Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kudüs ateşi, Orta Doğu barışını rafa kaldırdı, sıra İran’da mı?

18.5.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü 'İsrail'in başkenti' olarak tanıma kararı sonucu Tel Aviv'den taşınan büyükelçilik Kudüs'te açıldı. Kudüs'te coşkulu kutlamaların yapıldığı sırada, Gazze-İsrail sınırında tüm dünyanın gözü önünde korkunç bir katliam yaşanıyordu.

İsrail Devleti’nin 70’inci yıldönümüne rastlatılan açılış, Filistinlilerin yaygın protesto gösterilerine sahne oldu. İsrail güçlerinin barışçıl gösterilere silahlı müdahale sonucu aralarında çocukların da olduğu en 60’tan fazla Filistinli hayatını kaybetti, 3 bini aşkın sivil de yaralandı. Gazze, 2014'ten beri en kanlı günü geçirdi.

ABD'nin Tel Aviv'deki ABD Büyükelçiliği'ne Kudüs'e taşıması törenine, İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın açıkladığı gibi 32 ülkenin hepsinin katılmadığı ortaya çıktı. İsrail merkezli Haaretz Gazetesi, “İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın verdiği listedeki ülkelerden sadece 22’sinin törene katıldığını” açıkladı. Ne var ki, katliamı kınayan ülkelerin de azlığı da dikkat çekti.

“ABD büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınmasının bir ABD – İsrail provokasyonu olduğu” yorumları yapılırken, “Ortadoğu'daki barış umutlarının uzun süre rafta kalacağı” da ifade ediliyor.

Türkiye ise, tek vücut olarak İsrail katliamını lanetledi. Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, sadece kınamanın yeterli olmayacağını belirterek, İslam ve Arap ülkelerine 'ortak adım' çağrısında bulundu.

Uluslararasıöneme sahip

Dünyanın en kadim kentlerinden Kudüs, bugün Orta Doğu'daki sorunların merkezinde yer alıyor. İsrail, kentin doğusunu 1967'de işgal etti ve 1980 yılında tamamını başkenti ilan etti. Ancak bugüne kadar Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyan devlet olmadı. Bu anlamda, Trump'ın kararı da bir “ilk olma” özelliği taşıyor. Filistinliler de Doğu Kudüs'ü ileride kurulacak Filistin devletinin başkenti olarak görüyor. Oslo anlaşmalarında Kudüs'ün statüsü barış görüşmelerinin ileri aşamalarına bırakılmıştı. Üç semavi dinin de Kudüs'te kutsal mekanlarının bulunması, kentin tarih boyunca uluslararası öneme sahip olmasına yol açtı.

Trump’ın “Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesinin, İran’la BM Güvenlik Konseyi adına imzalanan anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinin, bu arada İsrail’in içinde İranlı asker ve uzmanların bulunduğu Esad üstlerini vurmasının ardından Tel Aviv Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasının, aynı sonucu almaya yönelik birbirinin devamı operasyonlar olduğu” belirtilirken ve de gözler İran üzerine çevrilirken, Gözlem konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu; “İnsanlık adına utanç verici bir ileri, bir geri adımlarla ve laf savaşıyla hedefe ulaşılıp, adaletli bir barış sağlanabilir mi?”

İşte görüşler…

 

SORUN BÜSBÜTÜN GÜÇLEŞECEK

Onur Öymen (Emekli Büyükelçi): Amerika'nın büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma kararı uluslarası hukukun, Birleşmiş Milletler kararının açık bir ihlalini oluşturuyor. Birleşmiş Milletler'in 1947 yılından beri Kudüs'le ilgili çok açık kararı var. Şimdiye kadar bütün ilgili ülkeler buna saygı gösterdi. Üstelik Amerika'nın bu kararının Orta Doğu'daki Filistin sorununun çözülmesine yardımcı olmayacağı, tam tersine bu sorunu büsbütün güçleştireceği görülüyor. Halkın tepkisi aslında ilerde yaşanabilecek siyasi güçlüklerin de bir işareti oluyor. O bakımdan Amerika'nın bu tavrını olumsuz buluyoruz ve pek çok batı ülkesi Amerika'nın bu tavrına karşı çıkmıştır.

Bütün mesele bölge ülkelerinin, İslam ülkelerinin, Arap ülkelerinin Amerika'nın bu tavrına karşı göstereceği tepkidir. Şimdiye kadar bu tepkinin beklenenden daha yumuşak olduğunu gördük. Filistin halkının gösterdiği tepki ile kıyaslandığında bölge ülkelerinin siyasi tepkileri çok sınırda kalmıştır. Bazı bölge, İslam ülkeleri Amerika ile yakın ilişkiler kurmayı, Kudüs konusundaki ortak yaklaşımdan daha önemli sayıyorlar. Ama unutulmasın ki İslam konferansının kuruluş sebebi Kudüs meselesidir. İslam ülkeleri arasında güçlü bir dayanışma olmazsa Amerika'nın bu politikasının devamı gelir, daha başka adımlar da atılır. O bakımdan bölge ülkelerine daha sağlam bir işbirliği yapma görevi düşüyor, daha etkili tedbirler alma görevi düşüyor. Eğer büyükelçiliğin Kudüs'e taşınması gerçekleşmeden önce Arap ülkeleri, bölge ülkeleri daha kuvvetli tepkiler gösterebileceklerinin işaretini verseydi, Amerika bu kararın hayatını geçirmeden önce iki kere düşünebilirdi. Gördü ki bölge ülkelerinden çok fazla tepki geleceği yok. Türkiye'ye de görev düşüyor. Türkiye daha önce İslam ülkelerini toplantıya çağırdı, deklarasyon yayınlandı falan... Fakat öyle anlaşılıyor ki bu gibi beyanlar Amerika'yı caydırmayı yetmiyor. O zaman daha etkili tedbirleri düşünmek lazım...

 

ABD, YANGINA BENZİN DÖKÜYOR

Dr. Abdullah Manaz (Ortadoğu Uzmanı): Filistin ve Kudüs Meselesi, 1850’de Ortadoğu petrollerinin bulunmasıyla birlikte İngiltere tarafından uluslararası siyasete sokulmuş bir plandır. Rothshild ailesinin de içinde bulunduğu İngiliz bankerlerce desteklenen Siyasi Siyonizm buna paralel olarak gelişmiş ve Filistin ve Kudüs, özellikle Avrupalı Yahudilerin “Kutsal Hedefi” haline gelmiştir. Ortadoğu enerji kaynaklarının Batılı bir ülke topraklarından Akdeniz’e ve oradan da Avrupa’ya ulaşması olarak özetleyeceğimiz bu planın bir parçası olarak; İngiliz destekli Yahudilerin yine Ortadoğu’ya yönelmiş Almanlar tarafından reddini ve Holokost’u takiben İsrail kurulmuştur.

14 Mayıs’ta 100. Yıldönümü kutlanan Sykes-Picot paylaşımı sonrası Fransızları aldatan İngilizler, Kerkük ve Musul’dan Akdeniz’e uzattıkları 4 petrol boru hattını kullanamamış ve Asırlık Plan, 1985’ten sonra ABD’nin öncelikli hedefi haline gelmiştir. Hıristiyan Siyonistler olarak tanımlanan Evangelist ABD Yönetimi ile Siyasi Siyonizmin günümüzdeki takipçileri Eşkenaz radikallerinin nihai hedefleri sadece Filistin ve Kudüs değil, aynı zamanda Fırat ve Dicle arasındaki Tarihi Mezopotampa’dır. Nitekim bu bölge de zaten son yıllarda ABD & PKK tarafından işgal edilmiştir.

Ortadoğu’da yaşanan bütün olaylar, savaşlar, mezhep çatışmaları, Batı & Arap ittifakları, İran, Irak, Suriye, Türkiye gelişmeleri ve Daiş Projesi aynı planın parçalarıdır. ABD ve İsrail, Filistin’in İngilizlerce işgalinin ve Türk egemenliğinden çıkışının 100. Yılında Kudüs’e bütünüyle el koymuştur.

Yıllardır ifade ettiğimiz gibi İsrail, ne zaten gözden çıkarılmış bulunan Gazze’den ne de Batı Şeria’dan çekilmeyecektir. Mısır Yönetimi ile birlikte Gazzeli Filistinlileri sürmek istedikleri Sina’da ve Golan’ın hemen doğusuna Daiş’in yerleşmesi tesadüf değildir, aynen Tarihi Mezopotamya’da ortaya çıkıp buraları ABD & PKK’ya devrettikleri gibi.

Bu planın önündeki en önemli engel Türkiye’dir. Türkiye’nin bölgeye müdahalesini önlemek için kurgulanan Kuzey Kürt Koridoru (daha doğrusu: Duvarı) ElBab ve Afrin operasyonları ile parçalanmıştır. Türkiye’deki seçimler sonrasına bırakılan Suriye planında şimdiki hedef, Güney Suriye’den İran ve Hizbullah’ın temizlenmesidir.

İsrail, gelecekte varlığını tehdit edecek bir saldırı durumunda Nükleer Silah kullanmaya hazırdır. Aynı şekilde, Lübnan’da seçimleri kazanan Hizbullah ile Esad Ordusunun belkemiğini oluşturan İran Özel Kuvvetleri bölgeden çekilmeyip savaşmayı tercih edeceklerdir. Bu yüzden önümüzdeki aylar veya yıllar içinde, İsrail ile İran-Suriye Şii İttifakı arasında kanlı bir hesaplaşmanın gerçekleşmesi kuvvetle muhtemeldir. Armageddon hikâyelerinin popüler olması da yine tesadüf değildir. Daiş Terör Örgütü’nün temel felsefesini oluşturan Suriye Kıyameti ve Mehdi İnancı da yine aynı noktada toplanmıştır.

Bu yangına sürekli benzin döken ABD, çıkacak büyük bir savaşta sadece düşman cephenin değil, İsrail’in de büyük kayıplar vereceğini gözardı etmektedir. ABD, 1983’te 250’ye yakın asker kaybıyla Beyrut’tan çekildiği gibi bir gün önemli bir kayıpla Ortadoğu’dan çekilmek zorunda kalacaktır. İsrail & İran Şii hesaplaşmasının nelere malolacağı tahminlerin de ötesindedir.

Bu noktada Türkiye, kendi sınırlarını güven altına almada önemli bir başarı göstermiştir. Özellikle Daiş Terör Örgütü’nün sınırlardan ve ülke sathından temizlenmesi, Afrin Direniş Planı’na zamanında müdahale edilmesi, Suriye’deki Türkiye yanlısı Muhaliflerin Kuzey Suriye’ye taşınmaları, İdlib’in Güvenli Bölge olarak güçlendirilmesi çabaları, hayati önemde gelişmelerdir. Türkiye’ye yönelik siyasi ve ekonomik baskılar, seçim sonrasında etkisini yitirecektir. Bu yüzden, bölgede gelecek bir yılın sıcağını, bir buçuk ayda yaşayacağız.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Fenerbahçe Genel Kurulu’ndaki sandık sonucu, seçimlere çok az kala, yeni bir tartışma başlattı. Biz de “ülkenin her tarafında konuşulan ve cevabı aranan soruyu” uzmanl...

“Anayasa Mahkemesi, ‘Yüksek Seçim Kurulu’nun, seçimlere gölge düşürecek yolu açmasında bir mahzur görmedi’ ve ‘mühürsüz oy’ pusulalarının meşrulaştırılmasına, Güney Do...

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde bakanlıklar yeniden yapılandırılırken, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kaldırılması öngörülüyor. GÖZLEM, konuyu uzmanlara sordu. “O...

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın “aday olup olmayacağının tartışıldığı bir zamanda Abdullah Gül’ü ziyaret etmesinden sonra”, bu defa da İkinci Ordu Komutanı Korgener...

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı. “Bu defa durumun çok ciddi olduğuna dikkati çeken” uzmanlar, “Plansız ekonomi, borca dayalı büyüme ve ithalata dayalı üretim modelinden v...

Ankara ve Washington’da başka rüzgarlar eserken, Mehmet Dözmez haklı olarak sordu; “ABD ne yapmak istiyor?”

Yazarlar
Website Security Test