecikilmemeli” diyorlar. İşte görüşleri.

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. Yanıtlar, AKP ve MHP için “yapılmakta olan kamuoyu araştırmalardaki oy oranlarına uygun” oldu

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, Türkiye’nin gündemindeki iç ve dış olaylarla ilgili sorularını cevapladı. Özellikle MHP ve Bahçeli hakkındaki analizleri alt...

Yerli otomobil üretecek fabrikanın İzmir’de kurulması için başlatılan girişim, kent genelinde büyük destek gördü. Siemens’in kuracağı rüzgar tribünleri fabrikasın da İ...

GÖZLEM, “Anayasaya aykırılık ve suç duyurusu” iddialarını masaya yatırdı, işte uzman görüşleri…

Ekim ayında endeks 65.7’ye düştü. GÖZLEM, “düşüşü ve sebeplerini” masaya yatırdı. İşte Ali Nail Kubalı’nın, Prof. Esfender Korkmaz’ın ve Prof. Muzaffer Demirci’nin gör...