Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Tarımda Türkiye için Dünya tersine döndü

9.3.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM, Tarım Dosyası’nı masaya yatırdı. “Milli bir Tarım Politikamız yok” diyen uzmanlar, “İthalatı avantajlı kılan politikaların, Türk tarımını da, Türk çiftçisini de bitirdiğine” dikkati çektiler. İşte görüşler…

Sonunda çiftçiyi ürettiğine pişman ettiler. Dünyada kendine yeten yedi ülkeden biriydik. Şimdi nohudu Kanada, Meksika, Arjantin’den alıyoruz. Mercimeği Kanada ve Arjantin’den getirtiyoruz. Hani eskinin yoksul sofralarını süsleyen ama şimdi zengin sofralarında et muamelesi gören kuru fasulyeyi bile Amerika’dan ithal ediyoruz. Kendi üretimimiz yetmeyince, dünyanın dört bir yerinden geliyor bakliyatımız.

Tarım ülkesi olan Türkiye artık pirinç, mercimek ve fasulye gibi her türlü tarım ürünlerini ithal ediyor. Yanlış tarım politikaları, çiftçiyi üretimden vazgeçirince her şeyi dışarıdan getirmeye başladık. Çiftçimiz son 15 yılda Belçika’nın yüzölçümü kadar araziyi ekmekten vazgeçti. Hollanda’nın yüzölçümü kadarını da nadasa bırakıyor. Türkiye’de 20 milyon dekar bakliyat ekim alanı, 7 milyon dekara geriledi.

Tarımda milli bir politika yok. Politikalar iktidarlara göre oluşuyor. Her iktidar değişikliğinde de politikaların tümü tepeden tırnağa değişiyor. Milli tohumların çoğu yok edildi. Sebze tohumunda yüzde 40 açığımız var.

Dışa bağımlılık artıyor

Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin raporuna göre Türkiye 2017'de, 3.8 milyar liralık buğday, 6.1 milyarlık pamuk ve 4 milyar liralık sığır ithal etti. Saman ithalatı ise 40 milyon liraya çıktı. Rapora göre mısır ithalatı da artış gösterdi. Türkiye geçen yıl yurtdışından 2.1 milyon ton mısır aldı. Mısıra ödenen rakam 1.6 milyar TL oldu.

Rapora göre, “1980'li yılların sonlarında dünyanın en önemli kuru baklagil üreticisi ve ihracatçısı iken, 2008 yılından itibaren artık net bir ithalatçı ülke olduk. Kurubaklagil ithalatı 2016'da 467 bin tondan, 2017'de 571 bin tona, ödenen miktar da 1.2 milyar TL'den, 1.6 milyar TL'ye yükseldi. Tekstilin hammaddesi pamukta ithalat 2016'da 821 bin tondan, 2017'de 914 bin tona, ödenen miktar da 3.7 milyar TL'den, 6.1 milyar TL'ye yükseldi. Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Ahmet Atalık, TÜİK dış ticaret verilerine dayanarak hazırladığı rapora göre, üç yılda yurtdışından aldığımız saman için 40 milyon lira ödendi.

Türkiye, Avrupa’nın sığır pazarı oldu

Avrupa Komisyonu’nun 2017 verilerine göre, Avrupa Birliği’nin sığır ihracatındaki en büyük pazarı Türkiye oldu. Et ve Süt Kurumu bülteninde yayınlanan Avrupa Komisyonu’nun “Verilerle Avrupa Birliği Et Piyasası Raporu”na göre, AB 2017 yılında toplamda 706 bin ton karkas eşdeğeri canlı büyükbaş hayvan ihracatı gerçekleştirdi. Bu ihracatın yüzde 12’si Türkiye’ye yapıldı. Verilere göre, Türkiye’nin AB’den canlı hayvan ithalatı 2013 yılından bu yana sürekli arttı. Buna göre, AB 2013 yılında Türkiye’ ye 5 bin 86 ton karkas eşdeğeri canlı hayvan ihraç ederken, 2014’te 8 bin 98 ton, 2015’te 57 bin 504 ton, 2016’da 71 bin 142 ton ve 2017’de ise 84 bin 944 tonluk ihracat ile rekor seviyeye ulaştı. Verilere göre, son 3 yılda AB en çok canlı büyükbaş hayvan ihracatını Türkiye’ye gerçekleştirdi.

43 YILDIR UYGULANAN POLİTİKALARIN SONUCU”

Mustafa Günenç (Emekli Banka Genel Müdürü)– “Tarımın bugünkü hali en az 43 yıldır uygulanan amaçlı politikalara bağlıdır. IMF, Dünya Bankası gibi uluslar arası kuruluşların baskılarıyla Türkiye 1970’li yılların ortalarından itibaren taban fiyat uygulamasında önce yeterli fiyat vermeyerek, sonra da ödemeleri geciktirerek çiftçiyi zorlamaya başladı. 24 Ocak Kararları’ndan sonra vahşi kapitalizmin ayak sesleriyle birlikte, çiftçiye fiyat dışında tarıma yönelik destekler sunan devlet kurumları bir bir kapatıldı. Finans kesiminde yıllarca çiftçiye yönelik krediler kullandıran kişiyim. Önce tarıma yönelik çalışmalar yapan devlet kurumları kapatıldı, ardından çiftçiye yönelik zirai krediler, reeskont kredileri azaltıldı, sonra da tamamen kaldırıldı. (Ziraat bankası bir takım kredileri hariç) 1994 – 1995 krizini takip eden süreçte IMF ve Gümrük Birliği anlaşmaları (Tarım ürünleri ile ilgili hükümleri) çerçevesinde çiftçiyi sübvanse etmeme politikaları uygulandı. Avrupa Birliği (AB) çiftçileri AB fonlarından milyarlarca Euro fiyat teşviki alırken, aynı anda ABD çiftçisi de milyarlarca dolar fiyat teşviki alırken, Türkiye de bu adeta yasaklanmıştır. Dünyada iki çok kötü örnek vardır. Biri Meksika diğeri de samana bile muhtaç Türkiye’dir 2002 yılından sonra zaten 25 yıldır başlatılmış olan bu hareket giderek hızlanan bir ivme kazanmış, bugünkü duruma gelinmiştir. Çiftçi çiftçilikten bıktırılmış ekmeğini başka işlerde arama zorunda bırakılmıştır. Şimdiki palyatif tedbirlerle de bunun düzelebileceğini düşünmüyorum.”

İTHALAT POLİTİKASI İLE SORUNLAR ÇÖZÜLEMEZ 

 

Ali Ekber Yıldırım (Dünya Gazetesi Tarım Yazarı) –“Türkiye tarımsal potansiyeli son derece yüksek olmasına rağmen yanlış uygulamalar, politikalar nedeniyle bu potansiyeli değerlendiremiyor. Üretim yerine ithalatı destekleyici uygulamalar öne çıkıyor. Sektörün yıllardır çözülemeyen kronik sorunları var. Bu sorunların başında girdilerde dışa bağımlılık ve buna bağlı olarak yüksek girdi fiyatlarının çiftçiyi üretim yapamaz duruma getirmesidir. Girdi maliyetlerinin yüksek, ürün fiyatının düşük seyretmesi, tarım politikalarındaki istikrarsızlık, arazi yapısının parçalı olması, verimliliğin düşük, örgütlenmenin zayıf olması gibi yapısal sorunlara yıllardır çözüm üretilemiyor.

Türkiye, 1990'lı yıllarda yaklaşık 28 milyon hektar tarım alanına sahipken 2016’ya geldiğimizde 23.7 milyon hektara gerilediğini görüyoruz. Tarım alanları daralıyor. Ayrıca üretim deseninde de önemli değişiklikler yaşanıyor. Tarla bitkileri ekim alanları daralırken, meyve ve sebze üretim alanları genişliyor.

Tarım politikasının son dönemdeki temel hedefi gıda enflasyonunu düşürmek. Buna yönelik olarak alınan kararların hep ithalatı destekleyen, üretim yerine ithalatı cazip kılan uygulamalar olması gelecek açısından endişe verici. Yüksek girdi maliyetleri nedeniyle üretim yapmakta zorlanan çiftçiler, uygulanan ithalat politikası ile rekabet edemedikleri için ve ürün fiyatları maliyetin altında kaldığı için üretimden çekiliyor. Özellikle küçük çiftçilik giderek yok olurken yerine şirket tarımı konulmaya çalışılıyor. Fakat ithalat politikası onları da olumsuz etkiliyor.

İthalatın faturası kabaracak

2017'de gıda fiyatlarının düşürülmesi ve enflasyonla mücadele programı çerçevesinde hububat, bakliyat, yem hammaddeleri, canlı hayvan ve kırmızı ette gümrük vergileri büyük oranda düşürüldü veya sıfırlandı. 2017 yılı sonunda ithalat rejimi kararnamesine yansıyan değişiklikler 2018 yılında tarım ve gıda ürünleri ithalatının artarak devam edeceğini gösteriyor. İthalata dayalı tarım politikası kırsalda nüfusun azalmasına, tarımsal üretimin düşmesine neden olurken, Türkiye'nin ithalat faturası büyüyecek.

Merkez Bankası'nın 2018 Yılı ilk enflasyon raporunda, enflasyonu artıran nedenler arasında tarım ve gıda fiyatları en önemli etkenlerden biri olarak gösterildi. Oysa, gıda fiyatlarını artıran temel nedenlerden birisi yüksek girdi fiyatları ve piyasa denetiminin yetersizliğidir. Yani üretim maliyetinin yüksek olmasıdır. Maliyetleri düşürmeden gıda fiyatları düşürülemez. Gıda Komitesi kararları ile ithalatta gümrük vergilerinin düşürülmesi veya sıfırlanması ile fiyatları düşürmek hayaldir. İthalat arttıkça çiftçi üretimden vazgeçiyor. Üretim azalınca fiyat artıyor. Bu sefer daha çok ithalat yapılması gerekiyor. Bu sarmal gıda fiyatlarının artmasında en önemli faktör. Özetle, ithalata dayalı politikalarla Türkiye, gıda enflasyonu başta olmak üzere tarımda yaşanan sorunları çözemez.”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı, işte görüşleri…

GÖZLEM, 81 milyonu ilgilendiren bu konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara “Ne yapılmalı” diye sordu; işte görüşleri…

Uzmanlar, “Tedbirlerdeki eksiklerin ve gecikmelerin çözümü zorlaştırdığının” altını çiziyorlar. İşte görüşleri…

GÖZLEM, siyasetin duayenlerine sordu; işte onların görüşleri…

9 Eylül; İzmir’in düşman işgalinde kurtuluş günü… Zaten “Eylül”, Ege’nin pek çok il, ilçe, kasabasının kurtuluş günlerini yaşadığı” bir ay!.. Böyle bir ayın 7’sinde, C...

Yazarlar
Website Security Test