Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Türk Lirası, ABD Doları ile savaşını kaybedecek mi?

25.5.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM, bu hayati konuyu masaya yatırdı; “dışarılardan estirilmeye çalışılan ‘iflasa doğru’ iddiasını” tartışanlar da var; “Bu fırsattır, paniklemeyelim, yararlanalım” diyenler de, işte görüşler…

Dövizin neredeyse her gün Türk Lirası karşısında rekor kırdığı, faizlerin yüzde 17’nin üzerine çıktığı Türkiye’de ekonomi hâlâ iktidarın gündemine oturabilmiş değil. İktidar, Hükümet, 24 Haziran’da yapılacak milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimine odaklanmışken, sadece “Seçimden sonra tedbirler alınacak ve her şey düzelecek” vaat, söz ve demeçleriyle güçlü bir ekonomi imajı çizmeye çalışıyor. Rakamlar ise hükümetin çizdiği tablonun tam tersini gösteriyor. Ülke gayri safi yurt içi hasılası 2017'de yüzde 7 artış kaydetse de bu rakam güçlü bir ekonominin kanıtı değil. Zira ülkede her beş gençten biri işsiz ve büyüme enflasyonu çift hanelerde yukarıya doğru hızlandırırken, bir yıllık cari işlemler açığını da 53 milyar doların üzerine taşıdı.

Uzmanlara göre, Türkiye muhtemel bir finansal krizle baş başa. Türk Lirası’nın yılın başından bu yana yaşadığı değer kaybı, yabancı para cinsinden kurumsal borç balonlarının kontrolden çıkması ihtimalini yükseltiyor. Bu da daha geniş bir finansal istikrarsızlığın habercisi olarak yorumlanıyor.

Yükselişini sürdüren Dolar / TL paritesi Çarşamba günü 4.9270 seviyesine kadar çıktı, daha sonra 4.82 seviyelerine geriledi. Euro/TL ise aynı gün rekorunu 5.7694 seviyesine taşıdı. Dövizde yaşanan rekorun nedenleri arasında “Genişleyen cari açık, siyasi riskler, Merkez Bankası’nın sessizliği, ABD’de yükselen faizler ve her gün yapılan ‘müdahaleci’ açıklamalar yüzünden artan risk iştahı” başı çekiyor.

Türk Lirası'nda görülen sert kayıplar ve gün içerisinde doların 5 liraya yaklaşması üzerine, uzun süredir sessiz kalan Merkez Bankası (MB) Para Piyasası Kurulu, nihayet Çarşamba akşamı olağanüstü toplanarak faiz silahını çekti. MB, geç likidite penceresi borç verme faiz oranı yüzde 13.5'ten 300 baz puan artışla yüzde 16.5'e yükseltti. MB, bir haftalık repo faizini yüzde 8'de, gecelik faiz oranlarından marjinal fonlama oranını yüzde 9.25'te, borçlanma faiz oranı yüzde 7.25 düzeyinde sabit tuttu. MB'nin PPK açıklaması öncesi en yüksek 4.9270 seviyesini test eden dolar/TL, faiz kararı etkisiyle günün en düşük seviyesi olan 4.55'e kadar gerilese de ertesi gün yeniden 4.70’in üzerine çıktı.

 

“Türkiye iflas ediyor” iddiası

 

Yurtdışından Türkiye’nin ekonomik durumuna yönelik yapılan açıklamalar da giderek ağırlaşıyor. Almanya’nın ikinci büyük bankası Commerzbank’tan gelen “Dolar her an 5 TL olabilir” açıklamasından sonra bu kez daha ağır bir iddia Edinburgh Üniversitesi Profesörü Russell Napier’den geldi. Finans tarihçisi de olan ve uluslararası yatırım fonlarına danışmanlık veren Napier, İsviçre’nin Neue Zürcher Zeitung’la yaptığı söyleşide “Türkiye’nin borçlarını ödeyemeyeceğini ve iflasın başladığını” ileri sürdü.

Napier, küresel piyasalarda 1980'lerin yeniden yaşanacağını ve Türkiye’yi büyük bir krizin beklediğini kaydederek, “Türkiye’nin iflası başladı” dedi. Özellikle döviz üzerinden borcu olan firmaların borçlarını ödemekte zorlandığını söyleyen Napier, “en geç seçimlerden sonra, Türk Lirası’nın muazzam ölçüde değer kaybedeceğini” belirterek şunları söyledi: “Türkiye, 400 milyar doları bulan borcunu ödeyemeyecek duruma geldi. Bunun yaratacağı kriz en çok Fransız ve İtalyan bankalarını vuracak. AB, bu bankaları kurtarmak zorunda kalacak.”

Nobel Ödüllü ABD'li ekonomist Paul Krugman da “gelişmekte olan ülkelerde 1997-98'dekine benzer bir ekonomik krizin olası olduğunu” belirtti ve “Türkiye çarpıcı bir serbest düşüşte” yorumunu TL / Dolar grafiğiyle beraber paylaştı.

 

Ekonomik çöküntünün sorumlusu kim?

Hürriyet Gazetesi ekonomi yazarı Uğur Gürses, “kötü politikaların sorumluluğunu ‘dış güçler’ paketi altında halka pazarlama çabasını” ironik bir dille eleştirdiği yazısında, aslında “dış güçlerin Türkiye'yi bugüne kadar ekonomik açıdan ayakta tutan unsurlar olduğuna, ‘Dış güçler' diye suçlanan yabancı sermayenin Türkiye'ye inanıp devasa bir sermayeyi Türkiye'ye getirdiğine” dikkat çeken Gürses,” şimdi geri çekilen bu sermayenin gelirken, 'pembe' giderken 'gri' diye nitelenmesinin” de altını çizdi.

 

 

“KURALSIZ EKONOMİDE KUR DANSI”

Muzaffer Demirci (Prof. Dr.) – Dünyada mal ve sermaye oldukça geniş bir serbestlik içinde (emek hariç) hareket ediyor. Dünya Ticaret Örgütü istatistiklerine göre toplam mal ticareti 2017 yılında 74 trilyon dolar iken, bir günde yapılan toplam döviz işlemi 5.1 trilyon dolar olmuş. Yıllık ise 1.3 katrilyon dolara ulaşmış. Bu rakamlar, Dünyanın artık mal hareketleriyle değil, para hareketleriyle yönetilir olduğunun göstergesidir.

Böyle bir ortamda Türkiye ekonomisinin genel görünümüne bakarsak, sanayiden uzaklaşan bir üretimin, yüksek borçların, yüksek enflasyon ve faizlerin, sıcak paraya bağımlı ekonomik yapının, bozulan gelir dağılımının ve yüksek işsizliğin yarattığı sorunları herkes dillendirmekte ve seçimlerin dertlere çare olacağı umulmaktadır.

Oysa ekonomik sorunlar yapısaldır. Üretime, ithalata bağımlı bir yapı vardır. Özel sektör ve bankaların dış borcu 2008 yılında milli gelirin yüzde 15’i iken 2017 yılı sonunda yüzde 40 olmuş. Şirketlerin döviz varlıklarının döviz yükümlülüklerine oranı 2008 yılında hemen hemen karşılamaya yakınken, şimdi bu oranın yüzde 35’in altına düşmüş olması, yani döviz varlıklarının borçların sadece yüzde üçte birini karşılayabilir hâle gelmesi sıkıntının ne kadar büyük olduğunu göstermektedir. Sadece 2018 yılı içinde yüzde 20’lere varan kur yükselişi, yani devalüasyon, özel sektörün borcunu 40 milyar dolar artırmıştır. Her yüzde 10’luk kur artışının enflasyonu yüzde 1.5 artırdığına göre, kur artışının enflasyonu ilave yüzde 3 yükseltmesinin topluma maliyeti de artacaktır.

Son günlerde dövizin hızlı yükselişini ve nereye kadar süreceğini tahmin etmek zordur. Ancak, ülke yönetiminin Londra’da verdiği mesajla sözlü devalüasyon yaratma politikası, cari açığı düşürme, yurtdışına gidecek yatırımları cezalandırma, varlık barışı ve benzeri yollara girmesi beklenen dövizler için cazip ortam yaratma arzusu maksadı aşan kuralsız bir ekonomi yönetimi sonucuna yol açmış ve dolar 4.90 TL’leri görmüştür.

Merkez Bankası’nın kısa vadeli borç istatistiklerine göre önümüzdeki bir yıl içinde ödenmesi gereken borçlar için, 152 milyar dolar özel sektör, 33 milyar dolar kamu yanında 55 milyar dolar da cari açık toplam 240 milyar dolar döviz gereksinimi olacaktır. Nisan ayı 9. Mayıs ayı 11 milyar dolar borç ödemesi olduğundan zaten yüksek olan döviz talebi yönetenlerin beyanları ile daha da artacaktır.  

Uluslararası Ödemeler Bankası’nın araştırmasına göre bir günde içinde TL olan 72 milyar dolarlık bir işlem yapılmakta, bunun ancak 22 milyar dolarlık kısmı Türkiye’de, kalanı ülke dışında yapılmaktadır. Bu olgu TL’de spekülatif harekatı hızlandırmaktadır. Döviz mevduatlarında, Devlet İç Borçlanma Senetlerinde ve borsada büyük bir hareketlilik yokken, dövizin hızla yükselmesinin nedeni güven ve belirsizlikten kaynaklanmaktadır. Fitch’ten yapılan açıklamada “Cumhurbaşkanımızın yaptığı yorumların keyfi politika uygulama olasılığını artırdığı” vurgulanmaktadır. Neticede bir tarafta seçim vaatleri ile kamu harcamalarının artırılması ekonomide yangını hızlandıracaktır.

Seçim sonrasında para maliye politikalarında kesin bir geriye dönüş gerekmektedir. Kurumsal yapılanmanın yanında vergide, hukukta ve harcamada ciddi yapısal değişimler şarttır.

  

“DÖVİZİN ARTIŞI FIRSAT OLABİLİR”

 

Ali Nail Kubalı (Ekonomist) – Doların sürekli bir artış trendinde olması Türkiye’nin dolar açısından sıkışmış olmasından kaynaklanıyor. Türkiye’nin dış ticaret ve cari açığı artarak devam ediyor. Yıllardır dış ticaret açığını gelen sıcak para ile kapattık. Şimdi sıcak para da gelmeyince TL’de değer kaybı arttı. Türkiye doların yükselmesini bir sorun olarak görüyor. Halbuki bir fırsat olarak görmesi lazım. Bunu da bir politika olarak benimsenmesinde yarar var. TL’nin istikrarlı olması kaydıyla ucuzlaması ihracatı arttırır, ithalatı azaltır. Bu da yerli üretimi olumlu etkiler. İthalatın azalması demek yerli üretimin artması demektir. Ucuz ithal ürünlerle rekabet edemeyen sanayiler, istikrarlı bir döviz artışında rahatça rekabet edebilirler. Yerli üretimin artması Türkiye’yi güçlü kılar. Bu fırsattan yararlanamadık. Bir panik hali yaşandı, ‘Doların değeri bu değil, tekrar düşer’ gibi demeç üstüne demeçler verildi.  Bu demeçler millette paniğe neden olurken, ihracatçıyı da ürküttü. Dolayısıyla ihracatçı ihracat yapacakken yetkililerin ‘döviz düşer’ açıklamaları nedeniyle ihracat yapamıyor. Diğer taraftan yatırım yapanlar da yatırım yapamıyor. Türkiye için doğru olan döviz kurunun bir istikrar içinde öngörülebilir oranda yükselmesidir. ‘Türkiye bugün bir krizin eşiğinde mi?’ sorusu, eğer bunu bir fırsat olarak değerlendirir ona göre bir politika izlerse yerli üretimin artması için müthiş bir fırsattır. ‘İlla doların fiyatını düşüreceğim’ derseniz sıkıntı olur. Merkez Bankası’nın faizi artırması sıcak paraya davetiyedir. Sıcak para kısa süreli çözümdür. Gelişi dövizi düşürür, çıkışı da arttırır, yeniden risk oluşturur.

 

++++++++

 

 

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Fenerbahçe Genel Kurulu’ndaki sandık sonucu, seçimlere çok az kala, yeni bir tartışma başlattı. Biz de “ülkenin her tarafında konuşulan ve cevabı aranan soruyu” uzmanl...

“Anayasa Mahkemesi, ‘Yüksek Seçim Kurulu’nun, seçimlere gölge düşürecek yolu açmasında bir mahzur görmedi’ ve ‘mühürsüz oy’ pusulalarının meşrulaştırılmasına, Güney Do...

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde bakanlıklar yeniden yapılandırılırken, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kaldırılması öngörülüyor. GÖZLEM, konuyu uzmanlara sordu. “O...

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın “aday olup olmayacağının tartışıldığı bir zamanda Abdullah Gül’ü ziyaret etmesinden sonra”, bu defa da İkinci Ordu Komutanı Korgener...

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı. “Bu defa durumun çok ciddi olduğuna dikkati çeken” uzmanlar, “Plansız ekonomi, borca dayalı büyüme ve ithalata dayalı üretim modelinden v...

Ankara ve Washington’da başka rüzgarlar eserken, Mehmet Dözmez haklı olarak sordu; “ABD ne yapmak istiyor?”

Yazarlar
Website Security Test