Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Bu coğrafyada en Stratejik Yatırım Olarak eğitim

2.11.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ) adında ve kuruluş gerekçesinde neden bir başka yer değil de Orta Doğunun yer aldığını hiç merak ettiniz mi?

Ve neden bir başka şehirde değil de Ankara’da?

27 Mayıs 1959 tarihinde yürürlüğe giren 7307 sayılı Kuruluş Kanunu ile “… Türkiye ve Orta Doğu ülkelerinin kalkınmalarına katkıda bulunmak, özellikle fen bilimleri ve sosyal bilimler alanlarında eleman yetiştirmek üzere…” kurulan ODTÜ’nün kuruluşunda atmış yıl öncesinden bugünün öngörüsü var.1944’de İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüşen ve Osmanlı Devleti'nde ilk kez Batılı anlamda mühendislik eğitimi vermek üzere 1773 yılında kurulan Mühendishane-i Bahr-i Hümayun  (İmparatorluk Deniz Mühendishanesi) kadar eski, köklü ve ilk olmasa da temalı üniversitelerin henüz yaygın olmadığı o dönemde, Teknik Üniversite olarak Cumhuriyet Türkiye’sinin yönetim merkezi olan Ankara’da kurulması dikkate değer, stratejik bir karardır.

Mesaj şu: Dünya yarın bir gün yeniden birbirine girecek, ilk kıvılcım yine Orta Doğu’dan ateşlenecek. Ne yazık ki bedeli ödeyenler yine ve öncelikle bu coğrafyanın insanları olacak. Böyle bir geleceğe engel olmanın yolu, 1959’dan bakıldığında, bu toprağın insanlarını en yüksek standartlarda eğitmektir. Eğer ki bu insanlık dışı gelişme önlenemezse bile, bu çılgınlığın yıkımlarını bilimin ışığıyla en kısa sürede gidermek ve kayıpları geri kazanmak için teknolojiyi insana zarar vermemek tersine fayda yaratabilecek yeterliklerle donanmış, barışa yatkın beyinleri şimdiden yetiştirmeye başlayalım. Bu beyinler, yarın için umudumuz olsun!

ODTÜ’nün ilk bilim insanı kadroları da bu öngörü doğrultusunda sadece Türkiye’nin değil dünyanın en iyilerinden oluşturulmuştu. ODTÜ bu öngörü ve kimlikle bilimsel çalışma standartları ve yükseköğretim kalite çıtasını her zaman yüksek tutabildi. Bugün olduğu gibi o gün de dünyaya en açık Türk Üniversitelerinin başında geliyordu. Türkiye’nin aydın yüzü olmuştu.

Bir başka Türk Yükseköğretim efsanesi olan Boğaziçi Üniversitesi..

Bir eğitmen, mucit, teknisyen, mimar olan Dr. Cyrus Hamlin ile tanınmış hayırsever ve zengin bir tüccar olan New York'lu Mr. Christopher Rheinlander Robert tarafından,1863’de Amerika Birleşik Devletleri (ABD) sınırları dışındaki ilk Amerikan koleji olan Robert Kolej’in İstanbul’da kurulan, Robert Kolejin devamı olan Boğaziçi Üniversitesi’nin; ABD’den kaynak sağlanarak ve kapılarını ırk, milliyet, din gözetilmeksizin önyargısızca ve ayrım yapılmadan tüm öğrencilere açık olmasına, hiçbir koşulda herhangi bir politik eğilim göstermemesine, hiçbir politik düşünceye dahil olmamasına ve eğitim dilinin İngilizce olmasına karar verilmesi bir şey ifade etmiyor mu?

Sonrasında,öncelik ve ağırlıklı olarak İzmir, Bursa, Tarsus, Merzifon hatta kuş uçmaz kervan geçmez Maraş, Antep ve Harput’a Fırat Amerikan Kolejlerinin kurulması..

Sadece Amerikalılar mı ilgi duymuş Türkiye’ye eğitim yatırımı yapmaya?

Fransızlar da boş durmamış, Nötre Dame de Sion, Nötre Drame de Lourd, Sainte Pulcherie, Sanit Benoit, Saint Benoit Saint Michel, Saint Joseph okullarını kurmuşlar.  Ya İzmir Tevfik Fikret Lisesi?

Aynı doğrultuda İngilizler, Nişantaşı Erkek Lisesini ve Kız Ortaokulunu; İtalyan’lar, İvrea Sörlerine ait Kız Ortaokulunu, Salesiaini Rahiplerinin yönetiminde ilkokulu, İtalya Dışişleri Bakanlığına bağlı İtalyan Lisesini, Ticaret Lisesini ve Giustiniani Okulunu neden bir başka ülkede değil de Türkiye’nin farklı kentlerine serpmişler.

Pekiyi ya Alman, Avusturya, İran, Musevi, Rum ve Ermeni…

Bu okul yatırımları, sadece Osmanlı’nın çok uluslu toplum yapısının uzantısı, Hıristiyanlığın yaygınlaşması ya da yabancı devlet ajanlarının eğitilmesi için mi yapıldı sizce?

Burada uzun erimli ve daha stratejik bir zihinsel çalışma var gibi gelmiyor mu siz de?

Tekrar edelim! Dünya yarın, geçmişteki çılgınlıklarından birini daha yineler ve yeni bir paylaşım tepişmesine girişirse bu cehennem Türkiye’nin yakınlarında, Orta doğuda patlayacak. Bu tepişmeyi önlemenin en akılcı yolu, onu besleyen cehaleti dizginlemek; bunun için tek seçenek eğitilmiş, aydınlık kafalar yetiştirmektir. Satırı tersinden okuyalım: Buradan yıkılmaya başlayan dünya yine buradan kurulmaya başlayacak. Bu durumda da stratejik hedef: Yakın, eğitilmiş ve işe yarar insan potansiyelini hazırlamak, orada bilime yatkın kafalarla var olmaktır!

Musevilik sonrasında Hıristiyanlık ve son olarak da İslamiyet boşuna mı bu coğrafyada doğdu?

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test