Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Quo Vadis, Milli (!) Eğitim?..

2.11.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

1970’li yılların başında, Galatasaray’ın o zamanın “Şampiyon Kulüpler Kupası’nda Sovyet Rusya şampiyonu ile oynayacağı maç için” Moskova’ya gitmiştim.

Orada öğrenmiştim ki, “sadece Moskova’da İngilizce dersinin olduğu 200, Almanca ve Fransızca’nın olduğu 100’er ilk okul, evet toplam 400 ilkokul vardı!..”

Aradan neredeyse “yarım asır” geçti, 2020’lere girmek üzereyiz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk çıkıyor diyor ki:

“… Yabancı dil konusu çok boyutlu bir mesele. Öğretmen niteliği, müfredat meselesi, çocukların dile maruz kalma ortamlarının çeşitlendirilmesi gibi birçok bağlamsal faktör var.

“…Sorun tek tip yaklaşımla çözülemez. Biz tek tip yaklaşımdan kaçınıyoruz.

“…Kimin neye ihtiyacı var? Bazı gruplar için yabancı dil seçmeli olabilir, neden zorunlu oluyor?”

Dünyanın küçüldüğü, hatta ulaşım bakımından “günübirlik”, iletişim bakımından “dakikabirlik” hâline geldiği bir süreçte, Türkiye’nin “Milli Eğitim” bakanının söylediklerine bakınız. “Çocuklarımız yabancı dile maruz kalıyorlarmış / Dersler seçmeli olmalıymış / Yabancı dil dersi zorunlu olmamalıymış!..”

“Yabancı dil dersi zorunlu olmaya devam edecek” ama “Hangi dil olacağı seçilebilecek, seçilecek diller arasına İngilizce, Fransızca, Almancadan başka Arapça, Rusça, Çince de eklenecek” diyebilse, Milli Eğitimimizin “bunu yapabilecek alt yapısı” olabilse; nerdeee?..

Milli Eğitim Bakanlığı’nın yıllardan beri yaptığı ortada; “tarikat ve cemaat vakıflarıyla işbirliği protokolleri, ortak kültür(!) çalışmaları yapmalarının sağlanması” ve de “Türk çocuğunu, Türk gencini Arab’ın Cahiliye Devri’ne götürmeye gayret eden zihniyetin, okullarımıza çengel atmasına zemin hazırlanması ve tüyler ürpertici, çağ dışı yayınların sokmasının görmezlikten, duymazlıktan gelinmesi.

Mesela içinde “Harf Devrimi geride enkaz bırakmıştır” zehrini bulunduran yazılarla dolu dergilerin çocuklarımıza “milli eğitim müdürlükleri” kanalıyla ulaştırılmasına seyirci kalmak, sesini sedasını çıkarmamak. Buna benzer onca örnek varken, kılını kıpırdatmamak.

Göreve geldiğinde “onun hakkında duyduklarımız, okuduklarımız, tanıyanların sözleri”, Atatürk’ün koyduğu hedefe, “muasır medeniyete ulaşmak” hedefine giden bir Türkiye’ye layık ve yakışın bir “milli eğitim politikasına dönüşü” bizlere müjdeler gibiydi!..

Ama heyhat; tam bir hayal kırıklığı ve de bakın nereleri yazıp çizmek zorunda kalıyoruz, gene; yazık!..

 

 

Harf Devrimine teşekkür edin!..

Allaha inanıyorsanız, ey “Arap çölleri” serapşörleri; utanmıyor, sıkılmıyor ve de bilesiniz ki, iftira üstüne iftira atıyor, günah işliyorsunuz!..

1919’lara, 1930’lara, 1950’lere, 2000’lere, 2018’lere bakmadan o yılları birbiri ile mukayese etmeden, “Harf devrimi arkasında  enkaz bırakmıştır” diyor, diyebiliyor; bu “zehirli zihniyetinizi, çocuklarımızın, gençlerimizin beyinlerine zerk etmek için” yazılar yazıyor, onları okullara sokmaya çabalıyorsunuz!..

“Enkaz hâle gelmiş”, başşehri işgal edilmiş Osmanlı’dan, Ortadoğu’nun “en güçlü milli devletini çıkaran” Atatürk’e “çamur çalma hainliğini” hadi yapıyorsunuz, ama hiç olmazsa bir düşünün; Atatürk “ilelebet yaşayacak Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak için arkadaşlarıyla beraber yola çıkarken, Osmanlı ne halde idi” ve “savunduğunuz, geri getirmeğe çabaladığınız Arap harfleri”, Osmanlıyı o hâle düşmekten kurtarabilmiş miydi?..

Son halife ve padişah İstanbul’u bırakıp gittiğinde, ülkede “okuma yazma oranı yüzde 6 bile” değildi; halk okuyamıyor, zaten Arapçayı konuşamıyordu bile.

“Arapça ve Farsça dolu”, ucube bir “saray dilini” de anlayamıyordu; şimdi öyle mi?..

O yazdıklarınızı, çocuklarımız okuyabiliyorlar mı, okuyorlar, anlayabiliyorlar mı, anlayabiliyorlar; neden “Dil / Harf devriminden!..”

Atatürk’e teşekkür edeceğinize, iftira ediyorsunuz; “Utanın, utanın, utanın!..”

 

Sözün Özü

Cumhuriyet Haftasını tamamlarken, “sütunumda böyle bir tablonun olmasını” hiç istemezdim. Ama ne yazık ki, “bu acı gerçeklerin içinde yaşıyoruz” ve “önlenemez” bir gidiş görüntüsü var; hem de “Atatürk’ün partisiyiz” diyen bir partinin “ana muhalefet olduğu” bir süreçte. “Ağlanacak haline güldürüyor” artık beni, CHP!.. Ve de “ağlatmaktan” milliyetçilerin, ülkücülerin gözünde yaş bırakmadı MHP ile İYİ Parti!..

 

 

Haftanın Adamı

Prof. Dr. Ramazan Taşaltın

l  Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ramazan Taşaltın, Akit TV'de katıldığı bir programda, "İslami olarak cumhurbaşkanına itaat etmek farzı ayın’dır. Karşı gelmek de harpten kaçmak manasına gelir, haramdır" demiş.

“Böyle” konuşan bir rektör, sütunumda “Haftanın Adamı" olmaz da, “başka” kim olabilir?..

Prof. Dr. Elektrik ve elektronik yüksek mühendisi, müthiş bir eğitim ve öğretim kariyeri var, “müsbet ilim / pozitif bilim” üzerine tezler, lisanslar, yüksek lisanlar (İngiliz üniversitelerinde / iki), doktoralar, proje yönetimleri, danışmanlıklar, üniversitelerde öğretim üyelikleri, bölüm başkanlıkları ve rektörlük. Böyle bir hoca, söylüyor bunları… Açalım biraz:

Farz; özetle, “İslam Dini’nde Kuranı Kerim’in yapılmasını açık ve kesin olarak emrettiği” şeylerdir. Farzları yapmamak haramdır.

Farz – ı ayn; özetle, “her Müslümanın kendisinin yapması ya da sakınması gereken” farzlardır.

Bir de “farz – ı kifaye” vardır ki, mesela “cenazeyi yıkamak, kefenlemek, cenaze namazı kılmak ve gömmek” gibi “başkaları tarafından yerine getirilen ve bunları yapmayan Müslümanları da sorumluluktan kurtaran” farzlardır.

“AKP’liler de dahil, “büyük tepkiler üzerine” istifa etmek zorunda kalan Hocamız, “o kadar gözünü karartmış” ki; farz – ı kifaye” bile dememiş, “ülkede hem de bolca istediğini yapanların olmasıyla” yetinmemiş, “farz – ı ayn” demiş ve yapmayanları “haramlıkla damgalamış”; bir de  bari “kafir” dese ve “eksik” bırakmasaymış!..

Gençlerimizi, üniversitelerimizi, okullarımızı kimlere emanet ediyoruz”; bu nasıl bir gidiştir?.. Gerçi AKP Milletvekili ve Grup Başkanı Naci Bostancı, Taşaltın'ın sözlerine karşı, Twitter hesabından, "Harran Üniversitesi rektörünün Cumhurbaşkanımızla ilgili sözlerinin a. Cumhuriyetimizle b. İslamla c. Cumhurbaşkanımızın siyasal anlayışıyla d. Rektörlük makamında aranan akademik müktesebatla hiçbir ilgisi yoktur" açıklamasını yaptı ama…

“Temel soru” şu “bu zihniyetteki adamlar”, o makamlara neden ve nasıl atanıyorlar; bu kaçıncı?..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test