Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Demokrasi için seçim sistemini değiştirmek yeter mi?

29.12.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Prof. Dr. Fevzi Demir, seçim sisteminden sonra demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru olan siyasi partiler sistemini yazdı. Demir’in yazısının ikinci bölümü: “Çözüm önerileri.”

II- ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

 Siyasi Partiler Kanununda sorunlara parmak basan ve özellikle parti içi demokrasiye çözüm önerileri getiren yeni hükümlerin ve değişikliklerin iki kısımda incelenmesini uygun görüyoruz: Siyasi Parti Üyeliğiyle İlgili Değişiklikler ve Partinin Yönetim ve İşleyişiyle İlgili Değişiklikler

  1. A) Siyasi Parti Üyeliğiyle İlgili Yapılası Gereken Değişiklikler

1-Üyelikle İlgili Sorunlar

Bugünkü Siyasi Partiler Kanununun (SPK) en çok eleştiri toplayan hükmü, “üyeliğe kabul şartları” ile ilgilidir (md.12). “Siyasi parti üyesi olmaya kanuni bir engel hali bulunmayanların üyeliğe kabul şartlarının parti tüzüğünde gösterilmesi” gerektiğini belirten bu hüküm, “tüzükte üyelik için başvuranlar arasında dil, ırk, cinsiyet, din, mezhep, aile, zümre, sınıf ve meslek farkı gözeten hükümler bulunamayacağını” amirdir (md.12/1).

Bununla birlikte, bu hükmün bir anlam taşıyabilmesi için bu yasağa aykırı işlemlerin denetiminin de mümkün olması gerekir. Halbuki, aynı maddenin 2. fıkrasına göre, “siyasi partiler üye olma istemlerini sebep göstermeksizin de reddedebilirler. Ancak, üyeliğe kaydını isteyenin, istemini reddeden teşkilatın bir üst kademesine parti tüzüğünde gösterildiği şekilde itiraz hakkı vardır. İtiraz üzerine verilen karar kesindir”(md.12/2).

Görüldüğü gibi, itiraz üzerine verilen kararın “kesin” olduğunu hükme bağlayan bu hüküm, “sebep göstermeksizin” partiye bir takım kişilerin istenmediği takdirde “keyfi” olarak alınmayabileceğini de öngörmektedir. Bu nedenle, temelde bu hüküm Anayasanın 67 ve 68. madde hükümlerine aykırı düşmektedir. Çünkü Anayasanın bu hükümlerine göre “vatandaşlar… bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde faaliyette bulunma… hakkına sahiptirler” (Any. md.67/1). Bundan başka “vatandaşlar ... usulüne göre partilere girme ve partilerden çıkma hakkına sahiptirler” (Any.md.68/1). Öyleyse, sebep göstermeksizin bir kimsenin siyasi parti üyeliğinin “keyfi” (hukuk dışı) engellenemeyeceği göz önünde tutulacak olursa; üstelik, “itiraz” üzerine verilen “bir üst teşkilatın” kararını “kesin hüküm” sayarak yargı yolunu da kapatan SPK’nın işbu 12/2 hükmünün Anayasaya aykırılığı aşikardır.

Ancak, SPK 12 Eylül sonrası TBMM’nin yerini alan Milli Güvenlik Konseyi tarafından çıkarılan bir kanun olduğu ve yine Anayasaya göre “bu dönem içinde çıkarılan kanunların ... Anayasaya aykırılığı iddia edilemediği” için (Any. Geçici md.15/3), SPK’nın işbu hükmü parlamento tarafından değiştirilmeyi beklemektedir. Bununla birlikte, son olarak 03.10.2001 gün ve 4709 sayılı yasayla yapılan değişiklikle Anayasanın bu Geçici 15/3. maddesi hükmü kaldırılmıştır. Ancak, “iptal davası” açma süresi zaten geçmiş bulunan bu aykırılığın (Any. md.150 ve 152), mağdur olan bir vatandaşın açacağı davada “def’i yoluyla” ileri sürülebileceğini belirtmekle yetinelim.

Hemen ekleyelim ki, esasen tüm tüzel kişilerde olduğu gibi,  ülke siyasetine yönelik belli bir ideoloji ve program çerçevesinde örgütlenen siyasi partilerde de, yapılan üyelik başvurularının kabulünde yönetim kurullarına geniş bir takdir yetkisinin verilmesinde zaruret vardır. Ancak, en azından bu tür başvuruların reddinin “yargı denetimine” bağlanması ve takdir yetkisinin “kötüye kullanıldığı” hallerde “kesin hükme” varma kararının yargıya bırakılması yerinde olur. Üstelik, SPK’da haklarında “çıkarma kararı” verilenlere tanınan böyle bir hakkın “üyelik başvurusu reddedilenlerden” sakınılması, kanunun kendi içinde düştüğü çelişkiyi göstermesi bakımından da önemlidir. Gerçekten, “hakkında partiden veya gruptan kesin veya geçici çıkarma cezası verilen parti üyesi”, bu cezaya karşı her türlü tüzük organlarını kullandıktan sonra “asliye hukuk mahkemesine itiraz” edebilmektedir (SPK md.57). Gerçi, buradaki itirazın denetiminin “şekil ve usul “ bakımından yapılacağı hükme bağlanmıştır. Zira maddeye göre, siyasi partiden ihraç edilen kişi “disiplin kuruluna sevk eden organ veya merci veya disiplin kurulunun görev ve yetkisizliği veya alınan kararın kanuna, parti tüzüğüne veya iç yönetmeliğe şekil ve usul bakımından aykırı bulunduğu iddiasıyla” yargı yoluna başvurulabilmektedir. Ancak, partiden “çıkarma” halinde izlenen işbu “yargı yolunun” en azından parti “üyeliğinin reddedilmesi” halinde de tanınması; bu yapılırken, parti olgusuyla bağdaşacak belirli bir esas (içerik) denetiminin de sağlanması parti içi demokrasinin yerleşmesi bakımından gerekli bir güvence olurdu.

2- Üyelikle İlgili Radikal Çözüm Önerileri

Yıllardır “yargı denetimi” dışında faaliyetlerini sürdürerek parti içi demokrasiden uzak bir yönetim sergileyen siyasi partilerimizin, istedikleri kişileri üye kaydedip istemediklerini üye kaydetmeyerek bugüne kadar sürdürdükleri “saltanatın” ne derece siyasi istikrarsızlıklara yol açtığı, yasal boşluklara ve tüzük hükümlerine dayanarak oynadıkları ve istedikleri gibi düzenledikleri siyasi parti üyelikleri sayesinde istedikleri yönetimleri işbaşına getirdikleri, gittikçe küçülmelerine ve seçimlerde oy kaybına rağmen %10-15 civarındaki oy oranlarına ve hatta ülke barajı (%10) altında kalmalarına rağmen hala değişmeyen “genel başkanları” sayesinde yönetimde kalmayı başardıkları (!), yakın geçmişte ülkeyi başta işsizlik ve enflasyon olmak üzere kamu açıkları, özelleştirme, adalet, çevre, sağlık, eğitim, ulaştırma gibi dev sorunlar arasında ikili-üçlü koalisyonlarla krizden krize sürüklemeye devam ettikleri, üstelik hür teşebbüs ve serbest piyasa ekonomisi içinde varlığını idame ettirmeye çalışan iş adamlarının yapacakları yatırımlar önüne sürekli bürokratik engeller çıkartarak kamunun ekonomi içindeki payını korumaya devam ettikleri, üstelik bu payın denetimden uzak faaliyet gösterdiği için BDDK bünyesinde “kamulaştırılan” bankalar sayesinde arttırıldığı bir vakıadır.

Bütün bunların nedeninin ülkemizdeki “parti içi demokrasi” yokluğundan kaynaklandığı, bu nedenle Siyasi Partiler Kanununda yapılacak radikal değişiklik önerilerinin de daha çok üyelikle ilgili hak ve özgürlüklerin güvenceye alınmasından başlatılması gerektiği açıktır. Bu nedenle, özellikle parti içi demokrasinin işlemesine ve giderek siyasi istikrarın sağlanmasına yönelik olarak üyelik hakları ile ilgili aşağıdaki yasal değişikliklerin yapılmasını zaruri görmekteyiz:

-Öncelikle siyasi partilerin başta üyelik formları olmak üzere bütün sicil kayıtları İlçe Seçim Kurullarında tutulmalı, Seçim Kurulları bağımsız yargıçlar başkanlığında gerekli bilgisayar ve personel ile donatılmalıdır.

-Siyasi partilere üye olacak adaylar, doğrudan siyasi partilere değil  “seçmen kütüğüne kayıtlı olduğu ilçe örgütünün bulunduğu yerdeki”  İlçe Seçim Kuruluna “şahsen” başvuruda bulunmalıdır.

- Aday, “nüfus sureti, ikametgah belgesi, sabıkasızlık kaydı ve dört fotoğrafla”  birlikte parti hesabına yatırdığı tüzükte belirtilen miktardaki “giriş aidatı” dekontunu, ayrıntılı bilgiler içeren dört adet parti “Üyelik Formu” eşliğinde İlçe Seçim Kurulu’na teslim etmelidir.

-İlçe Seçim Kurulu, adayın fotoğraflı üyelik formlarından birini ilgili siyasi partinin ilçe örgütüne göndermelidir.

-Siyasi parti ilçe örgütünce 30 gün içinde reddedilmeyen üyelikler, bu itiraz süresi sonunda kendiliğinden (otomatik olarak) kesinleşmeli, İlçe Seçim Kurulu üyeyi kütüğe doğrudan kaydetmelidir.

-Adayın üyeliği 30 günlük süre içinde şimdi olduğu gibi “sebepsiz” yere (SPK md.12/2) keyfi olarak “gerekçesiz” reddedilmemelidir.

-Hem İlçe Seçim Kuruluna hem adaya 30 günlük itiraz süresi içinde ayrı ayrı bildirilen “gerekçeli” ret kararına karşı, adaya yine 30 gün içinde mahkemeye başvurma hakkı tanınmalı ve mahkeme de 30 gün içinde başvuruyu seri muhakeme usulüyle “kesin hükme” bağlamalıdır.

- Karar taraflara ve İlçe Seçim Kuruluna mahkemece derhal tebliğ edilmeli, mahkeme kararına uygun olarak İlçe Seçim Kurulu işlemi tamamlamalıdır.

-Üyeliği kesinleşen adayların üyelik formlarının birer örneği İlçe Seçim Kurulu tarafından Cumhuriyet Baş Savcılığına ve Parti Genel Merkezine ayrıca gönderilmelidir.

-İlçe Seçim Kurulları tarafından tutulan kayıtlar bilgisayar ortamında halen yürürlükte olan MERNİS (Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi) projesi içinde  değerlendirilmeli; “ölen üyeler” ile “çifte üyeliklerin” (SPK.md.6/2) geçersiz sayıldığı İlçe Seçim Kurulu kayıtlarına itibar edilmelidir.

 

-Özellikle seçimler sırasında Siyasi Parti ilçe örgütü “üye kütükleri” ile İlçe Seçim Kurulu tarafından tutulan “üyelik kayıtları” arasında tutarsızlık olması halinde, İlçe Seçim Kurulu kayıtları esas alınmalıdır.

-Üyelerin ihracı (md.57) ile ilgili Siyasi Parti Disiplin Kurulu kararları da itiraz halinde mahkemelerde sadece “usul” bakımından değil, “esas” bakımından da incelenmeli ve “kesin karar” taraflardan başka İlçe Seçim Kuruluna da bildirilmelidir.

B- Siyasi Partilerin Yönetim ve İşleyişiyle İlgili Yapılması

Gereken Değişiklikler

1- Yönetim ve İşleyişle İlgili Mevzuat Hükümleri ve Uygulamadaki Sorunlar

 

  1. Yönetim ve İşleyişle İlgili Sorunlar

Parti içi demokrasinin üyelikle ilgili hukuki hükümleri yanında yönetim ve işleyişi ile ilgili hükümlerde de radikal değişiklikler yapılması gerektiği açıktır. Ancak, parti içi demokrasi sorununu sadece bir hukuki düzenleme sorunu olarak görmemek gerekir. Yukarıda da açıklandığı gibi, parti içi demokrasi sorunu tıpkı siyasi demokrasi sorunu gibi bir siyasi kültür ve terbiye sorunudur. Dünyada ilk defa 1965 yılında ülkemizde özel bir Siyasi Partiler Kanununun kabulü edilmesi, 1946 yılından bu yana sürdürmeye çalıştığımız çok partili siyasi hayatımızda, sosyo-kültürel alt-yapı eksikliğine rağmen 1950 ve 1960 yıllarına nazaran 1965’den bu yana parti içi demokrasi konusunda önemli mesafeler katettiğimiz de bir gerçektir.

Gerçi, parti örgütlerinin zaman zaman genel merkez tarafından feshedilmesi ya da görevlilere işten el çektirilmesi konusundaki hukuki düzenlemelerin (SPK md.19/5, 20/9) uygulamada parti içi demokrasiyi işletemediği yolunda birtakım şikayetler vardır. Ancak, bir siyasi parti kavramının gereği olarak, özellikle parti içi disiplin açısından bu tür yetkilerin genel merkezlere tanınması normal karşılanmaktadır. Üstelik bu konuda alınacak “işten el çektirme” kararlarının “keyfi” olmasının önüne geçmek maksadıyla yasada “ üçte iki çoğunlukla”; “baskıyı” önlemek maksadıyla da “kararların gizli oyla” alınması hükme bağlanmıştır. İşten el çektirme kararlarını müteakip yapılacak il ve ilçe kongrelerinin de belirli süreler (45 ve 30 gün) içinde yeniden toplanarak “yeni yönetim kurullarını seçmesi” öngörülmüştür (SPK md.19/5; 20/9). Bütün bu hükümlerin, parti içi demokrasiyi işletmeye ve çalıştırmaya yönelik hükümler olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

 

Bunun gibi, Siyasi Partiler Kanununda parti içi demokrasiyi sağlamaya yönelik bir başka hüküm de  “parti içi adayların tespitine” yöneliktir. Gerçekten, geçmişten bu yana parti genel merkezlerince tespit edilen milletvekili ve yerel yönetim adaylarının zaman zaman kademeli olarak partilerin alt yönetim birimleri tarafından belirlenmesi, uygulamada parti içi demokrasi yolunda önemli bir adım sayılabilir. Ancak, getirilen her değişikliğin beraberinde birtakım sıkıntıları da yarattığı unutulmamalıdır.

Nitekim, 1980 öncesinde delegeler aracılığıyla yapılan ön seçimlerde belirlenen adayların, esasen “ilçe delegeleri arasındaki pazarlıklar” sonucu kurulan “mebus pazarlarında önceden alınıp-satıldığı” haberleri henüz hafızalardan silinmemiştir. Bu nedenle, 12 Eylül sonrası buna bir tepki olarak getirilen 22.04.1983 gün ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, sınırlı sayıda delegelerin katılacağı bir ön seçim yerine, kural olarak doğrudan “parti üyelerinin katılacağı bir önseçim” öngörmüştü. Ancak, bir an önce askeri yönetimden sivil yönetime geçebilmek için, buna ek olarak getirilen bir geçici maddeyle, “yapılacak ilk milletvekili genel seçimleri için önseçim yapılmaz” hükmüne yer verilmişti (SPK.Geçici md.6/1).

Daha sonra ise  28.03.1986 gün ve 3270 sayılı yasa ile getirilen değişiklik, adayların tespitinin siyasi partilerin “tüzüklerinde belirleyecekleri usul ve esaslardan herhangi biri veya birkaçı ile yapılabileceğini” öngörmüştür (SPK. md.37/1). Böylece, yapılan bu 1986 değişikliğinden sonra önseçim yolu “zorunlu” olmaktan çıkarılmıştır. Halen de siyasi partiler, ister önseçim yoluyla ister genel merkezin tespitiyle veya her iki yöntemle aday belirleyebilmektedirler. Ancak, önseçim yoluyla aday belirlenmesine karar verilmesi halinde, tekrar “delege pazarlıklarına” düşmemek için, önseçime “delegelerin” değil, “seçim çevresindeki bütün üyelerin iştiraki” şarttır (SPK. md.37/3). Bu hükmün tüzüklerde “delegelere” inhisar ettirilmesine de müsaade edilmemelidir. Kaldı ki, parti içi demokrasiyi sağlayacak “üyelerin önseçime iştiraki” çok önemli bir hüküm olmakla birlikte, ülkemizde siyasi partiler genellikle genel merkez yoklamasını tercih ettiklerinden, ön seçime hemen hiç itibar etmemektedirler. Bu da parti içi demokraside ve ülkemizde giderek yarattığı tek adam “keyfiliği” ile “demokratik hukuk devletinde” derin yaralar açmakta; yeni fikirler ve yeni önderler çıkmasını engellediği gibi, literatürdeki deyimiyle “liderler sultasına” ve “liderler oligarşisine” yol açmakta, bu durum sürekli eleştiri konusu yapılmaktadır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM bu soruyu uzmanlara sordu, işte Hikmet Sami Türk, Namık Kemal Zeybek, Ertuğrul Yalçınbayır, Yekta Güngör Özden, Prof. Dr. Hüsnü Erkan, Can Pulak, Muzaffer Tunça...

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, ülke için açılan “Cumhurbaşkanlığı Hükümetli” yeni sayfa ve CHP’deki kavga konusundaki sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

Ana Muhalefet, ülkenin çok kritik bir döneminde, “bölünme işaretleri” veriyor; GÖZLEM durumu uzmanlara sordu, işte görüşleri…

Uzmanlar, GÖZLEM’in “Kritik eşiğin aşılabilmesi için ne yapılmalı” sorusuna cevap verdiler. İşte görüşleri…

İçişleri Bakanı’nın “Şehit Cenazeleri, parçalanan CHP çelenkleri konusundaki tutumunu” uzmanlara sorduk. İşte cevapları…

Yazarlar
Website Security Test