Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Orta Doğu’da “kim kimle, kim değil” tablosu değişiyor

15.12.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

“İran – Türkiye – Irak – Suriye -İsrail – Filistin – Mısır – Suudi Arabistan - Yemen çemberi” kaynıyor, ABD ile Rusya arasında da “Orta doğu satrancı” oynanıyor. Uzmanlar mevcut tabloyu nasıl yorumluyor? Gözlem sordu, işte cevaplar...

İstanbul'da Suudi Kralı Selman ve Mısır Lideri Sisi olmadan toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Zirvesi'nin sonuç bildirgesinde Doğu Kudüs’ün, Filistin'in başkenti olarak tanınması çağrısı yapıldı. Bu bildirgeye imza atan ülkelerden kaç tanesi imza attıkları bildirgedeki çağrıya uyacak, bunu bilemiyoruz. Ancak Erdoğan’ın “İsrail bir işgal devletidir, İsrail bir terör devletidir” şeklindeki sözlerinin ve zirvenin ardından Türkiye’de yayınlanan gazetelerin görkemli manşetlerinin iç siyasette Erdoğan’a yeni puanlar kazandırdığı çok açık. Bununla birlikte İsrail’i “terör devleti” olarak niteleyen Türkiye Cumhurbaşkanı’nın bu ifadelerinin diplomatik getirilerinin veya götürülerinin ne olacağını yakın, hem de çok yakın gelecek gösterecek.

Zira Türkiye, Afrin bölgesinde Fırat Kalkanı türünde ikinci bir operasyonun hazırlıklarını uzun süredir yapıyor. Bölgede etki alanı en geniş ülkelerin başında da İsrail geliyor. Uzmanlara göre Afrin’e yapılacak bir operasyon, Türkiye’nin en başında çizdiği şablonun bir parçası olmakla beraber ABD ile yaşanan siyasi ve diplomatik krizi askeri bir boyuta taşıma riskini de barındırıyor. Zira ABD, bölgeyi kontrol altında tutan YPG’ye ağır silah ve lojistik desteği veriyor.

Öte yandan Afrin konusunda çok kritik bir noktada bulunan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de “Rusya-İslam Dünyası Stratejik Vizyon Grubu Toplantısı” adı altında ilginç bir açılım gerçekleştirmiş durumda. Afrin’i kontrol eden YPG’nin sözcüsü ile Rus komutanın geçtiğimiz hafta ortaya çıkan fotoğrafı hala tartışılırken, Putin’in Afrin operasyonu konusunda nasıl bir tavır takınacağı belirsizliğini koruyor.

 

 

‘TRUMP’IN KARARI ÇOK CİDDİ SONUÇLAR DOĞURABİLİR’

Onur Öymen (Emekli Büyükelçi): Kudüs ile ilgili olarak Amerika’nın aldığı karar, Ortadoğu’da son zamanlarda yaşanan dramları bile gölgede bırakabilecek ciddi sonuçlar doğurabilir. Trump’ın böyle bir karar almasına yol açan nedenler arasında Amerika’da yaşadığı zorlukları bertaraf etmek için Yahudi lobisinin desteğine duyduğu ihtiyaç ve gündemi değiştirme arzusu olabilir.

Ortadoğu’da bazı taşlar yerinden oynadı. Yemen’de Suudi Arabistan ile İran arasında aracılı bir savaş var. Amerika’nın Suriye’de 13 üssü bulunmakta. Amaçlarının sadece IŞİD’i bertaraf etmek olmadığı anlaşılıyor. Irak’taki peşmergelerin 16 binine Amerika askeri eğitim veriyor. 26 binine gıda, yiyecek ve diğer ihtiyaç malzemesi sağlıyor. 38 binine maaş veriyor. Ayrıca, Almanya’nın peşmergelere silah ve askeri eğitim yardımı var. Bu silahların bir bölümünün orada karaborsaya intikal ettiği belirtiliyor.

Suriye’de Özgür Suriye Ordusuna paralel Özgür Suriye Polisine İngiltere’nin gönderdiği paraların, İslami terör örgütlerine aktarıldığının anlaşılması üzerine İngiltere bu yardımı durdurdu.

Türk-Irak sınırında karşımızda Irak devletinin hiçbir varlığı yok. Suriye’nin kuzeyinde de Türkiye’nin askeri müdahale ile kontrol ettiği el-Bab dışında sınırın neredeyse tamamı PYD terör örgütü tarafından kontrol ediliyor.

Türkiye’nin dış politikada bir kamptan başka bir kampa savrulması doğru değildir. Mesele mensup olduğumuz Batı toplumu içinde Türkiye’nin ağırlığını hissettirmesidir. Bunun için gerekli demokratik reformları hayata geçirmeliyiz.

Başkan Trump’ın Kudüs kararı tek adam idaresinin ne kadar sakıncalı ve tehlikeli olduğunu ortaya koyuyor. Bu bakımdan, Türkiye de bundan gerekli sonuçları çıkartmalı. 2019 yılında bugünkü yönetimin iktidarda kalması halinde, tamamı yürürlüğe girecek olan anayasamızın tek adam idaresine yol açacak özelliklerini düşünerek çalışmalarımızı buna göre yönlendirmeliyiz. Amacımız Meclis’in etkinliğini sağlayacak yeni bir anayasanın hazırlanması olmalıdır.

 

 

‘RUSYA’DAN DESTEK GELİRSE AFRİN OPERASYONU KOLAYLAŞIR’

Prof. Dr. Mehmet Akif Okur (Siyaset Bilimcisi): Suriye'de önümüzdeki dönemin takvimine bakıldığında Türkiye'nin bu bölgede algıladığı tehdidi bertaraf etmek için zamanı kısalıyor. Afrin'e yönelik olası bir harekâta yönelik çok üst düzey hazırlık halinde olduğuna işaret eden haberler var. Türkiye, İdlib operasyonu sırasında da bu yönde hazırlıklarını tahkim etti. Tam da bu noktada Türkiye'nin tercihi, diğer aktörlerle de mutabakata varmak. Türkiye, Fırat Kalkanı Harekâtı'nda sağlanan diplomatik denklemi yeniden kurmaya çalışıyor ancak Fırat Kalkanı Harekâtı sırasında yakaladığı bu ortak anlayışı, sürecin PKK'ya dönük kısmında maalesef göremedi. Bunun sonucundaysa bizler Menbiç'te sorunlar tükenmediğine, orada yaşayanların PKK'nın varlığından rahatsız olduğuna ve zorla askere alınmaya karşı nasıl direnmek zorunda kaldığına tanıklık ediyoruz. Bu noktada Türkiye Rusya'dan Afrin'le ilgili olarak Menbiç tutumundan farklı bir tutum bekliyor. Astana sürecinin parçası olan ve Suriye'nin bütünlüğünü gözeten bir tutum içerisinde olan Türkiye, Afrin operasyonunun da Suriye'nin bütünlüğü vizyonunun bir parçası olduğunun Rusya tarafından da kabullenilmesini bekliyor. Rusya'dan beklenilen böyle bir destek gelirse operasyon kolaylaşır. Bu arada ABD ve PYD'nin devam etmekte olan işbirliği, taktikselliğin ötesinde çeşitli olası senaryolarla açıklanabilir. Süren bu destek, akıllara Suriye'nin yeni çatışmalara tanıklık etme ihtimalini getiriyor. Bunlardan en olası olanı, Suriye'de bulunan İran destekli örgütlere karşı olası bir hamle. Zira İsrail'in İran uzantılı örgütlerin Suriye'den çıkmasını beklediği göz önünde bulundurulduğunda ABD'nin sürece dahil olup olmayacağı önemli bir soru işareti. Eğer çeşitli olasılıklar dahilinde yeni bir çatışma gündemde değilse; ABD PYD'ye olan desteğini derhal kesmeli. Bu şartlar altında kesmezse de Türkiye-ABD ilişkileri daha da fazla gerilecektir.

 

 

‘PUTİN, İSLAM DÜNYASINA ‘GÜVENİLİR MÜTTEFİK’ MESAJI VERİYOR’

Dr. Kerim Has (Moskova Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi): Rusya-İslam Dünyası Stratejik Vizyon Grubu toplantısı ve Putin'in toplantıya gönderdiği mesaj birkaç açıdan önemli. İlk olarak, son yıllarda Ortadoğu politikasının daha aktif hale gelmesiyle Rusya'nın bölgedeki Müslüman nüfusunun ağırlıklı olduğu ülkelerle ilişkilerini de belli bir stratejiyle ele almaya başladığını söylemek mümkün. Özellikle, Ortadoğu'daki terör ve şiddet, Sünni-Şii farklılıkları gibi mezhepsel ayrışmalar, etnik gerginlikler ve siyasi rejimlerin mahiyeti, enerji kaynaklarının paylaşımı ve bölge ülkelerinin denge politikalarındaki rolü gibi hususlar, bölgede daha etkin olmaya çalışan Rusya'nın İslam dünyasını şimdilerde daha bütüncül bir şekilde ele almasını gerektiriyor. Bu anlamda, Rusya'nın son yıllarda bu tarz toplantıları arttırması olumlu bir adım.

İkinci olarak, Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ülkelerle bir İslam dünyasının oluşturulmak istendiği dikkate alındığında, Rusya'nın bu stratejisini bir nevi dünyanın farklı coğrafyalarındaki Müslüman nüfusla diyaloga girme çabası olarak değerlendirebiliriz. Diyalog ise her zaman ‘yumuşak güç’ araçlarına ihtiyaç duyar. Rusya-İslam Dünyası Stratejik Vizyon Grubu da Moskova'nın Müslüman çoğunluklu ülkelere yönelik pozitif anlamda önemli ‘yumuşak güç’ araçlarından biri. Bu toplantılar, ayrıca Rusya'nın 2005 yılında İslam İşbirliği Teşkilatı'na gözlemci üye olmasından sonraki önemli somut açılımlarından.

Üçüncüsü, Putin'in mesajının içeriği. İslam dünyasındaki ülkelerin önemli bir kısmı otoriter rejimlere sahip ve bu rejimlerle halk kitleleri arasında önemli sıkıntıları var ki Arap isyanlarının da bir anlamda çıkış nedeni buydu. Gelinen noktada, Suriye örneğinde olduğu gibi, Rusya'nın diğer ülkelerdeki rejimlerin karakterine yönelik ciddi bir endişe taşıdığını söyleyemeyiz. Bu anlamda, Putin'in açıklamaları bu ülkelerdeki rejimlerin liderlerine bir mesaj olarak okunabilir. Putin, Batı'ya nazaran Rusya'nın daha güvenilir bir müttefik olduğunu vurgulayarak ‘İslam dünyasındaki’ siyasi elitin rejim değişikliğine dair endişelerini gidermeyi amaçlıyor. Putin ayrıca Moskova'nın bu ülkelerle ilişkilerinde rejimin mahiyetine dair bir eleştirisinin olmayacağını ima ediyor.

Dördüncü olarak, Rusya'nın Stratejik Vizyon Grubu olarak adlandırdığı bu yapının çoğunluğu Müslüman ülkelerin halklarıyla ilişkisinin ne derece ‘ortak değerlere’ sahip olacağı hususu önemli bir soru olarak karşımıza çıkıyor ki bu da muhtemelen bu platformun önümüzdeki dönemde üzerinde çalışacağı konuların başında gelecektir. (Sputnik’ten alıntıdır.)

(Engin TATLIBAL) 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek olan seçimle ilgili kararın Meclis’ten çıkmasından hemen sonra, bu soruyu uzmanlara sordu; işte cevapları..

Afrin harekatında haklı ve “insani durum bakımından” çok hassas olan Türkiye’ye karşı, AB’nin 28 ülke imzalı açıklamasını Mehmet Dönmez GÖZLEM için yorumladı.

Çağdaş yerel yönetim anlayışı ile sosyal demokrasi arasında önemli bir yakınlık vardır.

Gözlem Gazetesi yazarı Mali Müşavir I.Burak Oğuz bugünkü yazısında işsizlik konusuna değindi.

Necmettin Erbakan’ın ölümünden sonra “AKP’ye kayan Milli Görüş’ün taban oyunun Temel Karamollaoğlu ile geri dönemeye başladığı” görülüyor. GÖZLEM konuyu uzmanlara sord...

“Doğu Guta’da katliam / Kimyasal Silah / Esad / ABD / Rusya / İran / Türkiye / BM / Fransa / İngiltere / Ceza kesilecek / Füzeler / Uçak gemileri / Denizaltılar / Görü...

Yazarlar
Website Security Test