Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Salı günü patlayan iki bomba!..

22.6.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

  

“Yazmaya başladığımdan beri”, GÖZLEM Gazetesi’ne haftada iki – üç defa uğruyorum. Yavaş yavaş da haber / idare / reklam servislerinde çalışan arkadaşlar içinde tanımadıklarımı tanımaya başlıyorum, tanıdıklarımın da bir çaylarını içip sohbet ediyorum. Salı günleri Yayın Kurulu var, maşallah İzmir Senatosu gibi, yok yok, uzman dolu.

Ne var ki, en çok haber servisinde oturuyorum, ben de yıllarca o işi yaptım. “Haber heyecanını” hâlâ yaşıyorum.

Hafta başında, son uğrayışımda, GÖZLEM’in WEB sitesinden transfer “yeni” muhabiri Gizem Ay’ın önünde kabarık bir bülten yığını gördüm. “Bana yarayacaklar olanların birer fotokopisini isterim” dedim. Salı akşamüstü verdiklerini okurken ve sütunuma yaracak olanların notlarını alırken, asıl “bomba düştü” bilgisayarıma. Gizem kardeş göndermişti, haberin başlığı da şöyleydi; “Başkan Kocaoğlu, Başbakan Yıldırım’a ‘hodri meydan!’ dedi.”

Tabii, “bu bomba gibi patlayan haber gelince”, diğerlerinin pabucu dama atıldı.

Seçim öncesinin son haftasına girilirken, İzmir’de kamp kuran ve AKP listesinin başında yer alan Başbakan Binali Yıldırım, her gittiği yerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nu eleştiriyordu.

Bültendeki haber gösteriyordu ki, Kocaoğlu, sabretmiş, sabretmiş, nihayet patlamıştı. Cevaplar çok sertti, sanıyorum, GÖZLEM’in sayfalarında Beydağ’da yaptığı konuşmanın haberini bulacaksınız.

Ama haber “sadece, Binali Yıldırım’a cevap vermekle kalmıyordu”, Aziz Kocaoğlu’nun “Aday olacak mı, olmayacak mı” sorularına da “şimdilik” vermek istemediği bir cevabı, işaret ediyordu. “Şartlı” da olsa; “Gel, yerel seçimde Belediye Başkanlığına aday ol, çık karşıma!!!”

Elbette, “İzmir’de büyükşehir belediye başkanlığı için CHP’nin adayı olmaya niyetli” aday adaylarını da heyecanlandırdı ve dalgalandırdı, bu meydan okuma!..

Gözler Ankara’ya, Genel Merkeze, Genel Başkana çevrildi; oradan gelecek işaret neydi?..

İşaret, çok geçmeden, aynı günün gecesi, sadece saatler sonra, HALK TV’deki Uğur Dündar’ın “Halk Arenası” programında verildi; “Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni öve öve bitiremedi. Sadece Türkiye’deki belediyelere değil, dünya belediyelerine örnek gösterdi.”

Bu “bomba gibi” haberi de GÖZLEM’in sayfalarında bulacaksınız!

Ben, iki haberi yan yana getirince, “anlayacağımı anladım”, bakalım, “başkaları” da anlayacak mı?..

 

Sanatseverlere müjdeler olsun!

İzmir Opera ve Balesi’nin Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nda verdiği “Gala / Bahar Konseri’nin tadı damağımızda iken”, bir müjdeli haber daha geldi.

“Salman Ada” adlı koltuk şagilinin kaybettirdiği onca zamandan sonra “yeniden göreve dönen” Aytül Büyüksaraç başkanlığındaki kadrodan geliyordu, müjde!..

Efes Antik Tiyatroda “her yıl geleneksel opera ve bale festivali düzenlenecek” ve “Birinci festival” 7 – 18 Eylül tarihleri arasında yapılacaktı. Program ise şöyle idi:

7 Eylül 2018 Cuma Saat 21.00: ZORBA (Bale – Eser, Yunanlı Besteci Mikis Teodorakis’in müziği, Lorca Massine’nin koreografisiyle Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenecektir.)

11 Eylül 2018 Salı Saat 21.00: PUCCINI’NİN KADINLARI (Konser – İtalya’da yapılmakta olan “Puccini Festival Torre del Lago” işbirliğiyle gerçekleştirilecek olan bu konserde, büyük opera bestecisi Giacomo Puccini’nin eserlerindeki baş kadın karakterlerin aryaları seslendirilecek. Konsere İtalya’dan gelecek olan solistlerin yanı sıra İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin solistleri de katılacak ve İZDOB Orkestrası eşliğinde yapılacaktır.)

14 Eylül 2018 Cuma Saat 21.00: TOSCA (Opera – Puccini’nin bu ölümsüz operası da “Puccini Festival Torre del Lago” işbirliğiyle gerçekleştirilecek. İtalya’da sahnelenmekte olan reji ile sunulacak olan temsilde İzmir Devlet Opera ve Balesi solistleri, orkestrası, korosu ve çocuk korosu da görev alacak.) ,

18 Eylül 2018 Salı Saat 21.00: CARMINA BURANA (Bale – İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin sahneleyeceği bale, Carl Orff’un Carmina Burana adlı kantatı müziği eşliğinde, Robert North’un koreografisiyle sunulacaktır. Eserde İZDOB solistleri, balesi, orkestrası, korosu ve çocuk korosundan oluşan iki yüzü aşkın sanatçı görev alacaktır.)

Ben şimdiden bu dört gecemi Efes Festivali için ayırdım, tam bir müzik ve gösteri ziyafeti olacak. Sizlerin de şimdiden hazırlıklı olmalarını dilerim. Bence müthiş, giderseniz bana hak vereceksiniz!..

 

 

Çevre mühendisi olmazsan!

 

“Sağırsultan kardeşim” diye başlayan bir mail aldım, Öcal Uluç ağabeyden, diyordu ki; “İZSU yazı dizini okuyorum, kaç haftadır. Benim de o konuda gördüğüm, yaşadığım gerçekler var. Hele ‘kadrolaşmadan söz etmişsin’ ki, bu kavganın mağdur ettiği, Yarımada’nın neredeyse 3’te 2’sinin su ve kanalizasyon sorunlarının çözülmesine önderlik eden ve Çeşme bölümünde de çalışmaları başlatan kapı komşumun başına gelenleri ben bire bir yaşadım. Gecesini gündüzüne katan bir mühendisti, ama “çevre mühendisi olmadığı, Jeofizik Yüksek Mühendisi olduğu için olacak” ki, görevden aldılar. Ve de görüyorum, şimdi belediyenin bültenlerinde, ‘onun başlattığı’ Çeşme hattı çalışmaları ile övünüyorlar, ‘Şunu yaptık, bunu yaptık, öyle yapacağız, böyle yapacağız’ diyorlar. Amma, çalışmalarını sırasında ‘teşekkürler ettikleri’ arkadaşa, ‘görevden alındıktan sonra hakkını aramak için’ başvurduğu idare mahkemesine gönderdikleri savunmaya, ‘tam tersi ifadeleri’ koymaktan kaçınmıyorlar. Konu yargıda, bakalım ne karar verecek? Sana, Yarımada’daki kanalizasyon ve su çalışmalarında görevden alınan komşumun ‘neyi, ne hâle getirdiğini gösteren’ bir fotoğrafı da gönderiyorum. Toprağın altından çıkarılan, her gün arızalanan, su kesintilerine sebep olan çürümüş boru örneği ile yeni döşenen boruların bir örneği yanyana. Geçen yıl, Çeşme’de yapılan ‘yeni hat’ töreninde çekmiştim. Şimdi övündükleri İZSU haberlerinde o gün kendilerinin de çektirdikleri bu fotoğrafı koyuyorlar, gülüyorum. O törenden hemen sonra görevden alınan Jeofizik Yüksek Mühendisi şefin yerine getirilen arkadaşın Çevre Mühendisi olduğunu söylememe bilmem ki gerek var mı?..”

Hımmm, anlaşılan bu “İZSU dizisi tuttu”; bakalım daha neler öğreneceğiz. Bir – iki hafta ara verelim de, okuyucularımızı bıktırmayalım. Cevaplara sütunum açık.

 

 

Ya Cumhurbaşkanı olmazsa?

 

 4 Ayağı ve kuyruğu kesilmiş olarak bulunan ve birkaç gün sonra ölen “siyah” köpek yavrusunun “ayakları sarılı olarak” yatışını ve bakışını “insan olan insanın unutması” mümkün değil!..

Eğer, olaya Cumhurbaşkanı karışmasa ve konuşmasa, 15’ine kalmadan unutulup gidecekti, o acı olay!..

Cumhurbaşkanı ile beraber basın da olaya sahip çıkınca, polis / jandarma / savcılar “dört elle sarıldılar” konuya ve birkaç gün içinde “aydınlandı olay”, köpeği o hâle getiren “ot kesme makinenin operatörü” bulundu, göz altına alındı ve de tutuklandı!..

Çok değil, bir yıl bile olmuyor, Urla’da hem de bir ay ara ile iki gecede yüze yakın köpek ve kedinin zehirlenerek öldürülmesi.

Öcal abim, yazmıştı GÖZLEM’de “Tarçın” adlı köpeklerinin de acı gecelerin ilkinde zehirlenişini ve eşinin kucağında kıvranarak, kusarak ölüşünü!..

Hem de çoğu sahipli onca köpek ve kedinin zehirlenmesi, ne polisin, ne de savcıların umurunda olmuştu.

Zira kanun “köpek ve kedileri ‘mal’, onlara karşı yapılan suçları da neredeyse ‘kabahat’ niteliğinde görüyordu. Polisin / savcının ciddiye alması için “cumhurbaşkanının müdahalesi” gerekiyordu, anlaşılan.

Dilerim, “o küçük siyah köpeğin ölümü” boşa gitmez ve yeni toplanacak Meclis’ten “doğru dürüst” bir “Hayvanları Koruma Kanunu” çıkar, polis de, jandarma da, savcı da, “kanun emriyle bile olsa” işi ciddiye alır!

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test