Türkiye'ye Uygun Seçim Sistemi Önerisi (2)

1.12.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Prof. Dr. Fevzi Demir’in araştırmasının ikinci bölümü: “Yüz milletvekili partilerin ülkede aldıkları oylara göre kontenjandan dağıtılmalıdır”

Anayasamızda 1995 yılında yapılan değişiklikle milletvekili sayısının 450'den 550'ye ve bilahare 600’e çıkarılması, nüfus sayımız ve nüfus artış oranımız göz önünde bulundurulacak olursa yerinde ve uygundur (4121 ve 6771 s.k. değişik md.75). Bununla birlikte, 600 milletvekilliğinden 100 milletvekilinin "Kontenjan Milletvekilliği" adı altında siyasi partilerin %10 barajına takılmaksızın ülke düzeyinde aldıkları oy oranları göz önünde bulundurularak Parti Genel Merkezlerince belirlenen listeler üzerinden seçilmesi “anayasanın temsilde adalet” ilkesinin uygulanmasına sağlayacağı katkı nedeniyle daha doğru olur.

Parti Genel Merkezlerince konularında iyi yetişmiş uzman kişiler arasından tespit edilen ve seçimlerden önce veya sonra Yüksek Seçim Kuruluna takdim edilen "kontenjan milletvekilliği" listeleri, siyasi partilerin ülke düzeyinde aldıkları toplam geçerli oylar esas alınarak, nispi temsil sistemine göre seçilecek kişiler arasında paylaşılacaktır. Böylece, ister iktidarda ister muhalefette olsun, parlamentoda yapılan görüşmelere belirli bir düzey ve kalite getirilirken, ele alınan kanun teklif ve tasarılarının daha az hatalı çıkması da sağlanabilecektir. Öyle ki, konularında uzman kontenjan milletvekilleri sayesinde komisyon ve genel kurullarda yapılan görüşmelerde kamuoyunun daha doğru bilgilendirilmesi ve bunun sonucu TBMM'nin itibarının çok daha yukarılara çekilmesi mümkün olacaktır.

Üstelik, “ülke seçim çevresinde” herhangi bir baraj uygulamasının yapılmayacağı "kontenjan milletvekilliği" ihdası, Anayasamızda öngörülen "temsilde adalet" ilkesine de yanıt verecek; ülke düzeyinde yüzde bir (%1) oy oranına ulaşan her siyasal hareket, 100 milletvekilliğinin paylaşımında en az 1 milletvekilliğiyle Parlamento'da temsil imkânına kavuşmuş olacaktır. Bu nedenle, “ülke seçim çevresi milletvekilliği” ile ilgili son Anayasa Mahkemesi kararındaki gerekçe ve görüşlere katılmıyor; gerekirse bu konuda Anayasa'da bir değişiklik yapılmasını zorunlu görüyoruz. Bununla birlikte, "kontenjan milletvekilliği" ihdasının, illerden gelen milletvekillerinin konunun uzmanı olmadıkları gerekçesiyle genel kurula devam etmemesi gibi bir sonuç doğurmaması gerekmektedir. Bu nedenle, milletvekillerinin Meclis'e devamlarıyla ilgili Anayasa (md. 84) ve İçtüzük (md. 114) hükümleri aynen korunmalıdır.

Böylece önerdiğimiz ve ısrarla üzerinde durduğumuz (%1) “kontenjan barajlı” ve %10 “ülke barajlı” seçim sisteminin, ülkenin içinden geçtiği zor koşulların aşılmasını imkânsız kılacak, sorunların çözümünü çok değişik fikir çatışmaları ve tartışmaları içinde "ortada bırakacak" bir seçim sistemi olmadığı ortaya çıkmış olmaktadır. Mevcut %10 barajlı sistemin ortaya çıkardığı tek sakınca, “temsilde adalet” ilkesini göz ardı etmesinden kaynaklanmaktadır. Öyle ki, mevcut sistem %35’ler civarındaki bir oy oranıyla neredeyse tek başına Meclis’te Anayasayı değiştirme olanağını bile sağlayabilmektedir. Bunun da sebebi, yukarıda önerdiğimiz 100 kişilik “kontenjan milletvekilliğinin” sistemde mevcut olmamasıdır. Gerçekten, sisteme 100 milletvekilinin “kontenjandan” dahil edilmesi halinde, 2002 seçimlerinde %1 barajını aşan siyasi partilerden DYP %9.4 oy oranıyla 9 milletvekili, MHP %8.3 oy oranıyla 8 milletvekili, GP %7.2 oy oranı ile 7 milletvekili, DEHAP %6.2 oy oranı ile 6 milletvekili, ANAP %5.1 oy oranı ile 5  milletvekili ve SP %2.5 oy oranı ile 2 milletvekili, toplamda en az 40 milletvekili çıkarabileceklerdi. Bunun, bir yandan “temsilde adalet” ilkesini gerçekleştirirken öte yandan özellikle Anayasa değişikliklerinde daha geniş bir “uzlaşma arayışını” (cosensus) zorunlu kılacağına, tek parti iktidarlarının muhalefeti dikkate almayan “ben yaptım oldu” eğilimlerine engel olacağına kuşku yoktur.    

 

İttifaklara imkân veren bir sistem olmalıdır

 

Mevcut seçim sisteminin bir sakıncası da seçimler öncesinde partiler arası uzlaşma ve anlaşmaya, partilerin “ittifak ederek” birlikte seçimlere katılmasına imkan vermemesidir. Bilindiği gibi, öncelikle Siyasi Partiler Kanunu siyasi partilerin “seçimlerde başka bir partiyi destekleme kararı alamayacaklarını” (SPK md.90/2) hükme bağlamakta; bu hüküm Milletvekili Seçim Kanununun “siyasi partilerin anlaşarak müşterek liste halinde aday gösteremeyeceklerine” (MSK md.16) ilişkin hükümle tamamlanmaktadır.

 Siyasi partiler arası uzlaşmayı ve karşılıklı anlaşarak “ortak projeler” üretmeyi daha seçimlerden önce “yasaklama” çabası içine giren bu hükümlerin, zaten uzlaşması kıt ülkemizde seçim sonrası kurulacak hükümetlerin istikrarlı bir yönetim sergilemesini de güçleştirdiği açıktır. Üstelik demokratik rejimlerin “çatışma” değil “uzlaşma” rejimleri olduğu göz önünde tutulacak olursa, bu hükümlerin ne derece “anti-demokratik” olduğu ve bu nedenle “Anayasaya aykırılığı” (Any. md.2,69/1) bile ileri sürülebilecektir.

Uygulamada, “ülke barajının” altında kalacağını düşünen partilerin uzlaştıkları diğer partilerin “kontenjan” adayları arasında yer alarak bu yasağı “kanuna karşı hile” yoluyla deldiği ve “ihlal” ettiği; birtakım haksızlıklara ve “ikiyüzlü” davranışlara yol açan bu yasağın, siyasi hayatı dejenere ettiği ve hukuka saygıyı da zayıflattığı, hatta zarara uğrattığı bir gerçektir.

İşte bu nedenle, ülkemizde yaşadığımız siyasi partiler arası çatışmalara imkan vermeyeceğine, buna karşılık partiler arası uzlaşmaları kolaylaştıracağına ve ön plana çıkaracağına inandığımız, “ittifaklara” imkan veren “Tek Turlu Birleşik Listeli Nispi Temsil Sisteminin D’Hondt Usulünü” önermiş bulunmaktayız. Anayasamızda yer alan “temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini” de en iyi “bağdaştırabileceğine” (Any. Md.67/8) inandığımız bu sistem, siyasi yelpazenin uçlarında yer alan partileri etkisiz bırakarak merkez partilerinin güçlenmesine yol açan, özellikle siyasi partiler arasında sağladığı “ittifak” imkanı ile ılımlı ve uzlaşmacı demokratik bir siyasi hava yaratmaya aday uygun bir sistemdir. Fransa’da 9 Mayıs 1951 tarihli kanunla kabul edilen bu sisteme, ülke seçim çevresindeki 100 milletvekilinin paylaşımında uygulanan %1’lik “kontenjan barajı” ile il seçim çevrelerindeki milletvekili paylaşımında uygulanan %10’luk “ülke barajının” ilavesiyle, Türkiye’nin özellikle “temsilde adalet ve yönetimde istikrar” ihtiyacına daha iyi cevap verebileceğine inanıyoruz.

Ülkemizde, zaman zaman ileri sürülen “tek isimli iki turlu” seçimler yukarıda belirtilen ve adayların kişisel prestijlerinden kaynaklanan birtakım sakıncalar yarattığı gibi, seçimlerin daha fazla uzamasından kaynaklanan masraflara ve böylece kaynak israfına yol açmaktadır. Buna karşılık önerdiğimiz bu sistem, ikinci bir seçim turu beklemeden partiler arasında yapılacak anlaşmalarla seçimler öncesinde “birleşik listeler” sunulmasına olanak sağlamaktadır. Seçimlere girmeden önce siyasi partilerin hangi partilerle “ittifak ettiklerini” Yüksek Seçim Kuruluna bildirerek seçmen huzuruna çıkan siyasi partiler, kuracakları muhtemel koalisyon hükümetine de seçimler öncesinde bir nevi “güvenoyu” almaktadırlar.

Böylece, seçimlerden önce siyasi partilerin uzlaşarak ülke çıkarları (hükümet programı) üzerinde daha kolay ittifak etmelerini sağlayan; seçimlerde siyasi partilerin birbirlerini karalamalarına değil somut projeler üretmelerine öncelik tanıyan, sundukları projeler üzerinde birleşen partileri kamu oyu önünde angaje eden, kısaca partiler arası uzlaşma ve demokrasi kültürünün nezaket kuralları içinde gelişmesine ve sürdürülmesine imkan sağlayan bu sistem; seçimlerden önce “PKK’dan daha tehlikeli” diyerek suçladığı partiyle daha sonra koalisyon kurulması (1995 – REFAHYOL- Refah Partisi- Doğru Yol Partisi Hükümeti) gibi kamuoyunu “şok eden” gelişmeleri zorlaştırmakta, buna karşılık seçimlerden önce kamu oyu önüne çıkarak onay (güvenoyu) alan birleşmelerin (yönetimlerin)  “istikrarlı” bir şekilde sürdürülmesine ve devamlılığına katkıda bulunmaktadır.

 

Gerçekten, 600 milletvekilinden ülke seçim çevresinden seçilecek 100 milletvekilliği dışında kalan 500 milletvekilliği için il seçim çevrelerinde birleşik listeler sunan partiler, seçmen sayısına göre milletvekili çıkaracak “daraltılmış” il seçim çevrelerinde kullanılan geçerli oyların “salt çoğunluğunu” (yarıdan fazlasını) elde ettikleri takdirde, o çevreden seçilecek bütün milletvekillerine sahip olabilmektedir. Bu yolla “uzlaşmacı” partileri ödüllendiren “çatışmacı” partileri cezalandıran sistem, ülke barajını aşamayan uzlaşmacı partilerin de oylarının dolaylı yoldan değerlendirilmesi sonucunu doğurmaktadır.

Gelecek Hafta

“Tek turlu birleşik listeli nispi temsil sisteminin d’hondt usulü ve uygulaması”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Tartışma sürüyor; uzmanlar, “Ekonomi gerçekten bu oranda büyüdü mü”, yoksa “Ne sihirdir, ne keramet, TÜİK’te midir, marifet” sorularına cevap arıyor. İşte görüşler…

“İran – Türkiye – Irak – Suriye -İsrail – Filistin – Mısır – Suudi Arabistan - Yemen çemberi” kaynıyor, ABD ile Rusya arasında da “Orta doğu satrancı” oynanıyor. Uzman...

GÖZLEM, “Milli Eğitim’deki dini eğitime gidişi” ve “iç barış için” riskler getiren “Özel Halk Harekatı” oluşumunu masaya yatırdı. İşte uzman görüşleri…

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 12,98 ile son 14 yılın rekorunu kırarak, zirve yaptı. Yetkililer artışın geçici olduğunu savunu...

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı. Uzmanlar, “Trump’ın iç politikadaki sıkıntılarını ve İslam ülkeleri arasındaki bölünmeleri” işaret ederek, “Kararın Ortadoğu’da gerilimi ...

Suriye'nin Deyrizor kentinin IŞİD'den temizlenmesine ilişkin açıklamayı Rus komutan ve YPG sözcüsünün birlikte yapması, Türkiye’de tepki yaratırken, yetkililerden ses ...