Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Seçim sandığı gitti, ekonomi kasası ortada!

29.6.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı, uzmanlar “acil olarak neler yapılması gerektiğini” anlattılar, işte görüşleri…

Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri sonrası, enflasyondan cari açığa, mali disiplinden döviz kuruna, işsizlikten bütçe açığına birçok konu, piyasaların odak noktası olacak. İlk kez milletvekilleri dışında oluşacak hükümet kabinesini ekonomide olumsuz bir tablo bekliyor. Enflasyon çift hanede kronikleşti. Merkez Bankası (MB), Mayıs ayı verilerine göre, Mayıs ayında TÜFE yüzde 12.15, ÜFE ise yüzde 20.16 oldu. Nisan ayı verilerine göre yıllık cari açık 47,4 milyon dolar. Bir yıl ve daha kısa vadeli dış borçlar 125,5 milyon dolar. 2017 yılı sonu borç stoku 453,2 milyon dolar. 5 aylık bütçe açığı 20,5 milyon dolar. Fiili işsizlik yüzde 16. MB verileri incelendiğinde tek olumlu gösterge yüzde 7,4 olan 2018 yılı ilk çeyrek büyümesi görülüyor.

Seçimin ardından piyasalarda ılımlı bir tablo da görülüyor. Döviz geçen haftayı sakin geçirdi. 6 liraya yükselen patates fiyatları müdahale ile düştü. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Japan Credit Rating Agency (JCR), seçimlerin ardından iç politikada azalan belirsizliğin Türkiye'nin kredi notu için pozitif olduğunu açıkladı. JCR, yeni Erdoğan yönetiminin makroekonomik dengesizlikleri düzeltmeye yönelik yapısal reformlara odaklanıp odaklanmayacağını ve Orta Vadeli Program'da (OVP) belirlenen hedeflere ulaşıp ulaşmayacağını izlemeye devam edeceğini ifade etti.

JPMorgan ise raporunda Erdoğan'ın ve AKP'nin zaferinin siyasi belirsizlikte azalmaya yol açacağını belirtti. Piyasaların bundan sonraki odağının yeni ekonomi yönetimi ve politikalarına kaydığı aktarıldı. Raporda Merkez Bankası'nın baskı altında kalmasının beklenmediği ancak reformlar konusunda çok umutlu olunmadığı ifade edildi.

 

Sermaye kaçışı

 

Geçtiğimiz hafta bazında yer alan habere göre bir IMF yetkilisi, ''Türkiye'den hızlı sermaye kaçışı tehlikesi olduğunu ve bunun için de IMF'nin bir acil durum grubu oluşturduğu''nu açıkladı. Sermaye kaçışı, siyasi, sosyal ve ekonomik istikrar riskli noktaya geldiğinde, tasarruf sahiplerinin mevcut fonlarını daha güvenli bölgelere transfer etmeleri demektir. Sermaye kaçışı, Türkiye için çok daha önemli bir sorundur. Çünkü Türkiye yüksek cari açık veriyor. Dövize ihtiyacı var. Büyümek için ithalata, dış kaynağa ihtiyacı var. Başka bir ifade ile yabancı kaynak-dış borçla büyüyor.

Dikkatler AKP’nin vaatlerine çevrildi

 

AK Parti'nin seçim beyannamesinden yapılan derlemeye göre, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde iş ve yatırım ortamının iyileştirildiği, fikri mülkiyet haklarının güçlendirildiği, özel sektörün önünü açacak fiziki ve sosyal altyapı yatırımlarının sürdürüldüğü güçlü bir ekonomik yapı tesis edilecek. Yeni dönemde, makroekonomik ve finansal istikrar kararlı şekilde sürdürülecek, ekonominin en önemli çıpası olan mali disiplinden taviz verilmeyecek. Mali disiplin için kamu harcama ve gelirlerinde etkinlik artırılacak, mevcut harcama programları gözden geçirilecek, verimsiz harcamalar tasfiye edilecek. Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve kamu ihale mevzuatı güncellenecek, yerel yönetimlerin öz gelirleri artırılacak. Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunu kapsamlı şekilde reforma tabi tutulacak.

  

 “DEVREDEN MİRAS”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) – Siyasi iktidarın önünde çözülmesi gereken iki temel sorun var. Demokrasi ve hukuk ile ekonomik istikrar sorunudur.  Bunlar birbirini etkilemekle birlikte, demokrasi ve hukuk sorunu daha uzun vadeli, ekonomik sorun ise hemen el atılması gerekir. Zira kısa vadeli riskler yüksektir. Kısa dönemli risklerin başında, cari açık, dış borç ve döviz kuru geliyor. Bu sene büyümeye paralel olarak cari açık da arttı. Nisan ayında yıllık cari açık 47.4 milyar dolara yükseldi. Maalesef cari açığın geçmiş yıllara göre sürdürülmesi daha fazla zora girdi. Çünkü bir yandan yabancı sermaye girişi azaldı. Öte yandan dış borçlanma sınırına geldik. Merkez Bankası Nisan ayında bir yıl ve daha kısa vadeli dış borç stokunu 125.5 milyar dolar olarak açıkladı. Önümüzdeki bir yıl içinde cari açığın da 50-60 milyar dolar olması beklenir. Ayrıca bir yıldan daha uzun vadeli dış borçlardan vadesi gelenleri de katarsak, Türkiye'nin cari açığını finanse etmesi ve dış borçlarını çevirmesi için bir yıl içinde 200-220 milyar dolara ihtiyacı olacaktır. Dış borç stoku da 2017 yılı sonu itibariyle, 453.2 milyar dolara yükseldi. Dış borçlarda üç sorun var. Birincisi dış borçlar yönetilemiyor. Yılın yarısı bitiyor. Hazine son olarak 2017 sonu dış borç stokunu açıkladı. Borç yönetimi ve gerekli strateji için her şeyden önce elde doğru ve güncel veri olmalıdır. Bunun içindir ki 30 senedir, "dış borç yönetiminin hazineden ayrı bir kurum tarafından yapılması gerekir'' diyorum. İkincisi Türkiye'de dış borç stokunun GSYH'ya oranı yaklaşık yüzde 55'tir. Bu yüksek bir oran değildir, ancak Türkiye döviz kazanan değil, döviz kaybeden bir ülkedir. Kaldı ki dış borçların, kırılganlığı artırması, yüksek faiz ve enflasyon gibi ilave maliyetleri vardır. İşte bu nedenle Türkiye'de dış borçların rakamları aşan aşırı yükü vardır. Üçüncüsü Türkiye dış borçlarını çevirme sınırına geldi. Dünya ortalamasından daha yüksek faizle ancak dış borç bulabiliyoruz. Dış borç sigorta primi olan CDS'ler de çok yüksektir. Borçlanma sınırına gelmiş olmamız nedeniyle, ithalat için döviz bulmak zorlaşacak ve üretim ve büyüme de olumsuz etkilenecektir. Siyasi iktidar bugüne kadar yap-işlet devret dediği model için dış kredi kullanan özel sektöre kefil oldu. Bu alanda da sorun yaşarız. Bunun için artık altyapı projeleri bütçe kaynakları ile yapılmalı veya yapılması planlanan altyapının adıyla hazine tahvili çıkarılarak finansmanı sağlanmalıdır. Cari açık, dış borçların çevrilmesi, döviz ihtiyacını da artırıyor. Kur artışı ithal girdi fiyatlarını ve sonuçta maliyetleri artırıyor. Sonrasında TÜFE'ye yansıyor. Mayıs ayında yıllık TÜFE oranı yüzde 12.15'e yükseldi. Yıllık Yurt İçi ÜFE artışı da yüzde 20.16 oldu. Bu artış TÜFE'ye yansıyacaktır.2018 ilk çeyrekte yüzde 7.4'lük büyüme, işsizliği bir puan düşürdü, ancak yine de yüksektir. Bugünkü şartlarda büyümenin devam etmesi de çok zordur. Siyasi iktidarın bugüne kadar olan tutumu devam ederse, ekonomik istikrarı çözmesi zor olacaktır. Günübirlik politikalardan kurtulması gerekir. Orta ve uzun vadeli ciddi istikrar programları yapması gerekir.

Nerden bakarsak bakalım, ekonomi için çıpa gerekiyor. Bu çıpa keskin bir dönüş yaparak AB ile ilişkileri geliştirmek olabilir. Bu nedenle önce AB demokrasi standartlarında, Hukukun üstünlüğünde güven veren adımlar atmamız gerekir. Eğer AB'ye yine uzak durursak, IMF gibi istenmeyen seçeneklere mecbur kalabiliriz.(Yeniçağ)

  

“DIŞ TİCARET VE CARİ AÇIK TÜRKİYE’NİN KRONİK SORUNUDUR”

Ali Nail Kubalı (Ekonomist) – Bana göre Türkiye’nin 20. yüzyılın ikinci yarısından beri başlayan ve devam eden en kronik, en inatçı sorunu dış ticaret açığı ve döviz sıkıntısıdır. Türkiye döviz açığını çözmeden, dış ticaretini dengelemeden uluslar arası arenada ekonomik itibarını kazınmasına imkan yoktur. Senelerdir, en kırılgan ekonomiyiz. Çünkü dış ticaret açığımız var. Bunu dengelemek için önlemler alınması lazım. Acil olarak bu soruna çözüm bulmalıdır. Bunun için de kısa vadeli önlemlerden biri ve en kolay yolu döviz fiyatını yüksek bir seviyeye çıkarmak ve o seviyenin altına düşmesini engellemektir. Bu yüksek faiz politikasıyla yapılabilir. Sıcak para cari açığımıza çare değil sebeptir. Neden sebeptir, çünkü dövizi baskılayarak ihracatı da pahalı hale getiriyor. Pahalı fiyat ihracatı azaltır, ithalatı artar. İlk bu politikadan vazgeçmek gerekir.

Değer bir konu ekonomiye endirek etkisi olan yani sabit yabancı sermaye girişini engelleyen Türkiye’nin hukuk sistemini adaletle barıştırmalıdır. Eski parti çalışanlarını hakim veya savcı olarak atamaktan vazgeçmeli, meslekten gelen hakim ve savcılar göreve atanmalıdır. Bu tür savcıları bulmak zordur ama imkansız değildir. Dış borç ödemelerinden korkmamalıdır. Biz ihracatımızı anlamlı şekilde artırdığımız zaman yabancı bankalar borç vermek için sıraya girerler. Yatırımcı gelir ve dış ticaret dengesi oturmuş olur. Dış bankalarla yapılacak müzakerelerden evvel ihracatı artırıp ithalatı azaltacak politikalarla Türkiye’nin döviz fazlasını yaratmaktır. Bu önemlidir. Bu borçlarla baş edilir.

Bu önlemler Türkiye’nin değer bazı acil problemlerine de çaredir. İşsizlik üretim artarsa aşağı iner. Üretim ihracat artarsa artar. İthal ara malları yerine yerli üretim artarsa işsizlik azalır. Döviz yüksek kalınca enflasyon olmaz mı hayır. Döviz fiyatları arttığı dönemde enflasyona etkisi olur. Döviz stabil olursa enflasyonu artırmaz. Üretim artarsa maliyetler azalır. Verimlilik artar. Dolayısıyla enflasyon artmaz. Dış ticaret ve cari açıktır Türkiye’nin itibarını da etkiliyor. Buna çare bulunmalıdır. Dış ticaret ve cari açığa bulunacak çare istihdam artışına da milli gelir artışına da enflasyona da çare olur.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, 81 milyonu ilgilendiren bu konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara “Ne yapılmalı” diye sordu; işte görüşleri…

Uzmanlar, “Tedbirlerdeki eksiklerin ve gecikmelerin çözümü zorlaştırdığının” altını çiziyorlar. İşte görüşleri…

GÖZLEM, siyasetin duayenlerine sordu; işte onların görüşleri…

9 Eylül; İzmir’in düşman işgalinde kurtuluş günü… Zaten “Eylül”, Ege’nin pek çok il, ilçe, kasabasının kurtuluş günlerini yaşadığı” bir ay!.. Böyle bir ayın 7’sinde, C...

GÖZLEM, “Ekonomik kriz ve alınan tedbirler” konusunu, masaya yatırdı ve uzmanlara sordu; işte görüşleri…

GÖZLEM, uzmanlara sordu; “Muhalefet ne yapmalı”, işte onların görüşleri…

Yazarlar
Website Security Test