Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

MCBÜ Sarıkamış şehitlerini rahmet ve minnetle andı

25.12.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Tarihimizin en acı olaylarından biri olan Sarıkamış Harekatı’nın 103. yıl dönümünde; vatan için, millet için canlarını feda eden; inancın, kardeşliğin, kahramanlığın destanını yazan Sarıkamış şehitlerimizi unutmamak ve unutturmamak amacıyla Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörlüğü ile Sarıkamış Şehitlerini Yaşatma ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen “Sarıkamış” konulu panel, 21 Aralık 2017 tarihinde MCBÜ Prof. Ümit Doğay Arınç Kültür Merkezinde gerçekleştirildi.

Sarıkamış Şehitlerini Yaşatma ve Dayanışma Derneği Başkanı Öztürk Demir panelin açılışında yaptığı konuşmada, “Manisa Celal Bayar Üniversitesi ile ortaklaşa bu organizasyonu düzenlemekten büyük mutluluk ve heyecan duyuyoruz. Biz bu yola çıktığımızda hedefimiz, sizler gibi genç arkadaşlarımızı kazanmaktı. Çanakkale gibi, Sarıkamış gibi, Yemen gibi nice kahramanlık destanlarımızı nesilden nesile aktaracak arkadaşlarımıza ulaşmaktı. 103. yıl etkinliklerimizin en önemli teması “Şehitlerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız” idi. Derneğimiz organizasyonunda, 24 Aralık Pazar günü Spil Dağı yürüyüşümüz olacak. 22 Aralık 1914’teı gerçekleşen ve binlerce şehit verdiğimiz o dramatik geceyi anlatmak, anlamak ve şehitlerimizi yâd etmek istiyoruz. Sarıkamış Şehitleri Yaşatma ve Dayanışma Derneği olarak, Türkiye’nin bir ucundan diğer ucuna ulaşmak ve tarihimizi anlatmak istiyoruz. Katılımlarınızdan dolayı hepinize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu. 

Prof. Dr. Muzaffer Tepekaya, “Sarıkamış Destanı, sevdiklerinin koynunda yatmak varken, beyaz karı kefen seçenlerin destanıdır.”

Panel moderatörü MCBÜ Rektör Yardımcısı ve MCBÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Tepekaya, Sarıkamış harekâtının 103. yılı münasebetiyle bir araya gelindiğini belirterek, “Sarıkamış Destanı, sevdiklerinin koynunda yatmak varken, beyaz karı kefen seçenlerin destanıdır. Devletin istiklâli, milletin bağımsızlığı için yola çıkanların hikâyesidir. Bizler bu destanı sizlere, sizler de gelecek kuşaklara aktaracaksınız. Şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz” dedi.   

Yrd. Doç. Dr. Cengiz Çakaloğlu, “Milletimiz, en umutsuz anda bile öyle şeyler başarıyor ki bu bizlere büyük bir umut ve teminat veriyor.”

MCBÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cengiz Çakaloğlu, ”I. Dünya Savaşı’na Girerken Osmanlı Ordusunun Durumu” konulu konuşmasında, “Bizler öyle bir milletin mensuplarıyız ki, son 100 yıla bakıldığında sevinçlerin ve acıların en büyüğünü yaşayarak ne kadar büyük bir millet olduğumuzu tüm dünyaya gösterdik. Bir milleti millet yapan yaşadığı acılar, sevinçler, kahramanlıklardır. Bu milletin tarihçisi olmak insana ayrı bir gurur veriyor. En umutsuz anda bile bu millet öyle şeyler başarıyor ki bu bizlere büyük bir umut ve teminat veriyor. Son 100 yıldaki olayları peş peşe düşündüğümüzde; 93 harbi ile başlayan, tarihte ender görülecek şekilde bu milleti yoran, çok büyük kayıplar vermesine sebep olan olaylar var. 1897’de Yunan Harbi, arkasından Ermeni meselesi, Makedonya ve Yemen meselesi, 1911’de adı konmuş savaşlar ve 11 yıl süren Milli Mücadeleye kadar devam eden Balkan savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve ardından İstiklal Savaşı. 1911’den 1922’ye kadar adına savaş dediğimiz, takip eden sürede adına savaş diyemeyeceğimiz o kadar çok olay var ki. İşte bu adına savaş diyemeyeceğimiz olayların, bizlere olan zararlarını çok iyi bilemiyoruz.

Yakın tarihimizde bizi çok etkileyen önemli olaylar vardır. İstiklal Harbi dışında Çanakkale, Sarıkamış ve Yemen ön plana çıkan olaylardır. Sarıkamış bu kadar önemli bir olay olmasına rağmen, bu millet hafızasından silmişti. Belki yakın tarihimizde yaşadığımız travmaların bir sonucuydu. Arka planında yatan sebep her ne olursa olsun; bizi biz yapan bu değerlere, vatan uğrunda, bayrak uğrunda canını vermiş o şehitlere olan vefa borcumuzu, minnet borcumuzu ödemenin vakti gelmiştir. Son on yıldır Sarıkamış kamuoyunun gündemine geldi ve layıkı veçhile anılmaya başlandı. Sarıkamış’ta her aileden bir şehit verdik. Onlar bu vatanın harcını oluşturdular. Aynı şekilde bence halen üstü örtülü, kapağını açmadığımız bir yer daha var. Yemen’i de aynı şekilde gündeme getirmemiz ve bu tür etkinliklerle anmamız gerekiyor.

Ordumuz çok yorgun bir orduydu, çok büyük kayıplar vermişti. İttihat ve Terakki Dönemi’nde ordu içerisinde çıkan ikilik, ordunun siyasete karışması, Abdülhamit Dönemi subaylarıyla mektepli alaylı çekişmesi orduyu yıpratan hususlardı. Balkan Savaşı’nın kaybedilmesinde bu ikiliğin moral bakımından etkisi olmuştu. Diğer hususlar da Abdülhamit Dönemi subaylarını tasfiye etmek için çıkarılan kanunlar, nakliye ve erzak durumuydu. Harekâtın gerçekleştirildiği Üçüncü Ordu Bölgesi aslında çok sıkıntılı bir bölgeydi. Hamidiye alayları daha önce bölgede kurulmuş olmakla birlikte Meşrutiyet Döneminde Hamidiye alaylarının formatı ve yapısı değişmiş, dolayısıyla hem Birinci Dünya Savaşında hem İstiklal Savaşı sırasında çok verimli kullanılamamıştır.

Savaşın hemen başında, Kasım ayında Rus donanması içi asker dolu dört gemimizi batırmıştır ve denizden ulaşım sıkıntılı olacaktır. En yakın demiryolu Ulukışla’dır. Ulukışla’dan Erzurum’a kırk günde ulaşılmaktadır. Kâğıt üzerindeki asker sayısıyla reel asker sayısı birbirini tutmamaktadır. Sarıkamış cephesi, Çanakkale cephesinden önce olması dolayısıyla, aslında bir yerde Kafkaslardaki durumu belirleyecektir. Bu nedenle Sarıkamış Harekâtı’nın çok önemli sonuçları vardır. Rusya’da 1917’de Bolşevik Devrimi olmasaydı işimiz çok zor olacaktı. Bu devrim bir yerde bizi rahatlatmış, Doğu Anadolu’nun günümüzde elimizde kalması sonucuyla noktalanmıştır.

Prof. Dr. Tuncay Öğün, “Türk ordusu Sarıkamış’ta 30 bin şehit vermiş, 20 bin askerimiz esir düşmüştür. 17 bin hasta ve yaralı vardır.”

Sarıkamış Harekâtı’nı sansür ve kara propaganda kıskacında ele alan Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Öğün, harekâtın ilk başlarında Türk ordusunun başarılı olduğunu ifade ederek, “Enver Paşa mağlubiyet gerçekleştikten sonra Erzurum’dan ayrılırken, 8 Ocak 1915 tarihinde yayınladığı veda mesajında mağlup bir komutan olarak değil, zafer kazanmış bir komutan edasıyla cepheye veda ediyor ve askerlerini tebrik ediyor. O zaman bizim müttefiklerimiz Almanlar ve Avusturyalılardı. Onlar da basınlarında bu sözde zaferi propaganda mevzusu haline getirdiler. Almanya’da ve Avusturya’da Sarıkamış zaferi çok heyecanla kutlandı. Propaganda malzemesi olmak üzere karikatürler çizildi. Bugün bizim kalplerimiz Kudüs için atıyor, ama Birinci Dünya Savaşı yıllarında Kudüs’ün kalbi de bizim için atmıştı. Karargâh Sarıkamış’ta büyük bir zafer kazanıldığını ilan edince, yurt genelinde zafer kutlamaları yapıldı. Bu kutlamalardan birisi de Kudüs’teydi” dedi.

Sarıkamış’ta savaş bitene kadar yenilgiye uğrandığını hiç kimsenin yazamadığını belirten Prof. Öğün, ancak savaş bittikten hemen birkaç gün sonra, ilk defa 14 Kasım’da Âtî Gazetesinde savaşa katılan bir binbaşının “Sarıkamış hezimeti taşıyor” başlığındaki yazısında bunu bir cinnet olarak nitelendirdiğini ve can kaybının 60 bin olduğunu ifade ettiğini söyledi. Kayıtlara dayanarak Türk Ordusunda 30 bin şehit, 20 bin esir, 17 bin hasta ve yaralı olduğunu, ayrıca Müslüman köylere dağılan askerlerimizin olduğunu belirtti.

Rusların da elde ettikleri galibiyeti tanıtabilmek için ellerinden gelen çabayı gösterdiklerinin altını çizen Prof. Dr. Tuncay Öğün, “Enver Paşa’nın itibarını iyice sarsmak, ülke içinde ve ülke dışında itibarsızlaştırmak için çakma Napolyon olarak nitelendirdiler. Ruslar bu galibiyetlerini Petrograd Telgraf Ajansı vasıtasıyla dünyaya duyurdular. Dünya basını da onlardan alıntılar yaptı. Bu harekât sırasında yalnız Türk ordusu değil, Rus ordusu da büyük kayıplar verdi ve 65 bin kişilik ordusunun yaklaşık yarısını kaybetti” dedi.

Sarıkamış’ı bize tanıtan, Sarıkamış’la ilgili günümüzdeki algıyı yaratan eserin Köprülü Şerif’in “Sarıkamış Meydan Muharebesi ve İhata Manevrası” isimli eseri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tuncay Öğün, “Bu eser Sarıkamış Harekâtı’nı aydınlatmak yerine, iyice bulandırmaktan başka bir işe yaramamış ve günümüzde de Sarıkamış’la ilgili bilinmezlerin kaynağı olmuştur” diye konuştu.

Yrd. Doç. Dr. Özlem Nemutlu, “Dileğimiz; Türk tarihinin bütün zaferleri ve Sarıkamış gibi felaketlerin, güçlü sanatçıların elinde, estetik yönleri zengin ve nitelikli bir şekilde romanlaştırılmasıdır.”

MCBÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özlem Nemutlu, “Savaşlar, edebi ederlerin en önemli temalarından biridir. Bu yüzden gerek Batı, gerekse Türk Edebiyatında savaş edebiyatı dediğimiz bir edebiyat anlayışı doğmuştur. Bizim edebiyatımızda da 93 Harbi, Balkan Savaşları, Trablusgarp, 1. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele başta şiir, roman ve tiyatro olmak üzere, çeşitli edebiyat türlerinde yansımasını bulmuştur.

Sarıkamış faciasının Türk romanında nasıl yer aldığı üzerinde duracağını söyleyen Nemutlu, “Bu konuda değerli hocamız Prof. Dr. Bilge Ercilasun’un hazırlamış olduğu “Sarıkamış Harbi” başlıklı kitabını özellikle anmamız gerekir. Aynı konuyla ilgili olarak son yıllarda yapılmış olan önemli çalışmalardan biri de Marmara Üniversitesi’nde Harun Duman danışmanlığında Salih Koralp Güreşir tarafından hazırlanan “Edebiyatımızda Sarıkamış Harbi” başlıklı yüksek lisans tezidir. Bilge hoca, Sarıkamış felaketinin halktan gizlenmesinden dolayı bu elim hadisenin edebiyata geç yansıdığını ve bu konulu romanların geç tarihlerde yazılmaya başlandığını söyler. Bunun sebebi de seferberlik ilan edildiğinde Tanin Gazetesi hariç bütün gazetelere askeri sansür uygulanmasıdır. Askeri sansür 11 Haziran 1918’de kaldırılır ancak Sarıkamış Harbi’ne uygulanan sansür kaldırılmaz. Sarıkamış Harbi Harbiye Nezareti’nin savaşla ilgili her türlü yayına uyguladığı sansürle yıllarca halktan gizlenir.

Doğrudan doğruya Sarıkamış Harekâtı’nı konu alan romanlarımızın başlıcaları; ilk olarak bu hakikati bulanıklaştıran önemli eserlerden biri olan ve ancak 1922’de kitaplaşan Şerif İlden’in “Sarıkamış İhata Manevrası ve Meydan Muharebesi” isimli kitabıdır. Fügen Topsever’in ilk olarak 1978’de basılan “Kar Çiçekleri” adlı romanı Sarıkamış felaketini bütünüyle ele alan ilk romandır. Daha sonra Yaşar Kemal’in kaleme aldığı “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana”, İsmail Bilgin’in “‘Sarıkamış”, Deniz Çınar’ın “Kutsal Dağın Çıplağı”, Nusret Özcan’ın “Kar Kelebekleri”, Mehmet Alperen’in “Emret Paşam”, Ufkun Balkış’ın “İncecikten Bir Kar Yağar”, Alaaddin Oğuzalp’in “Sarıkamış’ta Ne Var Paşam?”, Talip Aydemir’in “Sürgün”, Osman Koç’un “Ah Vatan”, Kemalettin Çalık’ın “Sarıkamış: Kor Yüreğim Kar Altında”, Cemalettin Taşkıran’ın “Ölüme Yürüyüş” adlı romanları Sarıkamış’la ilgili eserlerdir.

Netice olarak bu romanlar, genel özellikler ve kurgu bakımından zayıf, nitelikli olmayan romanlardır. Ancak dikkat çeken, bu elim hadiseyi anlatan romanların 2000’li yıllardan itibaren yazılmaya başlanmasıdır. Bunda son dönemlerde tarihi konulara sanatın her alanında olan ilginin artmasının payını da inkâr etmemek gerekir. Yahya Kemal’in “Resimsizlik ve Nesirsizlik” başlıklı yazısını da hatırlamalıyız.  Yahya Kemal, İstanbul’un Fethi’ni resmedecek bir ressamın ve bunu en iyi şekilde anlatacak bir nesir yazarının olmayışına hayıflanır ve Batı’dan bu konudan geri oluşumuza dikkat çeker. Dileğimiz Türk tarihinin bütün zaferleri ve Sarıkamış gibi felaketlerin güçlü sanatçıların elinde, estetik yönleri zengin, nitelikli bir şekilde romanlaştırılması, şiir haline gelmesi ve yine güçlü yazar ve oyuncularla tiyatro sahnelerine taşınması, usta senarist ve oyuncularla beyaz perdelere yansıtılmasıdır” dedi.

Yrd. Doç. Dr. Harika Nüfüsçu Durgun, “Romanların, verdikleri mesajlar bakımından yeni nesillerin yetişmesinde etkili olacağını düşünüyorum.”          

             MCBÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Harika Nüfuçu Durgun ise, Sarıkamış’ı motif olarak bir yan figür alan romanlar üzerine konuştu. Durgun, Tarihin şekillenmesinde savaşlar çok önemli etkendi, fakat savaşların kaybedilmesi de kazanılması da farklı yorumlara sebep olmuştur. Balkan Savaşları, Trablusgarp Savaşları bizim mağlubiyetle sonuçlanan savaşlarımızdır, bunlardan biri de Sarıkamış’tır. Sarıkamış hakkında ilk hatırat, 1922 yılında kaleme alınan Köprülü Şerif Bey’in hatırat kitabıdır. Günümüzde İş Bankası Yayınları tarafından yeniden yayımlanmıştır. Sarıkamış Harbi’ne kronolojik ve motif olarak bakıldığında ilk olarak, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Mezarından Kalkan Şehit” romanında ele alınmıştır. Roman 1929 yılında yayımlanmıştır. Roman kahramanı Şevki Bey Şahika Hanım’la evlidir. Şahika Hanım’ın oğlan kardeşi Şevket Sarıkamış’ta şehit düşmüştür. Romanda Sarıkamış Harbi şehit olan Şevket’in hatıra defteri vasıtasıyla bize anlatılır. Burada 10. Kolorduya mensup bir askerin komutanı Enver Paşa’ya duyduğu öfkeyi anlatmaktadır. Şehit Şevket’e göre Enver Paşa bir askerin ulaşabileceği en üst rütbe olan “Başkomutanlık Vekilliği”ni hak etmemiş bir komutandır. Saray damadı olmanın verdiği imtiyazla, ülkeyi sonu olmayan bir maceraya sürüklemiştir. Savaşı kazandığı takdirde tahta oturacak, kaybederse firar edecektir. Enver Paşa’nın taarruz sırasında yaptığı teknik hataları, söz dinlemez şımarık bir çocuğun delilikleri olarak yorumlayan Şevket, bir belediye başkanının bile bu derece saçma emirler vermeyeceğini söyler.

           1934 yılında kaleme alınan “Dünkülerin Romanı” Burhan Cahit  Morkaya’nın eseridir. Bu romanda İttihat ve Terakki yönetiminin eleştirisi yapılır. Roman kişileri gazetecilik yapan üç arkadaş Ahmet Raşid, Cemil Hakkı ve Mehmet Rıfkı’dır. Büyük ümitler besledikleri Meşrutiyet’in ilanı karşısında hayal kırıklığına uğramışlardır. Bu dönemde Ahmet Reşid, tahsilini tamamlamak üzere Paris’e gider ve roman, arkadaşlarına yazdığı mektuplarla gelişir. “Dünkülerin Romanı”nda, Sarıkamış Harbi daha çok Enver Paşa ekseninde ele alınmıştır. Roman kişisi Cemil Hakkı, arkadaşı Ahmet Reşid’e yazdığı bir mektubunda Enver Paşa’yı eleştirmiştir. Cemil Hakkı’ya göre Enver Paşa zafer kazanan bütün komutanlara, özellikle de Çanakkale’de devleşen Mustafa Kemal’e karşı nefret beslemektedir. Zira başkomutanlık mevkiine ulaşmasına rağmen henüz zaferi yoktur. Zaferlerini kıskandığı komutanların başarılarını geride bırakmak için, şahsi ihtirası uğruna Sarıkamış Harbi’ni tasarlamış, otuz bin askeri ölüme sürüklemiştir.

              1938’de kaleme alınan Mithat Cemal Kuntay’ın “Üç İstanbul” isimli romanı, yazarın tek romanıdır. Burada İstanbul’u, Abdülhamit, İttihat ve Terakki ve mütareke dönemlerindeki haliyle anlatır. Roman kahramanı Adnan, İttihat ve Terakki erkânındandır. Adnan Bey’in konağında düzenlenen toplantılardan birine Sarıkamış gazisi bir binbaşı katılmış ve salondaki misafirlere savaşın felaketle sonuçlandığını haber vermiştir.

                Halide Edip Adıvar “Tatarcık” isimli romanında yine bir motif olarak bu savaşa yer vermiştir. Romanın kahramanlarından Feridun Paşa’nın sekiz oğlu vardır, hepsini farklı savaşlarda kaybetmiştir. Birini de Sarıkamış’ta kaybetmiştir.   

                Hikmet Ilgaz’ın “Şark Yıldızı” ve Selma Fındıklı’nın “Saray Meydanında Son Gece” romanlarında Sarıkamış Harbi cephe gerisinde yer alır. Özellikle Hikmet Ilgaz’ın kaleme aldığı romanda, Van ve çevresindeki Ermeni çetelerinin zulmü anlatılır.

                Kemal Tahir’in “Köyün Kamburu”, “Yorgun Savaşçı”, Münevver Ayaşlı’nın “Pertev Bey’in Üç Kızı” Erol Toy’un “Toprak Acıkınca” romanlarında da Sarıkamış Harbi bir motif olarak yer alır. Bu romanlarda her zaman Enver Paşa’nın başarısızlığı vurgulanmıştır. Hakan Gezik’in 2005 yılında kaleme aldığı “Buz Yarası” isimli romanında da işgal altındaki Doğu Anadolu Bölgesi anlatılır.

Ayrıntılar düşünülmeden, ihtiyaçlar temin edilmeden, gerekli hazırlıklar yapılmadan girilen Sarıkamış Harbi’nin sonuçları da ne yazık ki kötü olmuştur. Savaş sadece bozgun eylemi ile bitmemiş, yıllarca sürecek olan problemleri de beraberinde getirmiştir. Bunlar esaret, Rusların Doğu Anadolu’yu işgal etmesi ve Ermeni çetelerinin zulmüdür. Sarıkamış Harbi’ne yer veren romanlarda Enver Paşa’nın genel olarak iyi bir asker olmayışı eleştirilmiş, Rusların ve Ermenilerin zulümlerine yer verilmiştir. Özellikle Attila İlhan’ın “Gazi Paşa” romanında Enver Paşa bir roman kişisi olarak yer almış ve kendisini bir nevi aklamaya çalışmıştır da diyebiliriz. Bu romanların, verdikleri mesajlar bakımından yeni nesillerin yetişmesinde etkili olacağını düşünüyorum” diye konuştu.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü öğrencileri kermes düzenledi

Ege Üniversitesi Medya Uygulama ve Araştırma Merkezi (EGEMM), yeni vizyonu ile yayın hayatına merhaba dedi. Ege Üniversitesi Medya Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (...

İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Mütevelli Heyet Başkanı Ekrem Demirtaş, dünyanın ilk 10 üniversitesi kalitesinde bir eğitim vermeyi hedefleyerek yola çıktıklarını, 17...

Ege Üniversitesi ile Dünyanın en büyük parçacık fiziği araştırma laboratuvarı CERN-FCC çalışma grubu arasında mutabakat metni imzalandı.

Akbank Kısa Film Festivali’nde ödül alan filmler, Akbank Kısa Film Festivali Üniversitelerde etkinliği ile birçok üniversitede öğrencilerle buluşuyor

Yaşar Üniversitesi’nin, 17’inci kuruluş yıldönümü törenle kutlandı

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Seferihisar Fevziye Hepkon Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu, yabancı öğrencilerin katıldığı 20 Ülke 20 Lezzet Uluslararası Yemek ve Kült...

Yazarlar
Website Security Test