Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Tek kişilik ordu!..

8.6.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

 

Cumhurbaşkanı adaylarının “gelip, konuşup, gitmesi” ve de TV’lerde, gazetelerde, sosyal medyalarda yer alması, yarışması hariç, sanki “ülkenin kaderini tayin edecek bir seçime gidildiğini” kentimizden, kasabalarımıza, köylerimize kadar “beldelerimizde fark etmek” zor…

Sanki “milletvekili seçimi yokmuş” gibi; “Ne eski renkler, ne eski sözler, ne yarışan eski adaylar var” ortada!..

Anlaşılıyor ki, “partiler ve adaylar da, 24 Hazirandan sonra Millet Meclisi’nin hukuken olmasa bile uygulamada pabucunun dama atılacağını” biliyorlar ve böyle bir “isteksizlik” tablosuna imza atmak için yarışıyorlar!..

İster kızın, ister eleştirin, ister “Artık yeter” deyin, “bu tabloya isyan eden, kabul etmeyen” bir adam var, İzmir’de!..

Her gün en az iki ilçeyi geziyor, muhtarından, belediye bakanına, çiftçisinden, esnafına “hem yapılan işleri, hem yapılacak işleri” ama hepsinden öte “Bu seçimin önemini” anlatıyor, millete!..

“Kendi seçimi” değil, “milletin seçimi” bu seçim, ama “en fazla koşturan adam” Aziz Kocaoğlu!..

Öylesine meşgul ki, serin bir akşamüstünde Urla’nın deniz kenarındaki çay bahçelerinden birinde oturup da onunla “hâlâ” bir tavla bile oynayamadık.

Sağırsultan olarak, “Onu sevmeyen” ve “kuyusunu kazmak isteyen” (Kimler olduklarının listesi çekmecemde duruyor) CHP’li belediye başkanlarına, milletvekillerine, Genel Merkez’deki “bazı” yöneticilere duyururum ve derim ki; “Nankörlük etmeyin!..”

Bir cesur adam!..

Ben basın dostuyumdur, çok gazeteci ve yazar, çok genel yayın müdürü, yazı işleri müdürü, şef, muhabir tanırım, bazıları dostlarımdır, bazıları arkadaşımdır, İzmir’inden Ankara’sına, Manisa’sından İstanbul’una kadar…

O dostlarım, arkadaşlarım kızmasınlar, alınmasınlar, kırılmasınlar, bugün bana “Türk basınında en cesur yazar kimdir” diye sorsalar, hiç düşünmeden “Rıfat Serdaroğlu” derim.

Bunca yılın “gazete kurduyum”, ben bile bazen “Bu kadarı da olmaz, nasıl yazıyor bu yazıları” diyorum, yazdıkları için…

O yazıyor, “hakaretten” mahkemeye veriyorlar; sanırım yüzü çok aştı, hakkında açılan davaların sayısı. Üstelik “davalar yurdun dört bir yanında açılıyor” ki, eski Bergama Belediye Başkanımızın, DYP İzmir İl Başkanımızın, İzmir Milletvekilimizin, Demirel kabinelerindeki Bakanımızın işi iyice zorlaşsın ve belki de “Bıksın usansın da, yazmaktan vazgeçsin artık” diye..

Ne var ki, o vazgeçmiyor, sanki her açılan dava ona daha fazla güç veriyor ve “Ver yansına” devam ediyor.

Geçenlerde rastladım, üzgündü. “Zaman aşımına uğradığını söylediği” bir davada, “genç bir kadın hakim tarafından” mahkum edilmişti. “09 Nisan 2013’da, 5 yıl önce yazdığım ‘Yargı Ne İş Yapar’ başlıklı bir yazıda, 3 kişiye birden hakaret ettiğim gerekçesiyle toplam 34 ay 10 gün hapse mahkum etti, beni; Recep Tayyip Erdoğan’a hakaretten 11 ay 20 gün, Bülent Arınç’a hakaretten 11 ay 20 gün, Necdet Özel’e hakaretten 11 ay 20 gün” dedi ve anlattı:

“Bir önceki duruşmada bana ‘önündeki 4 yıllık şişkin dosyaya bakarak’ aynen şöyle demişti; ‘Siz de her gün yazmasanız, hem niçin yazıyorsunuz ki?’ Ona, ‘Sizin o koltukta bir Cumhuriyet Kadını olarak oturmanız, benim için gurur kaynağıdır. Yazıyorsam, sizler için yazıyorum. Benim savunduğum Lâik Cumhuriyet, Demokrasi, Hukuk Devleti yaşarsa, sizler o koltuklarda oturabileceksiniz. İşte ben bu yüzden yazıyorum’ cevabını vermiştim. Mahkumiyet kararına elbette üzüldüm, ama asıl ‘bir kadın hakim tarafından verilmesine’ daha çok üzüldüm.”

“Zaman aşımı başta, güçlü gerekçelerle mahkûmiyet kararına İstinaf Mahkemesinde itiraz edeceklerini” söyledi ve “Bunlar bizi korkutmaz, Yassıada’da ‘idamla yargılanan’ bir babanın çocuğuyum ben. Mücadeleye devam. Canı sağ olsun Hakime Hanımın” dedi.

Şimdi söyleyin dostlar, “Çok cesur” derken, bunca yılın Serdaroğlu’na “iltimas mı” ediyorum; anlattığım olay sadece bir örnek!..

Mahmut Hocanın Urla anketi!..

Urla’ya Öcal Abime gitmiştim. “Ne olacak bu İzmir futbolunun, sporunun hâli” diye sormaya…Yeni taşındığı evinin bahçesinde çayımızın içerken, “çat kapı” Mahmut Hoca gelmez mi?..

Tam bir “bir taşla iki kuş vurma” misali… Mahmut Tolon Hoca’yı tanımamışsanız, çok şey kaybetmişsiniz demektir. Dünyada tanıdığım “en renkli insanlardan biridir”, Mahmut Hocamız. Asıl mesleği “böbrek üzerine” doktorluktur; Almanya’da okumuş, orada bu konuda uzman hekimlik yapmıştır. Böbrek taşlarını kırma makinesini Türkiye’ye ilk getirenlerdendir. Türkiye’de doktorluğu bırakmış, Urla Keklik Tepe’ye yerleşmiş, Akhisar’da bir zeytin / badem çiftliği kurmuştur. İzmir’in iki üniversitesinde ‘Evrim’ dersleri vermiştir. “Görgü / Bilgi / Evrim” üzerine kitaplar yazmış ve  yayınlamış, Urla’da ‘Felsefe Günleri’ toplantılarının öncüsü olmuş, onca mücadeleden sonra Urla Meydanı’na “Urla’da 2500 yıl önce doğmuş, tarihin ilk astronomu Anaksagoras’ın heykelini koydurmuştur. Bu arada inşaatçılığa da başlamış, Alaska dahil, Dünyada gezmedik yer bırakmamıştır. Ve de, Milliyet’te, Sabah’ta yazmış, sonra da GÖZLEM’in yazarı olmuştur. Aslında kitabı yazılacak adamdır.

Öcal Abiye “bir çaylık” ziyaretinin sebebi, “Urla Çarşısında yaptığı bir seçim anketini sıcağı sıcağına anlatmak” istemesidir.

Ben de dinledim, işte Mahmut Hoca’nın “bizzat” yaptığı anket için anlattıkları:

“Muharrem İnce epeyce etki yapmış. Bu arada ikinci turda oy alabilecek olan Meral ablanın durumu da çok konuşuluyor. Birinci turda oyu İnce’nin altında kalırsa öyle veya böyle CHP şemsiyesi altında ikinci tura gidilecek. Yüzde 42’ yi Ecevit zamanında aşamamış CHP’nin adayı ile AKP’nin adayı karşı karşıya gelirse ne olur hesapları var, Çarşı’da ve ‘ağırlıklı’ görüş, ‘RTE birinci veya ikinci turda seçimi alır’ oldu.”

“Dahası, ‘Kim alırsa alsın kaybeden biz olacağız’ havası hakimdi. Bir esnaf, ‘Getirin milletvekili, Belediye başkanı maaşlarını asgari ücret seviyesine, bakın kaç kişi aday olacak’ dedi. Muhtarların asgari ücret aldıklarından söz açacak oldum: ‘Her biri dört kez lüks Ankara seyahati yaptı bu kaç vatandaşa nasip oluyor?’ cevabı verildi.”

“Bir başka gözlemim; FETÖ’den bir buçuk yıl yatmış birisi ile karşılaştım ve seçimi sordum, ‘Bilemem’ dedi ama ‘Yatıp kalkıp RTE almasın diye dua ediyorum’ diyerek ‘Biz AKP  üyesiyken Gülen’e destek vermeyeni neredeyse döveceklerdi. Şimdi makam sahibi olanlara dokunmuyorlar, olan bizlere oluyor. Onca milletvekilinin cep telefonunda bylock var ve dokunmuyorlar, Ben toplantılardan bir çoğunu tanıyorum ve hakime de söyledim’ diyerek devam ediyordu ki, konu bu taraflara çekilince orada bıraktım anketi, sana çay içmeye geldim.”

Ve Hoca noktayı “şöyle” koydu; “Ramazan gününde seçim sakin sakin bekleniyor, Urla’da. Ne var ki, herkes sanki biliyor; ‘Seçimi kim kazanırsa kazansın’ acı reçete gelecek, millete!..”

İki resim; farkı fark edin!..

   

Yıllarını İzmir basınına ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına verip de sonra emekli olan gazeteci dostum, iki ay önce iki fotoğraf yollamıştı bana ve altına da “şunları” yazmıştı. “Bugüne kadar seçimler başta güncel olayların akışı içinde” sütunuma koyamamıştım, artık sıra geldi; “virgülüne dokunmadan” resimleriyle beraber sütunuma alıyorum:

“Öncelikle İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni ve İZSU’yu kutluyorum; yıllardan beri kentin ortasında inşaat molozlarının atıldığı, çöplük haline getirilen devasa alanı nihayet keşfettiği ve büyük bir “yeşil alan ve kanal projesi”  hazırlayarak  yapımına başlattıkları ve “hemen hemen tamamladıkları” için.
Sözünü ettiğim proje Karşıyaka’da Yalı Mahallesi kanallar çevresindeki 88 bin metrekarelik bir alanda 66 bin metrekaresi yeşil alan olarak uygulanıyor.
Yukarıdaki iki resme bakın, birincisi tasarım, ikincisi yürütülen çalışmaların bugünkü durumu; ortada görünen ve durgun, pis suları denize deşarj edilemediği için kalıcı olan ve kokan bir kanal! Onun için “hemen hemen tamamlanan” dedim.”

Bu resimleri ve yazısını sütunuma koyacağım için, hafta ortasında onu gene aradım; “Halk Parkı’ndaki son durum nedir” diye sordum.

Dedi ki; “15 Gündür büyük bir faaliyet var, anlıyorum ki, 24 Haziran’a yetişecek, Halk Parkı’nda çok güzel şeyler yapıyor, Parklar Müdürlüğü. Etraf sakinleri olarak teşekkür ediyoruz.  Müdürümüze bir mesajımız da var; 66 bin metrekarelik yeşil alanı olan Halk Parkı’na ‘640 ağaç’ çok az değil mi, en az bir o kadar daha ağaç dikilemez miydi?

Ve de asıl mesajımız İZSU Genel Müdürümüze; ‘O ortadaki kanal böylece kalırsa’, kokudan o parkta oturmak ne mümkün? Aslında Halk Parkı bitmeden o kanalın tamamlanması ve parkın pis / durgun sulardan, kokudan kurtarılması gerekmiyor muydu?..”

Elbette cevap hakkı var; sütunum açık; buyurun ziyarete gelin, İZSU’cular!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test