Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Demokrasi için seçim sistemini değiştirmek yeter mi?

8.1.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Prof. Dr. Fevzi Demir, seçim sisteminden sonra demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru olan siyasi partiler sistemini yazdı. Demir’in yazısının ikinci bölümü: “Liderler Oligarşisi.”

Temelde, ülkemizde siyasi partilerin demokratik yönetim ve işleyişi (parti içi demokrasi) sorunu, üyelik hakkıyla ilgili uygulamalar yanında, literatürde bir yazarın deyişiyle, özellikle “liderler oligarşisinden” kaynaklanmaktadır Ülkemizde çok partili demokrasiye geçişten bu yana geçen “50 küsur yıllık dönemde 180 civarında parti kurulduğu, bunlardan iki istisnası dışında mevcut genel başkanların parti içi seçimler yoluyla değişmediği göz önünde tutulacak olursa, parti-içi demokrasinin yetersizliği açık şekilde ortaya çıkar” .

Gerçekten, birçok siyasi parti gelip geçmekte, ama liderler hep aynı kalmaktadır. Zira, siyasi parti tüzüklerinde liderlere tanınan geniş yetkiler hemen bütün sorunların çözümünde genel başkanlara “son sözü” söyleme yetkisi tanımakta; bu nedenle, bugün bir “siyasi parti” adı anılınca akla hemen şu veya bu siyasi “lider” gelmektedir. Bir yazarın dediği gibi, “Türk demokrasisinde aslında bizim “milli şefler”, “ebedi şefler” dönemi devam etmektedir. Siyasi partilerimizde bugüne kadar lideri tartışmak veya değiştirmek yolu daima kapalı olmuştur. Seçimlerin kazanılması veya kaybedilmesi liderin konumunu asla etkilememekte; çağdaş yönetim tekniklerine uygun olarak, başarılı olsunlar veya olmasınlar bir performans değerlendirmesi sonucu kendiliğinden çekilmeyi bilmemektedirler. Lider istediği zaman partinin kurucuları dahil seçilmiş milletvekillerini bile derhal ihraç ettirebilmekte; büyük iller de dahil olmak üzere, istediği il veya ilçe yönetimini hemen feshederek üye kayıt defterlerine el koyabilmekte veya defterleri tamamen ortadan kaldırabilmekte, yeniden topladığı ve yazdığı üyeler ile yeni bir il kongresi yapabilmektedir” .

Bunun yanında, hemen bütün parti tüzüklerinde genel kurulları “seçimli olağanüstü toplantıya” çağırmak Genel Başkanın yetkisi dahilindedir. Bu yetkinin genel başkan dışında Merkez Karar Yönetim Kurulu veya Genel İdare Kuruluna verildiği tüzüklerde de genel başkanın bu tür kurullar üzerindeki “salt egemenliği” (mutlak hakimiyeti) önceden sağlanmıştır. Bu anlamda, derneklerde ve sendikalarda görüldüğü gibi, genel kurul üyelerinin “belli bir orandaki (1/5) üye sayısının” başvurusuyla veya “denetim kurullarının” çağrısıyla “olağanüstü genel kurul toplanması” uygulamalarınasiyasi partilerde hiç rastlanmaz. Özellikle sendikalarda önemli işlevler yüklenen “denetim kurulları” siyasi partilerde hiç yoktur. Parti üyeliği konusunda yanılıp-yenilip de sizi partiye üye kaydetmiş olsalar bile, bir yazarın dediği gibi “biraz sesiniz yüksek çıktığında” partinin “ahenk ve huzuru ile parti politikalarını tahrip edici davranışlarda bulunmak” veya “yetkili organların kararlarına oy vermemek” gibi parti-içi demokrasi ilkelerine aykırı; ama parti tüzüğünün “parti-içi disiplin” hükümlerine uygun, hem de “ihraç” cezasıyla karşılaşmanız kaçınılmaz olabilir. Ekleyelim ki, özellikle Meclis Grubunda alınan kararlara uymamak, bütün parti tüzüklerinde “ihraç” cezası ile cezalandırılmaktadır.

  1. Partinin Güçlü Merkezi Yönetimi Konusunda

Aslında “dikensiz gül bahçesi” özlemi içindeki liderlik ve merkezi yönetim anlayışının, Devletin merkezi yönetim yapısından kaynaklandığı da bir gerçektir. Nitekim, Devletin Cumhuriyet dahil Tanzimat’tan beri çağdaşlaşma işlevini “merkezden yürütmek” suretiyle üstlendiği göz önünde tutulacak olursa, siyasi partilerin de örgütlenme yapıları ile iş görme usullerinin Devletinkine paralel olduğu hemen fark edilir: Nasıl ki her iş Ankara’da merkezde kararlaştırılıp daha sonra Devletin taşra teşkilatına tebliğ ediliyorsa, siyasi partilerimiz de aynı modeli uygulamaktadır. Nasıl ki Devletin merkezi yönetimi taşra teşkilatı karşısında son derece güçlü ise, siyasi partilerin merkez yönetimleri de yerel yönetimler karşısında son derece güçlüdür.

Bir yazarın dediği gibi, “bir partinin il teşkilatının görevden alınmasıyla bir valinin veya seçilmiş bir belediye başkanının görevden alınması aynı anlayışı temsil ediyor. Bunun sonucu, yerel örgütler arasında Devlette olduğu gibi partilerde de yatay ilişkiler yoktur. Yani partilerin il örgütlerinin birbiriyle ilişkisi zayıftır. Buna karşılık partilerin il ve ilçe örgütlerinin merkezle ilişkisi güçlüdür. Doğal olarak, yatay örgütlenme olmadığı zaman partilerin yerel örgütleri de tek tek merkeze karşı güçsüz kalmaya mahkumdur. Öyle ki, bugün bir partinin il başkanı çıkıp da (komşu) il başkanlarıyla sık sık görüşmeye başlasa, merkezin ilk aklına gelen bunların merkezi teslim almak üzere yeni bir cephe oluşturmaya başladıklarıdır. Yani bir dert paylaşımı şeklinde olduğu akla gelmez. Tabii bu bakımdan yereller (il ve ilçe örgütleri) merkezi etkileme, yeni bir lider üretme veya seçme konusunda güçsüzdürler...”

Bunun gibi, “Devlet yardımı bile Genel Merkeze verilir. Bu nedenle, merkezin elinde örgütleri hizaya getirecek bir elma şekeri vardır. Merkezi hükümetin ağırlıklı yapısı, genel merkez ve liderinin de partinin örgütüne egemen olması ile sonuçlanıyor. Devletin merkezi hükümeti güçlü, dağıtım işi orada, dolayısıyla siyaset de devletin dağıttıklarını paylaşmak şeklinde anlaşılıyorsa, paylaştırma işi merkezde yapıldığı ölçüde tabii ki merkez de bu paylaşımdan pay almak için oluşan örgütçüklere karşı güçlü konumda olacaktır. Bunun sonucunda bir de “lider egemenliği kültürü”  oluşmuştur. Gerçekten bugün partilerin örgütsel yapısına baktığımız zaman, parti liderinin egemenliğini destekler bir örgütsel yapı var”.

Yazar devam ediyor: “En demokrat bilinen bir partinin genel başkanını bir araştırma dolayısıyla ziyaret ettiğimde, kendimi Genel Kurmay Başkanlığında zannettim. Parti başkan yardımcıları içeri hazır ol ile girip çıkıyorlardı”. Bu kadar lidere bağlılık ve itaat ön planda olunca, bir lider varken, liderliğe talip olmak da partilerde ihanet gibi görülüyor, lideri eleştirmek disiplin suçu konusu oluşturuyor, dolayısıyla insanlar partiden atılıveriyor...” .

 Böyle olunca, lider değiştirememenin ya da yenileyememenin sonucu olarak kuşkusuz demokrasimizin kalitesi de bozuluyor. Çünkü, parti içi rekabet olmadığı için “nitelikli kadrolar” yetişmesi ve “sorunlara somut çözüm önerileri içeren programlar” hazırlanması mümkün olamıyor. Parti örgütünü ele geçiren gruplar başarısızlıklarına rağmen parti yönetiminde kalmakta, kadro ve düşünce değişimini önlemeye devam ediyorlar. Öyle ki, Türkiye’de siyaset yapmak “aslında dar anlamda örgütçülük, siyasetin amacı ise parti örgütünü ele geçirmek haline gelmiştir. Parti örgütünde etkili olmak ise temel olarak delegelikleri ele geçirmektir. Partilerin çözüm üretme ve ekip yetiştirme gibi kaygıları yoktur. Bu durumda demokratik sistemin çözüm üretmekte yetersiz kalma ve tıkanma olasılığı artmaktadır. Ülkemizin içinde bulunduğu sorunları çözememesinin temel nedeni de budur” .

  1. Partilerin Parçalanması ve Siyasetten Soğuma Konusunda

Partilerin “oligarşik” yapılanmasının bir diğer sonucu da, siyasetten soğumayı ve siyasal yelpazedeki bölünmüşlüğü körüklemesi, dolayısıyla siyasi istikrarı olumsuz etkilemesidir. Zira, başta liderleri olmak üzere kendisini değiştirmekte zorlanan siyasi partilerimiz, toplumdaki gelişmelere de ayak uyduramıyor ve uzak kalıyor. Bugün siyasetin ve onun örgütsel ifadesi olan siyasi partilerin toplumun gerisinde olduğu yönündeki yaygın kanaat, genellikle lider ve kemikleşmiş çevresinin yenilenememe sıkıntısından kaynaklanıyor. Zira, partilerimiz ve yöneticileri, yenilik de getirecekse “bize ne lazımsa onu ben yaparım” şeklinde düşünen bir lidere her şeyi teslim etmiş durumdalar. Bu nedenle, kemikleşmiş düşünce tarzını bir kenara bırakarak, yeni liderler ve yeni şekillerde düşünen insanlar göreve getirilemiyor. Liderlerin ve çevresinin değişmezliği, genç kuşakların ve yetenekli insanların önlerinin kapanmasına yol açıyor. Bunun sonucu ya insanlar siyasetten ve siyasetçiden soğuyorlar ya da gidip bir başka parti kurarak liderlik mertebesine erişmeye çalışıyorlar.

Öyleyse, halen ülkemizdeki siyasi parti çokluğunun temelinde yatan başlıca nedenlerden biri bu olduğu gibi, hükümet sisteminde görülen siyasi istikrarsızlığın temelinde de bu yatıyor. Daha doğru bir deyişle, “parti kendi içinde değişim fonksiyonunu yerine getiremeyince parçalanarak değişime uyum sağlamaya çalışıyor. Liderler de muhalefeti baskı altına alarak başta kalmayı tercih ettiklerinden, ülke içi sorunlardan çok parti içi sorunlara daha fazla zaman ayırıyorlar. Partiler kendi iç sorunlarına sürekli ağırlık tanıdıkları ölçüde, ulusal sorunlara ve siyasete gereken ilgiyi gösteremiyorlar. Partiden ayrılacak ve gideceklere neler istediklerini sormak ve partiyi bir arada tutmak için sarf ettikleri gayreti ve harcadıkları zamanı, ulusal siyasi sorunlarla ilgilenmeye ve siyaset yapmaya ayıramıyorlar. Genellikle ulusal siyasete de parti içi sorunları temel (kaynak) alarak yaklaşıyorlar. Üstelik, Türkiye’nin dış ilişkilerinde bile bunu yürütmekle sorumlu olanlar, iç mücadelelerinde bunu bir kaynak (koz) olarak kullanmaktan çekinmiyorlar. Parti içinde lider adayı olarak görülenler, bu amaçla gerektiğinde mevcut liderler tarafından elimine ediliyor”  (CHP’de Baykal-Sarıgül ve Kılıçdaroğlu-Batum olayı gibi).

Gelecek Hafta “Yönetim ve işleyişle ilgili radikal değişiklik önerileri”

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM bu soruyu uzmanlara sordu, işte Hikmet Sami Türk, Namık Kemal Zeybek, Ertuğrul Yalçınbayır, Yekta Güngör Özden, Prof. Dr. Hüsnü Erkan, Can Pulak, Muzaffer Tunça...

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, ülke için açılan “Cumhurbaşkanlığı Hükümetli” yeni sayfa ve CHP’deki kavga konusundaki sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

Ana Muhalefet, ülkenin çok kritik bir döneminde, “bölünme işaretleri” veriyor; GÖZLEM durumu uzmanlara sordu, işte görüşleri…

Uzmanlar, GÖZLEM’in “Kritik eşiğin aşılabilmesi için ne yapılmalı” sorusuna cevap verdiler. İşte görüşleri…

İçişleri Bakanı’nın “Şehit Cenazeleri, parçalanan CHP çelenkleri konusundaki tutumunu” uzmanlara sorduk. İşte cevapları…

Yazarlar
Website Security Test